Kimin Babasi?

Noel Baba’ya cocuklarin mi yoksa buyuklerin mi ihtiyaci var diye cok dusunuyorum bu aralar. Cocuklarin saf ve sonsuz hayalgucleri bu tur figurlerle sinirli degil ki, kimi kandirmaya calisiyoruz. Bal gibi de buyukler kendileri icin cocuklari salak yerine koyuyorlar bu konuda. Senede bir kerelegine, o sihirli hayal dunyasinin bir parcasi olmak icin yapiyorlar butun bu sarlatanliklari.  

Noel Baba, katilasmis yetiskin kalplerini yumusatmaya, korelmis hayalgucunu sinirli bir sekilde acmaya birebir. Bir olcek Noel Baba’yi kirmizi  bir seye sarip yastiginizin altina koyun, sabaha kadar birseyiniz kalmaz, iki, uc hafta surecek bir gonul hafifligi ile hemen etkisini gostermeye baslar. Hergun burnunun ucundaki bir suru mucizeyi gormekten aciz yetiskin gozlerine, paketten cikmis hazir cozumler getirir.

Oysa gerek yok boyle seylere. Dis perisi de yok, Noel Baba da, cocuklar da bal gibi farkinda zaten. Hem onlarin isiltili karakterlere ihtiyaci yok hayal alemine dalabilmek icin. Bizim de yok. Tutun cocugunuzun elini, bakin gokyuzune, bulutlarin ustunde heyecanli bir maceraya cikiverin hemen. Onlarin gozunde hersey mucizevi, hersey heyecan verici. O heyecanin, tutkunun ucundan kenarindan birseyler bulassa tum gununuzu aydinlatmaya yeter.

Tumden gelim, tume varim

Lara:      Anne, bu paralari baskiyla mi yapiyorlar?

Selen:   evet

Lara:      o zaman neden herkes kendi parasini basmiyor ?

Selen:   ??

 

Tunc:     Bu koltuk islak! Bu ne, cis mi, su mu?

Arda:     su

Tunc:     emin misin Arda’cim ?

Arda:     evet, su buradan giriyor, buradan cikiyor. (agzindan girip, asagidan ciktigini gosteriyor)Cis su, degil mi ? (bana sorup dogrulatmaya calisiyor bir de!)

 

Giysiler ve Yilbasi Hediyelerine Detox !

Her yerimiz zehirle cevrili. Yediklerimiz konusunda cogumuz hassasiz ama giydiklerimiz hakkinda ne biliyoruz? Bazi markalara guveniyoruz, onlar ne yaparsa dogru yapar diyoruz, bazilarini ise ucuz fiyati yuzunden tercih ediyoruz. Herseyin bir bedeli var, ucuz etin yahnisi gercekten de tatsiz. Ancak pahali olanlarin da garantisi var mi?  En buyuk organiminizi, derimizi kapliyoruz bu giysilerle. Peki kumaslar derimizden vucudumuza neler salgiliyor diye hic dusunuyor muyuz?

Gectigimiz sene, unlu bir spor markasi urettigi alli, pullu, harika gorunuslu cocuk t-shirtunun yaninda hediye olarak bir sac tokasi verdi. Paketin icinden cikan bu sac tokasinda metal bir parca vardi. Onca teste, onca baglayici resmi anlasmaya ragmen ya bu minik metal parcayi test etmeyi unutmuslar, yada numune asamasinda guvenli bir madde kullanan aksesuar imalatcisi, seri uretimde kaliteyi degistirmisti. Sonuc olarak dunyanin bir ucunda uretilen bu t-shirt Ingiltere’ye gonderildi. Bir anne, minik kizina cok yakisacagini dusunerek bu urunu satin aldi. Icinden cikan sac tokasina cok sevindiler ama anne minik kizin tokayi agzina atabilecegini dusunmeden ortalikta birakti. Minik kiz, merakla tokayi agzina atti, ve yuttu. O kucucuk metal parcasinin icinde o kadar yuksek oranda kursun vardi ki, minik kiz kurtarilamadi, kursun zehirlenmesinden hayatini yitirdi.

