Hidrellez 2013

IMG_4016
Aslinda coktan kutladik gecti, gitti diye dusunuyordum ve buraya yazmaya da hic niyetim yoktu. Gecenlerde sualti ile ilgili bir yazi yazmam gerekiyordu ve eski blog yazilarindan birini aramak uzere arsivlere daldim. Cocuklarin oyle seker anilarina rastladim ki, kolay kolay birakip cikamadim. Bazilarini nasil unuttuguma sasirdim, ve yazarak kendime bu guzellikleri hatirlama sansi verdigim icin mutlu oldum. Iste bunu sirf o yuzden, cocuklar buyuyup ben bu gunleri unuttugumda hatirlamak icin yaziyorum.

Bu sene yine Hidrellez’i kutladik ailece. Artik Tunc da bizim kucuk oyunlarimiza katiliyor ve cocuklar cok mutlu oluyorlar. Bu sene arkadaslarimizi cagirmadik diye biraz bozuldular ama benim isim oylesine basimdan askin ki, organize olup toparlayamadim herkesi.

Gordum ki, oturtmaya calistigim aile rituelleri yerine oturmus. Cocuklar hemen kirmizi keseleri, bakliyatlari, bos kagitlari ve boya kalemlerini masaya getirdiler. Once dileklerimizi kagitlara cizdik. Arda kagidina bizi, ailemizi cizdi, herkes elele, mutlu bir sekilde. En guzel dilek iste, baska ne ister ki insan? Sonra baska bir kagida gayet guzel bir dunya , havaya bir ucak ve ucagin icine kendisini cizdi. Sonra ucagin rotasini cizdi, dunyanin etrafinda. Dunyayi gezmekmis dilegi ve gormek istedigi yerlerden biri de guney kutbu imis. Baska bir kagida da kendisini kitap okurken cizdi, seneye sular seller gibi okumak istiyormus. Bir de aile fotografi cekmek istiyormus.

Lara’nin dilekleri otelle ilgiliydi. Otelin bitmis olmasini, bizim ailece orada kaldigimizi diledi. Tunc ve benim dileklerim de uc asagi bes yukari ayni seylerdi. Sonra kurekleri kaptik ve Japon gulunun altina bir cukur acip kagitlarimizi gomduk. Aslinda cocuklarin dileklerini cikarip saklayasim vardi ama yapmadim. Kirmizi keselere bakliyat doldurup agac dallarina astik. Ve son olarak ates hazirliklari basladi. Cocuklar bahceden kuru dal, yaprak falan topladilar. Taslardan bir yuvarlak yapip atesin sinirlarini belirledik, ve atesimizi yaktik. Ates sonene kadar ustunden atladik, ve geceyi Arda’nin ozenle hazirladigi bir sofrada, romantik bir aksam yemegi ile sonlandirdik.

Arda’nin dilegi olan aile fotografini cektirmedik henuz, oysa yerine getirilmesi en kolay dilek buydu. O da unuttu sanirim, diger buyuk dileklerine konsantre oldu. Hidrellez’den sonra bir kac gun boyunca, bize dileklerimizin gerceklesip gerceklesmedigini sordu. Sanirim Guney Kutbuna gidecekse bavulunu hazirlamak istiyor simdiden.

Hidrellez’i bu sekilde kutlamayi cok seviyorum. Butun gelenekler insanin dogayla butunlesmesi uzerine kurulu. Bu rituelleri gerceklestirirken icimdeki binlerce yasanti hayat buluyor sanki. Elim topraga, agaca, dala yapraga degiyor. Ellerimin atesi ustalikla yakmasina hayret ediyorum, o buyuleci kora bakmak icimi isitiyor. Deniz kenarinda olsak, isin icine deniz de girecek, doganin butun guclerini kutsamis olacagiz. Simdilik elimizdekiyle yetiniyoruz. Herkesin dilegi gerceklessin, cok guzel seyler getirsin Hizir ve Ilyas.

ilk 23.Nisan kutlamasi

Bizim aile tarihimizdeki ilk anlamli 23.Nisan kutlamasi bu sene yasandi. Cocuklar ilk defa 23.Nisan’in ne oldugunu, neden kutlandigini anlayarak bir gun gecirdiler. Bu beni nedense cok mutlu etti. Olan biten herseye ragmen cocuklarimla birlikte, koskocaman bir bayragin altinda Istiklal Marsini soylemek, piril piril miniklerin calisip hazirladigi gosteriyi izlemek cok anlamliydi.
23 nisan
(resimde nasil olmussa kafami tam yildizin ortasina denk getirmisim. vallahi bilerek yapmadim.)

