>Kulak temizliginin onemi !

>Sualtina temizlik istasyonlari denilen noktalar vardir. Burada temizleyici kucuk canlilar, karidesler, kucukce baliklar, kendilerinden daha buyuk baliklari temizlemek icin beklerler. Buyuk baliklar buraya geldiklerinde kendilerini tamamen bu minik canlilarin ellerine birakirlar, karideslere dislerini, baliklara da yuzgeclerinin iclerindeki parazitleri temizlettirirler. Sualtinin bakim, guzellik ve saglik merkezleridir buralar. Temizlikci baliklar yuzgeclerini temizlerken, buyukler keyif icinde olduklari yerde salinir dururlar. Bu temizlik istasyonlarinin bazilari mantalar tarafindan da kullanilmaktadir ve mantalari sualtinda gorebileceginiz nadir noktalardir.

Raja Ampat’ta da mantalarin goruldugu bir temizlik istasyonunun varligindan hepimiz haberdardik. Bu zarif, karizmatik dev canlilari gormek zaten hemen hemen her dalgicin hayallerinden biridir. Kocaman kanatlarini yavasca cirparak ucarcasina suzulurler. Onlardan biriyle birkac saniyeligine goz goze gelmek bile, ne kadar zeki ve duyarli bir canliyla karsi karsiya oldugunuzu anlamaniza yeter. Bu dev melekler yaninizda daha uzun sure kalsin istiyorsaniz, hic hareket etmeden oldugunuz yerde durmaniz, onlari rahatsiz etmeden etrafinizda dolasip sizi incelemelerine ve sonra da temizliklerini yaptirmalarina izin vermeniz gerekir. Uzerine yuzerseniz, mantalari rahatsiz ederseniz, hemen ortadan kaybolup, siz grupca sudan cikana dek geri gelmezler. Mantalari takip etmek ayni zamanda tehlikleli de olabilir. Pesindeki garip canliyla oyun oynamak isteyen mantalarin dalgiclari cok tehlikleli yerlere suruklediklerine dair bazi hikayeler anlatilmaktadir. Hikayelerin dogrulugundan emin olmasam da, bu muhtesem canlilara saygi gostermek ve onlari rahatsiz etmemek adina takip etmemek gerektigine yurekten inaniyorum.

Manta dalisi yapacagimiz gun, hepimiz heyecan icinde birbirimize bunlari anlatiyorduk. Aman abi, ustune yuzmeyelim, aman rahatsiz etmeyelim, aman suyu bulandirmayalim ki guzel fotograflar cekilsin diye uyariyordu herkes birbirini. Sabahtan ilk dalisi mantalar orada olmadigi icin baska bir noktaya yapmak zorunda kaldik. Ikinci dalis icin tekrar ayni noktaya geldigimizde mantalarin orada oldugunu gorunce heyecanla suya atladik. Biz suya atlayinca once uzaklastilar. Biz de kum zeminde diz cokup sabirla onlari beklemeye basladik.

Ben beklerken oyalanmak icin minik bir mercan kayaligi buldum kendime, orada pigme denizati ararken bir temizlikci balik musallat oldu. Klasik temizlikci baliklardan daha buyuk ve farkli cinste oldugu icin once yuvasini koruyor sandim ama hareketleri teritoryal koruma davranislari kadar agresif degildi, o sadece gorevini yerine getirmek istiyordu, istasyona gelen buyuk canliyi temizlemekti tek amaci. Oradan uzaklastim ve baska bir kosede mantalari beklemeye basladim. Derken Tunc korkuyla kocaman olmus gozleriyle yanima gelip boyun bolgesinde herhangi bir terslik olup olmadigini sordu, birseylerin onu rahatsiz ettigini anlatmaya calisti. Regulatorunu, hortumlari, herseyi kontrol ettim, hersey yerli yerindeydi. Tekrar kayaligin yanina gittiginde gordum ki, o az once beni temizlemeye çalisan gokkusagi baligi bu kez Tunc’un kulak deliklerini temizleme cabasinda. Neyse Tunc durumu farketti de, uzaklasti oradan. Sonra bu kayanin basinda ve etrafinda bulunan butun grup, ben ve Alp haric, tek tek bu minik baligin temizleme girisimlerine maruz kaldilar. Temizlikci balik, pek baliga benzemeyen buyuk yaratiklarin yuzgeci en cok andiran yeri olarak kulaklari secmis, burayi temizlemek icin elinden geleni yapmisti.


Derken mantalar geldi, hepimizi kendimizden gecirdiler. Ancak dalis sonrasi mantalardan cok temizlikci balik konusuldu. En komigi ise arkadaslardan birinin diger bir arkadasin kulagina cubuk sokarak saka yapmaya calistigini sanmasi ve olayi anlayana dek bozuk atmasiydi. Olayi yasayanlarin anlattigina gore aci ve korku verici bir tecrubeymis. Temizlikci balik isirmiyormus, kulak deligine guclu bir vakum yaparak kulak zarini emiyormus gibi bir his yaratiyormus. Boylece bizim minik temizlikci balik, Raja Ampat sularindaki en korku verici yaratik olarak kendi dalis literaturumuzde yerini almis oldu.

