Lady Tukaka

Beyinsizlik kötü şey. Hem hastaya zarar, hem çevresine. Tedavisi var mıdır bilmem ama bilim adamları virüslerle uğraştıkları kadar, beyinsizlerle de uğraşsalar kendimi daha iyi hissedeceğim.

Lady Gaga’nın Jakarta’da konser vereceği haberini ik ne zaman duydum hatırlamıyorum bile. Geçen sene Kathy Perry, Bruno Mars, Maroon 5, Erykah Badu, hatta Justin Bieber’ın bile teşrif ettiği Jakarta’da büyük konserleri garipsememeyi daha bu şehre adım bastığımız ilk gün öğrenmiştik. Tunç’la burayı ilk görmeye geldiğimiz hafta, Black Eyed Peas konseri vardı. Yerleşmek üzere geldiğimin haftası ise Duran Duran sahne almıştı. Son anda bilet bulamamıştım doğal olarak ve ortaokul aşkım John Taylor’ı göremediğim için az hayıflanmamıştım.

Bu sene bir ara Lady Gaga’nın konserinin olacağını ve biletlerin hızla tükendiğini duyduk. Beyinsizler tam olarak ne zaman devreye girdi kaçırmışım. Olay dikkatimi iki haftadır her gün gazetelerde Lady Gaga adı geçmeye başlayınca dikkatimi çekti. Kendine Ulema bilmemnesi diyen bir grup beyinsiz, Lady Gaga’nın Jakarta’ya gelmesini ülkenin ahlakı ve hatta kedilerinin geleceği için sakıncalı bulduğunu açıkladı. Satanist olup olmadığı belli olmayan bu kadının, açık saçık giyinip  yaptığı şehvet dolu sahne şovlarının genç yaşlı herkesin başın taş yağdırtacağını söyledi. Ya olur da bütün konser salonu bir anda sevişmeye başlarsaydı ama değil mi, adamlar haksız değil. Eğer olur da o kadın bu ülkeye ayak basarsa olay çıkaracaklarını, fanatik üyelerinin işi şiddete dahi dökebileceğini söyledi. Tehdit üstü kapalı falan değil, açık açık yapıldı. Kendilerine Little Monsters diyen, Endonez Lady Gaga hayranları ise, doğal olarak ayağa kalktılar.

Sağ duyu sahibi, aklı başında polis teşkilatı ne yapardı bu durumda? hah, hiç o sizin aklınıza gelenleri yapmadı Endonezya Polis teşkilatı. ‘Sen terorist misin? Konserde olay çıkarttırmayız, çıkartmaya çalışanı alırız içeri’ demedi. ‘Gel güzel kardeşim, konserini ver burada, biz seni de hayranlarını da koruruz bir avuç kendini bilmez sapıktan’ diyemedi. ‘e, peki o zaman, biz de konser iznini vermeyelim bari’ deyip işin içinden çıkacaklarını düşündüler herhalde.

Ama olay öyle kolay geçiştirilecek gibi görünmüyor. Her gün gazetelerde konuyla ilgili birşeyler yazılıyor. Little Monsters dışında, modern Endezyalılar olayı hazmedemiyor. Radikal beyinsizler tırnaklarına siyah renk oje süren herkesi satanist sanarken, Lady Gaga’nın Endonezyalı modacı Tex Saverio’nun tasarımlarına Harpers Bazaar çekimleri için mankenlik yapmış olması onlar için birşey ifade etmiyor tabii ki. Çoluk çocuk domates, biber aldığımız marketlerde ‘tonight I’m ..u..kcing you’ diye bas bas çalan şarkılardan kimse rahatsız olmuyor da, garip kıyafetli, bu garip kadın bir grup teroriste tehdit unsuru oluşturuyor nedense.

Ressamları bıçaklanan, heykellerine tükürülen bir ülkenin çocuğu olarak, bu olayları şaşkınlıkla değil de, merakla takip ediyorum. Evrimin bir dönemi gelecek ve bu beyinsizlerde de bir beyin gelişecek, sanat insanlık için tehdit unsuru olmayacak bir gün.