Bundan sonraki kutlamamiz, artik geleneksel aile kutlamalarimiz arasinda yerini almis olan Hidrellez olacak. Yarin dileklerimizi agac altina gomup, ates ustunden atlayacagiz. Sonra 19.Mayis var, o gun Lara ve Arda bir konserde piyano calacaklar. Bizim icin bir nevi kutlama olacak, ama zaten 19.Mayis yasi henuz gelmedigi icin buna cok takilmiyorum :)

23 nisan 2

Sonra okul tatilini iple cekecegiz. Okullar tatil olunca benim sabah maratonlarim iki aylik bir ara alacak, ancak bu kez cocuklari gun icinde anlamli bir sekilde mesgul etme telasi baslayacak. Gunler boyle gecip gidecek, ta ki hayatin bir sonraki sayfasi acilip, bizi icine cekene kadar.

Degisim canlari kipirdanmaya basladi. Birseyler olacak ama ne kimse bilmiyor. Hidrellez guzel seyler getirsin bize, herkese.

2012′yi Ugurlarken

Dunyanin sonu geldi, gelmedi derken 2012′nin sonuna geldik bile. Aylardir yazmamisim buraya. Hem yazacak cok fazla sey var, hem de hicbir sey yok. Hayat her zamanki mucizevi akisinda. Gene fazla yazasim yoktu aslinda ama 2012 oyle muthis bir sene oldu ki, tesekkur etmeden vedalasmak istemedim kendisiyle.

2012′nin en buyuk mucizesi tahtina, acik farkla resort projesi oturuyor dogal olarak. Senelerdir hayalini kurdugumuz bir projeye elimizle dokunabilir hale gelmek, buyuk kucuk, ailemizin butun bireylerinin icini kelebeklerle dolduruyor. Daha katedilecek cok yol var ve her adimi dort gozle, heyecanla bekliyoruz. Yol arkadasi olarak oyle harika insanlar girdi ki hayatimiza, sanki hersey 2012′ye dek bu is icin, birbirimiz icin hazirlamis bizleri. Butun taslarin mucizevi bir sekilde birer birer yerine oturmasi ise 2012′de oldu. Iste bunun icin hep cok ozel bir yil olacaksin 2012.  Gelen butun destek, cesaret verici sozler, guven ve arkadasliklar icin mutesekkirim, umit doluyum.

2012′de iki yazim, iki uluslararasi dergilerde yayinlandi. Tunc’un harika fotograflari ve benim anlatimimla sualti maceralarimiz pek cok kisiye ulasmis oldu boylece. Tunc’un fotograflari pek cok yabanci dergide yer almaya devam etti. Guney Afrika’nin onde gelen dergilerinden Submerge, senenin son sayisinda Tunc’un fotograflarina 8 sayfasini ve kapagini ayirdi.

Senelerdir sualtinda video cekerim. Cektigim kasetler evde kutularda, orada burada durur. Ancak Tunc vakit ayirip da birseyler montajlarsa degerlenirdi. Ta ki bu seneye kadar. Japon ulusal kanali NHK, hayalet murenin videosunu satin almak icin Kasim ayinda bizimle temasa gecti. Lisans anlasmasi yapmayi bilmem, ne fiyat vereyim, nasil gonderirim falan derken, hersey yavas yavas halloldu ve goruntumu sattim. Her Cumartesi ve Pazar 19:30′da yayinlanan Darvin Comes adli bilim kusaginda Temmuz’da yayinlacak bir bolumde yaklasik 20 saniyelik goruntum yer alacak. Benim icin cok onemli bir ilk ve inanilmaz bir motivasyon oldu. Cok sevdigim bir isten maddi kazanc saglayabilecegimi gordum. Surec beni oyle heyecanlandirdi ve mutlu etti ki, bu isi ne kadar cok sevdigimi gormus oldum. 2012′nin ikinci onemli mucizesi buydu iste benim icin.

