>4 yasindasin artik Superman!

>
Minik sevgilim, 1.Mart’ta dorduncu dogum gununu kutladik. Sen evde „I lab mommy“ diye gezerken ben oylesine yogundum, sonrasinda da kendi dogum gunu kutlamamla oyle bir simartilmaktaydim ki, bu yaziyi yazmak bugune kaldi. Gecen sene hepimizin dogum gunu sessiz sakin gecmisti. Bu sene ise Lara’yla baslayan bol hareketli, eglenceli dogum gunu kutlamasi furyasi hem senin, hem benim icin devam etti. Baban bence imkansizi basararak burada, sevgili arkadaslarimizla birlikte bana supriz dogum gunu partisi organize etti. Gercekten inanamadim, citayi cok yukseltti bir anda ki bundan ayrica bahsedecegim. Bakalim babanin dogum gununde neler olacak :)

Okuldaki arkadaslarin ve diger kankalarin geldiler senin dogum gunune.


Bir adet Spiderman, bir sihirbaz ve balonlardan inanilmaz seyler yapan bir palyaco vardi partinde.


Sen de, Lara da cok eglendiniz. Lara butun sihirbaz gosterisi boyunca asistanlik yaparak bir kavanoz balik kapti sihirbaz amcadan.

Senin ise kutudan cikan tavsani, bir kartal hizinda kosup adamin elinden kapman gozumden asla gitmeyecek. Kimse ne oldugunu anlayamadan, sen kucaginda tavsanla koltuguna kurulmustun ve arkadaslarin etrafini sarmisti coktan.



Dogum gununden iki gun once minik bir muhabbet kusu aldik evimize. Sizin gittikce artan hayvan sevginizin etkisi cok buyuk ama sanirim en cok kendim icin istedim bu kusu. Siz de deli oldunuz tabii ki minik Bucur icin. Bu fotograflar da Bucur’un yeni evinde gecirdigi ilk gecenin sabahi. Siz gozunuzu acar acmaz,daha yuzunuzu yikamadan kusa kostunuz. Hemen de kaynastiniz gordugun gibi.

Bir de baliklarini bekleyen, babanin birkac haftadir ugrastigi, sabirla, yavas yavas sistemini kurdugu bir tuzlu su akvaryumumuz var. Hangi baliklari icine koyalim diye konustugumuzda sen „Memo“ dedin, Lara da „Dory“ istedi.

Seni cok seviyorum minik sevgilim benim. I lab you.

>Binbir gece masallari

>Cocuklar uzun suredir kendi odalarinda, kendi baslarina yatiyorlar. Ancak araya seyahatler, gec saatlere kadar suren cocuklu toplantilar , ozellikle de yagmurlu mevsim girince duzen ister istemez sasiyor. Cocuklarin hayatimizin, yasadigimiz guzel anlarin bir parcasi olmasini istedigimiz icin sasiyor. Misafirler oldugunda cocuklar hakli olarak erken yatmak istemiyor. “Aylardir gormedigi babanesiyle bir saat daha fazla vakit gecirmis, cok mu?” diye dusunerek bunlara goz yumuyoruz. Bence bu degerli anlari yasamak, bizim kadar onlarin da hakki, kararda bir yanlislik gormuyorum. Yagmurlu mevsim ise basli basina bir sorun. Evi titretecek gucte gokgurultuleri oldugunda minikleri koynumuza alip, evin tepesine agac yikilmadan, evi su basmadan, havuz tasmadan firtinanin gecmesini beklemekten baska yapacak bir sey yok gercekten.

Aksam rituelinden sonra minikleri yataga gonderiyoruz. Her zamanki kuralimiz, eger yatmalari gereken saati gecirirlerse, gece kitabi okunmayacak. Yani soz dinleyip erken yatmanin odulu kendi sectikleri birer kitabi okumak, biraz yatakta oynasmak. Ama bu saat gecerse birer opucuk verip, isigi kapatip cikarim gozlerinin yasina bakmadan. Hikaye okunsun yada okunmasin, erken ya da gec olsun farketmez, eger hala uyumak istemiyorlarsa, hele de iceride biz film seyrediyorsak yada misafirimiz varsa eglence bundan sonra baslar.