Betel Nut Kafasi

Bu yazi Asya’da yayginca kullanilan, keyif verici bir madde ile ilgili. Bitkilerin Turkce isimlerini bilmedigin icin Ingilizce adlarini kullanacagim, Turkce’sini bilenler yorumlara yazarsa sevinirim.

Papua’ya ilk gittigimde, yerlerdeki koyu kirmizi lekeler dikkatimi cekmisti. Daha sonra bunlarin tukuruk izleri oldugunu ogrendik. Insanlar, keyif verici, agizlarini kipkirmizi boyayan bir bitki cigniyorlardi ve bunu tutun gibi tukuruyorlardi. Iste yerlerdeki kirmizi lekeleri olusturan bu bitkinin cignenmis kalintilariydi. Endonezya’li bir arkadasimizla sohbet ederken bu bitkiyi sormus, konu bizim konusmaya pek alisik olmadigimiz yerlere gidince alelacele kapatmistik.

Bu bitkisel kafa bulma islemini Palau’ya gidene dek animsamamistim. Palau’ya adim attigimiz ilk gece, bizi karsilamaya gelen minibusun on kisminda “no chewing and spitting in this car” (bu arabada cignemek ve tukurmek yasaktir)  diye bir not gormus ve anlam verememistim. Zaten sabahin 3’u oldugu icin fazla ustunde durmamis, Tunc’a gostermekle yetinmistim. Ertesi gun tekneye gittigimizde, dalis liderimiz olan genc kizi tekneden tukururken gordum. Tukurugu kirmiziydi ve tukuruyor mu, kusuyor mu emin olamamistim. Insanlarin uzuntuden verem, koturum ve kor oldugu Turk filmlerini seyrederek buyumus bir neslin bireyi olarak, ilk aklima gelen “ayy kizcagiz verem olmus, kan tukuruyor!” oldu ama kendime gelmem uzun surmedi. Kiz tukurmesini bitirip dondugunde, yuzunde herhangi bir rahatsizlik ibaresi yoktu. Tam tersi gayet keyifliydi, dislerindeki kizilligi gostere gostere gulumseyip duruyordu.

Teknedeki gunlerim bu kizi izlemekle gecti. Sabahlari tekneye biner binmez, hasir, kucuk bir cantadan once yesil, ceviz buyuklugunde ama sekil olarak caglaya benzer bir meyve cikariyor, bu meyveyi ozenle ikiye boluyor, icindeki cekirdek gibi kismi cikarip atiyordu. Sonra hasir cantasindan kucuk, plastik bir sise cikariyor, meyvenin icine beyaz bir toz serpiyordu. Yine hasir cantadan bir tomar yesil yaprak cikariyor, bir parca yaprak koparip meyvenin icine koyuyor ve son olarak sigara paketinden cikardigi bir sigaradan 1cm kadarlik bir parca kopariyor ve oldugu gibi bunu da meyvenin icine koyuyordu. Sonra bu koskoca kimyasal sandvici agzina atiyor, hersey lif lif olana kadar yavas yavas cigniyor ve agzinda biriken tukurugu de denize tukuruyordu.

Kizi gizli sakli izlemek beni tatmin etmeyince, dayanamadim, dedim ki, “ gel karsima, su seyi benim onumde hazirla da rahatlayayim”, o da “tamam” dedi, kucuk hasir cantasini aldi geldi.

Meger efendim bu meyve dedigim sey betel nut denilen bir bitkiymis. Kullandigi yapraklar da ayni bitkinin yapraklari. Icine koydugu toz kirec tozuymus, katalizor olarak kullaniyorlarmis. Sigarayi kagidiyla eklemesinin sebebi de tutunun cabuk dagilip gitmemesiymis. Kanser yaparmis, zararli bir aliskanlikmis. Ancak lise yillarinda bunu kullanmayan cocuklar dislandigi icin baslamis. Sonra da birakamamis.

