cennete ilk adim

Aylardir, gunlerdir hayalini kurdugumuz gun sonunda gelmisti. Oturma izni yuzunden zorunlu uzayan Turkiye tatili bitmis, Jakarta`da alisveris icin iki gece kalmis ve paslanmaz vidadan telsize uzanan koskoca bir listeyi tamamlamis, doktor ve dis kontrollerinden gecmis, uyduruk Sriwijaya ucusunu atlatmis ve Sorong`a varmistik. Sorong, Turkiye`nin 20 sene onceki Anadolu koylerinin pis, pis kokulu ve sicak olani bir sehir. O yuzden bizi adaya goturecek tekneye binene kadar, ruyamizi gerceklestirdigimiz hissi bir turlu gelmiyordu. Sorong`daki isleri bir an once halledip otele gitmek istiyorduk hepimiz ancak oturma izinleri icin pasaport polisine gitmemiz gerekiyordu oncelikle.

Jakarta`da 7 senedir yabancilar polisine yilda bir kez gidiyorduk. Ilk yillari Turkiye`nin 40 sene onceki Ziraat Bankasi subeleri gibiydi. Saatlerce beklemedik hic, cunku hep islerimizi takip eden bir araci oluyordu ve eziyeti bizim yerimize o cekiyordu. Son zamanlarda burasi modernlesmis, sira numarasi veren otomatlar falan alinip, oturmaktan tiksinmeyecegimiz metal sandalyeler konmustu. Isleri hala araci hallediyordu ama en azindan daha dogru duzgun bir yere donusmeye baslamisti. Jakarta`da oturma ve calisma izni almak yaklasik 1-1,5 ay suruyordu. Bu ofise giderken gomlek ve pantalon giyme mecburiyeti vardi. Saci sakali birbirine karismis, hippi yabancilari iceri bile almiyorlardi yani, kendine ceki duzen verip gelmesi gerekiyordu herkesin.

Sabah Sorong`a inince, Tunc sabahtan oturma izinlerini halledelim deyince cocuklar ve ben yikildik. Jakarta`daki duruma benzer olacagini dusunup bir kac gunumuzun Sorong`da gececegini sandik. Insan kaynaklari mudurumuz hazirlikliydi, bizi havalimaninda o almisti ve herzamanki gibi gene guleryuzuyle islerin bugun icinde bitecegini, oglen otele gececegimizi soyleyince ben ve cocuklar hic ikna olmadik. Ama yapacak birsey olmadigi icin razi olmak zorunda kaldik. Havalimanindan direk yabancilar polisine goturdu bizi. Ben ustume 5 gundur giydigim salvar pantalon, ayagimda tatil basinda yepyeni olan ancak 2 ay boyunca surekli giyilmekten yipranmis kumas espadriller ve kalan tek temiz t-shirtu giyiyordum. Butun gece ucakta ve beklemelerde gectigi icin saclar dagilmis, surat yorgun ve makyajsiz rezil durumdaydim. Bir yerde duralim, bir gomlek giyeyim falan diyecek oldum ama duracak yer bakinirken kendimi binanin onunde buldum.

Bina yeni insa ediliyordu, disi bitmisti ama merdivenlerin henuz bir kismi seramik dosenmisti. Binanin alt kati otopark olarak kullaniliyordu. Ciplak beton merdivene ilk adimi atmadan once Lara donup babasina sordu `cikayim mi?, yikilmaz di mi?`. Yikilmadi, ciktik. Basamaklardan ciktikca daha ofis gorunumlu bir odaya geldik. Metal siralara oturup beklemeye basladik. Sisman, asik suratli bir polis aldi evraklari bizim mudurden. Asik surati ve ters tavirlariyla inceleyip bir takim eksikler buldu, bizim mudur dosyasindan onlari da cikardi falan filan. Biz de bekliyoruz orada.

Sonra baska bir memur geldi, gozluklu, belli ki Papuali degil, yuz hatlari Javali. Havalandirmasiz salonda usumus belli ki, ceket giymis gomleginin ustune. Dosyalari aldi, bilgisayara birseyler girmeye basladi. Tunc da en az kirli gomlegini giyiyordu, ve sicak salonda iyice terlemis, ter hizla gomlegin sirtindan heryerine yayiliyordu. Haki gomlek, ozensizce yapilmis bir kamuflaj desenine burunmeye baslamisti. Sonra ucuncu bir memur geldi, evraklari inceledi. Sonra besinci baska bir memur geldi, o da dosyalara bakti ve aldigi yere birakti.

