>Jakarta Trafiginin Super Kahramanlari Ozel Dosyasi – Bolum 1

>JOKI

Jakarta’nin dillere destan bir trafigi var. Istanbul trafigini oldugu gibi, icindeki butun arabalar, minibusler, taksiler ve otobuslerle birlikte alin. Metrobus, tramvay, vs gibi butun rayli tasit araclarini cikarip, bunlari sadece sehrin disindan, icine gelmek icin kullanin. Otobus, minibus duraklari icin yapilan butun cepleri iptal edin, herkes yolun ustunde hatta ortasinda dursun. Yollardaki butun alt ve ust gecitleri kaldirin, hersey yoldan direk sapmalar ve u donusleriyle olsun. Simdi bir de araba sayisindan biraz daha fazla motorsiklet ekleyin. Daha bitmedi, senenin 50-60 gunune siddetli yagmur ve arabanin yarisina kadar yukselen sular yuzunden kapanan yollar ekleyin denkleme. Bir de bizim okuzlerin “kadin sofor” diye nitelendirdigi, yavas, agir tepkili soforleri ekleyin, hani donerken iki seridi birden kaplayan, herhangi bir manevra yapmak icin 10 dakika dusunup, 15 dakika da arabayla ugrasan tipler var ya, hah iste suruculerin yuzde 90’inin onlarla degistirin. Iste size Jakarta trafigi. Abartiyorsam yada atladigim yerler varsa gelenler, burada yasayanlar duzeltsin lutfen.

Bu trafik sorununa cozum olarak is merkezi olan Kuningan bolgesinde “1’e 3” uygulamasi var, yani sabah 7-10 ve aksam ustu 4-7 arasi bir arabada sofor dahil en az 3 kisi bulunmasi sarti var. Olmuyorsa ya arka yollardan trafige girip gideceksin evine, yada uygulama saatinin bitmesini bekleyeceksin. Ama ben rahatimi bozamam, arkadan falan kirk saatte gidemem, isim gucum var, oyle saatlerce bekleyemem, ama keyfime de cok duskunum, arkadaslarimla falan sozlesip, ayarlayip car pool yapacak halim hic yok diyenlerin imdadina super kahraman yetisir: JOKI.

Joki’ler Kuningan bolgesine cikan butun yollarda, yolun kenarinda beklerler. Onunde duran aracin on koltuguna otururlar (burada arka koltuk makbul, onu da sonra anlatirim artik), mutlaka emniyet kemerlerini baglarlar. Gidecegi yere varan arabadan inerler ve 1 dolar alirlar. Boylece keyfine duskun arkadaslar, arka koltukta gazetesini okuyup, kahvesini icip isine gucune gider, hem de ekonomiye katkida bulunur, “1’e 3” uygulamasi bir anda “3’un 1’i” ne donusuverir. Arabadan inen Joki’ler, otobusle tekrar bekledikleri yere donerler ve uygulama suresince gidip gelip dururlar ve mumkun oldugunca cok para kazanmaya calisirlar. Bazilari bebekleri yada kucuk cocuklariyla beklerler, bunlar iki kisi sayildiklarindan tek basina arabasini kullananlara eslik eder ve 2 dolar alirlar. Jokilerin cogunun yeri bellidir. Soforler de bilmedikleri, tanimadiklari jokileri almak istemez, oyle kolay kolay joki begenmezler. Jokinin yaslisi, bayan olani, eli yuzu duzgun olani, az konusani makbuldur.

Joki uygulamasi yasal olmadigindan polise caktirmadan alip birakmak gerekir. Bazan polis jokilerin bekledigi yerlere baskin yapar, bir kismini toplar goturur, kalanlar da duvarlarin arkasina, sokak aralarina saklanir. Her yolun joki saklanma yeri de bellidir aslinda. Bazi sabahlar bakariz yolda hic joki yok, bir insaat kapisinin onunde yavaslariz, siradan bir jokiyi hop diye arabaya atar, yolumuza devam ederiz. Joki alirken yada birakirken yakalanan soforler ise ya efendi gibi cezasini oder, yahut polisle sigara parasi (uang rokok) pazarligina girer. Artik kim daha yuzsuzse, ona gore belirlenir ucret, belli bir tarifesi varsa da ben bilmiyorum.