Iki minik, mahzun bakislarla elele tutusarak yavasca iceri suzulurler. Kapida durup, sessizce bizim onlari farketmemizi beklerler. Bahane coktur ne de olsa, her geceye ayri hikaye yazilir. Arda’nin cisi gelmis olabilir, Arda susamis olabilir, Arda korkmus olabilir, karni agriyor olabilir, odada vizilti duyulmus olabilir, klima cok acik yada cok dusuk ayarda olabilir, bir yerleri kasiniyor olabilir… Bu senaryolarda Arda huzunlu bir sekilde sessizce gozlerimizin icine bakarken, konusmayi Lara yapar. Olayin kurgusu onceden yapilmistir, Lara fisir fisir talimatlari vermistir „simdi sen karnini tut”, “sen simdi susamis ol, tamam mi?” gibi. Bazan Arda isbirligi yapmaz sanirim, o zaman Lara tek basina gelip kendi rolunu tek basina oynar yada Arda’yi sikayet eder. „Arda cok konusuyor, uyuyamiyorum“ yahut „Arda gurultu yapiyor uyuyamiyorum“ diye. Ilki gercekci olmasa da, ikincisi genelde dogrudur, cunku Arda’nin uyumak icin yanina aldigi oyuncaklar genelde araba oldugu icin bunlari uyuyana kadar tikirdatir. Bazan da yagmurdan yada gok gurultusunden korkarlar ama bu durumda cocuklara sonuna kadar hak verilir cunku tropik firtinalar evi titretecek sekilde gurledigi icin, yumak olur, birlikte firtinanin gecmesini bekleriz. Uyumak mumkun degildir o seste.

Firtina yoksa, cocuklar gerisin geri yataga gonderilirler. Susamislarsa su verilir, cis gelmisse yada karni agiryorsa tuvalete goturulur, Arda gurultu yapiyorsa Arda’ya „gurultu yapma“ denir ve onlar tatmin olmamis bir sekilde yataga donerler. Bazi geceler bu fasil bir kac kez takrarlanir. Her gecenin hikayesi farklidir ama hep ayni sekilde, onlari yataga gondererek biter.

Bazan isyan bayraklarini cekerler. Birsey isterler, herhangi bir sey olabilir. Benimle yatmak isteyebilirler, hic yatmak istemeyebilir, bir kitap daha okumami isteyebilir, olasiliklar sonsuz ama ortak nokta o an gerceklestirilmeyecek birsey olmasi. O zaman kollarini kavusturup, kafalarini goguslerine dusururler ve somurturlar. Ya kapinin arkasinda, yada yataklarinin dibinde yanyana dururlar. Biri ne yaparsa digeri de onu takip eder isyan ciktiginda. Ikincisinin isyan sebebini anlamasi, bilmesi, hak vermesi hatta alakali olmasi gerekmez. Dayanismanin muthis bir ornegi vardir bu kez sahnede. Gulmemek icin yanaklarimizi isirarak isyani yatistirir, hikayeyi yine yatakta bitiririz.

>I lab you

>

Dün akşam yatmadan önce duş için banyoya gittik. Giysilerini çıkarmak için dizlerimin üzerine çökünce, yüzümü ellerinin arasına aldı, gözlerimin içine bakıp ‘I lab you’ dedi ve yanağıma yumuşacık bir öpücük kondurdu. ‘I love you’ deyip sarıldım, öylece durduk bir süre. Babandan başka bir erkeğin kalbimi böyle çarptıracağını hayal bile edemezdim. Sen o upuzun kirpiklerini kırpıştırınca dünya duruyor sanki.