Arastirinca bu bitkinin Hindistan, Cin veTayvan’dan Guneydogu Asya’ya ve Pasifik’e uzanan genis bir cografyada kullanildigini ogrendim. Areca palmiyesinin (areca catechu) tohumuymus. Kullanildigi yerlerin halk masallarina, geleneksel rituellerine girmis. Vietnam’da kiz isteme toreni bunsuz olmazmis. Dugunlerde de betel nut servis edilirmis. Malaylar, evlerine gelen misafirlere bizim cay ikram ettigimiz gibi, tepsi icinde betel nut ikram ederlermis. Sri Lanka’da krallarin betel nut icin, surekli yaninda gezdirdigi bir adami olurmus. Rahatlatici etkisi ve nefesi ferahlatan kokusu yuzunden sevgililer arasinda da ayri bir onemi varmis. Maldivler’de, Malezya’da ve Tayland’da bu bitkinin adiyla anilan koyler, kasabalar falan varmis. Bazi yerlede yas, bazi yerlerde kuru bitki cignenirmis.

Etkileri hafifmis ancak karsinojen oldugu bilimsel calismalar sonucu kanitlanmis. Hatta obeziteyle de yakin iliskisi oldugu tesbit edilmis ki, Palau’daki genel tombullugu aciklayabilir.  Birlesik Arap Emirlikleri disinda butun ulkelerde kullanimi ve satisi yasalmis.

Tanrilar denize inmis

Yaklasik bir haftadir Papua’dayiz. Gecen yilki geziden sonra cok detayli anlatmistim, onlarin ustune yeni yazi konusu cikmaz diye dusunuyordum. O yuzden gittigimi bile yazmamistim. Ama Papua, o essiz dogasiyla yine beni sasirtmayi basardi.

Bu kez Papua Paradise isimli baska bir yerde kaldik. Burasi gecen sefer kaldigimiz yerden biraz daha konforlu ama ‘fishy line’ dedigimiz cok yogun balikli dalis noktalarina uzak. Bu bolgelere dalis yapmak icin sabahtan cikip, butun gunu tekneyle denizde gecirmek gerekiyor. Cennet gibi kumsallarda desaturasyon ve yemek molalari, muhtesem dalislarla birlesince, bu tam gunluk programlar cok keyifli oldu. Biraz yorulsak da odulumuz muhtesemdi.

Tatilin son Fishy Line dalis gununu, yine birbirinden guzel dalislarla bitirdik. Heyecan, yorgunluk ve mutluluk icinde yaptigimiz dalislari konusuyorduk donus yoluna gectigimizde. Daha dalis elbiselerimizi yeni cikarmistik, dogru duzgun kurulanmamistik ki cok uzakta, agir agir hareket eden iki koca yuzgec gordu birisi. ‘balinaaaaaa’ diye atilan ciglikla herkes kosarak o tarafta toplanmasi bir oldu. Kaptan hemen motorlari susturdu ki kacmasinlar. Farkli yonlerde uclu balinalar halinde uc grup ispermece balinalari vardi etrafimizda.

Kaptan yavasca yaklasmaya calisti. Biz alelacele kameralarimizi kapip teknenin ustune ciktik. Tekne sesinden rahatsiz olup giderler diye korktuk ancak, bizim onlari merak ettigimiz gibi, onlar da bizi merak etmislerdi ki yaklasmamiza izin verdiler. Uzun sure agzim acik seyrettigimi, uzakta buyuk bir tanesi kuyrugunu suya vurarak digerlerini yanina cagirdiginda farkettim. Bir tanesi cikip atlayinca, atilan sevinc cigliklari, saskinlik nidalarina karisti teknede. Guzel kuyruklarini asalet icinde sergileyip gittiler.

Derken ilerde iki tane daha gorduk. Biri gercekten cok buyuktu. Kaptan yine yavasca yaklasti. Uzunca bir sure birbirimizi seyrettik. O su puskurterek, heybetli govdesini, cussesinden beklenmeyecek bir zarafet icinde hareket ettirirken, ben duydugum hayranligin boyutunun tarif bile edilemeyecek oldugunu dusunuyordum.

Arkadan cikan kucuk, sivri ve kivrik yuzgeclerin sahipleri kendilerini fazla gostermediler ama yuzgec ve vucut sekillerinden pilot whale olduklarini tahmin ediyorum. Geride bizimle kalan uc balina, bizi izlemekten bikip, yine muhtesem kuyruklarini gostererek dalip gidince biz de donus yolumuza kaldigimiz yerden devam ettik.

