İyi ki doğdun Arda !

Minik oglum 9 yasina basti. 8 sene cok cabuk geride kaldi, zamani durduramadik. Bir senedir dogum gununu bekliyordu. Son bir hafta bir anda cok onemli degilmis, sanki unutmus gibi bir hallere girdi. Bir haftada buyudu mu diye dusunmekten kendimi alamadim. Dogum gunu partisini cok basit istedi, Lazer Game’de uc oyun oynamayi, sadece kendi arkadaslariyla olmayi arzu etti. Pasta, tatli sevmedigi icin pastasini da oraya gitmeden yoldan aldik. Arkadaslarinin cogu cikolata sevdigi icin cikolatali istedi pastayi. Kendisi tadina bile bakmadi. 

 

Arkadaslari bocekler, Lego ve Bayblade denen, topacin modern hali bir oyuncaga olan duskunlugunu bildiklerinden hep onlarla ilgili hediyeler almislar. Delirdi sevincten. Okulda ders aralarinda topac oynuyorlar. Daha once bizimkinin bir tane duzgun bir topaci vardi. Okula onu goturuyordu. Sonra babasi ona hediye olarak cantasi falan olan, havali bir topac aldi dogum gunu icin. Deli oldu. Dun baska topaclar da hediye gelince, aksam hepsini denedi, dusundu tasindi, kendince en guclu olanini dikkatlica cantasina yerlestirip hazirlandi. 



 



Bir suredir kardesimin bebeginin heyecani icindeydim ben. Arda bu isten hic hoslanmadi. Daha hamilelik surecinde dayisini baska bir erkek cocukla paylasma fikrini sevmedi. Bebek resimlerini gordukce biraz ilgi gosterir gibi oldu ama pek bir heyecan belirtisi goremedik. Dun dayisi dogum gununu kutlamak icin aradiginda cok sevindi. Kapatirken de “Kucuk cocuga iyi bakin” gibilerinden bir laf soyledi. Biz koptuk tabii. 



 

Bu hafta ilk dalis egitimlerine baslayacagiz havuzda. Carsamba gunu ilk dersleri var. Ikisinde de heyecan dorukta.  Annelik cok eglenceli.

Advertisements

Sinav Donemi

Bilgisayarin ekranina bos bos bakiyorum, kelimeler tukenmis, beynim donmus. Elimde yapilacak is listeleri, biri ofis icin, biri otel icin, biri cocuklar ve ev icin, biri seyahatler icin… Kendim icin de yapilacaklar var elbet ama listelere girmeye terfi edemiyor onlar, beynimin icini yiyiyorlar bir kosede. Tek yapmak istedigim toplanip gitmek. Gidecegim, o tamam, ama ne zaman ? Daha degil, simdi sinav donemindeyim.

Sinav, imtihan donemi… Oysa heyecan icindeyken buyuk kararlar vermek ne kolay. Kalbin carparken aklina koydugun seyleri hemencecik yapivermekte ne var? Kararla uygulama arasina zaman girdikce, bin turlu seytan cikiyor her kayanin altindan. Sorgulamalar basliyor, hem kendi icinde, hem de disinda. Kanin hizla akarken deli seyler yapmak kolay. Kurulu duzenin sicak rehaveti damarlarina sizdiginda, fikirlerin toplumun deger yargilari ve kendi beyninle test edildiginde ve tam tersi teoriler yuzune carpildiginda yap bakalim kafandakini kolaysa. Iste gercek imtihan bu. Kalbinden geceni mi istiyorsun, yoksa kolaya mi kacacaksin? Dogruyu gormek icin yapmak gereken tek sey icine donup kalbine bakmak.

Ben hala kalbimde ayni hayali goruyorum. O hayalim gercek olacak, biliyorum. Bu sinavi gecince, imtihan suresi beklemedigim bir anda sona erecek, onu da biliyorum. Kalbim huzurlu, ama beyin beklemek istemiyor iste. Gel de ona laf anlat kolaysa…

Minik Capulcularima

Guzel yavrularim,

Cok yogun, cok ilginc gunler yasadiniz benimle birlikte. Ne yazik ki hersey sicakken yazamadim. Hayat dursun ve her saniye memleketi takip edeyim istedim, ama hayat durmadi, akmaya devam etti. Hayatin guzelligi de bu iste, hicbirsey onu durduramiyor. Cesur halkimizin yasadigi mucizevi donusum baslayali bir ay oldu. Iste o 1.Haziran gununu ve sizin o gun yasadiklarinizi buraya yazmak istiyorum ki, buyuyunce okuyun, koklerinizin geldigi topraklarin insanlari daha iyi taniyin, damarlarinizda dolasan asil kanin kudretini bilin.