Dunya ekonomisinin bir turlu pacasini kurtaramadigi krizlerin sorumlusu olarak pek cok kisi “corporate greed” yani “kurumsal acgozluluk”u gostermekte. Ben bundan emin degilim, kurumsal acgozluluk tuketicinin acgozlulugunden besleniyor. Birseyler degisecekse, bunu yapabilecek tek gucun tuketici oldugunu dusunuyorum. Tuketici daha ucuzunu, daha hizlisini, daha guzelini talep etmekten vazgecmedigi surece kurumsal acgozlulugun buyuymesi engellenemez. Bu acgozlulugun, yada piyasa zorunlulugunun sonucu olarak buyuk, kucuk butun markalar ucuz isgucu pesinde kosuyor. Cin’i bitirdiler, gelisti, biraz palazlandi ya Cin bile pahali geliyor artik. Asya’nin daha az gelismis yerlerine goz diktiler. Laos, Kambocya gibi ulkeler asiri dusuk asgari ucretleriyle tekstil devlerinin gozdesi haline gelmek uzere. Altyapisi olmayan bu yerlerde endustriyel gelisim ne kadar saglikli oluyor?

Haziran ayinin ortasindan beri Kambocya’daki fabrikalarda toplu bayilma vakalari gorulup duruyor. Yuzlerce isci bir anda fenalasip, birbiri ardina bayiliyor. Haziran’da 101 kisi, Temmuz’da 300 kisi, Agustos’ta 284 kisi, Ekim’de 200 kisi hastaneye kaldiriliyor. Vakalar farkli fabrikalarda, ama sebepler ve sonuclar benzer. Birinde kumaslarin bocekler tarafindan yenmesini onleyemeyen fabrika yonetimi,  butun fabrikayi ilacliyor. Ertesi gun isciler fenalasip, bayiliyor, nasil bir kimyasal kullandilarsa artik. Digerlerinde fabrikanin ic mekan isisi cok yuksek, kullanilan kimyasallar agir, havalandirma yok, oturarak calisan iscilerin sandalyelerinde sirtlarini dayayabilecekleri bir yer bile yok, calisma saatleri yasal limitlerden cok daha uzun, yeteri kadar sivi ve gida alimi da saglanmayinca isciler dayanamiyor.

Greenpeace elini tekstile uretimine de atti neyse ki. Isin icinde olanlar bilir, tekstil urunleri icin zararli kimyasallarin limitleri vardir. Yani belli bir oranin ustunde olmamasi sarti vardir. Ancak Greenpeace’in hakli savi suydu: ne kadar dusuk olursa olsun, herhangi bir alt limit olmasi, bu zararli kimyasalin uretim hattinin bir yerinde var olmasina izin vermek anlamina geliyor. Bu kimyasal, son urunde cok az bulunabilir, ve kullaniciya zarar vermeyebilir ancak uretimde, buna yogun olarak maruz kalan bir isciye cok ciddi zarar verebilir. O zaman zararli kimyasallar icin alt limit falan olmasin, bunlarin herhangi bir tekstil urununde olmasi tamamen yasak olsun. Bu harekete pek cok ulke ve pek cok buyuk marka destek verdi. Bu kimyasallari bir anda uretimden cikarmak cok zor oldugu icin, 2015 senesine dek tamamen kurtulma sozu verdiler. Bu hareketin adi The Detox, ve Greenpeace’in web sitesinden gelismeleri takip etmesinizi tavsiye ederim: http://www.greenpeace.org/international/en/campaigns/toxics/water/detox/

Tuketiciler bilinclenmedikce bazi seyler ne yazik ki degismeyecek. Organik diye gonul rahatligiyla aldiginiz bir urunun, ustundeki baski yuzunden ne tur kimyasallar icerebilecegini de dusunun. Eve geldikten sonra hemen copu boylayacak etiketleri, plastik torbayi, karton etiketleri de unutmamali. Basit bir t-shirtun, ipliginin Cin’de uretildigini, bu ipligin Vietnam’da kumas haline gelidigini, oradan Kambocya’ya gonderildigini dusunun, karbon ayakizini kabaca hesaplayin. Bir de Endonezya’dan gelen kolileri, HongKong’dan gelen etiketleri dusunun. Uretimin her asamasinda ona dokunan binlerce huzunlu hayat hikayesini, belki ugrunda bayilan, gecesini hastanede geciren iscileri.

