>Son bir yılın en yoğun üç haftası sonunda geride kaldı. Bu hafta izinliyim ve tatilimi bir senedir Jakarta’da yapamadığım şeylere ayırmayı planlıyorum. Spa’ya gitmek, zaman sınırı olmadan alışveriş yapmak, Mangga Dua’ya gidip taklit çanta bakmak, Kemang’da hep önünden geçip bir türlü içine girme fırsatı bulamadığım yerlere bakmak gibi… Bakalım ne kadarını gerçekleştirebileceğim. Fazla ümitli değilim ama biraz spor, spa ve Mangga Dua’nın ilaç gibi geleceği kesin.

Yazacak çok şey var ama sonra. Önce biraz resim:


>Benim kucuk sabun kutum

>Su blog basima bela oldu. Belli bir amacla ve planla, kendi ellerimle yarattigim birsey olmadigi icin ne yazacagimi sasiriyorum. Istanbul’daki arkadaslarim bana kuru bir kart yazmaktansa, blog hazirlayip “hoscakal” yazilarini buraya yazmislardi. Amaci cekmecede tozlanip, ilk tasinmada cope giden bir kart yerine, daha kalici birsey vermekti bana. Ve sonrasinda benim haberlerimi buradan takip etmekti. Ne cok seviliyormusum… Ben de Endonezya’daki gunlerimizi belgeleyip, ilerisi icin guzel bir ani olur diye dusunmustum bastan. Ama bakiyorum da yazdikca aciliyorum, ne kadar cok soylecek sozum varmis icimde kalan meger.

Gunluk tutmayi hic bir zaman becerememisimdir. Gecmise takilip, belgelemek icin zamanimi harcamaktansa gelecege bakmayi tercih ederim hep. Yasananlardan gereken dersler alinip, yola daha saglam adimlarla devam edilir benim kitabimda. Onun icin de gunluk tutmayi denemekle beraber, gunluklerim asla uc sayfayi gecememistir.

Ama bu blogculuk ne bela bir seymis. Duramiyorum yazmadan, yazdikca daha cok yazasim geliyor. Bir de sitemeter’i yukledigimden beri aliskanlik oldu her sabah kimler girmis siteme diye bakmak. Dunyanin farkli koselerinden insanlarin bloguma girdigini gormek hem mutluluk verici hem de tedirginlik. Tanimadigim kisilerle hayatimi ve dusuncelerimi paylasiyorum. Hem birileri benim bugun ne yazdigimi merak etmis diye seviniyorum, hem de tanimadigim insanlarla ozel hayatimi ne kadar paylasmaliyim diye dusunuyorum. Karar veremiyorum bir turlu ne yazmam gerektigine. Sanirim simdiye kadar yaptigim gibi, icimden geleni, aklimdan geceni yazmak en iyisi. Ne de olsa internetin kapisi herkese acik, isteyen okuuuur, istemeyen baska sitelerde devam eder internet yolculuguna.

Londra’ya hic gitmedim, ama okudugum bir yazi cok ilgimi cekmisti. Hyde Park’ta 1872’den beri insanlar Pazar gunleri, sabun saklamak icin kullanilan tahta kutularin ustune cikip, akillarina estigi konuda konusurlarmis. Din, politika, akillarina ne gelirse, avaz avaz fikirlerini paylasirlarmis. Gelen gecenlerden ilginc bulanlar da durup dinlermis. Bu gelenek gunumuzde de devam ediyormus. Hala insanlar Pazar gunu Hyde Park’a gidip, akillarina estigi konuda konusma yapabiliyormus. Bu bloga yazmaya basladigimdan beri kendimi aynen bir kutunun uzerinde, hatta tahta bile degil, pasli uyduruk bir teneke kutu uzerinde atip tutuyor gibi hissediyorum. Kutu teneke cunku ayaklarim henuz saglam basmiyor, cekingenim, utangacim hala, emin degilim agzimdan cikani soyleyip soylememem gerektiginden, kutu ayaklarimdan kayiverecek gibi hissediyorum. Kim dinliyor, ne kadar dinliyor, ne anliyor, aklindan neler geciyor bilmeden aklimi, hayatimi aciyorum birilerine.

>Imlek (Lunar New Year)

>Dunyanin benim geldigim kisminda, Turkiye’de, din etnik kimlikle ozdeslesmistir. Yahudiler Musevidir, Ermeniler Hristiyandir, Rumlar Ortodokstur, onun disinda adi Mustafa olup da, dini Musluman disinda baska birsey olan birileri pek cikmaz karismiza. Milli bayramlar disinda, her dinden, her etnik kokenden insanlarin bir arada kutladigi bayramlar yoktur. Zaten sadece Muslumanlarin dini bayramlari resmi tatildir. Museviler, Hristiyanlar, yillik izinlerinden yerler kendi bayramlarini kutlamak icin hep, o yuzden yakin cevremizde farkli dinden birileri yoksa, ruhumuz bile duymaz neler olup bittigini, kimin hangi bayrami oldugunu. Dusunuyorum da, milli bayramlar disinda herkesin kutladigi, geleneksel bir kutlama bulamiyorum gercekten.