2012′de bazi dostlari ellerimle uzaklara ugurladim, bazi yeni dostlari sevgiyle kucakladim. Eski dostlarin destegi ve sevgisi hep kalbimde zaten. Bazilarinin yuzunu dahi gormedigim, bilgilerini, desteklerini, pozitif enerjilerini comertce paylasan, hayatimi zenginlestiren butun dostlarim icin mutesekkirim. Ve guzel ailem, buyuk kucuk butun dallari ile koskocaman aile agacimin her yapragi icin tesekkurler hayat. 2012′yi essiz kilan en onemli seylerden biri, bu aile agacinin her bir yapragindan akan sevgiydi.

2013′e umit dolu giriyorum, yeni yil kesif, mutluluk ve huzur dolu olsun hepimiz icin.  2013_03

Turk Annesinin Jakarta Rehberi – 3

Hayati kolaylastiran web siteleri

 5 sene once buraya ilk geldigimizde Family Guide to Jakarta adli kitaptan tesadufen haberim olmustu. Deli gibi kitapcilarda aramama ragmen bulamamistim, ve kitapcilarin elinde kalmadigini ogrenmistim. Yeni baskinin yapilacagi ve dagitima gececegi zamani yakindan takip ederek sonunda kitaba ulasabilmistim. Israrla pesine dusmeme degmisti dogrusu, pek cok faydali bilgi vardi icinde.

Hersey gibi bu bilgilere de internet vasitasiyla hemen ulasilabiliyor artik. Benim gibi kitabin yeni baskisini beklemenize, kitapci kitapci gezmenize gerek yok. Ustelik de duzenli olarak guncelleniyor. Jakarta’da yasayan her annenin yardimcisi olacak bir site: http://www.familyguidetojakarta.web.id/

Tasinma oncesi ve sonrasi pek cok bilgiye ulasabileceginiz bir baska faydali site de   http://www.expat.or.id/

Ozellikle vizeler, calisma izinleri ve buradaki yasal uygulamarla ilgili en dogru bilgileri forum kisminda bulabilirsiniz. Bunun disinda ikinci el esya alim satimlari, eleman bulmak gibi konulari da forum kisminda bulabilirsiniz.

Jakarta International Community Center:  Kemang Selatan’da, buyukler, cocuklar, evinizde calisanlar icin pek cok kurslar ve aktiviteler sunan bir yer. Ozellikle okul oncesi cocugunuz varsa, kurtariciniz olabilir. Okul cagindakiler icin de tatil donemlerinde hayat kurtarici. http://jicconline.com/

Annelerin de arada eglenmeye ihtiyaci var, degil mi? Jakarta’nin gece hayati cok hareketli ve dinamik. Surekli yeni yerler aciliyor, eskiler kapaniyor, haftalarca dolu olan popular mekanlar peydah oluyor mantar gibi. Istanbul’a benziyor o acidan.  Bizler zaten gelen arkadaslari sevdigimiz yerlerle tanistiriyoruz ama bazan hep ayni mekanlara takilip kalmisiz gibi hissediyorum. Siz en iyisi kendi kesiflerinizi yapin ve begendiginiz mekanlari bizimle paylasin. Kesfe baslamak icin  su siteleri oneririm:

 http://www.whatsnewjakarta.com/web3/index.php what’s new jakarta

 http://www.jakarta100bars.com/  Jakarta 100 bars

Klasik muzik konserlerine cok fazla rastlamiyoruz burada ne yazik ki. Jakarta’nin tek konser salonu Aula Simfonia Jakarta. Programlarini web sitelerinden takip edebilirsiniz.  http://www.aulasimfoniajakarta.com/

Rehberin diger yazilarinda oldugu gibi, bunun icinde diger arkadaslarimin katkilarini bekliyorum. Faydali buldugunuz siteleri lutfen paylasin ki, burasi arsivimiz olsun.

 

10

“10 sene, vay beee” diyoruz hala aklimiza geldikce. Yillari hic saymadik, nasil gectigini de anlamadik zaten. 10 yil hep cok uzaklarda gibi gelirdi. Zaman zaman aklimiza geldiginde, 10′uncu yilimizi nasil kutlayacagimiza dair hayaller kurduk biraz, ama cok da ustunde durmadik. 2012 gelip cattiginda farkettik gecen yillarin onu buldugunu ama cok da gelmedi dogrusu. Birlikte yaslanmayi isteyince, 10 da ne ki?