Istanbul’da genc yasli herkesin sokaga dokulmesi icimi umutla doldurdu, ancak bu insanlarin kendi kanindan soyundan olanlarin elinden cektigi acilar yedi bitirdi beni. Onlarin gozune sikilan biber gazlari, benim gozlerimi yakti. Uc gun boyunca gozyasim dinmedi. Siz ilk gunler anlamadiniz ne oldugunu, gozyaslarimi sizden saklamayi basardim. Ama 1.Haziran Cumartesi gunu saklayamadim. Endiselendiniz, anlam veremediniz, Turkiye’de uzucu seyler oluyor dedigimde daha da merak ettiniz, sevdiklerimiz iyi mi diye sordunuz hemen.

Hukumet pek cok ozgurlugumuzu elimizden almisti dedim. Hukumet ne dediniz? Demokrasi, insan haklari, konusma ve dusunme ozgurlugu istiyoruz dedim, demokrasi ne diye sordunuz. Elimden geldigince anlatmaya calistim, gayet guzel anladiniz. Hersey bir avuc yesilligi korumak icin basladi dedim, sizin guzel kirpikleriniz islandi. Sonra Lara “kadinlar basbakan olamaz mi?” diye sordu. “olur tabii, eskiden bir kadin basbakanimiz vardi” dedim. “ O zaman ben basbakan olabilirim.” dedi, “ben basbakan olsam agaclari kesmeyi, insanlari ve hayvanlari oldurmeyi ve canlarini yakmayi, hirsizligi yasaklardim ama insanlarin icki icmesine, opusmesine, dusundugunu yazmasina ve soylemesine izin verirdim, her yere agac dikerdim”. Benim bilgisayardan haberleri okuyup okuyup uzulmeme dayanamadiniz, gelip elimden “yeter artik” diyerek bilgisayari cekip aldiniz. Basbakanimizin adini ogrendiniz. Neden boyle davrandigini anlayamadi Lara, “neden” diye sorup durunca yanit Arda’dan geldi “sanirim beyni yok”.

O gun sabahtan Lara’nin cimnastik yarismasi vardi. Ogleden sonra diger arkadaslarinizla birlikte sizi bowlinge goturme sozu vermistik. Ama annelerin hepsinin akli, fikri, ruhu Taksim’deydi. Hepimiz haberleri takip etmekten, goz yasi dokmekten yorgun dusmustuk. Yapmak istedigimiz tek sey bir araya gelip Turkiye’deki direnise destek vermek, destek veremesek bile en azindan cenelerimiz yorulana dek bu konuyu konusmak, kelimelerin bittigi yerde birlikte yas tutmakti. Anlayisla karsiladiniz, toplanip pankart hazirlarken heyecan icindeydiniz. Fotograflar cekilirken pankartlari kollariniz agriyana dek dimdik tuttunuz. Ay yildizli t-shirtlerinizi gururla tasidiniz. Bazi gorusleri tartismak icin, ulkemiz icin neler yapabilecegimizi konusmak icin biraraya gelmenin ve sesinizi duyurmanin iyi birsey oldugunu ogrendiniz. Bunun demokrasinin ve insan haklarinin temeli oldugunu ogrendiniz. Butun bunlari yapmak icin sosyal medyanin ne guclu bir arac olabilecegini farkettiniz. Facebook ve Twitter’in anne ve babanizin vakit oldurmek icin gezindigi sayfalar olmaktan cikip, tek haber kaynagi haline geldigini gordunuz. Kendi protesto resimlerinize gururla baktiniz, Facebook’ta kac kisi begenmis ve paylasmis takip ettiniz. Sizin Taksim’in ne oldugu hakkinda hicbir fikriniz olmadigini, Arda donus yolundaki yogun trafigi “her yer taksi, her yer araba” seklinde slogan atip protesto edince farkettim.