>İçinden müzik ve kaka geçen yazı

>Çok garip bir gece geçirdik ailece geçen akşam. Bizimkiler hala gündüz uykusu uyuyorlar. Ancak geçen gün okul çıkışı Lara’nın arkadaşı geldiği için düzenleri şaşmış, öğle uykusuna çok geç yatmışlar. Aslında böyle durumlarda hiç uyutmuyoruz ama öyle kudurdular ki demek, dayanamayıp uyuyakalmışlar. Lara fazla uyumadığını iddia etse de, biz 8 gibi eve geldiğimizde ‘aaa, ne güzel bu gece geç gelmedin’ diyebildiğine göre, biz gelmeden hemen önce uyanmıştı diye düşünüyorum. Arda ise hala uyumaktaydı. Mıncıklayıp uyandırmaya çalıştım ama oralı bile olmayınca bütün gece uyuyacağını düşünerek yatağına yatırdım.

Lara’yla kız kıza harika bir gece geçirdik. Okullarında her dönem düzenlenen yetenek şovuna katılmak istiyor diye geceyi bu işe ayırdık. Hangi şarkıyı söyleyecek diye araştırma yaptık önce. Marry Poppins ve Abba’nın bütün şarkılarını dinledik. Alakasız ama çocuk bunları seviyor ne yapayım. Sonunda Mamma Mia’ya karar verdi. Daha sonra kostüm tasarlamaya başladık. Ben klasik moda çizimi kadını yapınca kızdı bana ‘anneeee, ben büyük değilim ki, neden küçük kız çizmedin?’ diye. Ben küçük kız çizmeyi beceremeyince sabırla öğretti. Bir sürü kostüm alternatifi çizdik, sonunda tek omuzlu mini elbise ve uzun beyaz çizmelerde karar kıldı.

Yatma vaktini çoktan geçmişti ki, benim çok uykum gelince uyumaya razı oldu. O kadar yoğun bir paylaşım yaşadıktan sonra gece de benimle yatmak istedi. Babadan özel izin aldık ve Lara’nın deyimiyle ‘kız kıza pijama partisi’ yaptık. Şova kendini öyle kaptırmıştı ki, uyumak bilmedi. Şov ve kostüm konusunu zar zor kapattıktan sonra,bir süre de kiminle evleneceği ve düğününde Harvey Nichols’da görüp bana gösterdiği elbiseyi hangi ayakkabıyla giyeceği konusunda konuştu ve saat 11:30 gibi uykuya daldık. Yoğun ve yorucu bir hafta geçirdiğim için hemen derin bir uykuya daldım.

Sonra gece bir ara beni dürten minik bir elin ısrarlı dokunuşuyla uyandım. Baktım, Arda, ‘gel yat’ deyip onu da Lara’yla benim ortama yatırdım. Ama adam uykusunu almış, enerjisini toplayıp gelmiş, rahat durur mu hiç? ‘Çabuk uyu bakayım’ diye çıkışınca çekti gitti babasının yanına. Ben o kadar yorgundum ki, cidden kendimi yataktan kaldıracak gücüm yoktu. Sonra bir ara Tunç’un başıma geldiğini ve ‘Arda yemek istiyor, ne yapayım?’ dediğini hatırlıyorum. Sonra uykumun arasında derinden ‘Selen, Arda kaka yaptı’, ‘Selen! Kaka yere düştü’ diye çaresiz seslenmeler duydum sanki. Bir süre sonra bu seslenmeler su seslerine karışıp kayboldu. Bayağı bir uyuyup, Lara’nın üstünü örttüğümde ise Arda’nın sesini duydum gibi geldi ama ihtimal vermedim gerçek olduğuna. Nitekim kısa bir süre sonra sabah ezanı okundu, o saate kadar ayakta dikilmiş olamazdı ne de olsa.

