>Hayalet

>Tunc’un Lembeh’te cektigi muren larvasi fotografi National Geopraphic derginin Aralik sayisinda! Hayvanin tam olarak nasil bir yaratik oldugunu merak edenler icin de videosu burada.

Advertisements

>Passage

>Waigeo ve Gam adaları arasında yer alan, yaklaşık 5 metre derinliğinde, zaman zaman nehir hissi veren fiyord benzeri, çok özel bir coğrafi oluşuma sahip bir yer Passage. Denizin kireçtaşından kayaları oymasıyla ortaya çıkan yüzlerce mantar adacıktan meydana geliyor. Bu adacıkların çoğunun üstü yemyeşil bir bitki örtüsüyle kaplı. Bazı yerlerde kıyılar tamamen mangrove ağaçlarıyla çevrilmiş. Bu ilginç yer, biyolojik açıdan sağladığı benzersiz şartlar sayesinde okçu balıkları (hani suyun hemen altında durup, suyun üstündeki böcekleri, ışığın kırılmasını falan hesaplayarak, doğru açıda su fışkırtıp suya düşüren ve yiyen balık var ya, işte o) gibi çok nadir canlı türlerine de ev sahipliği yapıyor.

Biz ise buraya gitmek için ne kadar sabırsızlansak da, yağmurlu hava yüzünden iki gün beklemek zorunda kaldık. Bu geziyi yapabileceğimiz tek uygun gün geldiğinde ise şansımız yaver gitti ve güneşli harika bir gün hediye etti bize doğa. Biz de o muhteşem güzellikleri parlak güneş altında tüm ihtişamıyla yaşayabildik. Yesil ve mavinin arasindan iki kucuk tekneyle ilerledik.


Bazi yerlerde deniz oyle durgundu ki, neresi gok, neresi deniz ayrimina varamadik. Yansimalar ruyada oldugumuz mesajini verip durdu beynimize.

Labirent gibi dizilmis adaciklarin arasinda kaptanimiz yolunu nasil buldu sasirdik. Tamamen kapali gibi gorunen yerlerde bile daracik gecis yollari bulup bizi cennet gibi koylara cikardi.

Bu koylardan birinde buz gibi bir tatli su kaynagina getirdi bizi ve tatil boyunca buldugumuz en tuzsuz suyla guzel birer dus aldik hepimiz.

Dustan sonra teknelerde piknik yaptik ve ogle yemegimizi yedik. Piknik sepetleri hazirlanirken catal bicagin unutulmus oldugu ortaya cikti. Tabii ki bu kucuk detay keyfimizi hic kacirmadi. Kaptan bazilarimiza karpuz kabugundan kasik yapti. Bazilarimiz karadan topladiklari dal parcalarini cubuk gibi kullanarak yedi yemegini, bazilarimiz elleriyle daldi pilava. Yemek yerken yanimizdan bir balikci gecti, bizim az once dus aldigimiz kaynaga gitti, su aldi, yikandi, belki o da yemek molasi verdi bizim gibi…

Buralara kadar gelip dalmamak olmaz. Hem snorkelle gezdik, hem de daldik.

Donus yolunda koylardan birine yerlesmis bir aile gorduk. Anne baba evin tepesinde kurutulacak baliklari ipe diziyor, cocuklar kumsalda oynuyordu.

Bir yerde durup bu kafataslarini gosterdi bize rehberimiz. Ikinci dunya savasindan kalma ve Japon askerlerine ait olduklari tahmin ediliyor. Denizin dibinde bulduklari bu kemikleri, yerli balikcilar saygi ifadesi olarak oradan cikarip, kayaliklara koymuslar.

Yine bu guzel adaciklarin arasindan suzulerek otelimize geri donduk. Butun gun suren, uzun bir geziydi, yine de bitsin istemedik. Bu guzellikleri iyice beynimize kazimak, icimize cekmek icin susup izledik sadece.

>Sardine Reef

>Ekvatorda hava saat 6 gibi kararmaya başlar. Bu yaz kış böyledir. Zaten yaz kış diye birşey yok ya, ıslak ve kuru mevsim var. Sabah 5’e doğru doğan güneş akşam 6 gibi batar senenin her günü. Vahşi doğada hayvanların avlanma saati genelde havanın yarı karanlık olduğu zamanlardır yani ya sabah gün doğarken, ya da akşam gün batımı öncesidir. Bu karada da, denizde de aynıdır.