Her yol kenarinda bekleyen joki mi peki? Tabii ki degil, otobus bekleyeni var, karsidan karsiya gecmeyi bekleyeni var, musteri bekleyeni var. Jokiler isaret parmaklarini kaldirarak beklerler, neden yol kenarinda beklediklerini acikca ifade ederler bu sekilde. Gunde iki kez, hic tanimadigi biriyle, kendi arabasinda yolculuk yapmak Jakarta sakininin gununde siradan bir durum haline gelmistir.

Iste boyle… Nerden esti bu yazi derseniz, bu sabah joki aldiktan 50 metre sonra polis durdurdu ve jokiyi arabadan indirdi. Bize bulasmadi, adama ne oldu bilmiyorum. Biz 50 metre sonra bir joki daha aldik ve ilerdeki polis tam arkasi donukken olay gerceklestigi icin ikinci kez yakalanmadik. Yarin sabah ne olur bilmem, jokilerin nesli tukenmeden yaziyi yazayim dedim ben de.

>Hikaye

>


@font-face { font-family: “Cambria”; }p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal { margin: 0cm 0cm 10pt; font-size: 12pt; font-family: “Times New Roman”; }div.Section1Genelde klavyenin başına oturup yazmaya başladığımda yazının başlığı kafamda şekillenmiştir çoktan. Ancak bu kez uygun başlığı bulamadım. Komik mi, hazin mi, karizmatik mi, esrarengiz mi yoksa ilginç mi bilemedim yazacağım hikaye. O yüzden sadece hikaye diyorum bu yazıya, yorumu size kalmış.

Bundan 2,5 sene önce Endonezya’ya taşınan bir Türk aile (biz, daha doğrusu Tunç ve ben), otobüslerin üstünde, otobüs duraklarında, sağda solda, heyerde gördükleri bir enerji içeceği reklamıyla çok eğlenirler. Bu aileyi ziyarete gelen Türk konuklarun da hemen dikkatini çekip, eğlencesi olur bu reklam. Bu kadar komik bulunmasının sebebi ise enerji içeceği mi, kocakarı ilacı mı olduğu anlaşılamayan ürünün adının Kuku Bima olmasıdır.

Mart 2010′da bir grup blogger kendi aralarında komik ilaç isimleriyle dalga geçerken Kuku Bima yine gündeme gelir. Nedense Kuku Bima hep gündemde, gözümün önündedir, hala da öyle. Otobüslerin bir tarafında yaşlı mı yaşlı bir adamın resmi, diğer tarafında ise vücut şampiyonu Ade Rai’nin fotoğrafı olan, bugüne dek pek anlam veremediğim bir reklamları var. İlacı içince seksenlik amca Ade Rai gibi aslan mı kesiliyor diye dalga geçilmişliği var.


Yaşlı amcanın hikayesini bugün öğrendim. Maridjan Gaul adındaki bu adam Merapi yanardağının bekçisiymiş. Görevi yanardağın ruhlarıyla iletişim kurup çevrede yaşayan halkın zarar görmesini engellemek, kızdıklarında ruhları sakinleştirmek, gerektiğinde onların mesajlarını insanlarla paylaşakmış.

Maridjan Gaul, 2006 yılında Merapi hareketlendiğinde ‘patlamayacak’ demiş ve gerçekten de Merapi tam olarak patlamamış, sadece kül ve gaz püskürtmüş. İşte bu olay ülke çapında bir anda ünlü olmasına sebep olmuş. 79 yaşında olmasına rağmen ceylan gibi sekerek hergün koca dağın tepesine çıkıp inen yaşlı adamın Kuku Bima reklamının yıldızı olması da bu olay üzerine olmuş.

