geri sayim … 45

Blogu hala okuyan var mi emin degilim ama benim icin onemli, cunku pek cok animiz burada kayitli. Bir sure erisilemez haldeymis sanirim, simdi sorunlari hallettim.  Cunku burayi tekrar yeni anilarla doldurma zamani geldi.

Cocuklar buyuyup, buradaki hayata alisinca hicbirsey ilginc gelmemeye baslamisti. Yazacak konu bulmakta zorluk cekiyordum , bir de ustune son 2-3 yildir kafami kasiyamayacak haldeydim. Ama artik ozgurlugume az kaldi. 1.Haziran itibariyle maasli hayatim sona eriyor. Papua Explorers ile tam gaz ilgilenmeye devam tabii ki, o her daim isimiz artik bizim.

Bu aralar sadelesmekle, yukumu azaltmaya calismakla mesgulum. Zor bir is. Bazan cok iyi geliyor, hafifliyorum, bazan kucucuk bir cekmeceye el atmamak icin gunlerce kendimi bunaltiyorum. Yapmadigim temizlik, yaptigim temizlikten daha cok yoruyor ruhumu. Bavulumu alip ciksam, gitsem, kacsam, yuzlesmesem yillardir biriktirdiklerimle diye dusunuyorum.

Ne zaman bunalsam, minik adamiza gittigimde ne kadar az esyayla ne kadar mutlu oldugumu hatirliyorum. Ac ruhlari doyurmak icin alinan seyler yerine, kocamin elini tutup gun batimini seyretmenin, cocuklarin gece denizden plankton toplamaya gitmelerinin bana verdigi mutlulugu hatirlamaya calisiyorum.

Advertisements

İyi ki doğdun Arda !

Minik oglum 9 yasina basti. 8 sene cok cabuk geride kaldi, zamani durduramadik. Bir senedir dogum gununu bekliyordu. Son bir hafta bir anda cok onemli degilmis, sanki unutmus gibi bir hallere girdi. Bir haftada buyudu mu diye dusunmekten kendimi alamadim. Dogum gunu partisini cok basit istedi, Lazer Game’de uc oyun oynamayi, sadece kendi arkadaslariyla olmayi arzu etti. Pasta, tatli sevmedigi icin pastasini da oraya gitmeden yoldan aldik. Arkadaslarinin cogu cikolata sevdigi icin cikolatali istedi pastayi. Kendisi tadina bile bakmadi. 

 

Arkadaslari bocekler, Lego ve Bayblade denen, topacin modern hali bir oyuncaga olan duskunlugunu bildiklerinden hep onlarla ilgili hediyeler almislar. Delirdi sevincten. Okulda ders aralarinda topac oynuyorlar. Daha once bizimkinin bir tane duzgun bir topaci vardi. Okula onu goturuyordu. Sonra babasi ona hediye olarak cantasi falan olan, havali bir topac aldi dogum gunu icin. Deli oldu. Dun baska topaclar da hediye gelince, aksam hepsini denedi, dusundu tasindi, kendince en guclu olanini dikkatlica cantasina yerlestirip hazirlandi. 



 



Bir suredir kardesimin bebeginin heyecani icindeydim ben. Arda bu isten hic hoslanmadi. Daha hamilelik surecinde dayisini baska bir erkek cocukla paylasma fikrini sevmedi. Bebek resimlerini gordukce biraz ilgi gosterir gibi oldu ama pek bir heyecan belirtisi goremedik. Dun dayisi dogum gununu kutlamak icin aradiginda cok sevindi. Kapatirken de “Kucuk cocuga iyi bakin” gibilerinden bir laf soyledi. Biz koptuk tabii. 



 

Bu hafta ilk dalis egitimlerine baslayacagiz havuzda. Carsamba gunu ilk dersleri var. Ikisinde de heyecan dorukta.  Annelik cok eglenceli.

Sinav Donemi

Bilgisayarin ekranina bos bos bakiyorum, kelimeler tukenmis, beynim donmus. Elimde yapilacak is listeleri, biri ofis icin, biri otel icin, biri cocuklar ve ev icin, biri seyahatler icin… Kendim icin de yapilacaklar var elbet ama listelere girmeye terfi edemiyor onlar, beynimin icini yiyiyorlar bir kosede. Tek yapmak istedigim toplanip gitmek. Gidecegim, o tamam, ama ne zaman ? Daha degil, simdi sinav donemindeyim.