Ilginc degil mi? Siz siz olun temizlik istasyonuna dalis yapacaksaniz ya kulaklarinizi kapatin yada guzelce temizleyin 🙂

Bu isini canla basla yapan temizlikci baligin resmini Alp’in sitesinden gorebilirsiniz.

>Raja Ampat’ta Dalış

>İtiraf ediyorum, dalışları anlatmaya nereden başlayacağımı bilemediğim için lafı uzattım durdum. Söyleyebileceğim tek şey şimdiye kadar böyle bir yere dalış yapmadığımdır. Bu kadar çok balık, bu kadar çok tür, bu kadar çok ve çeşitli mercanı bir arada görmedim. Daha önce daldığımız yerlerde de çok özel canlılar görmüştük ancak bunlar tek tüktü, yerleri belliydi hatta işaretliydi. Oysa Raja Ampat’ta herhangi bir dalışta bu çok özel canlılarla karşılaşmak sıradan bir şeydi . Bunun en tipik örneği olarak pigme denizatını verebilirim. Sıpadan’da pigme denizatı varsa bütün dalış liderleri yerini bilirdi, bu canlıyı görmek isteyenleri o belli dalış noktasında götürürdü. Oysa Raja Ampat’ta her dalışta pigme denizatı gördük, her dalışta! Hem de ne değişik türler, ne değişik renklerde. Mercanların ve büyük balık sürülerinin büyüsüne kapılan fotoğrafçıların çoğu geniş açısından gezi boyunca vazgeçemedi. Pigme denizatlarına olan tutkusu nedeniyle geniş açı imkanlarının bir kısmından feragat edip bu minik canlıların önünde dakikalarını harcayan Alp ise sadece en güzel pigme denizatı fotoğraflarını çekmekle kalmadı, bu canlıların her birinin türünü belirleyip kendi sitesinde yer verdi. Bu harika minik meleklerin neye benzediğini görmek için Alp’in sitesini bir ziyaret edin derim.

Dalışlarımız sürprizlerle, bir anda karşımıza çıkıveren canlı türleriyle, kocaman balık sürüleriyle dolu geçti. Bazı çok özel olaylara şahit olduk ki bunları da anlatacağım tabii ki ama daha sonra. Şimdi ben susuyorum, gördüklerimizi en güzel Tunç’un fotoğrafları anlatacak çünkü. Daha fazlası için buraya bir tık. İyi seyirler.


>Tukuruk agaci

>Beynimin yazan kismi tatilde bir suredir, hele bu sabah benimle gelmeye bile ikna edemedim. Bahcede yatip bulutlari seyrediyor su anda. O yuzden arsivimdeki son yaziyi da bugun kullaniyorum, bundan sonraki post ne zaman gelir bilemiyorum. Yazinin fotografini da bulamadigim icin koyamiyorum. Nasil bir haldeyim oradan tahmin edin artik. Neyse, buyrunuz, yine dalisli, biraz da igrenc bir yazi daha.

Dalis yapanlarin en buyuk basagrilarindan biri bugu yapan maskelerdir. Bu cumlede dalis yapanlar gelecek igrencligi tahmin etti sanirim. Herhangi birsey yapmadan, maskeyi takip suyun altina indiniz mi, illa ki o maske bugulanir, zirt pirt icine su alip maskenin camini icten yikamak gerekir, burnunuza gozunuze su kacip durur. O dalisin tadi olmaz, ne dogru duzgun ortaligi gorebilirsiniz, ne de habire maskeyi yikamaktan rahat dolasabilirsiniz.

Maskenin bugulanmamasi icin gelistirilmis hazir, son derece hijyenik solusyonlar var. Ancak bunlari kullanmayi tercih etmeyen yada gerek duymayan dalgiclarin en etkili anti-fog solusyonu kendi tukurukleridir. Dalistan once kuru cama soyle okkali bir tukurup, o tukurugu guzelce cama yaydiniz mi bugu mugu olmaz dalis boyunca. Daha fazla detaya girmiyorum ama bu islemden once cikolata yemenizi tavsiye etmem. Amma velakin, soz konusu yeni alinmis bir maske ise, bu yontemlerin hic biri tam olarak ise yaramayabilir. Maske caminin ic yuzeyini kaplayan kimyasal maddeler tamamen gidene kadar, hep problem cikarir yeni maskeler. O yuzden nuhnebiden kalma eski maskelerle dalan cok dalici vardir. Konfor herseyden onemlidir cunku dalista. Yeni maskelerin camlari dismacunlariyla ovalanir, cakmakla yakilir ama bazan hic bir fayda etmez.

Iste benim de 10 sene ayni maskeyi kullandiktan sonra ozenip hevesle aldigim ama bir turlu barisamadigim bir maskem var. En son tatile de bir hevesle bu maskeyi goturdum. Yine dalistan once cakmakla yaktik falan, ben guzelce tukurdum, hatta Tunc’a da tukurttum ki onuki gayet okkalidir, ama faydasi olmadi. Son care hazir kimyasal solusyonlari denemeye karar verdim. Bu solusyonlari kullanmayi sevmiyorum cunku gozumu yakiyor ama buguyu gercekten de onluyor. Dalis arasinda dalis merkezine gidip, anti-fog solusyonu var mi diye sordum. Cekmecelere baktilar, iceri girdiler ciktilar falan ama faydasiz. Yuzunde kocaman bir gulumsemeyle „solusyon kalmamis ama bizim anti-fog agacimiz var. Dur cocuklara soyleyim, sana yapragindan getirsin, dalistan once yapragin suyunu iyice cama sur, sonra yika“ dedi.