2010 yılında Merapi hareketlendiğinde ‘patlayacak’ demiş. Patlayacağını bildiği halde görevinden ayrılmayı reddedip son ana kadar elinden geleni yapmak için yanardağın başında kalmış. Ekim 2010′da kızgın küllerin altında kalarak canını teslim etmiş. Cansız vücüdu dua eder pozisyonda bulunmuş.

Kuku Bima’ya gelince, kökleri İÖ 1280 yılı öncesine, Batı Java’da kurulmuş olan Pajajaran krallığının dövüş tekniklerine dayanıyormuş meğer. Bu Sunda krallaı çok güçlüymüş. Halk bir kral öldüğünde, ruhunun kaplana dönüşüp ormanlarda dolaştığına inanırmış. Sunda dilinde kaplana Pak Macan (büyük kaplan) yada pamacan deniyormuş. Kaplan pençesi de Kuku Macan imiş. Sunda halkı kendilerine has geleneksel kılıçlarına, işte bu kaplan efsanesi yüzünden Kuku Macan adını vermiş. Ancak Kuku Macan çok büyük ve ağır bir silahmış. Savaş alanlarında idaresi zor olduğundan boyutlarını küçültmüşler ve avuç içine saklanabilen, ölümcül, küçücük bir bıçak yapmışlar. Adına da Hint mitolojisinin cengaver kardeşlerinin sihirli pençesine ithafen Kuku Bima yada Kuku Hanuman yani Bima’nın yada Hanuman’ın pençesi demişler. Bir diğer adı da karambit.

Şimdi biraz da Bhima ve Hanuman’ı okumak gerek. Hanuman, Kecak Dansında anlatılan hikayedeki beyaz maymun çünkü. Bu kadar çok karşıma çıktığına göre Bhima ve Hanuman kardeşlerin anlatacağı birşey olmalı, dinlemek lazım.

>Serabi

> Gectigimiz hafta bir gunlugune bile olsa ekibimi gunluk is ortamindan uzaklastirmak, biraz kafa dagitmak icin Bandung’a goturdum. Bazilari senelerdir tekstilin icinde olmalarina ragmen, ayrintisiyla bir kumas fabrikasi gezmemisti. O yuzden once dokuma kumaslarimizi ureten bir fabrikaya ugradik.

Daha sonra Bandung’da Sundanese mutfagindan birseyler atistirdiktan sonra Tangupan Perahu yanardagina ciktik. Tazecik karadutlar, cilekler aldik, dagin kukurt kokulu serin havasini icimize cektik. Donus yolunda da Serabi (srabi diye okunuyor) adinda bir tatli yedik. Ben bayildim bu serabiye, en cok da toprak kaplarin icinde, komur atesinde pisiyor olmasina. Tadina baktiktan sonra ise fotografini cekmek ancak yarisini mideme indirdikten sonra aklima geldi. Muhallebiyle, krep arasi bir dokusu vardi. Ustundeki hindistan cevizli sos ise damagimda yaptigi butun tropik cagrisimlara ragmen, soguk yagmurlu bir gunde sicak sicak yenmesi gereken bir tatli oldugu izlenimini degistiremedi.

Bu blogu yemek bloguna donusturme niyetim yok ancak bu tatlinin ilginc tarifini paylasmadan duramayacagim. Kapakli, alti yuvarlak minik toprak kabi ve mangali olanlar, mutlaka denesin ve damaginda kalan lezzetle Guneydogu Asya’ya kisa bir yolculuk yapsin.

Malzemeler:
250 gr pirinc unu
150gr az yaslanmis hindistan cevizi rendesi (yani disi yesil olacak)
½ cay kasigi tuz
600ml hindistan cevizi sutu
1-2 macademia findigi

Macademia findiklari yagi cikana dek cok ince rendelenecek, yada ezilecek. Cikan yag toprak kabi yagmalak icin kullanilacak. Alternatif olarak hazir findik yagi da kullanilabilir diye dusunuyorum ama orjinal tarifi yorumlamak denemek isteyenlere kalmis artik.