Yunuslarin insanlar uzerinde biraktigi etkiyi iyi bilirim. Sesleri, oyunculuklari, adeta insanlarla konusmalari, hipnotize eder seyredenleri. Kalbinin ta derininde simsicak birseyler hissedersin, sanki yureginiz bir atiyormus gibi gelir. Onlar yavrularini kuyruklarinin altina aldiginda, kendi yavrunu kucaklamis gibi hissedersin. Balinalarin buyusu, buna benziyor ancak daha derinden gelen, daha guclu birseyler var. Yillarin bilgeligi, derin sularin gizemi, doganin sirlari onlarda sakli. Karsilastiginda yureginde hissettiklerin ise daha buyuk, daha cesur, daha sakin ama derin.

Bu karsilasmayi hicbirimizin unutabilecegini sanmiyorum. Hissetiklerimizi ne kadar yazsak, anlatsak da tam olarak ifade edebilmemiz mumkun degil. Umuyorum ki bu buyulu yaratiklarla yolum tekrar kesisir, onlari cocuklarima da gosterebilirim.

Fotograflar icin sevgili Nihat Sandikcioglu’na tesekkur ederim.

Palau’da Manta Dalisi

Palau seyahatinin son iki yazisini bir turlu yazamadim. Son kismin ilk bolumu manta dalislariyla ilgili , yada mantalarin dalgic gozlem turlari.

Minicik Palau’nun butun ekonomisi turizme dayaniyor. Bu yuzden midir bilmem, her adimda inceden inceden ticari zihniyet kokulari geliyor insanin burnuna. Dogal guzellikleri paraya cevirebildiklerini gorunce, dogayi gercekten de koruma altina almislar. Bu turizmin en guzel etkisi, keske butun ulkeler bunu farkedip dogayi korusalar.  Ancak ne yazik ki hizmet kalitesi ve musteri memnuniyeti anlayisi ayni hizda gelismemis.

Alman Kanali denilen bir yer var Palau’da. Adalari cevreleyen mercan resiflerine, teknelerin gecebilmesi icin acilmis suni bir kanal. Burasi ayni zamanda unlu bir dalis noktasi cunku bu kanalin girisine yakin bir noktada mantalarin surekli ugradigi bir temizlik istasyonu var. Buraya iki dalis yaptik ve ikisinde de manta gorduk ancak mantalarin muhtesem zarafeti bile hayalkirikligi yasamami engelleyemedi.

Oncelikle temizlik istasyonu mantalari uzun uzun izleyip cekim yapabilmek icin oldukca derinde, 25-26 metrede. Her gun uc dalis yapilan bir tatilde, azot birikimine dikkat etmek gerekiyor. O yuzden de bu derinliklerde gonlunuzce kalamiyorsunuz. Aslinda mantalari adam gibi gorebilseniz 5 dakika yeter de artar bile ama asagisi oyle kalabalik ki, dalgiclardan temizlik istasyonuna yaklasamiyorsunuz bile. Ustelik isi oylesine ticarete dokmusler ki tecrubeli tecrubesiz herkesi asagiya indiriyorlar. Dalis liderinin resmen surukleyerek tasidigi, kendi basina sualtinda hareket etmekten aciz dalgiclar vardi suyun altinda. Bunca samataya manta falan gelmez diye dusunebilirsiniz ama ilginc bir sekilde mantalar her seferinda oradaydilar. Dalgiclar mi mantalari gozlemliyor, yoksa mantalar mi bu garip yaratiklari izleyip egleniyor emin degilim. Tunc’un cektigi fotografa bakilirsa burasini Manta Point’den ziyade, Divers Point diye adlandirmak daha dogru sanirim.

Herseye ragmen, mantalari gorduk. Ama mantalar oyle zarif, oyle buyuleyici yaratiklar ki, onlarla gecen zaman bana hep kisa geliyor. En hos karsilasmamiz, temizlik istasyonuna giderken orta suda karsimiza cikan iki manta ile oldu. Tamamen tesaduf eseri kameram acikti ve gelislerini cekebildim. Derine gitmeselerdi peslerinde bayagi bir sure kostururdum. Aklim kaldi tabii ki… aah mantalar ah, oyle guzelsiniz ki doyum olmuyor sizi seyretmeye….