Cok sasirdim, cok da hosuma gitti. Boyle birseyi nasil kesfettiler merak ettim ama sonra bu insanlarin gecimlerini hep denizden sagladiklari aklima geldi. Simdi yeni cikan gelir kaynaklari turizm oldugu icin dalis liderligi yapiyorlar ama ondan once buyuk ihtimalle balik, ahtapot, inci avliyorlar, yine denizle icice yasiyorlardi. Yapraklarimi kullandim ama yine de cok etkili olmadi. O seyahati yine eski maskemle maskemle bitirdim. Ama yine de benimki kadar belali bir maske olmasa, ise yaracagindan eminim. Bu dogal, geleneksel cozum benim cok hosuma gitti.

>LEMBEH’IN UZAYLILARI

>Lembeh’teki gunlerimiz oyle guzeldi ki, hala animsadigim zaman yuzume huzurlu bir gulumseme yerlesiveriyor. Lembeh dalislari „muck dive“ denilen cinsten, yani cercopun, kumun icinde minik canlilar ariyorsun buluyorsun. Mercan da var ama genelde dalislar kumda basliyor, sonra da 5-6 metredeki mercanlik bolgede emniyet dekolarini yaparak bitiyor. Zaten o kara kumlarda oyle ilginc canlilar var ki, kafani cevirip mercanlara bakmiyorsun.

70-75 dakika suyun altinda kalip, gene de cikmak istemez mi insan? Istemiyor iste. En son Sipadan’daki Baracuda Point’te boyle hissetmistim. Yillardir dalislarda yeni seyler gormuyordum. Sikayet kesinlikle degil cunku cok guzel ve zengin yerlere dalis yaptigim icin beni sasirtacak birsey cikmiyordu karsima. Lembeh’te hayatimda ilk kez karsilastigim bir suru canli gordum, hem de ne canlilar. Onlari tarif etmek zor, en iyisi yuksek musadeleriyle Tunc’un resimleriyle anlatmaya calismak.



Bunlar sadece bazilari. Mesela oyle bir olay yasadik ki, gercekten gunumuzun can cekisen doga sartlarinda sahit olunmasi cok nadir olsa gerek diye dusunuyorum. Genelde balon mercanlarinin altina gizlenen ve binbir guclukle gorunen Orangutan yengecleri Lembeh’te halatlarin ustunde, orada burada, heryerde. Bir halatin uzerinde buldugum Orangutan Yengecini Tunc’a gosterdim. Tam resmini cekmek icin kamerayi dogrulttu ki, nereden geldigini anlamadigimiz bir Spider Crab, bizimkine saldiriverdi. Bir anda bu iki nadir yengec birbirlerine girdi. Tunc fotograflari birsey anlasilmadigi icin pek begenmese de, ben bu ozel ani belgeledigi icin cok degerli buluyorum ve sizlerle paylasiyorum. Bakalim resimdeki iki yengeci gorebilecek misiniz?

Dalis liderimiz Detmon, bizim her turlu nazimizi ceken, aslinda yasantisini sualtinda surdurmesi gereken yari amfibyen bir arkadasti. Sirtinda yuzgec goremedim ama kesin saklamistir diye dusunuyorum, yoksa sualtindaki her canliyla bu kadar rahat iletisime giren biri nasil olur, 3-4 mm’lik harika canlilar nasil bulunur koca denizde? Gercekten Detmon olmasa, buyuk ihtimalle gorduklerimizin onda birini gorurduk. Karada yasantisini surduren bir canlinin gozunun secmesi, beyninin algilamasi zor yaratiklar buldu gosterdi bize. Cok fazla fotografci nazi cekmisti belli ki, gidilecek noktalardaki yaratiklara gore, bir gun oncesinden hangi lensi takmasi gerektigini soyluyordu Tunc’a.



Iste bu yaratigi da yine Detmon gosterdi bize. Nereden cikti anlayamadik, ne olduguni hic anlamadik. Ciktigimizda neden butun dalisi bu hayvanin basinda gecirmedik diye hayiflandik. Bu yaratik bu dunyadan olabilir mi sizce? James Cameron hakli galiba (bknz. Abyss)

>Manado’ya yolculuk

>Uzun zamandir basbasa olabilecegimiz, Tunc’un calismayacagi ve tamamen bizimle olabilecegi bir seyahate cikamamistik. O yuzden, bu tatili ailece aylardir dort gozle bekliyorduk. Belki de tam tatil gibi tatil oldugu icin benim kafamda, oyle hafif bir ruh haliyle hazirlandim ki. Ilk kez liste yapmadan doldurdum bavula elime gelenleri. Mayo, gunes gozlugu, terlik, gunes kremi olsun yeterdi ne de olsa. Gerci kazin ayaginin oyle olmadigi sonradan ortaya cikti ya, neyse, ders oldu bana.