Hindistan cevizi sosu icin:
1-2 hindistan cevizinden elde edilecek 500ml hindistan cevizi sutu
200 gr hindistan cevizi yada palmiye sekeri
¼ cay kasigi tuz
2 adet pandan yapragi (Uzunlamasina yirtilip, tek bir dugumle baglanacak. Bulamazsaniz sorun degil, benim yedigim sosta bence pandan falan kullanilmamisti. Ama orjinal tarifi deneyecegim diye inat ederseniz Asya urunleri satan yerlerde bulunabilir belki)

- Pirinc unu, rendelenmis hindistan cevizi ve tuz karisimina hindistan cevizi sutunu azar azar dokerek homojen bir karisim elde edene dek ciplak elinizle karistirin. Daha sonra karisimi avuc icinizle, hafif ve yumusak olana dek, 10-15 dakika dovun. (ne demek oldugundan emin degilim, hayal edebiliyorum ama denemek lazim)
- Toprak kabi iyice kizana dek komur atesinde isitin. Ezilmis findiklari ince bir tulbente koyup sikin ve cikan yagla toprak kabi yaglayin.
- 3-4 yemek kasigi kadar karisimi toprak kaba dokun ve yuzeyde baloncuklar gorene dek kapagi acik pisirin. Daha sonra kapagini kapatin ve alt yuzeyi iyice pisip acik kahverengi bir renk alana dek pisirin.
- Pisen serabiyi kaptan alip hindistan cevizi sosuyla sicak sicak servis yapin.

Hindistan cevizi sosu:
Hindistan cevizi sutu, seker, tuz ve pandan yapraklarini orta ateste surekli karistirarak pisirin. Kaynama noktasina geldiginde atesten alin ve ilinmasini bekleyin. Pandan yapraklarini alip tatliyla servis yapin.


Not: Bizim yedigimiz yerde krepi arasina muz dilimleri koyarak pisirip, cikolata sosuyla da servis yapiyorlardi. Ben orjinal olanini denedim ama eminim muzlu cikolatali versiyonu da harikadir.

>Pembe bir gun

>Pespembe, bol balonlu, kurdeleli, kartondan satolu bir partiydi. Prensesler az yedi, cok suslendi, cokca oynadi. Hepsi de cok sekerdi. Numunelik tek erkek Arda’yi ise babasiyla birlikte evden gonderme planimiz, Arda onca parti hazirligini gorup de evden cikmayi reddedince suya dustu. Neyse ki kankasi Tanem’le birlikte prenseslere fazla takilmadan kendi kendilerine oynadilar.

Yanimizda, kalbimizde olan tum arkadaslarimiza ve ailemize cok tesekkur eder, sevgilerimizi gondeririz.

>Jakarta’da Lale Devri

>Bir suredir vur patlasin cal oynasin seklindeyiz. Fasillar, dansozler, halk oyunlari, tezgah altindan cikip masaya gelen ozel izgara etler, rakilar, bol kopuklu Turk kahveleri ve bol sohbet…

Her sene 29.Ekim yaklastiginda Jakarta’da Turk yemekleri ve kulturu festivali olurdu aslinda. Ancak bu seneye dek, sanirim THY destegi olmadigindan oldukca yavan gecmekteydi. Bu sene ise dolu dolu, harika bir festival yasamaktayiz. THY ve Shangri La Oteli sagolsunlar, dunyanin taaa bu ucunda bizlere 10 gunlugune Lale Devri saltanatini yasatiyorlar. Sefler, fasil ekibi, folklor ekibi, kahve yapan yasli amca, hepsi birbirinden harika. Ama benim gozdem Maras dondurmacisi. Acilis gecesinde koskoca diplomatlari, burokratlari maymuna cevirdi, cocuk gibi oynatti. Turkiye’den getirdigi mis gibi Maras dondurmasi ise goren ve tadan herkesi hayrete dusurdu. Etrafindaki cocuklardan ozenip dondurma isteyen ancak simdiye dek yedigi hic gorulmemis olan Arda bile, ilk defa bir kulah dondurmayi yaladi yuttu. Genlerine islemis cocugun, oyle Baskin Robbins falan kesmiyor, halisinden Maras dondurmasi istiyormus da biz bilememisiz. Dun aksama kadar Arda’nin dondurma sevmedigini saniyordum halbuki.