Uçakla turladığımız gün ilk dalışı kaçırdığımız, ikinci dalışa da geç girdiğimiz için son dalışımız tam gün batımı öncesine geldi. Dalış noktamız Sardine Reef’e adını veren büyük sardalya sürüsü kafamızı suya sokar sokmaz karşıladı bizi. Büyük balık küçük balığı yer ya, sardalya sürüsü olan heryerde her türlü büyük balıkla karşılaşabileceğimizin bilinciyle gözlerimiz parladı sürüyü görünce. Resifi dolaşmaktan vazgeçip, sürünün olduğu yerde durmaya ve olacakları seyretmeye karar verdik. Akıntı biraz yoğun olduğundan ben kendime bir kaya arkası bulup, etrafı izlemeye koyuldum. Tunç ise mercanlardan büyülenmişti. Haksız da değildi aslında, orman gibiydi mercanlar. Ancak Tunc mutlu mesut, mercan fotoğrafı çekerken, arkada hareket başlamıştı. Kocaman akyaların, sinaritlerin ve orkinosların sardalya sürüsüne ve yanındaki akya sürüsüne dalışlar yapmaya başlamasına, gri resif köpeklabıklarının sürünün etrafında daireler çizmesine benim ısrarlı uyarılarıma rağmen kulak asmadı. Ta ki o sesi duyana kadar.

Hani sualtı belgesellerinde büyük balıkların ani hareketlerinde bir ses efekti kullanılır ya, bilir misiniz? Su altında hava regülatörün içinde haeket ederken çıkan sesi andırır ama daha derinden gelen, daha boğuk, ani ve kısa bir ses. İşte Tunç’un kafasını mercanlardan kaldırmasına bu ses sebep oldu. Birlikte dikkat kesilip sesin nereden geldiğini anlamaya çalıştık. Anladık ki, orkinosun dev gövdesinin balık sürülerine jet hızıyla saldırırken çıkardığı ses bu. Derken göz açıp kapayıncaya kadar geçen bir zamanda orkinos inanılmaz bir hızla saldırarak bir adet akyayı kafa kısmından yedi, hemen arkadan gelen gri resif köpekbalığı da kıvrak ve hızlı bir hareketle diğer yarısını kaptı. Köpekbalığı akyayı kaptıktan sonra bir saniye durdu, gözgöze geldik ve arkasını dönüp gitti.

Gözlerimize inanamıyorduk. Daha önce köpekbalıklarının insanlar tarafından beslendiğini görmüştük ancak doğal olarak avlanmasına ilk kez şahit oluyorduk. Bütün bu anlattıklarım çok hızlı olup bittiği için hiçbirini görüntüleyemedik. Orada saatlerce kalıp bu sahneleri seyredebilirdik, ancak dalış saatlerimizin uyarısına kulak verip, dekoya girmeden sudan çıkmak üzere hareke geçtik. Sardine Reef’e başka dalış yapamadım ancak olur da bir daha Raja Ampat’a gidersem, yanımda mutlaka video kamera olacak ve bu noktaya en az 3-4 tane gün batımı dalışı yapacağım.

>Kulak temizliginin onemi !

>Sualtina temizlik istasyonlari denilen noktalar vardir. Burada temizleyici kucuk canlilar, karidesler, kucukce baliklar, kendilerinden daha buyuk baliklari temizlemek icin beklerler. Buyuk baliklar buraya geldiklerinde kendilerini tamamen bu minik canlilarin ellerine birakirlar, karideslere dislerini, baliklara da yuzgeclerinin iclerindeki parazitleri temizlettirirler. Sualtinin bakim, guzellik ve saglik merkezleridir buralar. Temizlikci baliklar yuzgeclerini temizlerken, buyukler keyif icinde olduklari yerde salinir dururlar. Bu temizlik istasyonlarinin bazilari mantalar tarafindan da kullanilmaktadir ve mantalari sualtinda gorebileceginiz nadir noktalardir.