Ikimiz icin de yogun bir donemdi, uzun uzun kacamayacaktik bir yerlere. Ama ozel olsun istiyorduk, ailece Lombok’a gidelim dedik. Gecmis seyahatimizden tadi damagimizda kalan Gili Trawangan adasina gittik bes gun oncesinden.

Gili Trawangan cok keyifli bir yer. Dalislari cok parlak olmasa da yemesi, icmesi, sahili, denizi cok guzel. Gili Trawangan ile ilgili izlenimlerimi Turkce burada, Ingilizce de surada bulabilirsiniz. Burada Gili Trawangan’i anlatmayacagim. O yazdigim yazilarda yazmayanlari anlatacagim :)

Yildonumumuzden iki gun once, dalistan gelip havuz kenarinda cocuklarin yanina gectik. Aslinda iki saatimizi denizde gecirdikten sonra havuza girmeye hic niyetimiz yoktu ama cocuklarin israrina dayanamayip girdik. Biraz onlarla oynadiktan sonra havuzin icindeki bara oturmus bulduk kendimizi. Barmen cok basariliydi, “happy hour, bir kokteyl alana ikincisi bedava” kampanyasiyla elimize kokteyl menusunu tutusturdu. Once bir kokteyl ictik, cok begenmedik. “acaba bu daha mi iyi?”, “sunu da deneyelim bari” derken daha aksam olmadan kafalari bulduk. Aksam yemegini yiyip, tonlarca su icip ancak kendimize geldik. Bir daha da pool bar’a happy hour zamani yaklasmadik.

7.Eylul aksami geldiginde, guzel guzel giyinip suslendik hepimiz. Nerede yemek yiyecegimize karar vermemistik, daha dogrusu ben oyle saniyordum. Restoranlarin onunde soyle bir yuruduk, karar veremeyip geri donduk. Tunc, otelin restoranini gecip yurumeye devam edince, “orada da mi restoran varmis?” diye sordum saf saf. Muzip gulumsemesinden anlamaliydim ama “ya, evet, bir bakalim ne varmis” deyince gercekten de hic suphelenmedim.

Derken yoldan garsonlar bizi karsilayinca ve kumsala hazirlanmis romantik gazeboyu gorunce anladim beni bekleyen surprizi. Kumlarin ustunde bir gazeboyu, mumlar ve tullerle suslemislerdi. Yolumuz mumlarla, ciceklerle bezeliydi. Ruya gibi bir yemek yedik ailece. Arda ve Lara oyle etkilendiler ki, hala yedikleri en guzel yemegin o gece oldugunu anlatip duruyorlar. Cocuklar yemekten sonra yorulup yatmak istediler. Biz de canli muzik olan kisma gecip caylarimizi yudumladik.

Harika bir yildonumu kutlamasiydi. Ama daha da harika olan askla, omuz omuza gecen 10 yilin bizlere verdigi armaganlar aslinda. Cocuklardan bahsetmiyorum, tabii ki onlarin ebevyeni olmak dunyadaki en ciddi ve guzel isimiz bizim. Bahsettigim, birlikte ilerleyisimiz, birbirimize verdigimiz destekle hayatimizin her konusunda birbirimizi daha iyi insanlar haline getirmemiz, birbirimizi tamamlayisimiz, kendimizi tanimak icin birbirimize verdigimiz cesaret. Insanin yaninda yoldasi, ruh esi olunca katedilecek yollarin her biri bir oncekinden heyecanli ve guzel. Nice 10′lara…

Gayrimesru patates koftesi

Somurgeci ve somurge arasinda hersey yasanip bittikten sonra kalan birseyler oluyor. Hamile kalmis tecavuz maduru gibi bir nevi. Endonezya’da gordugum kadariyla bu etki uc alanda olmus; lisan, mutfak ve mimari. Keske egitim, adalet sistemi, sehir planlamasi  gibi konularda olsaymis ama elden ne gelir, somurgecinin kotusu dusmus onlarin sansina.

