>Maymun buyuyunce ne olur?

>Dun aksam yemeginde yaklasan Cin yilbasindan, onumuzdeki senenin ne yili oldugundan falan soz acildi. Lara da ilgiyle dinlemeye basladi. Ilk sorusu “Cin’de tavsan yiliysa, Turkiye’de ne yili olacak?” oldu. Turkiye’de 2011 yili dedim, anlamadi tabii ki, bu sefer kisaca takvimi anlattim. Ustunde fazla durmadi cunku o sirada sohbet Cin burclarina kaymisti. Kimin Cin burcu ne diye konusuluyordu ki, bu burclar maymun, kopek, okuz, at falan gibi hayvan isimleri olunca daha cok ilgisini cekti. Benim burcum ne diye sordu, “sen maymunsun” dedim gulerek. Guldugum icin inanmadi, “gel bilgisayardan bakalim” dedim, “tamam” dedi. Baktik, gercekten de Cin burcu maymun. Bunun uzerine “buyuyunce ne olacagim?” diye sordu. Sen hep maymun kalacaksin dedim, cok gulduk.

Lara’yla birlikte cok guleriz biz, hatta gulme krizine gireriz karsilikli. Sadece ben degil, birlikte oldugu herkese nese bulastirir o. Daha minicik bebecikken boyleydi, cigliklar atar kikir kikir gulerdik, hala da oyle. Guldugumuz seyin cok komik olmasi gerekmez, guldukce kahkahalarimiz yenilerini dogurur, gozgoze geldikce durduramazsin kahkahalari, butun vucudun sarsilir, temizlenir. Onun saf nesesi oyle bir kaplar ki heryeri, neye guldugunu unutursun, icin hafifler, gozlerinden yaslar gelir, daha da cok gulersin.

Istiyorum ki hep ayni kalsinlar onlar. Benim anne olarak elde edebilecegim en buyuk basari onlari islemeden, sahip olduklari yuksek bilince zarar vermeden, kendimin ve cevremdekilerin korkularini empoze etmeden, ozguvenlerini sarsmadan buyumelerini saglamak olur. Cocuklarima birsey ogretme cabasinda degilim, ogretmek eger degistirmek demekse egitime de karsiyim. Hele de kendi korkularimizla onlari zehirleyerek ogretmeye calismak bir cocuga yapilabilecek en buyuk kotuluk. Engel bilmesin onlar, cunku engeller sadece bizim zihinlerimizde, kendi yarattigimiz seyler. Onlarin onu hep acik olsun, hep gulsunler, iclerinden tasan mutluluk etraflarina bulassin.

>Pembe bir gun

>Pespembe, bol balonlu, kurdeleli, kartondan satolu bir partiydi. Prensesler az yedi, cok suslendi, cokca oynadi. Hepsi de cok sekerdi. Numunelik tek erkek Arda’yi ise babasiyla birlikte evden gonderme planimiz, Arda onca parti hazirligini gorup de evden cikmayi reddedince suya dustu. Neyse ki kankasi Tanem’le birlikte prenseslere fazla takilmadan kendi kendilerine oynadilar.

Yanimizda, kalbimizde olan tum arkadaslarimiza ve ailemize cok tesekkur eder, sevgilerimizi gondeririz.

>6 !

>Bugun tatli bebegim, minik Lara’min 6’inci dogum gunu. Aslinda duygusal bir yazi yazasim var ama bu alti rakami beni oyle bir carpti ki, soku atlatamadigim icin duygusallasamiyorum. Bebegim artik 6, bebek degil, artik cocuk. O artik dislerinin dusmesini heyecanla bekleyen, dis basina alacagi parayi ve bu parayla satin alabilecegi patlamis misirlarin hesabini yapabilen, bir bakista insanin halinden anlayabilen, empati kurabilen, karsina gecip anlamli sohbetler edebilen, “anne bana su mevlevilerin neden dondugunu anlatsana bir gun” diyen, Pazar gunu sabahin 5’inde uyanip da annesini uyandirmaya kiyamayan, acikan karnini kendisi doyurabilen, kendi kendine yeten bir insan. Daha gecen gun kafasini tutamiyordu, emerken memeyle konusup duruyordu, kocaman gozlerini acip kafasini sallayarak “ac” diyordu herseye, ne zaman koca cocuk oldu anlamadim.