Solda klimali bir oda vardi, ve kapisi acildikca gelen serin hava biraz nefes almamiza yardimci oluyordu, ama sicak beni bile yavas yavas bunaltmaya baslamisti. Derken gelince herkesin ayaga kalktigi, genc, guleryuzlu, gomleginin ustunde digerlerinden daha fazla arma bulunan biri geldi. Tunc`la ve bizim mudurle gayet samimi bir sekilde konusup el sikistilar. Sonra cocuklari ve beni tanistirdi Tunc, biz de kalkip zoraki gulucuklerle adamla selamlastik.

Birkac dakika sonra o en son gelen ve mudurleri oldugunu ogrendigim kisi, bizi iceri bir odaya cagirdi. Girdigimiz oda uzunca , iki duvara suni deri satafatli kanapeler dizilmis, en uctaki duvarda dev ekran bir TV ve Sorong`da gormeyi beklemedigim kadar komplike bir ses sistemi olan bir odaydi. Ortadaki cam sehpahalin ustunde plastik dantel gorunumlu ortuler, 4 fincan cay , TV kumandalari ve bir adet mikrofon vardi. Mikrofon ipucunu takip edince, odada ciddi bir karaoke sisteminin oldugunu farkettik. Pasaport polisinin gizli cennetindeydik.

Endonezya`da standard olarak caylar ve kahveler sekerli gelir. Caylar da baklava serbeti kivamindaydi. Tunc `adam yanlis anlar, zorla icin biraz` diye diretince zar zor yarisini ictik. Biz ailece cayimizi sekersiz iceriz de.. Cocuklari mikrofonla oynamamalari icin ikna etmeye calisirken memurlardan biri fotograf cekimi, parmak izi alma isleri icin bizi cagirdi. Meger bu isler o serin, klimali odada yapiliyormus. Ilk once benim fotografim cekildi. Kurumsal hayattan sonraki ilk calisma iznimdeki fotograf tam hippi kivaminda oldu. Sonra cocuklarin fotograflari cekildi ve imzalari alindi. Evet, 8 ve 10 yasindaki cocuklarin imzalari alindi. Normalde Jakarta`da, resit olmadiklari icin ben imzaliyordum. Burada da onerdik ama memur isimlerini yazsinlar dedi, onlar da oyle yapti. Cocuklar cok mutlu oldu, olay bir anda degisti onlar icin. Ilk resmi imzalarini atmis oldular.

Kisa bir sure sonra cidden de bitmis, teslime hazir oturma izinlerini alip Sorong`da bir otele gittik, tekne gelene kadar beklemek icin. Sorong`da yemek yenebilecek tek alternatif olan Kentucky Fried Chicken`da ogle yemegi yerken, bizi alacak teknenin limana girdigi haberi geldi. Apar topar, kosar adim tekneye gittik. Yol boyunca hepimiz uyuduk. Ogleden sonra gunesi vurmustu ustumuze, yagmur ormani ve deniz kokusu burnumda yogunlasinca geldigimizi anladim. Gozumu actigimda Dampier Bogazina giriyorduk. 10 dakika sonra otele, yeni evimize vardik. Sicacik karsilandik, butun yorgunluk gitti, yerini tanimsiz bir huzur aldi. Butun ayriliklar, ic burukluklari, yorgunluklar, gerginlikler unutuldu o an. Iste hersey bunun icindi, burada biraz olsa yasabilmek icin. Burada gececek gunlerin getireceklerini butun kalbimle bekliyorum.

Advertisements

Arda Yavuzdogan kimdir?

Arda’nin yeni ogretmeni, birinci sinifin ilk haftasi hedefinin, sinifta butunluk olusturmak, cocuklarin birbirlerini mumkun oldugunca cok tanimasini saglamak oldugunu soyledi. Dun cocuklara birer “me bag” yani “ben cantasi” vermis. Bunun ustunu okulda suslemisler. Aksam, evde kendilerini en iyi anlatan 5-6 objeyi icine koyup ertesi gun tekrar okula goturmek uzere eve geldi bu canta.