Bir yasima daha girdim

Kirka merdiven dayamisken durup soyle bir kendime bakiyorum da, oyle cok guzellik goruyorum ki hayatimda. Pek cok donum noktalariyla dolu hayatim, pek cok guzellige sebep olan, icimde varoldugundan haberim bile olmayan birseyleri suyun yuzune cikaran, parlak, rengarenk mihenk taslariyla dolu yolum. Yolun devami da bu parlak taslarla, yeni guzellikler, yeni heyecanlar, yeni mutluluklarla dolu biliyorum. Goremesem de isiltilari bulundugum yere kadar geliyor.

Hayatima giren, beni zenginlestiren, gelistiren, sevgisini, destegini, bilgisini ve bilgeligini comertce benimle paylasan ailem ve dostlarim icin sukran duyuyorum. Iyi ki varsiniz. Iyi ki dogmusum da bu guzel yolculukta sizlerle yolum kesismis. Hepinizi cok seviyorum.

Sevimli denizanalari

Palau cok eskiden tamamen deniz altindaymis. Sular cekildikce bu adaciklar cikmis ortaya. Deniz cekilirken, yukseklerdeki bazi buyuk cukurlar deniz suyuyla dolu kalmis. Palau’da yetmis adet civarinda tuzlu su golu bulunuyormus, bunlardan 4 tanesinde denizanasi yasiyormus ve sadece bir tanesi kamuya acikmis. Iste biz bu gole, pembe denizanalarini gormeye gittik.

Bizim yuzdugumuz gol yaklasik 30 metre derinligindeydi. Derinligine ve diger bazi verilere gore bu golun 12 bin yasinda oldugu tahmin ediliyor. Golun sadece ilk 15 metresinde oksijen var. Fotosentez yapan bir cesit bakteri katmaninin altinda su zehirli. Hidrojen sulfat orani 15′inci metreden itibaren giderek artiyor. Iste bu yuzden bu golde dalis yapilmiyor. Hidrojen sulfat deri vasitasiyla emilerek zehirlenmeye sebep verebilir diye dusunuluyor. Sadece yuzeyde snorkel yapilabiliyor.

Golde rengini simbiotik bir iliski icinde oldugu bir cesit algden alan, Golden Jellyfish yani altin denizanasi disinda birkac balik cesidi de yasiyor. Bu denizanalarinin en buyuk ozelligi, dogal ortaminda herhangi bir dusmani olmadigi icin kendini koruma mekanizmalari zayiflamis olmasi. Zehirli hucreleri mevcut ancak zehiri o kadar gucsuzlesmis ki ancak cok hassas bunyeler tarafindan hissedilebilen bir carpma etkisi mevcut. Ben o kadar huylanmama ragmen, duruma psikolojik uyum sorunu disinda hicbir rahatsizlik hissetmedim.

Gole yaklasik 10 dakikalik bir orman yurusu sonunda ulasiliyor. Yuruyus parkuru ormanin icinde once tepeye tirmanis sonra da inis seklinde. Endonezya’daki Kakaban golu gibi merdiven falan yok. Butun malzemeyi kendiniz tasiyorsunuz. O yuzden agir sualti cekim ekipmanlarini goturmek buyuk sorun. Biz video kamera housingini goturemedik mesela.

Denizde karsilasmaktan hoslanmadigim bir iki canlidan biridir denizanasi. Hele de elime ayagima degdi mi sinir olurum. Aslinda ‘sinir olurum’ ifadesi benim normalde verdigim tepkinin cok hafife alinmisi olur. Ciglik cigliga kacarim desem daha dogru. Ben golun kenarinda suya bakip burada ne isim oldugunu, neden dalis elbisemi yanima almadigimi dusunerek hazirlanmayi agirdan alirken grubun geri kalani coktan golun ortasina dogru yuzmeye baslamisti bile. Ben de gonulsuzce girdim suya.