Bilincli tuketin lutfen, cunku degisimin anahtari bu. Yilbasi, Noel geliyor, yine tuketim cilginligi baslayacak. Herkes gozu donmus bir sekilde birseyler alacak sevdiklerine.  Peki siz ne yapacaksiniz? Cocugunuzu yarim saat mutlu edecek bir kazagi mi, yoksa ona saglikli bir yasam ortami saglamakta payi olacak bir secimi mi tercih edeceksiniz? O kazaga gercekten ihtiyaci var mi diye dusunecek misiniz, yoksa ustundeki Ben10 karakteri yuzunden hemen satin mi alacaksiniz? Elinizde sevgiyle oreceginiz, belki cocugunuzla birlikte susleyeceginiz bir oyuncak yada giyecek yerine, kutudan cikan, hazir cozumleri mi tercih edeceksiniz? Bu sene herkese kendi yaptiginiz hediyeleri vermeye ne dersiniz? Buyrun size bolca fikir:

 - Ev yapimi recel (kavanozlari da cocuklarinizla birlikte susleyin)

- Ev yapimi likorler (yine siselere renkli etiketleri yapip, kurdelerle suslemek ne keyifli olur. Tarif isterseniz, buyrun, burada bolca var: http://bestebonnard.blogspot.com/search/label/lik%C3%B6rler  )

- Ev yapimi susler (etrafi tarcin cubuklariyla suslenmis mumlar, kozalaklari ve kuru yapraklari boyayarak yapilabilecek yilbasi susleri, vs)

- Ev yapimi kurabiyeler, kekler, mis kokulu ekmekler. Elinizin hamura degmesi size de iyi gelecek eminim.

- Kendi yapabileceginiz basit oyuncaklar. Buyrun bir fikir:  http://obsessivelystitching.blogspot.com/2009/01/make-it-for-you.html

-Kenarina yeni yil mesajinizi isleyebileceginiz, kullanmadiginiz havlular.

- Yaprak baskisi defteri , fikir Evren’den, detaylar burada : http://basitbiryasam.blogspot.com/search?updated-max=2011-12-10T15:40:00%2B02:00

- Basit dikis becerisiyle yapilabilecek seyler, mutfak onlugu, mutfak bezi, minik cantalar, Dilek’in harika patchworkleri : http://berceste.blogspot.com/2011/12/suffolk-puff-yo-yo-patchwork-parmaklar.html

- Basit orgu becerisiyle yapilabilecek seyler: atki, banyo kesesi, vs.

- Buyrun size yuz kirk tane daha fikir , eminim cok daha fazlasi vardir internette ve sizlerde …. http://familycrafts.about.com/od/giftstomake/tp/HomeMadeGiftIdeas.htm  http://familyfun.go.com/christmas/last-minute-christmas-gift-ideas-pg-823574/view-all/

bir annenin utopyasi !

Cocuklarin okulunda bu Cuma dress-up gunu, butun ogretmen ve ogrenciler bir unlu kiligina girip gidecekler okula. Cocuklarla kim kim olacak diye konusuyorduk. Arda cok net bir sekilde beyaz pantalon, beyaz gomlek ve beyaz fotr sapkayla Wycleff Jean olmak istedi. Lara bir sure dusunup, Katey Perry ve Shakira arasinda gidip geldikten sonra Youtube’da videolari oldugunu, o yuzden kendisinin de unlu oldugunu, kendi olarak gidecegini acikladi. Gulustuk, biraz daha gaza getirdik, sonra unuttuk gittik. Ertesi gun okuldan gelince konuyu ogretmenine actigini soyledi. Ogretmenine “Ben Cuma gunu kendim olarak gelecegim” demis, ogretmeni de “olmaz, sen unlu biri degilsin ki” diye cevap vermis. Bizimki de “yoo, unluyum, benim youtube’ta videolarim var” demis. Ogretmen Youtube’u acmis ve sinifca Lara’nin konser videolarini seyretmisler. Ogretmeni de “tamam” demis, “sen gercekten unluymussun, kendin olarak gelebilirsin”. Gunun kalaninda herkes Lara’nin yanina oturmak istemis, bizimkinin de havasindan gecilmemistir eminim. Ozguvenine sapka cikariyorum.