Once Jakarta’dan Guney Sulawesi’deki Makasar’a uctuk. Makasar havalimaninin Jakarta havalimanindan bin kat daha modern, temiz ve guzel olmasina icten ice sinir oldugumu itiraf etmeliyim. Sukarno Hatta havalimanindaki rant ve cikarlar o kadar buyuk ki demek, guvenlik kamerali, duzgun sistemli bir havalimani yapmak kimsenin isine gelmiyor diye dusunduk dogal olarak. Ayri yazi konusu bu Sukarno Hatta Havalimani ya, yasadigim ulkeyi kotulemekten hic hoslanmadigim icin girmiyorum o konulara *.

Makasar’dan ikinci bir ucusla Manado’ya indik. Sabah erkenden evden cikip, oglene burada olmak bana kendimi cok iyi hissettirdi. Dalis noktalarina, Turkiye’den bir koca gunu yolda gecirerek, saat farkindan ve yorgunluktan sersemlemis bir sekilde varmaya alistigimizdan, bu kisa yolculuk bile beni mutlu etmeye yetti tatilin daha en basinda. Manado’dan yaklasik 1 saatlik bir araba yolculugu sonunda otelimize vardik. Aslinda bu yolculuk bence yarim saat surebilirdi ama minicik Manado’da oyle bir trafik var di ki, adim adim ilerleyerek gecebildik bazi yollardan. Ilginc degil mi? Zaten minicik sehir, yap yollari biraz buyuk, insanlar rahat gitsin gidecegi yere.. Neyse gene girmiyorum buralara, bakiniz *

Tatilimizin ilk 4 gununu Bunaken tarafinda (sol taraftaki noktada), kalanini da Lembeh Bogazinda (sag taraftaki noktada) gecirecek sekilde ayarlamisti Tunc. Bunaken’de buyuk baliklari, mercanlari gorecek, Lembeh’te de gozle gorunmeyen kamuflaj ustasi minik yaratiklarin pesine dusecektik. Bu plan dogrultusunda ilk duragimiz Manado’da, Bunaken’in tam karsisindaki Santika Hotel oldu.

Otelimiz yesilin daglardan denize aktigi koylardan birinde, ormanin ortasina kuruluvermisti. Odalara yerlesip, bavullar bosalirken yanima almayi unuttugum bir suru eksik cikti ortaya. Cocuklarin kolluklari, kova ve kurekleri, oda icin sivrisinek kovucu aletler, kulak damlasi, dalis icin isaret cubugu…. Liste yapmaz misin, al bakalim. Neyse ki, Tunc, Manado’da bir alisveris merkezi oldugunu, otelin buraya her gun servisi oldugunu soylerek beni rahatlatti. Gerci itiraf ediyorum, cok da umurumda degildi bu eksikler. Nasilsa odalari ilaclayip sivrisinekten arindirabilirdik, spreyi almayi unutmamistim. Kolluk da olsa guzeldi tabii ama zaten biz baslarinda olmadan cocuklari suya sokmaya hic niyetim yoktu. Kulaklarin ise her dalis gezisinde ariza vermesine alistik ne de olsa, donunce gene antibiyotigi dayardik, ne yapalim yani. Isaret cubugu dalis merkezinde satiliyordu, alirdik bir tane daha, iki tane olurdu, bir Tunc’a, bir bana, ne guzel iste. Benim en cok takildigim, cocuklarin kova kurekleriydi. Santika’da kumsal yoktu ama buradan sonra gidecegimiz otelde cocuklarin oynayabilecegi bir kumsal vardi. O yuzden benim onceligim cocuklara kumda keyifle oynayabilecekleri objeler bulmakti oraya gitmeden once. Yogurt kutusu, kavanoz kapagi bile olsa, birseyler ayarlanmaliydi mutlaka.


Manado, Kuzey Sulawesi’nin baskenti, yaklasik 400 bin nufuslu bir sehir. Halkin buyuk cogunlugu Hristiyan oldugundan heryer, Lara’nin prenses satosu diye tanimladigi, minik, sevimli, gercekten de masallardan cikmis gibi gorunen kiliselerle dolu. Sehrin merkezi kalabalik, dar caddeli ve bence cok sevimsiz olsa da merkezden uzaklastikca yagmur ormanlarinin iyice hayatin icine girdigi, sokaklarinda inek arabalarinin gezdigi, evlerin onca yesillige ragmen saksi saksi ciceklerle suslendigi, sokaklarin cop dolu olmadigi, agaclarin arasindan kiliselerin pembe ve beyaz sivri catilarinin gorundugu sirin bir sehir Manado.

Kuzey Sulawesi, uc buyuk su kutlesinin, Pasifik Okyanusunun, Sulawesi Denizinin ve Hint Okyanusunun birlestigi bir noktada oldugu icin sualti yasantisi acisindan cok hareketli bir nokta. Sadece Bunaken Milli Parkinda 58 farkli mercan turu ve yaklasik 2000 balik turu tespit edilmis. Bu sayilar Bangka ve Lembeh bolgeleriyle birlikte cok daha yukseliyor. Bu buyuk su kutlelerinin bir araya gelmesi guclu akintilari da beraberinde getiriyor. Burada hayatimda ilk kez asagi ve yukari akintilarla karsilastim. Allahtan kulaklarim hassas da, en kucuk basinc degisikliklerini algilayarak seviyemi koruyabildim. Aslinda baliklarin yuzdugu yone gore bu akintilar, icine girmeden once gozlemlenip BC indirilerek yada sisirilerek onlem alinabilir, ideali de budur. Ancak bazi dalislarimizda yatay akinti oyle hizli surukledi ki bizi, baliklari gorup tepki verene kadar kendimizi dikey aktintilarin icinde buluverdik.

