>Bunaken’de Gün Batımı

>Yazi yok, anlatacak birsey yok, gokyuzunun kizardigi ani kacirdigim ama yuzmeye giden cocuklarin siluetlerini, Manado Tua’nin ve mangrovelarin sudaki yansimalarini yakaladigim, insanin icini huzurla dolduran bir gun batimi sadece.



Advertisements

>Peri kizinin hikayesi ve Manado koylusunun gunluk temizlik ritueli

>Burada volkanik kayalarin ortasindan bir kaynak suyu cikiyor.


Olusum volkanik ama su buz gibi soguk. Bana anlatilan sekliyle, efsaneye gore bu dogal havuzda yikanmaya dokuz adet su perisi (nymph) gelirmis cennetten zaman zaman. Koyun delikanlilarindan biri bu perilenden birine feci sekilde asik olmus. Perilerin gelislerinden birinde delikanli perinin elbisesini calmis.


Elbisesiz kalan peri, bu sekilde cennete geri donememis, delikanli da ancak kendisiyle evlenmesi sartiyla elbisesini geri vermeyi kabul edince zavalli peri caresiz bu adamla evlenmis. Peri bir sure sonra hamile kalmis ve nur topu gibi bir bebekleri olmus.


Ancak peri dunyada bir turlu mutlu olamamis ve kocasini ve bebegini birakip cennete geri donmus.

Bebek biraz buyuyunce annesini istemis, adam bir balinanin sirtinda okyanuslari astiktan sonra cennete ulasmis ve bebegi annesine gostermis. Anlatilan hikaye buraya kadar.

Bu da benim yorumum; bizim okuz delikanli bin turlu alavareyle evlenmeye ikna ettigi peri kizina pek de iyi davranmamis. Aile ici siddet resimlere bile yansimis, bakiniz sekil 3, bariz kadinin sacini cekiyor. Zavalli peri kizi bu iskenceye dayanamamis ve bebegini alip gitmek istemis. Ancak bizim okuz cocugu annesine vermemis. Resimde periyle bebek arasindaki beden dili ayrilmanin zorlugunu, perinin bebegi yanina cagirisini cok net gosteriyor. Neyse, bizim hoduk daha sonra bakmis ki cocuk bakmak kolay degil, altindan kalkamiyor, bebegi annesine geri vermeye karar vermis. Peri kizi zaten yukaridan izliyor ya olayi, hemen bir balina gondermis adama ki bebegine bir an once kavussun. Annenin bebegiyle bulusmasinin ardindan neler oldugu belirsiz. Bence bebek annede kalmistir ve duzenbaz ve kotu adami tez vakitte cennetten atmislardir.

Biz burada dolanirken yesilligin ortasindaki evden bir baba ogul cikti geldi.

Babasi camasir yikarken minik oglan suda kikir kikir gulerek oynadi, yikandi. Cooook ama cok sekerdi.

Bu veletler de, biz kucugun fotograflarini cekerken yukarida oturup ufakliga “amcaya bak, abiye bak” gibi laf atip duruyorlardi. Benim kendilerimin fotografini cektigimi farkedince agzini kapatip ” a ha! simdi de bizi cekiyor” diye fisirdasirken.

>Manado Halk Pazari

>
Gittigim yerlere has yiyecekleri hep yerel kulturun bir parcasi olarak gorurum. Gezip gormek kadar, bu otantik yiyecekleri tatmak da benim icin gittigim yeri tanimanin onemli bir parcasidir yada eskiden oyleydi demek daha dogru olur sanirim. Yiyecek konusunda secici oldugum soylenemez ancak dunya uzerinde yenilen seylere dair bilgim genisledikce kendi sinirlarimi cok net belirlemeye basladim. Zaman icinde bocek, soyu tukenen hayvanlar yada bana ters gelen herhangi birseyi yeme zorunlulugu hissetmemem gerektigini, ikram edildiginde kibarca geri cevirebilmeyi, kendimi bu sinirlarla kabul etmeyi ve karsimda benim yemedigim seyleri istahla yiyen insani yargilamamayi ogrendim, daha dogrusu ogrendigimi saniyordum. Bu konudaki asil sinavi vermemisim meger Manado Halk Pazarina gidene kadar.


Bu pazarda kopek, yarasa, fare ve yilan gibi hayvanlarin etlerinin satildigini duymustum aslinda. Goz gormeyince gonul katlaniyor ya, gozumle gormedigim icin kopek etinin yeniliyor olmasi gercegini bir turlu beynim almamisti, ustunde de durmamistim. Icten ice de merak ediyordum bu pazari, gidip gormek istiyordum. Bu sefer firsat cikti ve ben de kosa kosa gittim.

Gittim ama meger ben hazir degilmisim. Adimimi atamadim kasap bolumune, hem kokudan hem de goruntulerden. Biraz yaklasip kopeklerin ve yarasalarin fotografini cektim ama buraya koymamaya karar verdim. Kopek etinin yeniyor olmasini bir turlu kabul edemedim bastan ama sonra aslinda minicik kuzularin, pofuduk tavsanciklarin, korpecik piliclerin de ne kadar sevimli olduklari, hatta evinde bu hayvanlari besleyen cocugun onlara nasil da sevgiyle baglanabilecegi geldi aklima. Hangi hayvanlarin yenmesi gerektigine dair kurallari nerede, kim, nasil belirliyor sorusu cok bilinmeyenli bir denklem. Ben icinden cikamadim, sadece yargilamamam gerektigini anladim.

Ben kabullendim bazi gercekleri, tolerans konusunda bir kac adim katettim kendi icimde. Ancak yine de fotograflari koymuyorum buraya ki benim yasadigim sureci yasamak zorunda kalmayin, bizzat tanimadiginiz insanlari yargilamayin, kendi secimizle ve hazir oldugunuzda yasayin boyle bir deneyimi. Onun yerine cesitli otlar satan sevimli teyzenin, kurutulmus minicik baliklar satan amcanin, sebze satan gulec kizin, balikcilarin ve adinin “papoya” oldugu soylenen mis kokulu otun resimlerini sunuyorum sizlere.



>Minik balıklar

>Tekne rüzgarını bir kere yediniz mi, o rengarenk büyülü dünyaya bir kere kafanızı daldırdınız mı iflah olmazsınız. Siz çok erken tanıştınız okyanusla ve onun büyülü dünyasıyla. Sudaki rahatlığınıza şaşmadım da, tekneye attığınız ilk adımla birlikte senelerin denizcisi havalarına bürünmenize şaştım. Artık geri dönüşü yok bu işin, belli oldu ki her deniz tatilini dört gözle bekleyeceksiniz ve her seferinde daha çok keyif alacaksanız denizden. Sizinle herşey çok keyifli ama en büyük tutkumuzu paylaşmanın verdiği mutluluğu sanırım ancak sizler de anne baba olduğunuzda anlayacaksınız. Su altında gördüğüm en güzel balıklar sizlersiniz, babanızın çekerken en çok keyif aldığı fotoğraflar da işte bunlar ;