Almanca yada Hollandaca bilen birinin Endonezyaca ogrenmesi cok kolay. Gramer acisindan zaten pek komplike olmayan lisanlarina, bu yabanci dillerden pek cok kelime sizmis kalmis. Belki de bu kelimeler icin kendi dillerinde bir karsilik yokken, Hollandalilar ile tanistilar ve Ataturk gibi biri cikip dil devrimi yapmadigi icin, oyle de kaldi. Ben bunu gayet normal buluyorum. Ornegin ilk arabayi Hollandalilar buraya getirdiyse, egzozun Endonezyacasi olmamasinin dogal oldugunu dusunuyorum.

Endonezya restoranlarinin cogunda adi kulaga pek bir batili gelen birkac cesit mutlaka olur. Patates kofteleri, poffertjes denen minik pankekler, pannekoeken denen krepler, ekmekler, pastalar da Hollandalilardan miras kalmis.

Bir adet de sentez somurge mutfagi var. Hatta menuleri sadece bu yemeklerden olusan restoranlar var, son derece sik, somurge doneminden cift kuyruklu yemekler sunuyorlar.  Eski guzel gunlerden Hollandalilara kala kala kendi mutfaklarinin sade tatlarina inat baharatli ve baskin lezzetli Endonezya yemekleri, patates kizartmasinin ustune doktukleri fistik sosu ve Endonez gelinlerle damatlar kalmis. Sicak Endonez dokunusu mutfaklarina ve tenlerine hakim solgun renklere biraz renk katmistir eminim.

Hollanda’nin mimari etkisi Endonezya’da alakasiz yerlerde karsisina cikip sasirtiyor insani. Dokuntu, pis kokulu bir kanal kenarinda, rengarenk, ince yuzlu, sivri catili Amsterdam evleriyle karsilasmak mumkun burada.

Hollanda’dan miras kalmis hersey gurur kaynagi Endonezyalilar icin. Tecavuze ugradik ama batili eli degdi gibi bir tutum. Ilginc degil mi? Oysa ki dunyaya tempeh gibi degerli bir besin armagan etmisler, gayrimesru bir patates koftesiyle kiyas bile edilemez besin degeri ve fayda acisindan. Egzotik bitkilerle yaptiklari her derde deva binbir cesit „jamu“lari yani kocakari ilaclari, bitki yaglari, ozel masaj teknikleri insanliga modern tibbin sunamadigi careleri sunuyor. Ama kiymetini bilene….

Agzina Limon Surerim haa!

Endonezyali bir bayanla evli bir Turkle sohbet ediyorduk gecen gun. Iki kultur arasindaki damak tadi farkliliklarindan bahsediyorduk. Ciftin yedi aylik bir bebekleri var. Bebegi hickirik tutmus ve uzunca sure gecmeyince baba, her Turk anne babanin yaptigi ve yapacagi gibi, bir damla limon suyu icirmis. Hickirik gecmis gecmesine de, bunu goren anne panik halinde “sen nasil boyle birsey yaparsin?!” diye babaya saldirinca adamcagiz sasirmis dogal olarak. Sonradan anlasilmis ki, cocuklari cezalandirmak icin agizlarina limon damlatirlarmis burada. Bizde cocuklari korkutmak icin kullanilan aci biber yerine limon kullanilirmis meger!

Lady Tukaka

Beyinsizlik kötü şey. Hem hastaya zarar, hem çevresine. Tedavisi var mıdır bilmem ama bilim adamları virüslerle uğraştıkları kadar, beyinsizlerle de uğraşsalar kendimi daha iyi hissedeceğim.

Lady Gaga’nın Jakarta’da konser vereceği haberini ik ne zaman duydum hatırlamıyorum bile. Geçen sene Kathy Perry, Bruno Mars, Maroon 5, Erykah Badu, hatta Justin Bieber’ın bile teşrif ettiği Jakarta’da büyük konserleri garipsememeyi daha bu şehre adım bastığımız ilk gün öğrenmiştik. Tunç’la burayı ilk görmeye geldiğimiz hafta, Black Eyed Peas konseri vardı. Yerleşmek üzere geldiğimin haftası ise Duran Duran sahne almıştı. Son anda bilet bulamamıştım doğal olarak ve ortaokul aşkım John Taylor’ı göremediğim için az hayıflanmamıştım.