Ben bu soku kac yilda bir yasarim bilmiyorum ama 6 feci carpti. Bugun okulda kutlama var, asil parti Cumartesi gunu. Ben kendime ne zaman gelirim bilmem artik.. 6 ha? Vay be..!

>Kultur Sepeti

>Akil akildan ustundur, yardiminiz gerekiyor. Lara’nin okulunda bu seneki UN Day (Birlesmis Gunler Gunu) 14.Ekim’de kutlanacak. Ayrica butun Ekim ayini kendilerinin ve arkadaslarinin kulturlerini tanimaya ayiracaklar. Bayraklar boyanacak, 14.Ekim’de geleneksel kiyafetler giyilecek, herkes kendi ulkesini, kendi kulturunu anlatacak arkadaslarina.

Gecen sene yemek falan yapip goturmustuk, bu sene ise ogretmen kultur sepeti istedi cocuklardan. Kendi ulkelerini, kulturlerini yansitan objeleri bir sepete koyacagiz, sonra Lara bunlari tek tek anlatacak ve butun sepetlerdeki objelerle, sinifta bir koseyi bir ay boyunca sergilenecek bir mini muzeye cevirecekler.

Bizim sepetimizde simdilik sunlar var:
Bir adet orta boy Turk bayragi
10TL’lik banknot
Bir paket Kurukahveci Mehmet Efendi kahvesi. Cezveyi de koymak istedim ama Lara reddetti.
Bir adet oyali yazma
Nazar boncugu
Ebru‘nun getirdiklerinden kalan son incir kurulari
Fistikli lokum

Aslinda icimden bir paket Ezine koyun peyniri koyup, ustune de “buyrun tadin da feta diye yediginiz kirec bozmasi peynirin aslinin nasil oldugunu gorun” yazmak geliyor. Ya da bizim siyah sele zeytininden gonderip benzer bir not yazmak geliyor. Yahut yaprak sarma, sucuk, baklava falan gonderip “Yunanlilar bizden calip tescillettirmeden once bize aitti” notu yazmak. Yahut Hasankeyf ve Allainoi resimlerini gonderip “biz suyun altina gommeden onceki tarihi zenginliklerimiz” diye not yazmak. Tarihi zenginliklerimize Youtube’u da ekleyebiliriz aslinda, tarih oldu o da nasilsa…

Uzun lafin kisasi, fikre ihtiyacim var. 5-6 yas cocugunun anlatabilecegi ve arkadaslarinin da anlayabilecegi neler gonderebilirim?

>Lara’dan inciler

>Dün akşam yemeğe çıktık, Lara’nın nerden aklına geldiyse benim kaç yaşında olduğumu sordu. ‘Sence kaç yaşındayım?’ dedim, ’14’ dedi, sonra hep birlikte 14’ten 37’ye kadar sayarken o kocaman açılmış gözleriyle bana bakıyordu. Ha yüz, ha otuzyedi, öyle kocaman bir yaş yani…

Yan masada oturan ailenin sanırım 5-6 yaşlarında olan oğlu, yemeğini bitirdikten sonra sandalyesinin arkasına yaslanıp etrafı seyredeken bir güzel burnunu karıştırmaya başladı. Lara’yla gözgöze geldik. Ne kadar kötü görünüyor, değil mi?’ dedim, kafasını sallayıp onaylayarak ‘ben de bırakmaya çalışıyorum’ dedi son derece ciddi bir şekilde.

Şimdi de benim komik resimlerimi yapıyor, beni bıyıklı, üç gözlü, kafadan kanatlı, muzdan ayaklı falan çizip çizip bana gösteriyor gülmesini zor tutarak. Ben gülünce o da kikirdemeye başlıyor.

Bugünkü yazımızı Lara’nın kamerasından sanatsal bir çalışmayla kapatıyoruz sayın seyirciler, kalın sağlıcakla.

>Minik balıklar

>Tekne rüzgarını bir kere yediniz mi, o rengarenk büyülü dünyaya bir kere kafanızı daldırdınız mı iflah olmazsınız. Siz çok erken tanıştınız okyanusla ve onun büyülü dünyasıyla. Sudaki rahatlığınıza şaşmadım da, tekneye attığınız ilk adımla birlikte senelerin denizcisi havalarına bürünmenize şaştım. Artık geri dönüşü yok bu işin, belli oldu ki her deniz tatilini dört gözle bekleyeceksiniz ve her seferinde daha çok keyif alacaksanız denizden. Sizinle herşey çok keyifli ama en büyük tutkumuzu paylaşmanın verdiği mutluluğu sanırım ancak sizler de anne baba olduğunuzda anlayacaksınız. Su altında gördüğüm en güzel balıklar sizlersiniz, babanızın çekerken en çok keyif aldığı fotoğraflar da işte bunlar ;




>4 yasindasin artik Superman!