Arda cantanin ustune Papua Explorers’i ve iskelede kendini cizmis. “Me bag” yerine de “me bay” yazmis. Yani “ben cantasi” olmus “ben koyu”. Bilincli mi yazdi yoksa hata mi emin degilim, tesadufse cok ilginc. Cantanin icine ise sunlari koydu:
– yuzme madalyasi
– bir adet deniz kabugu
– oyuncak kutusundan yaptigi minik ev
– Turk bayragi
– bocek kitabi

Seni seviyorum Arda Yavuzdogan !

20130816-073040.jpg

Ruya

Iki haftadir otelimizde kaliyoruz. Pinterest’te isaretleyip durdugum resimlerden birinde yasiyoruz adeta. Hayal kurarken birden icine dusuvermis olmaliyim, ruyama elimle dokunabiliyorum cunku. Yaklasik bir yildir bu ruyayi gerceklestirmek icin biz destegimizi uzaktan verdik hep, olani biteni, gelismeleri masal gibi dinledik. Simdi herseyi kendi gozlerimle gorunce, gorduklerim mucizevi bir sekilde buraya bizler icin kondurulmus gibi geliyor.

Hala hersey tam degil, restoran ve dalis merkezi insaati devam ediyor. Mutfak personeli ilk kez bizimle misafir agirlamayi deneyimliyor. Onlari su anda hayal edemedikleri bir duruma hazirlamaya calisiyoruz, heyecanla, merakla ogreniyorlar. Odalari susleyip, dekore ediyoruz yavas yavas. Cok begenerek aldigimiz objelerin bir araya gelip, dort duvara hayat verisine sahit oluyoruz. Oyle heyecan verici ki. Burayi bitmis, ici misafirlerle dolu hayal ettigimde karnimda kelebekler ucusuyor.

Doga herseye hakim. Dogaya teslim olup, gunleri onun akisinda yasamayi ogreniyoruz hepimiz. Yaklasan firtinayi onceden gorebilmeyi ve duyabilmeyi, bulutlari okumayi, ayi ve gelgitleri takip etmeyi, baliklara bakarak akintilari gormeyi ogreniyoruz.

Butun bunlarin tadini en cok cocuklar cikariyor. Gunesli gunlerde denizde egleniyorlar. Iskeleye kurdugumuz iki hamakta gunun her saati keyif yapiyorlar. En cok dogaya uyum saglayan ve her anindan keyif alan ise Arda. Cekirgeler, orkideler, kabuklu ve kabuksuz yengecler, deniz kabuklari, taslar, mercan kiriklari, kuma dusmus agac parcalari, insaattan artan tahta parcalari gun boyu mesgul ediyor onu. Elinde ya bir cekirge, ya bir yengec var cogu zaman. Yagmur yagdiginda ve diger cocuklarin yuzu dustugunde, o semsiyesini alip yagmurda gezmeye bayiliyor. Iskele boyunca yuruyup denizi seyrediyor. Odadan cikamadigimizda, insaat artiklarini tahta blok olarak kullanip koskocaman robotlar, evler insa ediyor.

Yarin donuyoruz. Sehir hayatini hic ozlemedik. Yanimizda hic oyuncak getirmememize ragmen, cocuklar oyuncaklarini bile ozlemediler. I-pad ve telefonlar hep ortalikta ama cocuklar bunlarin yuzune dahi bakmiyor. Teknolojiyi dogayi daha iyi tanimak icin kullaniyoruz sadece. Gelgitleri takip etmek, yildizlara ve hava durumuna bakmak, gordugumuz canli ve bitkiler hakkinda bilgi edinmek icin elimize aliyoruz telefonlari genelde.

Kisa bir sure sonra tekrar gelecegiz. Ayrilik huznu coktu ustumuze ama bir sonraki gelisin tesellisi simdilik yetiyor. Bu cennetten bir parca payimiza dusmus olmasi ne buyuk bir mucize.

20130724-190912.jpg

10

“10 sene, vay beee” diyoruz hala aklimiza geldikce. Yillari hic saymadik, nasil gectigini de anlamadik zaten. 10 yil hep cok uzaklarda gibi gelirdi. Zaman zaman aklimiza geldiginde, 10’uncu yilimizi nasil kutlayacagimiza dair hayaller kurduk biraz, ama cok da ustunde durmadik. 2012 gelip cattiginda farkettik gecen yillarin onu buldugunu ama cok da gelmedi dogrusu. Birlikte yaslanmayi isteyince, 10 da ne ki?