Golun kiyi kesimlerinde hic denizanasi yoktu ki, benim icin harika birseydi bu. Tunc kiyidan gidip mangrove koklerinde mercan, sunger gibi renkli birseyler aradi ama bulamadi. Mercanlardan umidi kesince golun ortasina dogru yoneldik ve tek tuk pembe denizanalarini gormeye basladik. Golun ortasina gelince yogunluk artti. Vucuduma ilk degdiklerinde bir iki kez ciglik atarak irkildim ancak birsey olmadigini gorunce samimlestim bu sevimli denizanalariyla. Hatta buyuklerin arasinda tatli tatli yuzen minicik yavrulara bayildim. Guzel bir tecrubeydi.

Insanligin gezegendeki utanc dolu varligi

Bugun sirt yuzgeci kesilmis bir kopekbaligi gorduk. Insanlar tarafindan sakat birakilmis bir hayvan. Caniler ya islerini tamamlayamadan yakalanma korkusuyla sirt yuzgecini kesip atmislar, yada yasak oldugunu bildikleri icin kopekbaligini oldurmeye korkup sadece sirt yuzgecini kesip birakmislar.

Butun bu vahset fahis fiyata satilacak bir kase corba icin, onu satin alacak duyarsiz, cahil, iktidarsiz,statu pesindeki adam icin. Yazik…

Bugun bombalarla delik desik edilmis bir batik gorduk. İkinci dunya savasinda batirilmis bir Japon gemisi. Yok yere yitip gitmis onca canin anisi sinmis merdivenler, kamaralar gorduk. Kagit gibi yirtilmis, yaprak yaprak acilmis kapkalin govdesi geminin. Sivil gemiymis aslinda ama askeri gemileri tukenince sivil gemileri de savasa gondermis Japonlar, topraklarindan 2000 mil uzakta, okyanusun ortasindaki bu adalarda Amerikalilarla savasmak icin.

Butun bu vahset dunyayi oyun alani olarak goren bir avuc iktidar duskunu, gozunu kan burumus adam icin. Yazik… Cok yazik…

Kopekbaligi Cenneti Palau

20 bin nufuslu minicik Palau Cumhuriyeti, 2009′da tum dunyaya ornek olmasi gereken bir secim yapmis ve kopekbaliklarinin avlanmasini kendi karasulari icinde tamamen yasaklamis. Sharkwater belgeselini seyredenler bunun ne buyuk bir karar oldugunu, pek cok hukumeti parmaginin ucunda oynatan kopekbaligi yuzgeci mafyasina karsi atilan ne cesurca bir hareket oldugunu anlayacaktir. Bu hareketin sonuclarinin gozle gorulur bir sekilde alindigini soyleyebilirim.

2009′dan once Palau’da dalis yapmadim, ancak yaklasik 10 sene once kopekbaliklarini rahatca gozlemleyebildigimiz yerlerde artik kopekbaliklarina rastlayamaz hale geldik. Acimasizca katledilen kopekbaliklari, insan olan, tekne sesi duyulan yerlerden onlari bulamayacagimiz sulara kactilar. Tabii ki bu benim iyimser yorumum, oysa pek cok bilimadamina gore sayilari oyle hizli azaliyor ki, kopekbaligi goremiyorsak, gorecek kopekbaligi zaten kalmamis durumda.

Iki gundur Palau’da yaptigimiz 6 dalisin her birinde bol bol kopekbaligi gorduk. Ozellikle akintili resif koselerinde asili duran suruler hayranlik vericiydi. Akinti kancalariyla kendimizi zor tuttugumuz bu sularda, tum asaletleriyle acik suda asili duran, sakin ve zarif hareketlerle yavasca suzulen o guclu hayvanlari saatlerce seyredebilirdim.

Onlarca gri ve beyaz resif kopekbaligi gorduk her dalista. Sipadan’in beyaz resif kopekbaliklari kadar yakin temaslar yasayamadim ama o kadar cok karsilastik ki beni mutlu etmeye yetti de artti. Zaten dogali da bu degil mi, ne isi var kopekbaliginin dalgicin burnunun dibinde?

Bazi dalis noktalarindaki mercanlar harikaydi. Resif baliklari sayisini az buldum acikcasi ama mercanlar ve kopekbaliklari dalislarin tatmin edici olmasi icin yeterliydi dogrusu.