Raja Ampat’ta da mantalarin goruldugu bir temizlik istasyonunun varligindan hepimiz haberdardik. Bu zarif, karizmatik dev canlilari gormek zaten hemen hemen her dalgicin hayallerinden biridir. Kocaman kanatlarini yavasca cirparak ucarcasina suzulurler. Onlardan biriyle birkac saniyeligine goz goze gelmek bile, ne kadar zeki ve duyarli bir canliyla karsi karsiya oldugunuzu anlamaniza yeter. Bu dev melekler yaninizda daha uzun sure kalsin istiyorsaniz, hic hareket etmeden oldugunuz yerde durmaniz, onlari rahatsiz etmeden etrafinizda dolasip sizi incelemelerine ve sonra da temizliklerini yaptirmalarina izin vermeniz gerekir. Uzerine yuzerseniz, mantalari rahatsiz ederseniz, hemen ortadan kaybolup, siz grupca sudan cikana dek geri gelmezler. Mantalari takip etmek ayni zamanda tehlikleli de olabilir. Pesindeki garip canliyla oyun oynamak isteyen mantalarin dalgiclari cok tehlikleli yerlere suruklediklerine dair bazi hikayeler anlatilmaktadir. Hikayelerin dogrulugundan emin olmasam da, bu muhtesem canlilara saygi gostermek ve onlari rahatsiz etmemek adina takip etmemek gerektigine yurekten inaniyorum.

Manta dalisi yapacagimiz gun, hepimiz heyecan icinde birbirimize bunlari anlatiyorduk. Aman abi, ustune yuzmeyelim, aman rahatsiz etmeyelim, aman suyu bulandirmayalim ki guzel fotograflar cekilsin diye uyariyordu herkes birbirini. Sabahtan ilk dalisi mantalar orada olmadigi icin baska bir noktaya yapmak zorunda kaldik. Ikinci dalis icin tekrar ayni noktaya geldigimizde mantalarin orada oldugunu gorunce heyecanla suya atladik. Biz suya atlayinca once uzaklastilar. Biz de kum zeminde diz cokup sabirla onlari beklemeye basladik.

Ben beklerken oyalanmak icin minik bir mercan kayaligi buldum kendime, orada pigme denizati ararken bir temizlikci balik musallat oldu. Klasik temizlikci baliklardan daha buyuk ve farkli cinste oldugu icin once yuvasini koruyor sandim ama hareketleri teritoryal koruma davranislari kadar agresif degildi, o sadece gorevini yerine getirmek istiyordu, istasyona gelen buyuk canliyi temizlemekti tek amaci. Oradan uzaklastim ve baska bir kosede mantalari beklemeye basladim. Derken Tunc korkuyla kocaman olmus gozleriyle yanima gelip boyun bolgesinde herhangi bir terslik olup olmadigini sordu, birseylerin onu rahatsiz ettigini anlatmaya calisti. Regulatorunu, hortumlari, herseyi kontrol ettim, hersey yerli yerindeydi. Tekrar kayaligin yanina gittiginde gordum ki, o az once beni temizlemeye çalisan gokkusagi baligi bu kez Tunc’un kulak deliklerini temizleme cabasinda. Neyse Tunc durumu farketti de, uzaklasti oradan. Sonra bu kayanin basinda ve etrafinda bulunan butun grup, ben ve Alp haric, tek tek bu minik baligin temizleme girisimlerine maruz kaldilar. Temizlikci balik, pek baliga benzemeyen buyuk yaratiklarin yuzgeci en cok andiran yeri olarak kulaklari secmis, burayi temizlemek icin elinden geleni yapmisti.


Derken mantalar geldi, hepimizi kendimizden gecirdiler. Ancak dalis sonrasi mantalardan cok temizlikci balik konusuldu. En komigi ise arkadaslardan birinin diger bir arkadasin kulagina cubuk sokarak saka yapmaya calistigini sanmasi ve olayi anlayana dek bozuk atmasiydi. Olayi yasayanlarin anlattigina gore aci ve korku verici bir tecrubeymis. Temizlikci balik isirmiyormus, kulak deligine guclu bir vakum yaparak kulak zarini emiyormus gibi bir his yaratiyormus. Boylece bizim minik temizlikci balik, Raja Ampat sularindaki en korku verici yaratik olarak kendi dalis literaturumuzde yerini almis oldu.

Ilginc degil mi? Siz siz olun temizlik istasyonuna dalis yapacaksaniz ya kulaklarinizi kapatin yada guzelce temizleyin 🙂

Bu isini canla basla yapan temizlikci baligin resmini Alp’in sitesinden gorebilirsiniz.