O bir gune ne cok sey sigdirdiniz. Aksam yemekten sonra yorgunluk coktu hemen ustunuze. Ama Arda bir turlu uyuyamiyordu. Dayim iyi mi, o kafasi kanayan adam iyilesti mi diye sorup duruyordu. Herkes iyi desem de ikna olmadi, dayisini arayip sesini duyana kadar rahat etmedi. Dayisiyla konusup iyi olduguna ikna olduktan uyuyakaldi o da…

Buyudugunuzde 1.Haziran.2013’u okuyun. Iste o gun, sizler de bunlari yasamistiniz.

Simdi hala merak ediyorsunuz Turkiye’de neler oldugunu. Artik aglamadigim icin, durumun daha iyi oldugunu dusunuyorsunuz ama arada animsayip soruyorsunuz “Polis hala insanlara kotu davraniyor mu?”, “Erdogan artik Turkleri seviyor mu?” “hala insanlar yaralaniyor mu?”. Biraz durgun, uzgun gorurseniz hemen Turkiye’de olanlara mi uzuldugumu soruyorsunuz. Yasinizdan beklemedigim baglantilar kurup, cozumlemeler yapabiliyorsunuz. Pankart hazirlamayi sesinizi duyurmak icin guzel bir arac olarak benimsediniz. Okul tatilinin ilk gununu Arda, “I love school so much” diyerek protesto etti. Babaniz eve geldiginde ise hosgeldin pankartlariyla karsiladiniz kendisini.

Turkiye’de inanilmaz seyler oluyor su anda. Fikrimi soranlara kendimi ifade etmekte zorlaniyorum, sadece “cok guzel seyler oluyor” diyebiliyorum. Bambaska bir bilinc duzeyinin, yepyeni bir dunya duzeninin dogumuna sahitlik ediyoruz. Sizlere ilerde olaylari daha net ve acik anlatabilmek icin kendimce bir arsiv olusturuyorum Pinterest’te. Taksim’deki minicik bir parkta baslayan uyanis, butun dunyaya yayiliyor. Artik sizin daha guzel gunler goreceginize, daha adil ve daha guzel bir dunyada yasayacaginiza ve sizlerin yeni yeni filizlenen bu duzeni cok daha ileri tasiyacaginiza inaniyorum.

IMG_4180

Durum Raporu

Oyle yogun geciyor ki gunler, oyle cok sey oldu ki en son yazdigimdan beri nasil ozetlemeli emin degilim. Bir kez ucu kacti mi yakalamak zor oluyor.  En iyisi kaldigim yerden, UN Day ile devam edeyim.

UN Day’de isteyen ogrenciler, kendi ulkelerini temsilen bir kulturel gosteri sahneye koyabiliyorlar. Bu seneye dek cok az sayida Turk ogrenci oldugundan, boyle bir gosteri hazirligi yapamamistik. Sadece gecen sene Rana ve Arda,kendi siniflarina minik bir “Katibim” gosterisi yapmislardi. Bu sene annelere “hadi birsey yapalim” diye e-mail gonderdigimde yapilabileceklerin son derece sinirli oldugunu dusunuyordum. Hazirlanmak icin fazla vakit yoktu, bizim boyle bir gosteri hazirlama tecrubemiz yoktu , daha dogrusu ben oyle saniyordum, cocuklar cikip Turkce bir cocuk sarkisi soylerler diye dusunuyordum. Ancak fikirler ortaya dokulmeye basladiginda, aramizda senelerce ogretmenlik yapip, defalarca bu tur gosteriler sahnelemis bir cevher oldugunu kesfettik. Cocuklari ona emanet edince ortaya iki haftada nefis birsey cikti. Ellerine, emegine saglik Fisun Ogretmen.

Gosteri gunu sahneye cikmak istemeyen iki firemiz oldu ama kalanl  harika bir performans sergilediler. UN Day’in 10.Kasim’a denk gelmesi, dalganan ay yildizli bayraklar, arka fonda tarihi ve kulturel guzelliklerimizi gosteren fotograflar, sahnede tamamen ogretmenlerine, birbirlerine ve hareketlerine odaklanmis minikler oyle bir duygu yogunlugu yasatti ki, anlatmam mumkun degil. Gurur, ozlem, mutluluk karisimi ama inanilmaz yogun duygular fiskirdi icimizden ve butun gun devam etti. Aksam salya sumuk defalarca bu videoyu izledim.