>
Minik sevgilim, 1.Mart’ta dorduncu dogum gununu kutladik. Sen evde „I lab mommy“ diye gezerken ben oylesine yogundum, sonrasinda da kendi dogum gunu kutlamamla oyle bir simartilmaktaydim ki, bu yaziyi yazmak bugune kaldi. Gecen sene hepimizin dogum gunu sessiz sakin gecmisti. Bu sene ise Lara’yla baslayan bol hareketli, eglenceli dogum gunu kutlamasi furyasi hem senin, hem benim icin devam etti. Baban bence imkansizi basararak burada, sevgili arkadaslarimizla birlikte bana supriz dogum gunu partisi organize etti. Gercekten inanamadim, citayi cok yukseltti bir anda ki bundan ayrica bahsedecegim. Bakalim babanin dogum gununde neler olacak 🙂

Okuldaki arkadaslarin ve diger kankalarin geldiler senin dogum gunune.


Bir adet Spiderman, bir sihirbaz ve balonlardan inanilmaz seyler yapan bir palyaco vardi partinde.


Sen de, Lara da cok eglendiniz. Lara butun sihirbaz gosterisi boyunca asistanlik yaparak bir kavanoz balik kapti sihirbaz amcadan.

Senin ise kutudan cikan tavsani, bir kartal hizinda kosup adamin elinden kapman gozumden asla gitmeyecek. Kimse ne oldugunu anlayamadan, sen kucaginda tavsanla koltuguna kurulmustun ve arkadaslarin etrafini sarmisti coktan.



Dogum gununden iki gun once minik bir muhabbet kusu aldik evimize. Sizin gittikce artan hayvan sevginizin etkisi cok buyuk ama sanirim en cok kendim icin istedim bu kusu. Siz de deli oldunuz tabii ki minik Bucur icin. Bu fotograflar da Bucur’un yeni evinde gecirdigi ilk gecenin sabahi. Siz gozunuzu acar acmaz,daha yuzunuzu yikamadan kusa kostunuz. Hemen de kaynastiniz gordugun gibi.

Bir de baliklarini bekleyen, babanin birkac haftadir ugrastigi, sabirla, yavas yavas sistemini kurdugu bir tuzlu su akvaryumumuz var. Hangi baliklari icine koyalim diye konustugumuzda sen „Memo“ dedin, Lara da „Dory“ istedi.

Seni cok seviyorum minik sevgilim benim. I lab you.

>Binbir gece masallari

>Cocuklar uzun suredir kendi odalarinda, kendi baslarina yatiyorlar. Ancak araya seyahatler, gec saatlere kadar suren cocuklu toplantilar , ozellikle de yagmurlu mevsim girince duzen ister istemez sasiyor. Cocuklarin hayatimizin, yasadigimiz guzel anlarin bir parcasi olmasini istedigimiz icin sasiyor. Misafirler oldugunda cocuklar hakli olarak erken yatmak istemiyor. “Aylardir gormedigi babanesiyle bir saat daha fazla vakit gecirmis, cok mu?” diye dusunerek bunlara goz yumuyoruz. Bence bu degerli anlari yasamak, bizim kadar onlarin da hakki, kararda bir yanlislik gormuyorum. Yagmurlu mevsim ise basli basina bir sorun. Evi titretecek gucte gokgurultuleri oldugunda minikleri koynumuza alip, evin tepesine agac yikilmadan, evi su basmadan, havuz tasmadan firtinanin gecmesini beklemekten baska yapacak bir sey yok gercekten.

Aksam rituelinden sonra minikleri yataga gonderiyoruz. Her zamanki kuralimiz, eger yatmalari gereken saati gecirirlerse, gece kitabi okunmayacak. Yani soz dinleyip erken yatmanin odulu kendi sectikleri birer kitabi okumak, biraz yatakta oynasmak. Ama bu saat gecerse birer opucuk verip, isigi kapatip cikarim gozlerinin yasina bakmadan. Hikaye okunsun yada okunmasin, erken ya da gec olsun farketmez, eger hala uyumak istemiyorlarsa, hele de iceride biz film seyrediyorsak yada misafirimiz varsa eglence bundan sonra baslar.