>Raja Ampat’ta Dalış

>İtiraf ediyorum, dalışları anlatmaya nereden başlayacağımı bilemediğim için lafı uzattım durdum. Söyleyebileceğim tek şey şimdiye kadar böyle bir yere dalış yapmadığımdır. Bu kadar çok balık, bu kadar çok tür, bu kadar çok ve çeşitli mercanı bir arada görmedim. Daha önce daldığımız yerlerde de çok özel canlılar görmüştük ancak bunlar tek tüktü, yerleri belliydi hatta işaretliydi. Oysa Raja Ampat’ta herhangi bir dalışta bu çok özel canlılarla karşılaşmak sıradan bir şeydi . Bunun en tipik örneği olarak pigme denizatını verebilirim. Sıpadan’da pigme denizatı varsa bütün dalış liderleri yerini bilirdi, bu canlıyı görmek isteyenleri o belli dalış noktasında götürürdü. Oysa Raja Ampat’ta her dalışta pigme denizatı gördük, her dalışta! Hem de ne değişik türler, ne değişik renklerde. Mercanların ve büyük balık sürülerinin büyüsüne kapılan fotoğrafçıların çoğu geniş açısından gezi boyunca vazgeçemedi. Pigme denizatlarına olan tutkusu nedeniyle geniş açı imkanlarının bir kısmından feragat edip bu minik canlıların önünde dakikalarını harcayan Alp ise sadece en güzel pigme denizatı fotoğraflarını çekmekle kalmadı, bu canlıların her birinin türünü belirleyip kendi sitesinde yer verdi. Bu harika minik meleklerin neye benzediğini görmek için Alp’in sitesini bir ziyaret edin derim.

Dalışlarımız sürprizlerle, bir anda karşımıza çıkıveren canlı türleriyle, kocaman balık sürüleriyle dolu geçti. Bazı çok özel olaylara şahit olduk ki bunları da anlatacağım tabii ki ama daha sonra. Şimdi ben susuyorum, gördüklerimizi en güzel Tunç’un fotoğrafları anlatacak çünkü. Daha fazlası için buraya bir tık. İyi seyirler.


>Tukuruk agaci

>Beynimin yazan kismi tatilde bir suredir, hele bu sabah benimle gelmeye bile ikna edemedim. Bahcede yatip bulutlari seyrediyor su anda. O yuzden arsivimdeki son yaziyi da bugun kullaniyorum, bundan sonraki post ne zaman gelir bilemiyorum. Yazinin fotografini da bulamadigim icin koyamiyorum. Nasil bir haldeyim oradan tahmin edin artik. Neyse, buyrunuz, yine dalisli, biraz da igrenc bir yazi daha.

Dalis yapanlarin en buyuk basagrilarindan biri bugu yapan maskelerdir. Bu cumlede dalis yapanlar gelecek igrencligi tahmin etti sanirim. Herhangi birsey yapmadan, maskeyi takip suyun altina indiniz mi, illa ki o maske bugulanir, zirt pirt icine su alip maskenin camini icten yikamak gerekir, burnunuza gozunuze su kacip durur. O dalisin tadi olmaz, ne dogru duzgun ortaligi gorebilirsiniz, ne de habire maskeyi yikamaktan rahat dolasabilirsiniz.

Maskenin bugulanmamasi icin gelistirilmis hazir, son derece hijyenik solusyonlar var. Ancak bunlari kullanmayi tercih etmeyen yada gerek duymayan dalgiclarin en etkili anti-fog solusyonu kendi tukurukleridir. Dalistan once kuru cama soyle okkali bir tukurup, o tukurugu guzelce cama yaydiniz mi bugu mugu olmaz dalis boyunca. Daha fazla detaya girmiyorum ama bu islemden once cikolata yemenizi tavsiye etmem. Amma velakin, soz konusu yeni alinmis bir maske ise, bu yontemlerin hic biri tam olarak ise yaramayabilir. Maske caminin ic yuzeyini kaplayan kimyasal maddeler tamamen gidene kadar, hep problem cikarir yeni maskeler. O yuzden nuhnebiden kalma eski maskelerle dalan cok dalici vardir. Konfor herseyden onemlidir cunku dalista. Yeni maskelerin camlari dismacunlariyla ovalanir, cakmakla yakilir ama bazan hic bir fayda etmez.

Iste benim de 10 sene ayni maskeyi kullandiktan sonra ozenip hevesle aldigim ama bir turlu barisamadigim bir maskem var. En son tatile de bir hevesle bu maskeyi goturdum. Yine dalistan once cakmakla yaktik falan, ben guzelce tukurdum, hatta Tunc’a da tukurttum ki onuki gayet okkalidir, ama faydasi olmadi. Son care hazir kimyasal solusyonlari denemeye karar verdim. Bu solusyonlari kullanmayi sevmiyorum cunku gozumu yakiyor ama buguyu gercekten de onluyor. Dalis arasinda dalis merkezine gidip, anti-fog solusyonu var mi diye sordum. Cekmecelere baktilar, iceri girdiler ciktilar falan ama faydasiz. Yuzunde kocaman bir gulumsemeyle „solusyon kalmamis ama bizim anti-fog agacimiz var. Dur cocuklara soyleyim, sana yapragindan getirsin, dalistan once yapragin suyunu iyice cama sur, sonra yika“ dedi.