Bu sene bir ara Lady Gaga’nın konserinin olacağını ve biletlerin hızla tükendiğini duyduk. Beyinsizler tam olarak ne zaman devreye girdi kaçırmışım. Olay dikkatimi iki haftadır her gün gazetelerde Lady Gaga adı geçmeye başlayınca dikkatimi çekti. Kendine Ulema bilmemnesi diyen bir grup beyinsiz, Lady Gaga’nın Jakarta’ya gelmesini ülkenin ahlakı ve hatta kedilerinin geleceği için sakıncalı bulduğunu açıkladı. Satanist olup olmadığı belli olmayan bu kadının, açık saçık giyinip  yaptığı şehvet dolu sahne şovlarının genç yaşlı herkesin başın taş yağdırtacağını söyledi. Ya olur da bütün konser salonu bir anda sevişmeye başlarsaydı ama değil mi, adamlar haksız değil. Eğer olur da o kadın bu ülkeye ayak basarsa olay çıkaracaklarını, fanatik üyelerinin işi şiddete dahi dökebileceğini söyledi. Tehdit üstü kapalı falan değil, açık açık yapıldı. Kendilerine Little Monsters diyen, Endonez Lady Gaga hayranları ise, doğal olarak ayağa kalktılar.

Sağ duyu sahibi, aklı başında polis teşkilatı ne yapardı bu durumda? hah, hiç o sizin aklınıza gelenleri yapmadı Endonezya Polis teşkilatı. ‘Sen terorist misin? Konserde olay çıkarttırmayız, çıkartmaya çalışanı alırız içeri’ demedi. ‘Gel güzel kardeşim, konserini ver burada, biz seni de hayranlarını da koruruz bir avuç kendini bilmez sapıktan’ diyemedi. ‘e, peki o zaman, biz de konser iznini vermeyelim bari’ deyip işin içinden çıkacaklarını düşündüler herhalde.

Ama olay öyle kolay geçiştirilecek gibi görünmüyor. Her gün gazetelerde konuyla ilgili birşeyler yazılıyor. Little Monsters dışında, modern Endezyalılar olayı hazmedemiyor. Radikal beyinsizler tırnaklarına siyah renk oje süren herkesi satanist sanarken, Lady Gaga’nın Endonezyalı modacı Tex Saverio’nun tasarımlarına Harpers Bazaar çekimleri için mankenlik yapmış olması onlar için birşey ifade etmiyor tabii ki. Çoluk çocuk domates, biber aldığımız marketlerde ‘tonight I’m ..u..kcing you’ diye bas bas çalan şarkılardan kimse rahatsız olmuyor da, garip kıyafetli, bu garip kadın bir grup teroriste tehdit unsuru oluşturuyor nedense.

Ressamları bıçaklanan, heykellerine tükürülen bir ülkenin çocuğu olarak, bu olayları şaşkınlıkla değil de, merakla takip ediyorum. Evrimin bir dönemi gelecek ve bu beyinsizlerde de bir beyin gelişecek, sanat insanlık için tehdit unsuru olmayacak bir gün.

yeni tanistigim meslekler

Dunyanin bir ucunda kalmis, kelimenin tam anlamiyla “ucuncu dunya ulkesi” sinifina giren bir yerde yasayinca insanin ufku genisliyor, hayata bakisi degisiyor, gormeyen gozleri aciliyor birer birer. Cok yabanci yasiyor burada, cok ilginc sahsiyetler ve ilginc isler yapan insanlarla karsilasiyoruz. Isverenlerde degisik profiller gozlemliyorum. Bunlarin en ilgincleri NGO’lar (Non Governmental Organisations), genelde ticari amac gutmeyen, herhangi bir hukumetin kontrolunde olmayan sirketler. Egitim, saglik, cevre, surdurebilir tarim gibi degisik konularda calisiyorlar. Bazilarinin ne is yaptigi pek net degilken, Kizilhac gibi kuruluslarin amaci ve hizmetleri herkes tarafindan takip edilebiliyor. Bir de devletlerin yuruttukleri yardim programlari var. Ornegin Avusturalya hukumetinin Endonezya’daki medreselerin egitim kalitesini yukseltmek gibi bir projesi varmis, bunun uzerinde calisan insanlar var. Yada bilmemkim yagmur ormanlari korunsun diye bilmem kac milyon dolar bagis yapiyor, sonra da bu parayla ne yapiyor bunlar diye takip ediyor.