Ikimiz icin de yogun bir donemdi, uzun uzun kacamayacaktik bir yerlere. Ama ozel olsun istiyorduk, ailece Lombok’a gidelim dedik. Gecmis seyahatimizden tadi damagimizda kalan Gili Trawangan adasina gittik bes gun oncesinden.

Gili Trawangan cok keyifli bir yer. Dalislari cok parlak olmasa da yemesi, icmesi, sahili, denizi cok guzel. Gili Trawangan ile ilgili izlenimlerimi Turkce burada, Ingilizce de surada bulabilirsiniz. Burada Gili Trawangan’i anlatmayacagim. O yazdigim yazilarda yazmayanlari anlatacagim 🙂

Yildonumumuzden iki gun once, dalistan gelip havuz kenarinda cocuklarin yanina gectik. Aslinda iki saatimizi denizde gecirdikten sonra havuza girmeye hic niyetimiz yoktu ama cocuklarin israrina dayanamayip girdik. Biraz onlarla oynadiktan sonra havuzin icindeki bara oturmus bulduk kendimizi. Barmen cok basariliydi, “happy hour, bir kokteyl alana ikincisi bedava” kampanyasiyla elimize kokteyl menusunu tutusturdu. Once bir kokteyl ictik, cok begenmedik. “acaba bu daha mi iyi?”, “sunu da deneyelim bari” derken daha aksam olmadan kafalari bulduk. Aksam yemegini yiyip, tonlarca su icip ancak kendimize geldik. Bir daha da pool bar’a happy hour zamani yaklasmadik.

7.Eylul aksami geldiginde, guzel guzel giyinip suslendik hepimiz. Nerede yemek yiyecegimize karar vermemistik, daha dogrusu ben oyle saniyordum. Restoranlarin onunde soyle bir yuruduk, karar veremeyip geri donduk. Tunc, otelin restoranini gecip yurumeye devam edince, “orada da mi restoran varmis?” diye sordum saf saf. Muzip gulumsemesinden anlamaliydim ama “ya, evet, bir bakalim ne varmis” deyince gercekten de hic suphelenmedim.

Derken yoldan garsonlar bizi karsilayinca ve kumsala hazirlanmis romantik gazeboyu gorunce anladim beni bekleyen surprizi. Kumlarin ustunde bir gazeboyu, mumlar ve tullerle suslemislerdi. Yolumuz mumlarla, ciceklerle bezeliydi. Ruya gibi bir yemek yedik ailece. Arda ve Lara oyle etkilendiler ki, hala yedikleri en guzel yemegin o gece oldugunu anlatip duruyorlar. Cocuklar yemekten sonra yorulup yatmak istediler. Biz de canli muzik olan kisma gecip caylarimizi yudumladik.

Harika bir yildonumu kutlamasiydi. Ama daha da harika olan askla, omuz omuza gecen 10 yilin bizlere verdigi armaganlar aslinda. Cocuklardan bahsetmiyorum, tabii ki onlarin ebevyeni olmak dunyadaki en ciddi ve guzel isimiz bizim. Bahsettigim, birlikte ilerleyisimiz, birbirimize verdigimiz destekle hayatimizin her konusunda birbirimizi daha iyi insanlar haline getirmemiz, birbirimizi tamamlayisimiz, kendimizi tanimak icin birbirimize verdigimiz cesaret. Insanin yaninda yoldasi, ruh esi olunca katedilecek yollarin her biri bir oncekinden heyecanli ve guzel. Nice 10’lara…

Ateş almaya, Boğaz’da bir rakı balık yapmaya geldim

Gectigimiz hafta icinde 38500km uctum, Bogaz’da balik, Bangkok’da tomyam yedim ve evime geri dondum. Neden boyle birsey yaptigimi anlatmaya calismayacagim, uzun hikaye. Sonuc olarak Persembe aksami Jakarta’dan cocuklarla ciktim, Cuma sabahi Istanbul’a vardim, Cumartesi aksami ucaga binip Bangkok’a gittim, 5 gun sonra Jakarta’ya geri dondum.