Iki haftadir zirt pirt gidince, Turkiye’den gelen ekiple de samimiyet ilerledi tabii ki. Seflerle raki kadehleri tokusturmalar, seflerin zulalarindan cikarip ozel kizarttiklari etlerle donatilan sofralar, fasil ekibini alip eve goturup alem yapmalar falan. Turkiye’de yasarken bu kadar damardan Turk eglencelerimiz olmamisti dogrusu… Sonumuz iyi degil, 5 Kasim’da ekip Turkiye’ye donunce sudan cikmis baliga donecegiz, onumuzdeki seneyi iple cekmeye baslayacagiz bu gidisle. Ama olsun, onu o zaman dusunuruz, simdilik dolce vita !

Ve huzurlarinizda yeni aksiyon filmimiz “Lara vs Maras Dondurmacisi” ta taaaa. Fondaki muzik de vurmali calgilar grubunun canli performansi oldugu icin oldugu gibi biraktim.

http://www.dailymotion.com/video/xfd78w_lara-vs-maras-dondurmacisi_people

>Önemli Açıklama

>22.Ekim tarihli UN Day başlıklı yazının en altında yer alan benim bindallı giydiğim ifadesi ve hemen altında yer alan fotoğrafın karışıklığa ve yanlış anlamalara yol açması üzerine bu basın açıklamasını yapmayı uygun gördüm. En altta yer alan fotoğraftaki kişiler Arda ve yan sınıftan arkadaşı Rana’dır. Bu ikili Katibim şarkısı eşliğinde bir de gösteri yapıp arkadaşlarından bir sürü alkış almıştır.

Bindallı giymiş Selen’in ise tek resmi budur:

>UN Day 2010

> Kultur sepeti icin oyle guzel fikirler verdiniz ki bana, cocuklar liseden mezun olana kadar sirtim yere gelmez artik. Bu sene ise Lara’nin yasini goz onunde bulundurarak, rahat anlatabilecegi ve arkadaslarinin da anlayabilecegi ve ilgi duyabilecegi konulari birlikte sectik. Kultur sepetinde sunlar vardi:

10 TL
Nazar boncugu
Turk kahvesi
Oyali yazma
Turk bayragi
Van kedisi resmi
Kangal kopegi resmi
Laleler altinda bir Istanbul fotografi ve bir adet plastik lale
Ataturk’un salincakta sallanirken Savarona’da cekilmis bir fotografi

Bunlara ilaveten lale, Van kedisi ve Kangal kopegiyle ilgili Wikipedia’dan aciklamalari basip gonderim ki, ogretmeni okuyup Lara’nin yanitlayamacagi sorulari cevaplasin. Nitekim iyi ki gondermisim, tahmin ettigim gibi Hollanda ile ozlestirilmis lalenin Avrupa’ya Anadolu’dan yayildigini ogretmen de Lara sayesinde ogrenmis oldu.