Ancak sabah olup da Tunç’un yüzünden düşen bin parçayı görünce akşam yaşananlar bir anda hızlı çekim gözümün önüne geldi tabii ki. Buradan kocama sesleniyorum: Sevgilim, boşver, bir geceyi uykusuz geçirdin ama büyüyünce ‘ulen ben gecenin köründe senin bokunu yerlerden temizledim’ söylemini geçerli kılacak bir tecrübe yaşamış oldun. İlerde işimize yarabilir, unutmayalım diye buraya yazıyorum bak. Bana da teşekkür edeceksin, kalkıp senin olayını bozmadım diye. Bütün babaları bu vesile ile kaka temizleme olayında aktif rol almaya çağırıyorum, HAYDİ BABALAR KAKA TEMİZLEMEYE!

NOT: Bu arada çiş ve kaka konulu çok fazla yazı birikmeye başladı. Arda veleti tuvalet olayını tez vakitte çözmezse, benim buraya ‘Kaka’ diye bir kategori açmam gerekecek sanırım.

>X-Ray’in bilinmeyen faydalari

>Bir gun Lara okul sonrasi arkadaslariyla kapali mekan bir oyun alanina gitti. O hani altalta ustuste oynadiklari, top havuzu, kaydirak, tarzi seylerin bir arada bulundugu, yumusak miderlerden yapilmis oyun alanlarindan. Hic sevmedigim, hic guvenli ve hijyenik bulmadigim ama cocuklarin da bir o kadar keyif aldiklari yerlerden biri.

Iste burada kudururken kolunu bir yere carpmis ama olay mahalinde aglamadan, sakince Ami’nin yanina gidip kolunu carptigini, eve donmek istedigini soylemis. Eve gelince yemek yemis, sonra da uyumus. Uykudan aglayarak, kolum aciyor diye uyaninca, Ami panik halinde beni aradi. Sis var mi, morluk var mi, kolu yokladiginda kirik, cikik var mi sorularindan sonra, ben hemen atlayip eve gittim tabii ki. Eve girdigimde hala kolunu tutarak agliyordi.

Hemen en yakin hastaneye gittik. Cocuk doktoruna kolunu bagira cagira muayene ettirdi. Doktor gorunurde birsey olmadigini, ama bu yas cocuklarinin eklemleri henuz tam olarak gelisip kapanmadigi icin harici muayenede herhangi bir problemi atlama riski olabilecegini, rontgen cekilmesi gerektigini soyledi. Bu arada benim calistigimi, babasinin bir ayligina Turkiye’de bulundugunu tatli tatli sohbet ederek ogrendi. Ben ise Lara’nin sorununun cok ciddi olmadigini dusundugumden ve gereksiz radyasyon almasini istemedigimden rontgene takintili bir sekilde itiraz ederek alternatifleri ogrenmeye calisiyordum, o sakin sakin beni sorguya cekerken. Ancak doktor, olayin ogle saatlerinde oldugunu hatirlatarak, bu kadar uzun suren bir rahatsizlik varsa ciddi olabilir diyerek rontgende israr etti. Yapacak birsey yok, adam hakli, ya sonra kalici bir hasar kalirsa..

Tipis tipis gittik rontgen odasina. Lara’nin kolunu masaya koymasi olay oldu her seferinde. Bagiris cagiris hallettik rontgeni, sonucu beklemeye basladik. Bekleme odasinda Lara bir anda degisiverdi. Kolunu hareket ettirmeye, disaridaki minik marketteki sekerlerin hangisini istediginden falan bahsetmeye basladi.

S: Lara’cim kolun iyilesti mi yoksa?
L: (gozlerini yapma ve abartili bir saskinlik icinde kocaman acarak) Evet! Bak, oynatabiliyorum!
S: Nasil oldu da bir anda iyilesti Lara?
L: Doktor bakti ya anne, o yuzden iyilesti. Bir de x-ray de iyi geldi, bak simdi oynatabiliyorum.
S: Vay be, ne doktormus Lara. Bir bakti iyilestirdi seni
L: Evet! O yuzden geliyoruz ya doktora anne. Hem x-ray de boyle iyi gelir iste.