Istanbul’da gecirecegim tam 42 saatim vardi. Benim icin onemli olan cocuklari babanelerine teslim etmek oldugundan bu sure icin hirsli, stresli planlar yapmadim. Bogazi gormeyi cok istedim, demek en cok Bogaz’i ozlemisim Istanbul’da. Yeme icmeye olan duskunlugume ragmen, bu konuda da iddiali planlar yapmamistim. Kocami cok ozlemistim, onu ve diger sevdiklerimi gormek bana yetip de artacakti. Ancak 42 saatlik kisacik Istanbul seyahatim, sadece sevdiklerimi gormekten cok daha fazlasi oldu. Iste iki gunum boyle gecti:

8-Haziran

3:00        Singapur duragindan beri uyumakta olan Lara ve Arda kahvalti icin uyandilar. Yola cikacagimizi ogrendiklerinden beri heyecanliydilar ancak, pilot inis icin alcalmaya basladigimizi anons edince bir anda heyecanlari kontrol edilemez bir sekilde tavan yapti. Sanirim ancak o an, gercekten de Istanbul’a geldigimize inandilar. Heyecanlari, sevincleri cok sekerdi. O an, onumuzdeki uc gun yasayacagim her turlu yorgunluga degecek diye dusundum.

5:45        Ataturk Havalimanina indik. Pasaport kontrolune kosarak ilerledik adeta. Bagajlarimizin cikmasini sabirsizlikla bekledi miniklerim. Iki bavulumuz da cikinca heyecanla cikisa yuruduk, bir aydir ozledigimiz babamiz bizi bekliyordu cikista. Babayi gorunce ilk once kim sarilacak diye pazarliklar yapmistik ucakta, hep birlikte ayni anda sarilmaya karar vermistik. Ama gercekte oyle olmadi, babalarini gorunce beni birakip kosturmaya basladilar, ben de bavullari getirdikten sonra aralarina katildim.

7:30        Sabah trafigi henuz baslamamisti. Gunesli, piril piril bir gune uyanmisti Istanbul. Kopruyu gecerken Bogaz manzarasini icime cektim, denizin o kendine ozgu mavisini hafizama kazidim. Kopruyu gecip Babanelere varmamiz hic uzun surmedi. Bu kez buyuk bir gizlilik icinde yurutmustuk operasyonu. Geldigimizden kimsenin haberi yoktu. Yol boyunca surprizi nasil yapsak diye dusunup durduk ama kapiya gelince butun planlar anlamsiz gorundu gozumuze. En iyisi kapiyi cocuklar calsin dedik, minikler onde, biz arkada kapiya dayandik. Ev ahalisi yeni uyanmisti. Sevinc cigliklari butun apartmani inletti. Gozyaslari, sevinc kahkahalari, sicacik kucaklasmalar, Lara’dan dedeye cilveler, Arda’dan utangac ama bir o kadar capkin gulucukler. Ilk soku atlattiktan sonra kahvalti etmek uzere yola ciktik.

8:30        Atasehir’deki Beyaz Firin’daydik. Halamizi, enistemizi ve amcamizi bekledik heyecan icinde. Bu arada Arda iki porsiyon su boregini mideye indirdi. Ben de su boregi, sucuklu simit ve makaron yedim bolca. Mis gibi demlenmis tavsan kani cay, butun duyu organlarimi mest etti. Sohbet ise hepsinden tatliydi.

10:30     Babanelere geri donduk. Kahvaltidan sonra uzerimize coken yorgunluk emarelerini atlatmak icin yuzumuzu yikadik, ustumuzu degistirdik. Lara minik bir konser verdi, dedesiyle birlikte sarkilar caldilar.

11:30     Ayisigi’ndaydik. Sevgili Ipek en guzelinden kiraz, yesil erik ve seftalileri hazirlamisti bile biz gelmeden. Hasret giderdik ve midemiz catlayana kadar kiraz, erik ve seftali yedik. Kalanlari da eve goturdum. Hatta ondan da kalanlari Bangkok’a goturdum, orada yedim ben Ipek’in kulaklarini cinlata cinlata.

12:30     Evimize gittik. Niyetimiz biraz dinlenmekti ama cocuklar delirmis bir sekilde eski oyuncaklarina saldirdilar. Sonunda dayanamayip biraz uzandilar. Heyecandan uyuyamadilar ama en azindan birazcik enerji toplamis olduk.