Arda ise sepet degil de, sadece tek bir obje goturecekti. Onun cantasina bu tanitim icin evde kalan bir paket fistikli lokumu gondermistim. Tesadufen ayni gun cantasinda cok sevdigi THY ucak maketi de vardi ama tanitim amacli falan degil, tamamen sevdigi oyuncagindan ayrilmadigindan. Aksam eve geldigimde Arda “ucagim okulda kaldi” diye agliyordu. Ne oldu ucagina sorularini ise “okulda” diyerek aciklama yapmadan gecistirdi. Lokumu ne yaptiklarini sorunca da yedik dedi… Fazla anlam veremedim ama ucagin esrari okula gittigimizde cozuldu. Meger gercekten de lokumlari bir guzel yemisler. Lokumlar mideye inince sinifta Turkiye’yi temsil eden birsey kalmamis, bunun uzerine ogretmen Arda’nin elindeki THY ucagini alivermis. Ancak Arda o gun bizden cesaret aldi sanirim ki, ucagini sepetten alip cantasina ativerdi. Arda’nin sinifinda bu sene Turkiye nasil temsil edildi emin degilim ancak fistikli lokumun ve pudra sekerine bulanmis minik ellerinin cocuklarin hafizalarinda lezzetli bir ani olarak yer almis oldugundan emin oldugum icin icim rahat.

UN Day, bahcedeki bayrak toreniyle basladi. Bayragimizi okulun en buyuk Turk ogrencisi olarak Lara tasidi ancak en kucuk bayrak tasiyici oldugu icin yaninda yardimci bir abla vardi. Bayrak toreni kapali tiyatro salonunda devam etti ve sonra cocuklar siniflarina dagildilar. Lara’nin sinifina veliler davetli olmadigi icin orada neler oldugunu bilmiyorum ama Lara’nin anlattigina gore arkadaslari da ogretmeni de ayrana ve borege bayilmislar. Arda’nin sinifinda ise miniklerin kisa bir gosterisi oldu. Kocaman bir halka yapip sarki soylediler bizlere. Daha sonra da annelerin getirdigi leziz yemeklerin tadina baktik.

Ben yine klasik borek-ayran ikilisinden vazgecmedim. Ikisinin de tarihinin ve tarifinin yazdigi Turk bayrakli aciklama kartlarini ustlerine yapistirmayi ihmal etmedim. Kulturler arasindaki benzerlikleri kesfetmek keyifli de, oradan bir densizin cikip, aaa, bilmem hangi ulkenin de bunun aynisi birseyi var demesi ihtimalini tamamen ortadan kaldirmakti amacim ki basarili oluyor uc senedir. Borek herkes tarafindan begenilip ilgi gorurken, 1,5 litrelik ayran Hintliler ve Japonlar tarafindan kisa surede tuketildi. Benim favorim ise bir sure deli gibi tarifini aradigim, bir Arjantinlinin elinden cikmis mis gibi alforjorlardi. Gercegine yakin dulce de leche nasil yapilir uzun uzun anlatti, Arjantin’e giderse gercek dulce de leche getirme sozu verdi.


Bu seneki UN Day’in benim icin bir farki da, benim kiyafetimdi. Bu gunde okul, ogretmenleri ve velileri de kendi geleneksel giysilerini yada en azindan ulkelerinin renklerini giymeleri konusunda tesvik ediyor. Bu seneye dek ben kirmizi beyaz giyinmistim ve geleneksel giysileri icinde gezinen Asya’lilari, Orta Dogu’lulari, Hintlileri ve Guney Amerika’lilari, Yeni Zelandalilari gordukce imrenmistim. Bu yil ani bir karar ve yerinde tesadufler yardimiyla, bir arkadasimla kendimize Turkiye’den bindalli getirtmeyi basardik. Sicak yuzunden ceketi giymedim ama islemeli salvarimi ve askili bluzumu giydim. Tarihi ve kulturel zenginligimizin bir parcasini ustumde gururla tasidim.

>Kultur Sepeti

>Akil akildan ustundur, yardiminiz gerekiyor. Lara’nin okulunda bu seneki UN Day (Birlesmis Gunler Gunu) 14.Ekim’de kutlanacak. Ayrica butun Ekim ayini kendilerinin ve arkadaslarinin kulturlerini tanimaya ayiracaklar. Bayraklar boyanacak, 14.Ekim’de geleneksel kiyafetler giyilecek, herkes kendi ulkesini, kendi kulturunu anlatacak arkadaslarina.