Tertemiz, sapasaglam kemikleri gosteren rontgenleri aldik, doktora gittik tekrar. Doktor ona kemiklerini gosterdi, kolunun icinin resminin cekildigini anlatti. Sonra da sordu: „Anneni mi ozlemistin sen yoksa? Annen hemen yanina mi gelsin istedin?“ Lara da kocaman kirpiklerini kirpistirarak kafasini salladi.

>Batı Java Yerlisi – 2

>Ön bilgi: Endonezya’nın resmi dili Bahasa Indonesia olmakla beraber adalarda birçok farklı dil ve lehçe konuşulmaktadır. Bu resmi dilde TIDAK kelimesi HAYIR anlamına gelir. Ancak Endonezyalı’lar günlük konuşmanın içinde bu kelimeyi ‘tida’, ‘tak’ yada ‘ta’ şekillerinde kısaltarak kullanırlar.

- Oğlum çişin var mı?
- Ta!

not: bu çocuk neden bütün dillerde ilk ‘hayır’ kelimesini öğreniyor çözemedim ama araştırmalarım devam etmekte.

>Fabrikaya baskin!

>Lara’nin okulunda hemen hemen her ay bir sinif projeleri oluyor. Bir konu secip, onunla ilgili arastirmaya yapmayi, konunun derinine inmeyi, topladiklari bilgileri degerlendirmeyi ogreniyorlar. Bunun disinda bireysel olarak herhangi bir konuya ilgi gosteren olursa, ogretmenleri sahsi projelerini yurutmelerine de liderlik ediyor.

Kasim ayinin konusunu tekstil olarak secmisler. Sinifta bir koseye minik bir dukkan yaptilar ve evden komik yada ilginc giysiler goturduler okula. Cok buyuk yada cok kucuk giysiler, eski moda giysiler, is kiyafetleri, uniformalar, aksesuarlar. Bir kosede de kumaslar var, dokuma, orme, baskili, boyali, islemeli.. Ellerine aldiklari her giysinin etiketlerini okumayi, bedenine, nerede yapilmis olduguna ve kumas icerigine bakmayi ogreniyorlar bu siralar. Ogretmenleri giysilerin tipki puzzle gibi farkli parcalarin dikislerle birlestirilerek yapildigini ogretmek icin kendi pantalonunu ve bluzunu feda etmis. Cocuklarla birlikte bunlar uzerinde otopsi yaparak butun dikisleri sokmusler, butun parcalari incelemisler. Tunc’la birlikte cektigimiz “Made in Indonesia” videosunu ise buyuk sinema salonunda hep birlikte seyrettiler, boylece iplikten paketlene dek, bir t-shirtun gectigi butun asamalari gormus oldular.

Fakat en onemli ve heyecanli aktivite fabrika gezisiydi. Bizim calistigimiz, cocuklar icin en guvenli olabilecek fabrikalardan birine ziyaret organize ettik ogretmenle birlikte. Herseyi dikkatlice planladik, yurunecek rota, kac yetiskin gerektigi, turu kac dakika yapmamiz gerektigi gibi detaylari haftalar oncesinden konusmaya baslamistik. Anneler icin de ilginc bir konu olmali ki, ihtiyacimizdan cok daha fazla anne gelmeye gonullu oldu, boylece cocuklari ikiserli gruplar halinde, ellerinden tutarak guvenli bir sekilde gezdirebilecektik. Sonunda Pazartesi gunu 14 kisilik uc sinifla fabrika yollarina koyulduk.

Cocuklarin ilk okul gezisiydi. Butun arkadaslariyla birlikte otobuse binip bir yere gitmek bile onlari cok heyecanlandirdi. Ancak yolculuk bir saati gecince “are we there yet?” sorularinin ardi kesilmedi. Neyse, fabrikaya gittik, cocuklari sinif sinif gezdirdik. Kumas deposundan basladik, en cok etkilendikleri kisim kumas kontrol makinasi, otomatik kumas serim ve kesim makinalariydi. Otomatik kesicinin basindan dakikalarca ayrilamadik. Kumaslarin kesilmeden once 24 saat beklemeleri gerektigi ise onlara cok ilginc geldi. Sonra dikim bantinda parcalarin birer birer birleserek sonunda bir pantalon haline gelmelerini gozlemledik. Utu, kalite kontrol ve paketleme onlara daha da ilginc geldi. Ozellikle kalite kontroldeki minik stickerlara bayildilar.