Iki minik, mahzun bakislarla elele tutusarak yavasca iceri suzulurler. Kapida durup, sessizce bizim onlari farketmemizi beklerler. Bahane coktur ne de olsa, her geceye ayri hikaye yazilir. Arda’nin cisi gelmis olabilir, Arda susamis olabilir, Arda korkmus olabilir, karni agriyor olabilir, odada vizilti duyulmus olabilir, klima cok acik yada cok dusuk ayarda olabilir, bir yerleri kasiniyor olabilir… Bu senaryolarda Arda huzunlu bir sekilde sessizce gozlerimizin icine bakarken, konusmayi Lara yapar. Olayin kurgusu onceden yapilmistir, Lara fisir fisir talimatlari vermistir „simdi sen karnini tut”, “sen simdi susamis ol, tamam mi?” gibi. Bazan Arda isbirligi yapmaz sanirim, o zaman Lara tek basina gelip kendi rolunu tek basina oynar yada Arda’yi sikayet eder. „Arda cok konusuyor, uyuyamiyorum“ yahut „Arda gurultu yapiyor uyuyamiyorum“ diye. Ilki gercekci olmasa da, ikincisi genelde dogrudur, cunku Arda’nin uyumak icin yanina aldigi oyuncaklar genelde araba oldugu icin bunlari uyuyana kadar tikirdatir. Bazan da yagmurdan yada gok gurultusunden korkarlar ama bu durumda cocuklara sonuna kadar hak verilir cunku tropik firtinalar evi titretecek sekilde gurledigi icin, yumak olur, birlikte firtinanin gecmesini bekleriz. Uyumak mumkun degildir o seste.

Firtina yoksa, cocuklar gerisin geri yataga gonderilirler. Susamislarsa su verilir, cis gelmisse yada karni agiryorsa tuvalete goturulur, Arda gurultu yapiyorsa Arda’ya „gurultu yapma“ denir ve onlar tatmin olmamis bir sekilde yataga donerler. Bazi geceler bu fasil bir kac kez takrarlanir. Her gecenin hikayesi farklidir ama hep ayni sekilde, onlari yataga gondererek biter.

Bazan isyan bayraklarini cekerler. Birsey isterler, herhangi bir sey olabilir. Benimle yatmak isteyebilirler, hic yatmak istemeyebilir, bir kitap daha okumami isteyebilir, olasiliklar sonsuz ama ortak nokta o an gerceklestirilmeyecek birsey olmasi. O zaman kollarini kavusturup, kafalarini goguslerine dusururler ve somurturlar. Ya kapinin arkasinda, yada yataklarinin dibinde yanyana dururlar. Biri ne yaparsa digeri de onu takip eder isyan ciktiginda. Ikincisinin isyan sebebini anlamasi, bilmesi, hak vermesi hatta alakali olmasi gerekmez. Dayanismanin muthis bir ornegi vardir bu kez sahnede. Gulmemek icin yanaklarimizi isirarak isyani yatistirir, hikayeyi yine yatakta bitiririz.

>I lab you

>

Dün akşam yatmadan önce duş için banyoya gittik. Giysilerini çıkarmak için dizlerimin üzerine çökünce, yüzümü ellerinin arasına aldı, gözlerimin içine bakıp ‘I lab you’ dedi ve yanağıma yumuşacık bir öpücük kondurdu. ‘I love you’ deyip sarıldım, öylece durduk bir süre. Babandan başka bir erkeğin kalbimi böyle çarptıracağını hayal bile edemezdim. Sen o upuzun kirpiklerini kırpıştırınca dünya duruyor sanki.

>İçinden müzik ve kaka geçen yazı

>Çok garip bir gece geçirdik ailece geçen akşam. Bizimkiler hala gündüz uykusu uyuyorlar. Ancak geçen gün okul çıkışı Lara’nın arkadaşı geldiği için düzenleri şaşmış, öğle uykusuna çok geç yatmışlar. Aslında böyle durumlarda hiç uyutmuyoruz ama öyle kudurdular ki demek, dayanamayıp uyuyakalmışlar. Lara fazla uyumadığını iddia etse de, biz 8 gibi eve geldiğimizde ‘aaa, ne güzel bu gece geç gelmedin’ diyebildiğine göre, biz gelmeden hemen önce uyanmıştı diye düşünüyorum. Arda ise hala uyumaktaydı. Mıncıklayıp uyandırmaya çalıştım ama oralı bile olmayınca bütün gece uyuyacağını düşünerek yatağına yatırdım.