Gectigimiz haftalarda Arda’yla 3-4 gunluk bir dis gorunus krizi yasadik. Okula giderken t-shirt ustune gomlek giymek, saclarina jole surmek istedi. Ilk sabah gomlegi begenmedi, sacini begenmedi, “I don’t look awesome” (muhtesem gorunmuyorum) diye agladi hatta. Sonraki gunlerde bir gece onceden kiyafetini kendisine sectirdim, saci icin de jole aldim. Sonra bu kriz kendi kendine bitti. Bir iki gun sonra Lara gelip, “anne, Arda okulda butun gun Emily ile elele dolasip duruyor, yanlarina kimseyi istemiyorlar, hep ikisi oynuyorlar” diye haberleri yetistirdi. Arda’ya “ne diyor oglum Lara? Dogru mu?” diye sorunca “evet dogru, Emily benim kiz arkadasim, biz evlendik” dedi. “aaa, bizi niye cagirmadin?” deyince capkin capkin guldu. “Emily’yi seviyor musun sen?” dedim, “evet, lule lule saclari var” dedi. Biraz erken oldu ama gencler anlasmis, yapacak birsey yok. Ben gidip Micky Mouse’lu bir yuzuk alayim bari, oglan tarafi bir yuzuk bile takmadi demesinler.

Iste boyle, ben anne olarak cocuklarimin murvetini gordum. 7 senede kiz unlu oldu, oglani da evlendirdim. Cocuk buyutmek o kadar da zor birsey degilmis yahu !

Durum Raporu

Oyle yogun geciyor ki gunler, oyle cok sey oldu ki en son yazdigimdan beri nasil ozetlemeli emin degilim. Bir kez ucu kacti mi yakalamak zor oluyor.  En iyisi kaldigim yerden, UN Day ile devam edeyim.

UN Day’de isteyen ogrenciler, kendi ulkelerini temsilen bir kulturel gosteri sahneye koyabiliyorlar. Bu seneye dek cok az sayida Turk ogrenci oldugundan, boyle bir gosteri hazirligi yapamamistik. Sadece gecen sene Rana ve Arda,kendi siniflarina minik bir “Katibim” gosterisi yapmislardi. Bu sene annelere “hadi birsey yapalim” diye e-mail gonderdigimde yapilabileceklerin son derece sinirli oldugunu dusunuyordum. Hazirlanmak icin fazla vakit yoktu, bizim boyle bir gosteri hazirlama tecrubemiz yoktu , daha dogrusu ben oyle saniyordum, cocuklar cikip Turkce bir cocuk sarkisi soylerler diye dusunuyordum. Ancak fikirler ortaya dokulmeye basladiginda, aramizda senelerce ogretmenlik yapip, defalarca bu tur gosteriler sahnelemis bir cevher oldugunu kesfettik. Cocuklari ona emanet edince ortaya iki haftada nefis birsey cikti. Ellerine, emegine saglik Fisun Ogretmen.

Gosteri gunu sahneye cikmak istemeyen iki firemiz oldu ama kalanl  harika bir performans sergilediler. UN Day’in 10.Kasim’a denk gelmesi, dalganan ay yildizli bayraklar, arka fonda tarihi ve kulturel guzelliklerimizi gosteren fotograflar, sahnede tamamen ogretmenlerine, birbirlerine ve hareketlerine odaklanmis minikler oyle bir duygu yogunlugu yasatti ki, anlatmam mumkun degil. Gurur, ozlem, mutluluk karisimi ama inanilmaz yogun duygular fiskirdi icimizden ve butun gun devam etti. Aksam salya sumuk defalarca bu videoyu izledim.

Ertesi hafta baska bir onemli olay vardi bizim icin. Lara’nin bir suredir hazirlandigi, Facebook’tan takip edenlerin prova videolarini gormus oldugu konser. Italyan Kultur Merkezi’nin destegiyle piyano ogretmeninin organize ettigi bir konserdi. Bizim klasik piyano resitali anlayisimizdan cok farkli bir sekilde, bir saatlik bir konusma ile baslasa da, cocuklar calmaya baslayinca harika bir tecrubeye donustu. Lara’nin sabah gozunu acar acmaz piyanonun basina gecmesi, ogretmenini yeni sarkilar ogretmeye zorlamasi cok guzel de, kizin sahnede olma meraki ayri bir konu. Konser bittikten sonra ogretmenine ilk sordugu soru “bir sonraki konser ne zaman?” oldu.