Cok ilginc sualti yapilari olan yerlere daldik. Ilk dalisimizi yaptigimiz Siaes Tuneli, icerinin karanligindan disaridaki muhtesem maviligin gozlerimizi kamastirdigi koskocaman bir kovuktu. Bugun gittigimiz Blue Hole ise tepesinde dort buyuk delik bulunan bir magaraydi. Bu delikler sayesinde magaranin ici oldukca aydinlikti ve tahmin ediyorum ki gunesli bir havada harika isik oyunlari gozlenebilir.

Son dalisimizi German Channel adindaki temizleme istasyonlariyla unlu dalis noktasina yaptik. Iki tane manta gorduk ama baliktan cok dalgic gordugumuz bir dalis oldu. Bu manta dalisi, daha once yaptigim manta dalislarina gore cok zayif kaldi. Belki ozel bir organizasyonla herkes gitmeden once orada olunacak sekilde dalinsa farkli olabilir ama bu haliyle de daha once hic manta gormemis olanlar icin ilginc olacaktir eminim.

Palau’da ilk gun

Sabahin kor karanliginda geldik Palau’ya. Bir, kucucuk havalimanindaki asiri kilolu pasaport memurunun kan canagi gozlerini hatirliyorum, bir de gecenin karanligina gomulmus adanin yaydigi huzurun denize yansimalarini. Sonrasi deliksiz, kisa bir uyku ve sabah her firsatta ucundan kenarindan denizi gormeye calistigimiz telassiz ama cabuk bir kahvalti.

20120219-211236.jpg

Her yeni bir yerdeki ilk gun gibi, bu gunumuz kesifle, Palau’nun insani, kulturu, dilleri, halk hikayeleri gibi konularda ipuclari yakalama cabalariyla gecti. Bugunun sonunda hayalkirikligiyla anladim ki Palau’da hayat sadece otellerin sinirlari icinde geciyor. Otellerin disinda gunduz yada gece, sahilde oturup cayimi yudumlayabilecegim, guzel muzik dinleyip, guzel vakit gecirebilecegimiz bir bolge yok. Varsa da biz defalarca sormamiza ragmen ogrenemedik. Yani soyle Bali’nin Sanur’u yada Jimbaran’i gibi bir yer yok. Yerel el sanatlarini gorebilecegimiz tek yer merkezdeki kucuk muze ve yemek yiyebilecegimiz yerler alisveris merkezi denen kucuk binalarin icindeki yerlerle sinirli.

Bugun onemli bir is hallettik, otelleri gezdik. Gorduk ki butun oteller brosurlerine ayni beyaz kumsal resmini koymuslar ama sadece uc tanesinin gercekten denize kiyisi var. Brosur ve internet sitesinde cennetten bir kose goruntusu veren bazi otellerin, pansiyondan bile daha dusuk standartlarda oldugunu gorduk. Ama bu arada cok hos yonetilen, karakteri olan yerlere de gittik. Diyecegim su ki, Palau oyle gozunuzu kapatip gelinecek bir yer degil. Her otel cennetten cikma degil, aman dikkat.

Burada dalis disinda da yapilacak pek cok sey var gibi gorunuyor. Daglarda trekking, hatta kamp yapmak mumkun. Atv gezileri, selale gezileri gibi ilginc secenekler var. Biz gozumuzu ucak gezisine diktik. Son gun ucakla mantar adalarini ustunde gezip cekim yapmak istiyoruz, umarim gerceklestirebiliriz. Ancak her aktiviteye de gozu kapali atlamamak gerekiyor. Brosurlerden birinde timsah dalisi oldugunu gorduk ve ilgilendik. Ancak biraz sorusturunca bunun tutsak bir timsahla yapilabilecek cekimler oldugunu ogrenince hevesimiz kursagimizda kaldi. Bu tur bir dalis prensiplerimize aykiri oldugundan hemen vazgectik.