Mesela Avusturalya hukumetinin gorevlisi olarak buraya gonderilmis, afet yonetimi yapan bir adam var. Afet konusunda doganin fazlaca comert davrandigi bu topraklarda, olay mahaline gidip kurtarma calismalarini yoneten bir adam bu. Evini, colugunu cocugunu birakip nerede yanardag patlamis, nereyi tsunami vurmus kosturan bir insan. Sonra yagmur ormanlari arasinda yasayan koylulere, dogaya zarar vermeden tarim yapmayi ogretmeye calisan bir insan var. Onlarla gecirdigi vakit icinde ogrettikleri tarimciliktan cok daha oteye gecen bir insan, cocuklara kitap okuyan, onlari bilgisayarla tanistiran, kucuk koylerinin ardindaki kocaman dunyadan kesitler sunan biri. Koy koy, sehir sehir devlet okullarini gezen, bu okullari iyilestirmek icin kafa yoran insanlar var. Ne bu memleket kendi memleketleri, ne cocuklar kendi cocuklari.

Bu ornekleri gordukten sonra para makinesi bir sirket icin calismak ne bos geliyor.  Bu insanlarin aksam eve gittiginde hissettigi tatmin ile, benim ofisten cikip arkama bakmadan aileme kosmam arasinda hic bir alaka yok. Belki bizim cocuklarimiz boyle adini bilmedigimiz isler yaparlar buyuduklerinde. Birilerinin hayatini degistirirler, dunyayi daha yasanilasi bir yer haline getirmek icin ugrasirlar, yorulurlar ama cok mutlu olurlar belki…  Kim bilir… ?

Guney Yarimkurede Hidrellez

Bugun cok guzel bir gun. Uzun zamandir tadim kacik oldugundan, birbiri ardina gelen tatsiz haberler yuzunden yazmiyordum. Ama bugun cok ozel, unutmadan herseyi kagida dokmeliyim. Bugunun guzelligi, umudu herseyin ustunu ortsun, cocuklarimizin altin kalplerinin taa dibinden gelerek kagida doktukleri baris dilekleri tez zamanda gercek olsun, butun dunyayi sarmalasin.

Turkiye’de sonbaharken biz burada Hidrellez kutlamiyoruz aslinda ama oyle gibi geldi oldu. Isin asli bizimkilerin okulunda gene UN Day (Birlesmis Milletler Gunu) geldi catti. UN Day’de anneler kendi ulkelerinden bir yiyecek yapip sinifa getirir ve cocuklar farkli kulturlerin mutfagini tanima imkani bulur. Bu gunden bir hafta once evlere bir form gonderilir, bu formda hangi yemegi yapip gonderecegini, icinde neler olacagini yazar anneler. Formun ustunde bir de “kendi kulturume ait geleneksel bir kutlamayi sinifta cocuklarla yapmak istiyorum” diye bir secenek vardir. Ben uc senedir bu kutucugu isaretlerim ama simdiye kadar “hadi gel yap” diyen cikmamisti. Bu sene de yine aliskanlik olarak isaretledim. Pazartesi gunu Lara’nin ogretmeninden “kutlamayi Sali mi yoksa Carsamba mi yapmak istersin?” diye bir mesaj alinca gercekten cok sasirdim.

Cocuklarla her sene kutladigim, cok sevdigim Hidrellez geldi aklima. Yuklenen anlamlar, inanislar ve gelenekler oyle cok ki bu kutlamaya, hepsi de oylesine umut ve yasam sevinci dolu ki, en sevdigim kutlamadir Hidrellez. Ilk anda cocuklara nasil anlatacagimi bilemesem de, kafami toparlayip plani yapmak cok uzun surmedi.

Bu sabah torbalari yuklenip okula gittim. Once cocuklara Turkiye’de dort mevsim oldugunu, baharda doganin uyandigini, agaclarin yesillendigini, ciceklerin actigini, havanin isinmaya basladigini anlattim. Nitekim yavrucuklarin bazilari, yagmurlu ve yagmursuz mevsimden baska birsey hatirlamiyor yada bilmiyor. Sonra doganin bu yeniden dogusunu kutladigimizi, dogada eglenerek, piknik yaparak gecen bir gun oldugunu, bugun yapilan dileklerin gerceklesecegine, hastaliklarin iyilesecegine inandigimizi anlattim. Kirmizi keselere kuru bakliyat doldurup agaca asacagimizi, bunun da sene boyunca evlerimizden istedigimiz yiyeceklerin eksik olmamasi temennisini sembolize ettigini anlattim. Ogretmenleri birkac soru sorarak ve benim anlattiklarimi pekistirerek cocuklarin kutlamanin ruhunu ve felsefesini anlamalarina yardimci oldu.  