Lara’yla kız kıza harika bir gece geçirdik. Okullarında her dönem düzenlenen yetenek şovuna katılmak istiyor diye geceyi bu işe ayırdık. Hangi şarkıyı söyleyecek diye araştırma yaptık önce. Marry Poppins ve Abba’nın bütün şarkılarını dinledik. Alakasız ama çocuk bunları seviyor ne yapayım. Sonunda Mamma Mia’ya karar verdi. Daha sonra kostüm tasarlamaya başladık. Ben klasik moda çizimi kadını yapınca kızdı bana ‘anneeee, ben büyük değilim ki, neden küçük kız çizmedin?’ diye. Ben küçük kız çizmeyi beceremeyince sabırla öğretti. Bir sürü kostüm alternatifi çizdik, sonunda tek omuzlu mini elbise ve uzun beyaz çizmelerde karar kıldı.

Yatma vaktini çoktan geçmişti ki, benim çok uykum gelince uyumaya razı oldu. O kadar yoğun bir paylaşım yaşadıktan sonra gece de benimle yatmak istedi. Babadan özel izin aldık ve Lara’nın deyimiyle ‘kız kıza pijama partisi’ yaptık. Şova kendini öyle kaptırmıştı ki, uyumak bilmedi. Şov ve kostüm konusunu zar zor kapattıktan sonra,bir süre de kiminle evleneceği ve düğününde Harvey Nichols’da görüp bana gösterdiği elbiseyi hangi ayakkabıyla giyeceği konusunda konuştu ve saat 11:30 gibi uykuya daldık. Yoğun ve yorucu bir hafta geçirdiğim için hemen derin bir uykuya daldım.

Sonra gece bir ara beni dürten minik bir elin ısrarlı dokunuşuyla uyandım. Baktım, Arda, ‘gel yat’ deyip onu da Lara’yla benim ortama yatırdım. Ama adam uykusunu almış, enerjisini toplayıp gelmiş, rahat durur mu hiç? ‘Çabuk uyu bakayım’ diye çıkışınca çekti gitti babasının yanına. Ben o kadar yorgundum ki, cidden kendimi yataktan kaldıracak gücüm yoktu. Sonra bir ara Tunç’un başıma geldiğini ve ‘Arda yemek istiyor, ne yapayım?’ dediğini hatırlıyorum. Sonra uykumun arasında derinden ‘Selen, Arda kaka yaptı’, ‘Selen! Kaka yere düştü’ diye çaresiz seslenmeler duydum sanki. Bir süre sonra bu seslenmeler su seslerine karışıp kayboldu. Bayağı bir uyuyup, Lara’nın üstünü örttüğümde ise Arda’nın sesini duydum gibi geldi ama ihtimal vermedim gerçek olduğuna. Nitekim kısa bir süre sonra sabah ezanı okundu, o saate kadar ayakta dikilmiş olamazdı ne de olsa.

Ancak sabah olup da Tunç’un yüzünden düşen bin parçayı görünce akşam yaşananlar bir anda hızlı çekim gözümün önüne geldi tabii ki. Buradan kocama sesleniyorum: Sevgilim, boşver, bir geceyi uykusuz geçirdin ama büyüyünce ‘ulen ben gecenin köründe senin bokunu yerlerden temizledim’ söylemini geçerli kılacak bir tecrübe yaşamış oldun. İlerde işimize yarabilir, unutmayalım diye buraya yazıyorum bak. Bana da teşekkür edeceksin, kalkıp senin olayını bozmadım diye. Bütün babaları bu vesile ile kaka temizleme olayında aktif rol almaya çağırıyorum, HAYDİ BABALAR KAKA TEMİZLEMEYE!

NOT: Bu arada çiş ve kaka konulu çok fazla yazı birikmeye başladı. Arda veleti tuvalet olayını tez vakitte çözmezse, benim buraya ‘Kaka’ diye bir kategori açmam gerekecek sanırım.