Bu iki olayin arasinda ise seneler sonra saat 3’e kadar dans ederek gecirilen bir gece oldu ki, kayitlara gecmeli gercekten.  Oyle siseleri devirip, sarhos olunan falan bir gece degildi. Aklimiz basimizda, yerimize oturmadan toplu olarak, genc yasli dansettigimiz bir geceydi. Oykum’un dogum gunu kutlamasiyla basladi, ancak sonra dansi, muzigi ve tesadufler sonucu biraraya gelmis bir avuc kadinin cesaretlerini, maceraci ruhlarini ve arkadasliklarini  kutladiklari bir cadi ayinine donustu. Inanilmaz keyifliydi. Milletin kasim kasim kasildigi bir klupte bizim halay cektigimizi soylemeyecektim aslinda ama madem herseyi yazdim, bu da kayitlara gecsin.

Gectigimiz gunlerin raporu budur.

UUO (Unidentified Underwater Object)

Gecenlerde dalisli bir tatil icin Malezya’nin Mabul adasindaydik. Sipadan’in Barracuda Point adli dalis noktasi her zamanki yine harikaydi. Kopekbaliklari, koca kafali papagan baliklari, barakuda ve akya suruleri hepsi yerli yerindeydi. Gercekten cok acayip dalislar yaptik bu noktada ve baska hicbir yere dalmak istemedik. Dalislardan birinde daha once hic gormedigimiz bir canliya rastladik. Fotografini cekmeyi basarabildik, taniyan eden varsa bilim adina ortaya ciksin.

sevgiler OIP‘cim :)

Guney Yarimkurede Hidrellez

Bugun cok guzel bir gun. Uzun zamandir tadim kacik oldugundan, birbiri ardina gelen tatsiz haberler yuzunden yazmiyordum. Ama bugun cok ozel, unutmadan herseyi kagida dokmeliyim. Bugunun guzelligi, umudu herseyin ustunu ortsun, cocuklarimizin altin kalplerinin taa dibinden gelerek kagida doktukleri baris dilekleri tez zamanda gercek olsun, butun dunyayi sarmalasin.

Turkiye’de sonbaharken biz burada Hidrellez kutlamiyoruz aslinda ama oyle gibi geldi oldu. Isin asli bizimkilerin okulunda gene UN Day (Birlesmis Milletler Gunu) geldi catti. UN Day’de anneler kendi ulkelerinden bir yiyecek yapip sinifa getirir ve cocuklar farkli kulturlerin mutfagini tanima imkani bulur. Bu gunden bir hafta once evlere bir form gonderilir, bu formda hangi yemegi yapip gonderecegini, icinde neler olacagini yazar anneler. Formun ustunde bir de “kendi kulturume ait geleneksel bir kutlamayi sinifta cocuklarla yapmak istiyorum” diye bir secenek vardir. Ben uc senedir bu kutucugu isaretlerim ama simdiye kadar “hadi gel yap” diyen cikmamisti. Bu sene de yine aliskanlik olarak isaretledim. Pazartesi gunu Lara’nin ogretmeninden “kutlamayi Sali mi yoksa Carsamba mi yapmak istersin?” diye bir mesaj alinca gercekten cok sasirdim.

Cocuklarla her sene kutladigim, cok sevdigim Hidrellez geldi aklima. Yuklenen anlamlar, inanislar ve gelenekler oyle cok ki bu kutlamaya, hepsi de oylesine umut ve yasam sevinci dolu ki, en sevdigim kutlamadir Hidrellez. Ilk anda cocuklara nasil anlatacagimi bilemesem de, kafami toparlayip plani yapmak cok uzun surmedi.

Bu sabah torbalari yuklenip okula gittim. Once cocuklara Turkiye’de dort mevsim oldugunu, baharda doganin uyandigini, agaclarin yesillendigini, ciceklerin actigini, havanin isinmaya basladigini anlattim. Nitekim yavrucuklarin bazilari, yagmurlu ve yagmursuz mevsimden baska birsey hatirlamiyor yada bilmiyor. Sonra doganin bu yeniden dogusunu kutladigimizi, dogada eglenerek, piknik yaparak gecen bir gun oldugunu, bugun yapilan dileklerin gerceklesecegine, hastaliklarin iyilesecegine inandigimizi anlattim. Kirmizi keselere kuru bakliyat doldurup agaca asacagimizi, bunun da sene boyunca evlerimizden istedigimiz yiyeceklerin eksik olmamasi temennisini sembolize ettigini anlattim. Ogretmenleri birkac soru sorarak ve benim anlattiklarimi pekistirerek cocuklarin kutlamanin ruhunu ve felsefesini anlamalarina yardimci oldu.  