Gecen sene yemek falan yapip goturmustuk, bu sene ise ogretmen kultur sepeti istedi cocuklardan. Kendi ulkelerini, kulturlerini yansitan objeleri bir sepete koyacagiz, sonra Lara bunlari tek tek anlatacak ve butun sepetlerdeki objelerle, sinifta bir koseyi bir ay boyunca sergilenecek bir mini muzeye cevirecekler.

Bizim sepetimizde simdilik sunlar var:
Bir adet orta boy Turk bayragi
10TL’lik banknot
Bir paket Kurukahveci Mehmet Efendi kahvesi. Cezveyi de koymak istedim ama Lara reddetti.
Bir adet oyali yazma
Nazar boncugu
Ebru‘nun getirdiklerinden kalan son incir kurulari
Fistikli lokum

Aslinda icimden bir paket Ezine koyun peyniri koyup, ustune de “buyrun tadin da feta diye yediginiz kirec bozmasi peynirin aslinin nasil oldugunu gorun” yazmak geliyor. Ya da bizim siyah sele zeytininden gonderip benzer bir not yazmak geliyor. Yahut yaprak sarma, sucuk, baklava falan gonderip “Yunanlilar bizden calip tescillettirmeden once bize aitti” notu yazmak. Yahut Hasankeyf ve Allainoi resimlerini gonderip “biz suyun altina gommeden onceki tarihi zenginliklerimiz” diye not yazmak. Tarihi zenginliklerimize Youtube’u da ekleyebiliriz aslinda, tarih oldu o da nasilsa…

Uzun lafin kisasi, fikre ihtiyacim var. 5-6 yas cocugunun anlatabilecegi ve arkadaslarinin da anlayabilecegi neler gonderebilirim?

>Bereket mi felaket mi?

>
Kuru mevsim henüz başlamadan yağmurlu mevsim geldi bile.
Bulutsuz, gökgürültüsüz, kuru geçen bir gün olmadı. Olmayan kanalizasyon sistemiyle Jakarta Belediyesi , yılın en kötü ve en çok yiyen metropol belediyesi ödüllerinde birinciliğe oynuyor. Bazı uzmanların 2030′da Jakarta’nın batacağına dair yürüttükleri tahminler çok mu iyimser acaba? Peki ya bahçeli lüks villanın duvarlarının içinde birileri kendi özel havuzunun kenarında keyif yaparken, duvarların dışındaki sel sularında bin kat daha çok eğlenen çocuklara ne demeli? Ne mikroplar kapıyorlar o sudan dersiniz? Ya sonra, doktora gidebiliyorlar mı ?

>Mutlu Bayramlar!

>Bugun Cuma, kus gibiyim, “ben her bahar asik olurum, ruzgar olur, yagmur olurum” diye mirildaniyor beynim sabahtan beri. Kim bilir neye asik oldu gonul gene, opucuk kondururken yanagimi gidiklayan uzun kirpiklere mi, sabah burnumu gomdugum mis kokulu saclara mi, kahvalti masasinda bana sevgiyle gulumseyen gozlere mi? Yarin sabah yine yol var bize, mayolar, paletler, maskeler toplanacak bu aksam. Sulawesi’ye gidiyoruz, yasli Manado dagina karsi batan gunun sessizligini icimize cekmeye, minik baliklarimla denizin altini seyretmeye, Lembeh’in siyah kumlarinda hazineler aramaya, bavulda goturulen raki kadehlerini “iyi ki evlenmisiz be, serefe!” diyerek tokusturup kendimize nice seneler dilemeye, kendi kendimize kucuk bir el opme, seker ve para verme toreni yapmaya…

Herkese simdiden mutlu ve huzurlu bayramlar dilerim. Bayram sekeri niyetine de bir sepet dolusu bol rahiyali meyve sizlere.