Ilk olarak ogretmenleri hepsine yarim sayfa buyuklugunde kartlar verdi. Masalarinin ustu rengarenk kalemlerle doluydu. Hepsi haril haril dileklerini resmetmeye koyuldu. Bir tanesi hep hasta oldugu icin saglikli bir cocuk olmak istedi, baska bir tanesi ilacim ve misir gevregim hic bitmesin dedi, ne ilaci diye sormadim kalbim kaldirmaz diye. Aileleriyle vakit gecirmek isteyenler, geride birakip geldikleri memleketlerini ozleyenler vardi. Avusturalya’dan yeni gelen bir kiz ailesiyle 1 ay boyunca tatil yapip gezdigi Turkiye’ye tekrar gitmek istedi. Biri aynen su yaziyla ” I vant los a mit” bol bol et istedi. Neden diye sorunca “bizim evde sebze meyveden baska birsey yok, ben et istiyorum” dedi. “sebze ve meyve cok sagliklidir ama” dedim, “evet ama biz her aksam quesedilla yiyoruz, baska seyler yemek istiyorum ben artik” dedi. Ogretmene anne babasi vejeteryan mi diye sordum, olmadiklarini soyledi. Icimden bir kilo kofte yapip goturmek geldi, belki yarin yapar goturum. Bir tanesi ise dunya icin baris istedi ki, ogretmenin de benim de gozlerimi doldurdu.

Sonra kirmizi kucuk keselere minik elleriyle bakliyat doldurdular. Bir gun once gazete kagitlarindan yapip boyadiklari agaca dileklerini ve keselerini astilar. Cok yagmur yagdigindan ve diger cocuklar zarar verebilir endisesiyle, ogretmen agacin sinifta olmasini istedi.

Dilekler ve keseler agaca asildiktan sonra bahceye ciktik. Gercek ates yakamayacagimiz icin kirmizi kagitlari bir kutuya doldurup temsili ates yaptim. Bu gercek atesmis gibi yapacagimizi soyledim ve atesten atlamanin bizi hastaliklardan arindiracagina inanildigini anlattim. Hemen bir sira olusturdular. Siranin en arkasindaki bitirim yanima gelip “ben bugun kendimi iyi hissetmiyorum, ilk once ben atlayabilir miyim” diye sorunca, “sirani beklemelisin ama iyilesene dek, istedigin kadar atlayabilirsin” diye cevap verince sevincle yerine kostu. Hepsi nese icinde atlamaya basladi. Bir tanesi atladiktan hemen sonra “basimin agrisi gecti, kendimi daha hissediyorum” diye yorum yapiyordu arkadaslarina. Kivircik sacli baska bir oglan ise yanima gelip, “bak atesim yok, atlamadan once biraz vardi. ama galiba hala biraz sicak” dedi, “o zaman git bir kac kez daha atla” dedim, kosa kosa gitti. Sonunda hepsinin oksurukleri, alerjileri, bas agrilari gecene, atesleri dusene dek atesmis gibi yaptigimiz kutunun ustunden atlayip durdular.

Yanimda piknik ortuleri ve kandil simidi getirmistim. Onlarin da tam ara ogun zamaniydi. Ortuleri hep birlikte yere serdiler, yemek kutularini cikarip yediler. Lara getirdigim kandil simitlerini arkadaslarina ve ogretmenlerine dagitti. Sonra hepsi ortuleri toplayip bana getirdiler ve tesekkur ettiler.

Iste boyle harika bir sabahti bu sabah. Onlarin aydinlik yuzleri, isil isil, merak ve umut dolu gozleri capcanli gozumun onunde. Yaydiklari yasam sevinci ise hala kalbimi pir pir attiriyor. Bugun cok guzel bir gun, dunya bugunlugune harika bir yer, bugun gelmis gecmis en guzel Hidrellez kutlandi ve bugun dilenen butun dilekler gercek olacak, butun hastaliklar iyilesecek.