Sinav, imtihan donemi… Oysa heyecan icindeyken buyuk kararlar vermek ne kolay. Kalbin carparken aklina koydugun seyleri hemencecik yapivermekte ne var? Kararla uygulama arasina zaman girdikce, bin turlu seytan cikiyor her kayanin altindan. Sorgulamalar basliyor, hem kendi icinde, hem de disinda. Kanin hizla akarken deli seyler yapmak kolay. Kurulu duzenin sicak rehaveti damarlarina sizdiginda, fikirlerin toplumun deger yargilari ve kendi beyninle test edildiginde ve tam tersi teoriler yuzune carpildiginda yap bakalim kafandakini kolaysa. Iste gercek imtihan bu. Kalbinden geceni mi istiyorsun, yoksa kolaya mi kacacaksin? Dogruyu gormek icin yapmak gereken tek sey icine donup kalbine bakmak.

Ben hala kalbimde ayni hayali goruyorum. O hayalim gercek olacak, biliyorum. Bu sinavi gecince, imtihan suresi beklemedigim bir anda sona erecek, onu da biliyorum. Kalbim huzurlu, ama beyin beklemek istemiyor iste. Gel de ona laf anlat kolaysa…

tarafsiz bolge

Hayatimi tek bir yerde gecirecek insan degilmisin, biraz gec ogrendim. Eskiden icimde kaynayan bazi konularin, sebepsiz huzursuzlanmalarin kendimi bir yere cakilmis hissettigimden kaynaklandigini sonradan farkettim. Ruhumun ozgur oldugunu bilmeye, kendine guvenilmesine ihtiyaci varmis meger. Oysa mekan degistirmenin birseylerden kacmak amacli oldugunda ne bos oldugunu dusunmusumdur hep. Kendinden nereye kacabilirsin ki? Ama kacmak degilmis meger basini alip gitmek, basindan sonuna butun surecmis asil ogretmen.

Bazi kararlari vermek ne kadar zorsa, bazilari da o kadar kolay cikiyor insanin bunyesinden. Kararin buyuklugu, aldigin riski onemi yok. En onemli unsur gonlunden geceni dinliyor yada dinlemiyor olman. Isin icine butun ruhunu, sevgini koyuyorsan oyle cabuk veriliyor ki kocaman kararlar. Ama zor olan karari verdikten sonra beklemek. Ulasmak istedigin o yere gidene kadar atilmasi gereken adimlari tek tek atmak. Zaman gecmek bilmiyor, bir an once gitmek istiyorsun ama gidemiyorsun.

Herseyin bir zamani vardir elbet deyip sabretmekten baska yapacak sey yok. Gonul ordayken, zihni burda tutmak zor ama ote taraftan da yeni birseylerin arefesinde yasanan heyecan oyle guzel ki, bol bol tadini cikarmak lazim. Bu bekleme sureci tarafsiz bolge gibi birsey. Bir sure sonra parcasi olmayacagin bir duzenin icinde bulununca olan biteni yukardan bir yerden izliyormussun gibi oluyor. Karmasanin ruzgari sana ulassa da suruklemiyor, sarsmiyor artik. Bazi iliskileri, duzenin isleyisini de daha net goruyorsun cunku tarafli bakman gerekmiyor yasananlara, olanlara. Herseyi oldugu gibi gorup, hissettiklerini ve dusunduklerini dolandirmadan dile getirebiliyorsun. Daha once anlamadigin insanlari, olaylari anlayabilir oluyorsun, cunku gozundeki gonullu perde kalkmis oluyor. Sadece bakiyorsun ve goruyorsun, duyuyorsun ve dinliyorsun, yargilamadan, tarafsiz.

cumhurbaskanligina adayim

Gectigimiz haftalar Turkiye’deydim ya, memleketin icler acisi hali icime islemis. Cumhurbaskanligi secimi gonul yaramin en tepesine taht kurmus. Oncelikle oy kullanamayacak olmamiz feci halde sinirimi bozuyor. Endonezya’daki Turk sayisi 500’den az oldugu icin secim sandigi acilmayacakmis. Ne hos degil mi? Umarim gercekten yasalarin gerekliligi boyledir ve Endonezya’daki 6 tane Turk okulunun ve buradaki Turklerin cogunun bu okullarin ogretmenleri olmasinin kararla hic alakasi yoktur.

Zaten adaylar beni deli ediyor. Biri bas belamiz diktatorumuz. Oburunun ne oldugu belli degil, adi bile Turkce degil. Ekmelettin ne yahu ? Kala kala bunlara mi kaldi Turkiye Cumhuriyetini yonetmek ?