14:00     Salacak’ta, Kizkulesinin tam karsisinda bir kofteciye gittik. Manzara da, yemekler de harikaydi. Cocuklar koftelerini silip supurduler, kopuklu ayranlarini da sonuna kadar ictiler. Arda tabaginda kalan pirinc tanelerini teker teker ozenle catalina doldurup yedi.

16:00     Arda’ya daha Jakarta’dayken babasinin alma sozu verdigi Ninjago’yu almaya Tepe Nautilus’a gittik. D&R’da onlar oyuncak bakarken, ben acil tarafindan birkac kitap aldim kendime. Fazla vakit olmadigindan tadiyla uzun uzun secemedim ama olsun, kitapci ziyaretimi de aradan cikardim.

16:30     Goztepe Ozgurluk parkindaydik. Cocuklarin en sevdigi ve ozledigi parklardan biri bu. Enerjiyi nereden buldular bilmiyorum ama 2 saat boyunca oynadilar. Arda patlamis misir, bizler de Maras dondurmasi yedik. Cay icmeden olmaz, tavsan kani caylarimizi ictik gene tadini cikara cikara.

19:00     Bogaz’daki Sabanci Ogretmen Evi’ne geldik ve Bogaz’in manzarasini seyrederek, yemekte bize katilacaklari beklemeye basladik. O gun okullarin son gunuydu. Koskoca bir senenin yorgunlugunu atmak, onlerindeki yaz tatilini kutlamak icin gelen genc ogretmenlerle dolmaya basladi mekan. Derken bizim sevdiklerimiz de geldiler. Ilerleyen saatlerde oyle bir eglence basladi ki, Istanbul’da o aksam daha eglenceli bir yer olmadigini dusundum. Ozenle giyinip, suslenmis, modern bir sekilde eglenip, geride biraktiklari ogrenim yilini kutlayan genc ogretmenler, gelen tum karamsar haberlere inat, Turkiye’nin apaydinlik yuzunu gosterdi bana, icimi umutla doldurdu.  O gece orada oldugum icin cok mutlu oldum. Balik yedim, raki ictim, halay cektim, kunefe yedim, cok ama cok sevgi vardi etrafimda. Iyi ki gelmisim dedim, iyi ki gozumu karartmisim da gelmisim, cocuklari getirmisim. O gece kacta eve geldik, kacta uyuduk hatirlamiyorum. Deliksiz birer uyku cektik o aksam.

9-Haziran

8:45        Selimiye otomatik araba yikama: Sabah uyanir uyanmaz, giyinip evden ciktik. Cocuklarin ilk istedigi sey otomatik araba yikamasiydi. Istanbul’a has bir eglence bu onlar icin. Asya’nin isgucu agirlikli dunyasinda henuz bu tur otomatizasyonlara yer yok. Bir kac dakika suren, insansiz araba yikayan, bu kucuk mucizenin tadini cikararak basladik gunumuze. Hayata cocuklarin gozunden bakmak ne zevkli.

9:15        Uzun yoldan gittik Fenerbahce’ye. Sevgilim Kadikoy’den ve Moda’dan gecidi beni, ozledigim yerleri bir kez daha goreyim diye. Olur da kahvalti edecegimiz yerde bulamam diye, gercek sokak simidi aldim Kadikoy iskelesinin onunden. Sonra Fenerbahce sahilde, denize karsi harika bir kahvalti ettik. Acik bufedeki binbir cesit peynirin, binbirini de yedim. Menemeni, ailece sahana ekmek daldirarak bitirdik. Ustune yine bol bol kiraz ve erik yedik.

11:00     Bu kadar agir bir kahvaltinin ustune yurumeden olmazdi. Fenerbahce parkina yuruduk, cocuklar oynadi, ben gelincik topladim, yasli bir cinara sarildim. Denizde yuzen yasli amcalara baktik hep birlikte.

12:00     Benim icin yeni olan Palladium diye bir alisveris merkezine dogru yola ciktik. Buradan kuzen Batu’ya kertenkele alinacakti. Herkes petshop’tayken ben Arifoglu’ndan aktar alisverisimi yaptim. Pasabahce’ye de ugramak istiyordum ama burada yoktu.

13:00     Buyaka diye, yine benim icin yeni olan, bir alisveris merkezine Pasabahce bulma sevdasiyla gittik. Bulduk da. Ne guzel bir magazasin sen Pasabahce. Kendimize Behic Ak’in eserleriyle suslenmis bir cay takimi sectik ve aldik. Ayni serinin raki bardaklarini ve karafini Tunc zaten daha once almisti. Dort donerek tuvalet aradik, zor da olsa bulduk.