Ilk olarak ogretmenleri hepsine yarim sayfa buyuklugunde kartlar verdi. Masalarinin ustu rengarenk kalemlerle doluydu. Hepsi haril haril dileklerini resmetmeye koyuldu. Bir tanesi hep hasta oldugu icin saglikli bir cocuk olmak istedi, baska bir tanesi ilacim ve misir gevregim hic bitmesin dedi, ne ilaci diye sormadim kalbim kaldirmaz diye. Aileleriyle vakit gecirmek isteyenler, geride birakip geldikleri memleketlerini ozleyenler vardi. Avusturalya’dan yeni gelen bir kiz ailesiyle 1 ay boyunca tatil yapip gezdigi Turkiye’ye tekrar gitmek istedi. Biri aynen su yaziyla ” I vant los a mit” bol bol et istedi. Neden diye sorunca “bizim evde sebze meyveden baska birsey yok, ben et istiyorum” dedi. “sebze ve meyve cok sagliklidir ama” dedim, “evet ama biz her aksam quesedilla yiyoruz, baska seyler yemek istiyorum ben artik” dedi. Ogretmene anne babasi vejeteryan mi diye sordum, olmadiklarini soyledi. Icimden bir kilo kofte yapip goturmek geldi, belki yarin yapar goturum. Bir tanesi ise dunya icin baris istedi ki, ogretmenin de benim de gozlerimi doldurdu.

Sonra kirmizi kucuk keselere minik elleriyle bakliyat doldurdular. Bir gun once gazete kagitlarindan yapip boyadiklari agaca dileklerini ve keselerini astilar. Cok yagmur yagdigindan ve diger cocuklar zarar verebilir endisesiyle, ogretmen agacin sinifta olmasini istedi.

Dilekler ve keseler agaca asildiktan sonra bahceye ciktik. Gercek ates yakamayacagimiz icin kirmizi kagitlari bir kutuya doldurup temsili ates yaptim. Bu gercek atesmis gibi yapacagimizi soyledim ve atesten atlamanin bizi hastaliklardan arindiracagina inanildigini anlattim. Hemen bir sira olusturdular. Siranin en arkasindaki bitirim yanima gelip “ben bugun kendimi iyi hissetmiyorum, ilk once ben atlayabilir miyim” diye sorunca, “sirani beklemelisin ama iyilesene dek, istedigin kadar atlayabilirsin” diye cevap verince sevincle yerine kostu. Hepsi nese icinde atlamaya basladi. Bir tanesi atladiktan hemen sonra “basimin agrisi gecti, kendimi daha hissediyorum” diye yorum yapiyordu arkadaslarina. Kivircik sacli baska bir oglan ise yanima gelip, “bak atesim yok, atlamadan once biraz vardi. ama galiba hala biraz sicak” dedi, “o zaman git bir kac kez daha atla” dedim, kosa kosa gitti. Sonunda hepsinin oksurukleri, alerjileri, bas agrilari gecene, atesleri dusene dek atesmis gibi yaptigimiz kutunun ustunden atlayip durdular.

Yanimda piknik ortuleri ve kandil simidi getirmistim. Onlarin da tam ara ogun zamaniydi. Ortuleri hep birlikte yere serdiler, yemek kutularini cikarip yediler. Lara getirdigim kandil simitlerini arkadaslarina ve ogretmenlerine dagitti. Sonra hepsi ortuleri toplayip bana getirdiler ve tesekkur ettiler.

Iste boyle harika bir sabahti bu sabah. Onlarin aydinlik yuzleri, isil isil, merak ve umut dolu gozleri capcanli gozumun onunde. Yaydiklari yasam sevinci ise hala kalbimi pir pir attiriyor. Bugun cok guzel bir gun, dunya bugunlugune harika bir yer, bugun gelmis gecmis en guzel Hidrellez kutlandi ve bugun dilenen butun dilekler gercek olacak, butun hastaliklar iyilesecek.