Akintilarin gucunun ve mercan yogunlugunun sonucu da bu oldu:


Tunc’a poz verirken asagi in, yukari cik, ayaklarini soyle tut, buraya bak, falan turunden bir suru talebi olur. Ancak burada akintilar oyle gucluydu ve etraf o kadar yogun mercanlarla doluydu ki, hareket ozgurlugumun olmamasindan ve Tunc’un taleplerinden bunalinca ortaya bu poz cikti. Birazcik model kaprisi yapmak da hakkim ama, degil mi? Hep sanatci kaprisi mi cekecegiz canim?
Bunaken dalislari ve fotograflari yarin.

>Bebek bekliyoruz, hem de 300 tane!

>Endonezya, tum dunyada en cok mercan resifine sahip olan ulke. Yaklasik 500 mercan turune ve tum tatli su ve tuzlu su turlerinin %25’ine sahip. Dunyada mevcut 7 deniz kaplumbagasi turunun, 6 tanesini bu sularda gormek mumkun. Bu yuzden, binlerce kilometre uzunlugundaki harika, volkanik kumsallarinin cogu deniz kaplumbagalarinin yumurtladigi yuvalarla dolu.

Ancak, tum deniz canlilari gibi deniz kaplumbagalari da insanoglunun vahsiliginden, cahilliginden ve cikar savaslarindan payini alarak direk olarak avlanma, dolayli olarak da denizlerin kirlenmesi ve bilincsiz, yasa disi balikcilik yuzunden yokolmaya yuz tutmus durumda. Sadece Endonezya sularinda, deniz kaplumbagalarinin sayisinin %90 gibi korkunc bir oranda azalmis oldugu tahmin ediliyor.

Ne yaziktir ki, Endonezya’da da, cevreci orgutler yeteri kadar guclenemedikleri icin, su anda koruma altindaki bolge sayisi cok az. WWF burada yogun olarak calisiyor ama ne yazik ki olayin arkasindaki maddiyat o kadar buyuk ki, bu konuda ciddi bir sonuc elde etmek imkansiz gibi gorunuyor. Yine de, halk arasinda yavas da olsa bir koruma bilinci olusmaya basliyor gibi sanki. Ornegin kaplumbaga etinin yogun olarak tuketildigi Bali’de Kurma Asih Vakfi, bence bu konuda ciddi basari elde etmis durumda.

Kurma Asih, adanin Batisindaki Perancak Koyu’nun yakinlarinda, minicik, kendi halinde bir kurum. Bu bolge, adanin Guney kismi gibi turistik bir bolge degil. Daha cok hayvancilik, pirinc ve balikciliktan gecimini saglayan koyluler icin deniz kaplumbagalari bundan iki sene oncesine kadar ticari degeri olan et parcasindan baska birsey degilmis. Ancak Kurma Asih, cok akillica davranak kaplumbaga yavrularinin denize birakilmasi olayini turistik bir atraksiyon haline getirmeyi basarmis. Bolgede turistik tesis olmadigi icin, adanin cevresinde mavi tur yapan sirketlerle anlasmislar. Tekneler, bebek deniz kaplumbagalarinin denize ilk yolculugunu gormek icin can atan turistleri buraya tasidikca, koyluler de bu isin kendileri icin maddi kazanc saglayacagini gormusler. Daha once satmak yada yemek icin sahilden topladiklari yumurtalari, bu kez Kurma Asih’e teslim etmek icin toplamaya baslamislar.


Buraya gitmeyi, ozellikle cocuklari goturmeyi uzun zamandir cok istiyordum. Bali’ye gitmeden iki hafta oncesinden Kurma Asih’i arayip randevu almistim. Ne yazik ki, bizim gidecegimiz gun yagmurlu ve karanlik bir gundu. Ama biz planimizi bozmadik, arabaya atladik ve iki saatlik harika bir yolculuk sonunda vakfa ulastik. Vakfin yoneticisi Pak Anom, cocuklara tek tek her asamayi anlatti. Bir yuvada yaklasik 300 yumurta oldugunu, bebek deniz kaplumbagalarini yaklasik bir aylik olduktan sonra deniz biraktiklarini, kaplumbagalarin buyuyunce kendi yumurtalarini birakmak icin ilk kez denize girdikleri kumsala donduklerini anlatti. Cocuklari once bebek kaplumbagalara yavas yavas alistirdi, onlari nasil tutmalari gerektigini gosterdi. Dana sonra denize birakilmaya hazir bir kova bebegi tek tek ellerimizle kumsala biraktik. Denize ozlemle kosuslarini, minik kafalarinin dalgalarin arasinda kaybolusunu izledik. Birakirken cok heyecanlandik, en son kafa denize daldiginda ise duygulanarak arkasindan el salladik. Inanilmaz bir tecrubeydi.