20120219-211524.jpg

Yarin dalislara basliyoruz. Bugun islanamadigimiz icin zor gecti. Ama otelleri gezerek onemli bir isi halletmis olduk, hem de butun Palau’yu gezmis olduk. Buranin ekonomisi tamamen dalis uzerine dayaniyor gibi gorunuyor. Butun reklamlar, butun oteller dalicilara yonelik. Dalis merkezi cok buyuktu ve son derece profesyonel yonetildigi izlenimi birakti bende. Ekipmanlari, kurulu sistemi, elemanlari, tekneleri, herseyini begendim. Bakalim sualti nasil ?

Palau’ya Yolculuk

Uzun zamandir gitmek istedigimiz bir yerdi Palau. Gitmek isterdim de, okyanusun ortasinda 20 bin nufuslu bir devlet oldugundan haberim yoktu. Filipinler’in 500 mil dogusunda, Japonya’nin 2000 mil guneyinde, tam anlamiyla Pasific Okyanusunun ortasinda bir adaymis meger. Bolgedeki Amerikan egemenliginden payini 1978′e kadar alip, 1981′de Amerika bu adalari kismen rahat biraktiginda bagimsizligini ilan edip Palau Cumhuriyetini kurmuslar.

Yuzolcumu 459 km2 nufusu da 208′de yapilan sayima gore 21 bin kisiymis. Tarihleri bouunca pek cok bayrak dalgalanmis topraklarinda. Kendi devletlerine sectikleri bayrak ise masmavi bir zemin uzerine sapsari, yuvarlak bir gunes. Henuz yoldayiz, Palau’ya ulasmadik ama bu bayrak bu tatilin guzel gececegi mesajini veriyor bana.

Manila uzerinden gidiyoruz Palau’ya. Bu ada devletciklere Amerikan havayollari ucuyor. Okyanus ortasindaki Amerikan hakimiyetinden pek bir bihaber oldugumdan, bu yolculugu planlamaya basladigimizdan beri saskinlik ustune saskinlik yasiyorum. Mesela Guam adasina ayak basailmek icin Amerikan vizesi gerektigini, Amerikan havayollarinin butun el bagajlarini ve yolcularin ustlerini baslarini didik aradigini hic bilmiyordum.

Manila havalimaninin dunyanin en kotu 10 havalimani arasinda oldugunu duydugumda pek inandirici gelmemisti. Hatta o dunyanin en kotu 10 havalimani listesinde Jakarta’nin olmamasini ilginc bulmustum. Gorunce hak verdim, gercekten kotuymus. Su icmek istedik, ancak bufelerin hicbirinde kredi karti gecmiyordu. Doviz burosu yada atm icin ise gumrukten disari cikip tekrar ulkeye giris yapmak gerekiyordu. Bufelerden birinden dolar bozmasini rica edip icebildik bir sise suyu. Filipinliler gordugumuz kadariyla gayet guleryuzlu, guzel Ingilizce konusabilen, yardimsever insanlar.

Ucaga gecmek icin kapiya geldigimizde ise, simdiye dek gordugumuz en ilginc guvenlik kontroluyle karsilastik. El bagajlarimizi acip, icindeki herseyi cikarip, cantanin butun gozlerini elle aradilar. Cantanin icindeki butun kutulara, torbalara tek tek baktilar. Butun lenslerin kapaklarini acip icine baktilar. Elmalarimiz bile evirip cevirip birsey aradilar. Sonra yan tarafa gectik ve yine elle yapilan bir vucut kontrolunden gectik. Daha sonra yanyana alcak tabulere oturmus memurlari gosterdiler. Bizim sokakta ayakkabi boyayan cocuklar gorunumundeki bu adamlarin onune oturdugumuzda ayaklarimizi onlerindeki basamaklara koyalim mi, koymayalim mi bilemedik. Adamlar bize ayak masaji mi yapacaklar yoksa ayakkabilari mi boyayacaklar diye gulusurken ayakkabilarimizi evire cevire incelediklerini gorduk. En pis is bunlarinkiydi herhalde, zaten onlar da durumlarindan memnun gorunmuyorlardi. Neyse, ayakkbilar da temiz cikinca salona gecebildik.

Uzun yolculugun ardindan sabah 3 gibi Palau’ya vardik. Biz yattigimizda horozlar otmeye baslamisti. Bugun kesif gunu, bakalim Palau nasil bir yermis.