Benim icin harika bir ani oldu. 4-5 yas grubu cocuklariyla fabrika gezmek, uretimi onlarin gozunden gormek cok ilgincti. Minik melekler her girdikleri ortama oldugu gibi, fabrikaya da isiklar sactilar bir anda. Herkesin yuzu gulmeye basladi. 1200 isciyi de bir anda mutlu etmis olduk. Gercekten cok hos bir gundu.

not: resimler yarin :)

>Marry Poppins

>

Malum, her Asya ulkesi gibi burada da kopya DVD’ler, Blueray’ler inanilmaz fiyatlarda ve cesitlilikte. Esimle vakit buldukca ugradigimiz, yasal DVD satan dukkanlarda bulmasi hemen hemen imkansiz olan belgeseller, konser kayitlari ve eski filmleri satan bir iki yer var. Her gittigimizde bizi sasirtan, mutlu eden birseyler bulabiliyoruz. Buraya en son ziyaretimde, kendi cocuklugumda cok severek izledigim bir kac DVD almistim cocuklara. Marry Poppins, Bambi ve Dumbo’nun ilk filmeri de bunlarin arasindaydi.

Marry Poppins’i cocukken cok severdim. Film, benim hasari hayal gucumu bambaska boyutlara tasir, muzikleri icimi neseyle doldururdu. Bu anlattigim zamanlarda CD, DVD, kaset falan yoktu. O yuzden bu 5 Oskarli harika filmi, sadece siyah beyaz televizyondan, TRT’nin keyfi geldikce izleyebilirdim. Marry Poppins’le birlikteligimi daha uzatabilmek icin kitaplarina dadanmistim bu yuzden. Zamk kokulu, bordo cildin ustune gecirlmis parlak ince kagittan kapakla kapli, samanli kagida basilmis bir kitapti. Cok uzun sure bu kitabin basucumda durdugunu hatirliyorum.

Iste butun bu tatli anilar geri geldi DVD’yi eve getirince. Kitabimin kokusunu burnumda duydum. Isin guzel tarafi cocuklar da bayildilar bu tatli sert, sihirli, eglenceli, dunya guzeli kadina ve filmin harika muziklerine. Bir kac haftadir, haftada en azindan bir kez Marry Poppins’i izliyoruz bastan sona. Daha dogrusu cocuklar filmi izliyor,ben de onlarin yuzlerinde beliren gulumsemeleri, muzikleri mirildanislarini. Sarkilari birlikte soyluyoruz, sozlerini sasirinca da kikirdiyoruz.

Gunumuzun hizli, siddet dolu, gurultulu cocuk filmleri yerine, kendi cocuklugumun huzurlu, mutlu, bol muzikli, yavas ve pozitif enerjili bu filmini cocuklarimla paylasabilmek buyuk bir mutluluk kaynagi benim icin. Simdi sarkilarin sozlerini indirecegim ki, Lara’yla dogru duzgun soyleyebilelim.

Seni seviyorum Marry Poppins!

>Haftasonu Özeti

>

Anne kız kuaför keyfi ve çiçekli, ışıltılı minik tırnaklar.


Biraz tembellik,

biraz oyun,

bol cilve…

içi bol badem ve aşk dolu, dışı pembe kalplerle süslü minik kekler,

ve keklerden daha lezzetli minik parmaklar…

Çocuklar uyuduğunda fotoğraf makinesiyle başbaşa kalan ben ve aynadan otoportre denemeleri.. Bir de şu netleme işini ve photoshopu çözsem…