Iste bunlar oyle icime islemis ki, ruyama girdi. Ruyamda cumhurbaskanligi adayligini bana teklif ediyorlar. Hic dusunmeden kabul ediyorum. Cok korkuyorum, aileme yeterince vakit ayiramayabilirim falan diye dusunuyorum ama sonra “yaparim ulen, vatan sagolsun, yazin adimi” deyip kollari siviyorum. Care yok, bizzat ise girisecegiz. Kim cikariyor bu adaylari? CV’mi nereye gondereyim ?

anti-aging careleri

Siz suyunuza limon mu atiyorsunuz, yuzunuze icindekileri telaffuz edemediginiz kremler mi suruyorsunuz bilmem. Ben artik hicbirsey yapmayacagim. Cunku Arda gecen gun gelecekle ilgili planlarini benimle paylasarak butun yaslanma sorularini cevapladi. Buyuyunce ya zaman makinasi yada bir ilac yapacakmis. Ben 90 yasima geldigimde bir sekilde beni tekrar 41 yasima geri gonderecekmis. Ya zaman makinesi ile, yada ilacla. Artik hangisi daha uygun olur, buyudugunde karar verecek. ooh be !

ortaya karisik

confused

Inanmiyorum, en son acilisi yazmisim. Oysa sonra otelde Noel kutladik, Yeni Yili kutladik. Neler neler oldu…

Ne kadar uzun zamandir yazmadigimi, hatta buralara ugramadigimi bugun reader’i actigimda farkettim. Amacim yazmak degildi gene yani, bugun eskiden beri okudugum bloglari, yasamlarina gunluk dozlarda kisa sure dahil oldugum eski arkadaslarimi ozledim. Sabah yoga yaparken, kahvaltida kuru uzumleri kavanozdan cikarirken, giyinirken,ortaliga dagilmis legolari toplarken, cocuklari okula gondeririken hep birileri geldi aklima. Sevgilerimi yolladim hepsine ve ne kadar ozledigimi farkettim.

Neden yazmiyorum? Bahane cok, ama ozeti kafam karisik. Oyle karisik ki, butun hayatima yansiyor bu kaos. Dolabim, evim, odam, hayatim karmakarisik. Bir gun Bali’den ev bakiyorum, hangi esyalari gotururum, hangilerini dagitirim diye hesap yapiyorum. Ertesi gun, bazi esyalari Papua’ya, otele gonderiyorum, home schooling sitelerine uye oluyorum, gene tasinma listeleri yapiyorum. Sonraki gun, Jakarta’da kalma plani yapiyorum. Bir gun, cocuklarin egitimi konusunda kendi kendime vidi vidi yapiyorum, ertesi gun hic umurumda olmuyor, cunku benim icin onemli olanin mutlu cocuklar yetistirmek oldugunu hatirliyorum.

Boyle iste. Karisik kafa, yogun, cok ama cok yogun gecen gunler buradan uzak tutuyor beni. Oyle yogun ki, sabah kalkip otelle ilgili mailleri cevapliyorum, spor yapiyorum, iki hafta once sokakta olmek uzere buldugumuz minik kedi Limon’u besliyorum. Cocuklari uyandiriyorum, kahvalti ediyoruz, onlari okula gonderiyorum, dus, giyinme ve Jakarta’nin vahsi trafigine kendimi birakiyorum. Ofis yogun, fabrika ziyaretleri, toplantilar, sunumlar,falan filan derken gun geciyor. Cocuklarin odevleri, okul aktiviteleri, aksam yemegi derken onlarin yatma saati geliyor. Cocuklar uyuyunca gene otelin isleri basliyor. Brosurler, dergilerle yazismalar, butun rezervasyonlar, ucak biletleri, acentalar, bireysel talepler, otelin eksik kalan perdeleri, biten t-shirtler, azalan sarap stoklari, basilmasi gereken takvimler, Sorong’da bulunamayan bilimum sey (oksijen tupunden, fiber kanoya kadar) bizim evden yukleniyor.  Aslinda esas bu zamanlarda bana en iyi gelecek yer burasi ya, girdaba kapilinca cikisi goremiyor insan her zaman.

Cumartesi gunu, dogum gunum serefine bu cilgin tempoya bir gunluk ara verecegim. Tek basima sayilabilecek sekilde gecirecegim ilk dogum gunum olacak. Sadece cocuklar ve ben. Onlar zaten farkina varmayacak buyuk ihtimalle, cunku onlarin cocuk dunyasinda gunlerin onemi yok. O gun hic bir is yapmayacagim, simdiden duyuruyorum, kimse benden birsey istemesin. Butun gunu kendime ayiracagim, bilgisayari hic acmayacagim. Mailleri okumayacagim.  Sabahtan yoga, cikista masaj ve spa’da hafif bir yemek, sonrasinda da kendime hediye almak icin alisveris planim var.