Gitmeden once, kuruma bagis yaptik ve karsiliginda bir yuva evlat edinmis olduk. Yuvamizda 300 tane yumurta var. Buyuk ihtimalle bebeklerin yumurtadan cikislarini goremeyecegiz ama denizde bir yerlerde bizim bebeklerimiz dolasacak bir sure sonra. Belki karsilacagiz sualtinda bir yerlerde, kim bilir. Bizim cocuklar dalis yapma yasina gelene kadar onlar da buyumus olurlar ne de olsa…

NOT: Bali’ye gitmeyi planliyor ve Kurma Asih’i ziyaret etmek istiyorsaniz tik.

>Rüyaya hazırlık

>Bu gece, her gece olduğu gibi yine yatak öncesi seremonimizi yaptık. Kitaplarını okudum, iyi geceler öpücükleri alındı verildi. Tam gidecekken Lara ‘Annecim bu gece bana bir rüya ver’ dedi. Bu rüya verme meselesi de Aytül Akal’ın ‘Bana Bir Rüya Ver’ adlı kitabından çıkıyor.

Yatmadan önce sualtıyla ilgili bir belgesel seyrediyorduk ve Lara’yla aramızda şöyle bir diyalog geçmişti:
L: Anne ben ne zaman suya girebileceğim
S: Giriyorsun ya kızım
L: Hayııır, sizin gibi, altına ne zaman girebileceğim
S: Sen suyun altına girebiliyorsun Lara’cım. Ne zaman dalabileceğini mi soruyorsun?
L: eveeeet. Beste (yaş 21) kadar olunca mı?
S: yok canım, çok daha önce dalarsın. Sekiz yaşında havuzda dolaşmaya başlarız beraber.

Bu konuşmadan yola çıkarak ‘ Sen bu gece rüyanda denizin altında gez, deniz kızı ol, rengarenk balıklar gör. Ariel’la oyunlar oyna denizin altında’ dedim. Arkadan Arda çekiştirdi beni kendisini işaret ederek. Ona da ‘sen de denizin altında gez bu gece rüyanda, sen de dalgıç ol, ablanla ve Ariel’la oyna’. Arda hemen kalkıp başucundaki çekmeceyi karıştırmaya başladı. İçinden yüzücü gözlüğü çıkardı, gözlerine tutup bana gösterdi ve yastığının yanına koydu.
‘Hah’, dedim, ‘aferim oğluma. Ne güzel düşündün. Şimdi rahat rahat gözlerini açarsın suda, güzel güzel yüzersin’

İkisini de tekrar öptüm, ışıkları kapatıp yüzümde hala asılı kalan gülümsemeyle odadan çıktım. Umarım yarın neopren elbiseleriyle yatmaya kalkmazlar…

>My new skin

>10 yil once, ilk dalis elbisemi aldigimda, elbiselerin hepsi kazik gibi neoprenden yapilmis, icine girmesi ayri dert, icinde nefes almasi ayri dert, cikarmasi bambaska bir dertti. Isin kolayina kacarak, en kolay giyilen, beni en az maymuna ceviren Aquata elbiseyi almistim. Almistim ama fazla kolay giyildigi icin bu elbise bana biraz buyuktu, neopreni sunta gibiydi. Yeni calismaya baslamisim, oyle zirt pirt yeni elbise alacak durumda degilim, dalis merkezi sahibi sevgilim de yok henuz, o zamanlar dalisla ilgili hersey cok pahali, mecbur kaldim o elbiseye. Gerci buyuk falan ama bilekleri oyle guzel yapilmisti ki, icine cok az su aliyor, beni hic usutmuyordu. Bu elbise bir an once eskisin, ben de kendime yenisini alayim diye, ona o kadar kotu davrandim ki. Ne dalislardan sonra yikadim, ne asarak sakladim, cantalarin en altina koydum, tuzlu tuzlu guneste kuruttum. Fakat nasil saglam yapilmissa, yillarca hicbirsey olmadi. Benim butun hircinliklarimi sabirla ceken, iyi gunde, kotu gunde beni sicacik sarmalayan bu emektar elbiseye ben de gittikce baglandim. Artik son zamanlarinda, rengi solmus, orasi burasi yirtilmisti. Ayni yerleri defalarca tamir ederek, yirtik pirtik giymeye devam ediyor, bir turlu vazgecemiyordum ondan.

Taaa kii, “korkunc me” gelip, beni dalis hayatindan cekip alincaya kadar, postpartum’dan cikayim diye, sevgilim bir gun elinde yepyeni, harika bir Mares elbiseyle gelene kadar. Elbisenin sansi sanirim, o elbise geldikten sonra ben hep tropik sularda dalisa gittim. Ve hep sadece 5mm’lik shorty’sini kullandim. Taa ki, uc hafta oncesine kadar. Bali’de Crystal Bay soguk olur, en iyisi butun elbiseyi alayim deme gafletinde bulunana kadar. Ayyhh.. ne zor giyilen birseymis, nasil rahatsizmis, cehennem oldu bana o gun. Elbisenin sucu tabii ki, ben sismanlamis olamam. Ertesi gun dalis merkezinden 3mm’lik elbise kiraladim. Ooohh, rahatlik. Kolaycacik giyiliyor, sualtinda ne cok sicak, ne soguk. Tam buralara goreymis, tam benim gibi tembel, sicak su dalgiclarina goreymis.