Ertesi hafta baska bir onemli olay vardi bizim icin. Lara’nin bir suredir hazirlandigi, Facebook’tan takip edenlerin prova videolarini gormus oldugu konser. Italyan Kultur Merkezi’nin destegiyle piyano ogretmeninin organize ettigi bir konserdi. Bizim klasik piyano resitali anlayisimizdan cok farkli bir sekilde, bir saatlik bir konusma ile baslasa da, cocuklar calmaya baslayinca harika bir tecrubeye donustu. Lara’nin sabah gozunu acar acmaz piyanonun basina gecmesi, ogretmenini yeni sarkilar ogretmeye zorlamasi cok guzel de, kizin sahnede olma meraki ayri bir konu. Konser bittikten sonra ogretmenine ilk sordugu soru “bir sonraki konser ne zaman?” oldu.

Bu iki olayin arasinda ise seneler sonra saat 3’e kadar dans ederek gecirilen bir gece oldu ki, kayitlara gecmeli gercekten.  Oyle siseleri devirip, sarhos olunan falan bir gece degildi. Aklimiz basimizda, yerimize oturmadan toplu olarak, genc yasli dansettigimiz bir geceydi. Oykum’un dogum gunu kutlamasiyla basladi, ancak sonra dansi, muzigi ve tesadufler sonucu biraraya gelmis bir avuc kadinin cesaretlerini, maceraci ruhlarini ve arkadasliklarini  kutladiklari bir cadi ayinine donustu. Inanilmaz keyifliydi. Milletin kasim kasim kasildigi bir klupte bizim halay cektigimizi soylemeyecektim aslinda ama madem herseyi yazdim, bu da kayitlara gecsin.

Gectigimiz gunlerin raporu budur.

ne yerdeyim ne gokte

Cuzdanimda 5 ulkenin parasi var. Pasaportum uc haftadir cantamdan cikmadi. Az once ofise gelirken arabada icim gecmis. Engebeli bir yola girip sarsilinca “hah, ucak indi” diye firladim uykumdan. Kocami, cocuklarimi, evimi ozledim. Butun gun evde pinekleyesim, o koltuktan bu koltuga kendimi atip, bahcede uyuklayasim, mutfaga girip yemekler yapasim var. Cocuklarla kavustuk ama doyamadim. Kocami, daha goremedim bile, kendisi Kalimantan’da bir yerlerde, Cumartesi gelecek ve ayni gun tekrar ucaga atlayip, cuzdanimda parasi yer alacak altinci ulkeye dogru yola cikacagiz. Bu sefer hep birlikte, ailece, Arda’nin ilk adimlarini attigi yere gidecegiz, Malezya’nin Mabul adasina. Bakalim bu sefer ne ilkler yasayacagiz.

Bu kosusturmaca arasinda yazmaya vakit kaldi mi? Kaldi tabii, yazdim da, buralara koymaya firsat kalmadi. Internet baglantisi her zaman yok malum. Durum budur, hadi ben gidip bavul hazirlayayim gene. Yolcudur Abbas, baglasan durmaz.

Bayram

Ramazani atlattik neyse, bayrami bile atlatali cok oldu ya, gec olsun da guc olmasin diyelim. Hem bu yaziyla, tadi damagimizda kalan bayram gunlerini animsar, icimizi hafifletiriz gene, degil mi ama?

Seker Bayramina burada Idul Fitri deniyor ve Musluman nufus icin yilin en onemli gunleri olarak takvimlerde yerini herkesin icini heyecanla doldurarak aliyor. Bati dunyasi icin Noel neyse, burasi icin de Idul Fitri o. Is kanunlari pek isciyi koruyan tarzda olmamasina ve devlet tarafindan pek de ciddi kontrol edilmemesine ragmen, Idul Fitri konusunda herkes cok hassas. Statusu ne olursa olsun, her Endonezya’li calisana bir haftalik ucretli izin ve en az bir aylik maas kadar bonus verilmesi mecburiyeti var. Buna uymayan isyerlerine cok buyuk cezalar veriliyor. Bu mecburiyetin de bir sebebi var elbette.