14:00     Karni acikan cocuklar, gene kofte yemek istediler. Kucukluklerinden beri Selamicesme’deki koftecinin koftelerine ve biber tursularina bayilirlar, oraya gitmek istediler. Ben henuz acikmamis oldugumdan sadece corba ictim ve tadimlik bir adet kofte yedim. Cocuklar ise istahla tabaklarindakileri supurduler. Fazladan bir tabak daha tursu ismarlamak zorunda kaldik, onu da bitirdiler. Buradan eve gectik, bavulumu aldim ve kardesime gitmek uzere gene yola ciktik.

16:00     Avrupa yakasinda, sevgili kardesim ve esinin yeni evlerindeydik. Cocuklari burada arkasinda kendi isimleri yazan GS formalari ve wii oyunlari bekliyordu. Hos sohbet, nefis yiyecekler ve tabii ki kiraz ile birlikte incir votkasi diye harika bir sey girdi hayatima.

18:30     Hep birlikte Bogaz kenarindaki Iskele’ye dogru yola ciktik. Ancak bir cop arabasinin kurbani olduk ve Bogaz’a inen daracik bir yolda, santim ilerlemeden dakikalarca bekledik. O bekleme aninin hediyesi bu iki guzel fotograf oldu. Arda’yla birlikte Bogaz’dan gecen tankerlere sasirdik, ne buyuktuler. Iskele’de harika mezeler ve raki-balik-Bogaz uclemesi ile Istanbul’daki son gunumun kapanisini yaptim.

21:30     Tunc cocuklarla birlikte Anadolu yakasina dogru yola cikti. Uzgun olsam da, onlarin harika vakit gecirecegini bilmek guzeldi. Ben de kardesimle birlikte havalimanina dogru yola ciktim. Havalimani, cok yogun degildi o saatte, hemen check-in yaptirip birer cay aldik kendimize. Sohbete oyle bir dalmisiz ki, kapiya gitme zamani geldigini son anda farkettik. Vedalasip ayrildik. Bangkok’a dogru yola ciktim…

Bir yasima daha girdim

Kirka merdiven dayamisken durup soyle bir kendime bakiyorum da, oyle cok guzellik goruyorum ki hayatimda. Pek cok donum noktalariyla dolu hayatim, pek cok guzellige sebep olan, icimde varoldugundan haberim bile olmayan birseyleri suyun yuzune cikaran, parlak, rengarenk mihenk taslariyla dolu yolum. Yolun devami da bu parlak taslarla, yeni guzellikler, yeni heyecanlar, yeni mutluluklarla dolu biliyorum. Goremesem de isiltilari bulundugum yere kadar geliyor.

Hayatima giren, beni zenginlestiren, gelistiren, sevgisini, destegini, bilgisini ve bilgeligini comertce benimle paylasan ailem ve dostlarim icin sukran duyuyorum. Iyi ki varsiniz. Iyi ki dogmusum da bu guzel yolculukta sizlerle yolum kesismis. Hepinizi cok seviyorum.

>İyi ki…

>Bugün çok önemli bir gün, sevgilimin, ruh eşimin kırkıncı yaş günü. En güzel hediyeleri ise kendisi verdi bizlere, kendine ve tüm sevdiklerimize.

41 ülkede satılan Scuba Diver Australasia dergisi tam 10 sayfasını Tunç’un fotoğraflarına ayırdı.


Asian Diver dergisi hayalet fotoğrafını üç boyutlu olarak basıp, karton gözlükle birlikte satışa sundu.

Uluslararası Alert Diver dergisi de yine hayalet fotoğrafını yayımladı.

Ve son bomba, geçtiğimiz günlerde National Geographic’ten Aralık sayısında hayalet fotoğrafına yer vereceklerinin haberi geldi. Bu Ağustos sevgilimin ayı, başarılarıyla hepimizin göğsünü kabarttığı ay oldu. Tebrikler aşkım. 40’ıncı yaşın ve diğerleri sana daha nice başarılar ve mutluluklar getirecek, biliyorum.

İyi ki doğmuşsun, iyi ki hayatlarımız birleşmiş. Sevgi ve sağlık dolu nice yıllara, nice maceralara.