Iste boyle verdim Sipadan’a gitmeden kendime 3mm’lik elbise alma kararini. Dukkana girdigimde icimdeki tekstilci butun elbiselerin kumaslarina soyle bir dokunmak istedi. Bir tanesine dokununca, daha fazla ilerleyemedi. O ne yumusaklik, o ne harika bir his, o ne esneklik. Baglandim bir anda, birakamadim. Modeli de guzel, erkek dunyasinin maco aktivitesi scuba dalis mantigiyla hazirlanmis maskulen elbiselerden degil. Omuzlarinda, bileklerinde pembe cicekli, cok zarif desenler. Kadin elbisesi basbayagi. Hissi, dokunusu, dizayni, herseyiyle tam bir kadin dalis elbisesi. Denemek icin giydim, cikarmak istemedim. Simdi sualtindaki bulusmamizi dort gozle bekliyorum, canim elbisem benim.

>Dunya Ikinciligiyle Turk Bayragini Gondere Cektiren Mavi Subye

>Dunyanin en prestijli sualti fotografciligi yarismasi www.underwaterphotography.com tarafindan duzenleniyor. Prestiji nereden geliyor derseniz, yarismaya internet uzerinden katiliniyor yani dunyanin her ulkesinden, amator yada profesyonel pek cok sualti fotograficisi, dunyanin dort bir yaninda cektigi en guzel fotograflari gonderip katiliyor. Siteye girip bakarsaniz, Turkiye de dahil her ulkeden pek cok katilim oldugunu gorebilirsiniz. Her baba yigidin harci degil oraya fotograf yuklemek, ortam acimasiz, rekabet dolu. Rekabet ettikleriniz de bu isin en iyileri, hem de global anlamda. Ayni zamanda cok guzel bir paylasim platformu, fotografciya ve profesyonellere her turlu soruyu sorma imkani sagliyor. Dunyanin her kosesindeki yetenekli fotografcilara, profesyonel platforma cikma imkani taniyor.

Tunc’un bu yarismaya nasil son anda mavi subye resmini yukledigini, resmin nasil hemen finale kaldigini daha once anlatmistim. Dun gece tam herkesi yatirmis biz de uyumaya hazirlaniyorduk ki, cep telefonuna gelen mesajla irkildik. Tunc’un mavi subye resmiyle Gumus Madalya aldigi haberiydi gelen. Uyku falan kalmadi tabii ki heyecandan. Hemen siteye girip basin bultenini okuduk. Derece alan tek Turk oldugunu gorunce, sitede dalganan bayragimizla gogsum kabardi, gozlerim doldu. Iste basin bulteninin linki: http://www.underwaterphotography.com/photo-contest/Press.aspx?ID=37424

Juri, fotografin orjinalini gordukten sonra, resmi olmasi gereken kategoriye almis tekrar, yani „macro-swimming“. Bizim mavi subye, hakettigi kategoride yarismis, tam 12591 fotografi geride birakmis ve odul almis. Bundan sonra neler olacak bilmiyorum ama ben kartvizitime „Dunya ikincisi sualti fotografcisi Tunc Yavuzdogan’in esidir“ yazdirmayi dusunuyorum.

Tunc’un sualti fotografciligi macerasi seneler once Saroz Korfezi’nde, emektar Nikonos V ile basladi. Daha sonra Misir ve Sudan’da, Kizildeniz’in renkli sularinda tropik denizlerle tanisti. Turkiye’den Dogu’ya, daha canli ve renkli denizlere gittikce, hem teknigi, hem de ekipmani gelisti. Nikonos V’in yerini zaman icinde F80, D70 ve nihayet D200 alirken, Sony Hi8 de yerini Sony HC 1 ve Canon AX1’e birakti. Evdeki emektar bilgisayarda, Ulead ile yapilan tatil videolari, yerlerini montaj istasyonlarinda edit edilen profosyonel yapimlara, odullu kisa filmlere, televizyonlarda yaninlanan belgesellere biraktilar. Ozel Kultur Universitesinde „Sualti Goruntuleme“ dersleri, „Sualti Goruntuleme Teknikleri“ kitabi derken www.sualtifotovideo.com sitesini kurarak Turk sualti fotografcilari icin cok onemli bir adim atmis oldu. Bu site, www.underwaterphotography.com sitesinin Turk versiyonu oldu, sualti fotografciligini belli bir iki yarismanin ve belli isimlerin tekelinden cikarip, yeni yeteneklerin, eli makine tutan her dalgicin yolunu acti. Ustalari, amatorlerle bulusturup, herkesin resmi hakkinda yorum alabilecegi, herkesin kendi resimlerini paylasabilecegi ve ustalarin albumlerini gorebilecegi bir platform oldu bu site. Ozetle Tunc, bu ise gonul vermis sayisiz dalgictan biri aslinda. Kendi fotograf sevgisini herkese tasimaya calisan, sinirsiz bir sabir ve ilgiyle herkese ogretmeye calisan bir oncu Turk sualti fotografciliginda. Aldigi bu Gumus Madalya, onun yillardir sevgiyle, hic bir karsilik beklemeden sarfettigi emegin odulu.