Idul Fitri’nin en onemli ozelligi aile ile birlikte kutlanmasi. Genelde kirsal kesimden gelip buyuk sehirde calisanlar, bu tatilde ailelerini alip buyuklerini ziyarete gidiyorlar. Bu sene yaklasik olarak 7 milyon kisinin Jakarta’dan Java’nin cesitli yerlerine seyahat ettigi tahmin ediliyor. Koskoca Java adasinda sehirlerarasi yollarda trafik tikaniyor, insanlar bir iki gunu arac icinde, yollarda geciriyor. Bu gidisin bir de donusu var. Koyunden donen buyuk sehirliler, yanlarinda bavullari, kalabalik aileleri ve buyuk sehirde is bulma umitleriyle her sene baska hemserilerini getiriyorlar yanlarinda. Eger calisanlar is degistirecekse, bonuslarini alip oyle ayriliyorlar. Bonusu alabilmek icin de genelde isten ayrilacaklarini onceden haber vermiyorlar. Bu yuzden bayram tatili sonrasi isyerlerinde belli bir oranda isci kaybi yasaniyor. Evlerde ise bakicilarin ve evislerine yardimci olanlarin geri donmemesi ihtimali, bayram bitip de herkes donene dek, annelerin icini kemirip duruyor. Koyune donen buyuksehirliler elleri bos gitmek istemedigi icin, butun Ramazan boyunca iftar sonrasinda acilan gece pazarlarina akin edip surekli alisveris yapiyorlar. Iste bu yuzden cok ciddi bir olay Idul Fitri, beklentiler buyuk, sevincleri, yorgunluklari, eziyetleri de buyuk.

Idul Fitrinin cok kaliplasmis bir kutlama cumlesi var: Mohon Maaf Lahir dan Batin, yani ‘sana karsı isledigim hatalar için gonulden ozur dilerim’. Bu cumleyi söyleyerek birbirlerinden af diliyorlar. Ailelerin, büyük, kucuk herkesin gonlu aliniyor. Darginliklarin unutulup, yeni bir baslangicin yasanmasina firsat tanıyan guzel bir gelenek. Idul Fitri’nin sembolu Ketupat. Ketupat, sepet gibi orulmus palmiye yapragi icinde pisirilen bir pilav. Bu pilavi sadece bu bayramda yapiyorlar ve cesitli korili yemeklerle birlikte yiyorlar. Bayram ziyaretinde bu pilavin esliginde yemek yenmesi cok guclu bir gelenek. Ikram edilen yemegi yememek de buyuk ayip. Bayram tatilinden kac kilo fazla ile donuldugu, akrabalarin sayisi ve israrciligi ile dogru orantili. Bayram oncesinden, ayni bizdeki yilbasi paketleri gibi hediye sepetleri gonderiyorlar birbirlerine. Tek fark, suslemelerde agirlikli olarak yesil renk ve ketupat motifleri kullaniliyor ve alkol icerigi olmayan icecekler sampanya goruntusu verilerek sepetlere dahil ediliyor.

Ketupatin plastik ve rafyadan yapilmis kucuk maketlerini etrafi suslemek icin kullaniyorlar. Ayni Noel agaci susleri gibi, agaclari, binalari, heryeri bu minik ketupatlarla ve rengarenk isiklarla susluyorlar. Cinlilere has bazi kagit suslemeleri, Islami temalarla renklendirip kullandiklarini gordum ama ben en cok ketupat suslerini seviyorum. Kendilerine ait birseyi boyle guzel sembollestirip kullandiklari icin cok guzel ve ozgun oldugunu dusunuyorum.

Bayramda Java’nin kirsal kesimleri ve diger adalar kalabaliklasirken, Jakarta hayalet sehre donuyor. Normade 1-2 saat harcayarak gidilen yerlere 15 dakikada gidebilmek insana cocukca bir cosku veriyor. Alisveris merkezleri disinda pek cok yer kapali oluyor ama yine de sehrin tadini cikarmak icin mutlaka bir bayrami Jakarta’da gecirmek lazim. Evlerinde yardimci olmadan yasamaya alisik olmayan zengin Endonezya’lilar ise, ellerini ev isine bulastirmaktansa 5 yildizli otellerde kalmayi tercih ediyorlar.

Biz bu bayram tatilini Tanrilarin Adasinda gecirdik. Ozlemisim, cok iyi geldi. Bali’nin serin ruzgarinda baklavasiz, el opmesiz, hatta ketupatsiz bir bayram yasadik. Jakarta plakali arabalari Bali’de gorerek sastik, bizi takip eden trafik yuzunden fazla kalabaliga karismamaya calistik, cok tatli insanlarla tanistik. Bir de bayramdan hemen once bir dugun hikayemiz var ki, burada boyle gecistirmek olmaz. Bir sonraki yazi Jakarta’da Turk dugunu nasil olur anlatacagim. Herkesin gecmis bayrami kutlu olsun (biraz gec oldu ama idare edin artik…)