Cok sasirdim, cok da hosuma gitti. Boyle birseyi nasil kesfettiler merak ettim ama sonra bu insanlarin gecimlerini hep denizden sagladiklari aklima geldi. Simdi yeni cikan gelir kaynaklari turizm oldugu icin dalis liderligi yapiyorlar ama ondan once buyuk ihtimalle balik, ahtapot, inci avliyorlar, yine denizle icice yasiyorlardi. Yapraklarimi kullandim ama yine de cok etkili olmadi. O seyahati yine eski maskemle maskemle bitirdim. Ama yine de benimki kadar belali bir maske olmasa, ise yaracagindan eminim. Bu dogal, geleneksel cozum benim cok hosuma gitti.

>LEMBEH’IN UZAYLILARI

>Lembeh’teki gunlerimiz oyle guzeldi ki, hala animsadigim zaman yuzume huzurlu bir gulumseme yerlesiveriyor. Lembeh dalislari „muck dive“ denilen cinsten, yani cercopun, kumun icinde minik canlilar ariyorsun buluyorsun. Mercan da var ama genelde dalislar kumda basliyor, sonra da 5-6 metredeki mercanlik bolgede emniyet dekolarini yaparak bitiyor. Zaten o kara kumlarda oyle ilginc canlilar var ki, kafani cevirip mercanlara bakmiyorsun.

70-75 dakika suyun altinda kalip, gene de cikmak istemez mi insan? Istemiyor iste. En son Sipadan’daki Baracuda Point’te boyle hissetmistim. Yillardir dalislarda yeni seyler gormuyordum. Sikayet kesinlikle degil cunku cok guzel ve zengin yerlere dalis yaptigim icin beni sasirtacak birsey cikmiyordu karsima. Lembeh’te hayatimda ilk kez karsilastigim bir suru canli gordum, hem de ne canlilar. Onlari tarif etmek zor, en iyisi yuksek musadeleriyle Tunc’un resimleriyle anlatmaya calismak.



Bunlar sadece bazilari. Mesela oyle bir olay yasadik ki, gercekten gunumuzun can cekisen doga sartlarinda sahit olunmasi cok nadir olsa gerek diye dusunuyorum. Genelde balon mercanlarinin altina gizlenen ve binbir guclukle gorunen Orangutan yengecleri Lembeh’te halatlarin ustunde, orada burada, heryerde. Bir halatin uzerinde buldugum Orangutan Yengecini Tunc’a gosterdim. Tam resmini cekmek icin kamerayi dogrulttu ki, nereden geldigini anlamadigimiz bir Spider Crab, bizimkine saldiriverdi. Bir anda bu iki nadir yengec birbirlerine girdi. Tunc fotograflari birsey anlasilmadigi icin pek begenmese de, ben bu ozel ani belgeledigi icin cok degerli buluyorum ve sizlerle paylasiyorum. Bakalim resimdeki iki yengeci gorebilecek misiniz?

Dalis liderimiz Detmon, bizim her turlu nazimizi ceken, aslinda yasantisini sualtinda surdurmesi gereken yari amfibyen bir arkadasti. Sirtinda yuzgec goremedim ama kesin saklamistir diye dusunuyorum, yoksa sualtindaki her canliyla bu kadar rahat iletisime giren biri nasil olur, 3-4 mm’lik harika canlilar nasil bulunur koca denizde? Gercekten Detmon olmasa, buyuk ihtimalle gorduklerimizin onda birini gorurduk. Karada yasantisini surduren bir canlinin gozunun secmesi, beyninin algilamasi zor yaratiklar buldu gosterdi bize. Cok fazla fotografci nazi cekmisti belli ki, gidilecek noktalardaki yaratiklara gore, bir gun oncesinden hangi lensi takmasi gerektigini soyluyordu Tunc’a.



Iste bu yaratigi da yine Detmon gosterdi bize. Nereden cikti anlayamadik, ne olduguni hic anlamadik. Ciktigimizda neden butun dalisi bu hayvanin basinda gecirmedik diye hayiflandik. Bu yaratik bu dunyadan olabilir mi sizce? James Cameron hakli galiba (bknz. Abyss)