Annemin cilgin hayalleriyle dalga gectigimizde „yora yora, Allah vere“ der bize. Goruslerine deger verdigim birisi de bana „ne diledigine,ne hayal ettigine dikkat et, cunku cok istedigin hersey birgun gercek olur“ demisti. Dogru… Hayal kurmaya devam!

>Bali

>Subat’in ikinci haftasi Bali’de ikinci tatilimizin organizasyonuna baslayinca herkesin icini yine tatli bir heyecan doldurdu. Lara bile “Bali’ye ne zaman gidiyoruz?” diye soruyor aklina geldikce. Ben de ilk Bali tatiliyle ilgili herhangi bir yazi ve fotograf yuklemedigimi farkettim.

Bali’ye ilk seyahatimizi Seker bayramindan sonraki hafta, yani Ekim 2008’de yapmistik ve kendine has kulturunden, tapinaklarindan, Bali yasantisindan cok etkilenmistik. Benim icin en etkileyici deneyim ise yaptigim iki dalisti. Tatil boyunca sadece bir gun dalis yapacagimiz icin sualti cekim ekipmanlarini tasimaya deger bulmadik; nasil bir basiret baglanma, hatta aptallik anidir simdi daha iyi degerlendirebiliyorum, sanki sirtimizda tasiyoruz, sanki her gun Bali’ye dalisa gidiyoruz. Regulator, BC bile almadik yanimiza. Ben biraz da kucumsuyorum Bali’yi acikcasi, bu kadar turistin gittigi bir yerde sualti ne kadar iyi olabilir ki diye dusunuyorum. Sipadan’da, Sudan’da, Misir’da dalmisim defalarca, kopekbaligi beslemisim, barakuda surulerinin icine girmisim, Bali’de beni sasirtacak ne olabilir ki diye kustah bir yaklasim var bende.

Veee gittim, daldim, gordum, agzimin payini aldim. Ilk dalista 10-12 adet manta, ikinci dalista da 4 tane mola mola gorduk. Gercekten inanilmaz bir deneyimdi benim icin. Mantalarla bu kadar yakin ve uzun suren bir tecrube yasamis olduguma mi sasayim, yoksa dunya uzerinde gorulmesi cok zor olan, nadir mola molalari gordugume mi sevineyim bilemedim. Mola Mola’nin 3 metrelik govdesine ragmen kocaman masum gozleri ve sevimli agzi mi beni daha cok etkiledi, yoksa mantalarin onumde durup gozumun icine baktiktan sonra basimin hemen ustunden sira sira yuzup gitmeleri mi?… hala kararsizim. Tek soyleyebilecegim, dunyanin en guzel dalis noktalarinda yaptigim bir suru tarifsiz dalisin ustune beni bu kadar etkileyebilen iki dalis yaptigim icin inanilmaz mutlu oldugum. Kameralar konusunda konusmak icimizi sizlattigi icin konunun ustunde fazla durmadik ama Tunc da, ben de aptalligimiza hala yaniyoruz. Ikinci seyahate butun cekim ekipmanlari gidecek tabii ki, ve ben cocuklari Tunc’a birakip bol bol dalisa gitme planimi acikca belirttim bile. Bu sefer yanimda arkadasim da olacak, Jakarta’dan ayrilacak olan Demet de Endonezya’dan gitmeden onceki son tatilini bizimle gecirecek.

Bu arada mola mola hakkinda da yazmadan duramayacagim. Mola mola, sayisi gittikce azalan, gorulmesi cok zor bir balik. Sualti tutkunlari bu baligi gormek icin dunyanin obur ucuna gitmeyi goze alirken, bizim gazetelerde her sene mutlaka bir “Marmara’dan canavar baligi cikti!” haberi cikar. Cahil balikcilar, zavalli bir mola mola’yi, asip, gururla yakaladiklari ucubeyi sergilerler, ve benim hep icim cizlar. Umarim cok gec olmadan denizlerimizi koruyacak onlemler alinir, ozellikle balikcilikla ilgili yasalar gozden gecirilip, adam gibi uygulanir. Bu konuda satirlarca yazabilirim, cunku Asya’da da ne yazik ki sualti inanilmaz bir hizla ve acimasizca katlediliyor. Shark Fin Soup , en kohne sokak arasi restoranlarinda bile bulunabiliyor. Sualti katliaminin lideri de Japonya. Bilimsel arastirma adi altinda binlerce balinayi olduruyor ve bu balinalarin etleri sonunda yerel pazarda yerini aliyor. Avusturalya ve Greenpeace bilimsel arastirma icin balinalarin oldurulmesine gerek olmadigini savunsa da, Japonya 21 yillik balina avi yasagini, bilimsel arastirma maskesiyle kaldirmayi basardi ve simdi katliamlarina yasal olarak devam ediyor… cok ama cok yazik. Sanirim “the day the earth stood still” gibi geyik filmler yerine, eski bilimkurgu ‘Predator”u cevreci film olarak gostermek daha etkili olacak Japonlarin ustunde.