Buraya geldigimde de insanlarin etnik kokeni ve dinleri arasinda ayni iliskinin oldugunu varsayarak anlamaya calistim onlari. Kafam surekli karisiyordu, kim Cinli, kim Malay, kim Papuali, kim Javali, kim Sumatrali… Nasil oluyor da Kalimantanli biri Cinli olabiliyor? Cinlilerin hepsi Budist degil miydi, neden bu kadin basini ortuyor? Muslumanlarin hepsini Malay degil mi yani? Bali’liler Hindu mu, ama Hintli degiller ki?.. turunden tonlarca soru ve kafa karisikligi yasamak cok olasi burada. Etnik ve dini cesitlilik cok fazla ve o kadar icice gecmis ki, ben hala cozemedim kimin ne oldugunu. Anladigim tek sey, buradaki insanlarin yasantilarinda bizim kafamizdaki net sinirlarin olmadigi. Her dinin bayrami resmi tatil, durum boyle olunca zaten dogal olarak butun dinlere saygi duyulmus, herkesin inancini ozgurce yasamasina meydan verilmis oluyor. Dunyanin en buyuk Musluman nufusu Endonezya’da deniyor ancak bunun sebebi buranin toplam nufusunun yaklasik 237 milyon olmasindan kaynaklaniyor. Muslumanlarin orani 86%, yani Musluman olmayanlarin orani Turkiye’den fazla, farkli dinden insanlarla karsilasma olasiligi da daha fazla.

Lunar New Year yani Imlek kutlamalari, buranin insanlarini ve birarada saygi ve anlayis cercevesinde nasil yasadiklarini biraz daha anlamama yardimci oldu. Oncelikle Ay yilbasini, ben Cin Yeni Yili olarak biliyordum. Yanlis, ay yilini butun Uzakdogu’lular kutluyor. Kutlamalarin kokeni gercekten de Cin hanedanina uzaniyor ama sanirim Cinlilerle birlikte heryere yayilmis. Yine koken olarak Budist ama her din ve etnik koken tarafindan benimsenmis. Cinliler 1400’lu yillarda baslamislar ulkelerinden cikip Asya’nin farkli yerlerine yerlesmeye. Hem gittikleri yerlerden etkilenmisler, hem de oradakileri etkilemisler. Bazi yerliler, onlarin etkisiyle Budist olmus, bazi Cinliler de cesitli sebeplerle Hristiyan, Musluman, hatta Hindu olmus.

Imlek kutlamalariyla ilgili bazi gelenekleri daha once yazmistim. Bunlarin disinda, en onemli ozelligi ailelerin biraraya gelip atalarini anmalari. Dini ne olursa olsun, koklerini unutmadan, onlara sahip cikarak, bu kutlamayi devam ettirmeleri cok hos. Dinden, etnik kokenden bagimsiz, tam bir festival havasinda gecen ortak bir kutlamanin olmasi toplumu yakinlastirmak, farkliliklari unutmak ve ucurumlari kapatmak icin ne guzel bir firsat.

>Hangi Yılbaşında Kırmızı Don Giyilir?

>Cevap: Chinese New Year, yani Ay takvimine göre yılbaşı olduğunda.

Bu kutlamanın adının Çin Yılbaşı olduğuna bakıp yanılmamak gerek. Kore, Vietnam, Nepal, Mogolistan’dan tutun, Çin,HongKong, Singapur ve hatta Çinli etnik nufusun yogun olduğu Filipinler, Malezya ve Endonezya dahil, tüm Asya’da kutlanıyor. Lunar New Year da deniyor ve Gregoryen takvime göre her sene farklı bir tarihe denk geliyor. Her yıl, o seneye hakim olacak olan Çin astrolojisideki hayvan ve cennet elementiyle tanımlanıyor. Bu elementler Su, Toprak, Ateş, Tahta ve Metal. Endonezya’daki budist rahipler Ateş-Öküz yılına gireceğimizi söylerken, Kore’liler Metal-Öküz yılı olduğunu iddia ediyor. Ekonomik ve politik krizleri, vahşi savaşları, katliamları düşününce Ateş-Öküz yılı olduğunu savunanlara hak veriyorum.

Kutlamaların hakim rengi kırmızı çünkü kırmızının kötü ruhları korkuttuğuna ve insalara şans, mutluluk ve neşe getirdiğine inanılıyor. Kırmızı fenerler, kırmızı zarflarda büyüklerin küçüklere verdiği şans paraları, kırmızı giysiler kutlamaların yaygın adetleri. Ziyarete gidilen eve şeker yada tatlı bir yiyecek götürmek ve ikram edilen şekerlerden mutlaka almak gerekiyor. Eli boş gitmek büyük kabalık olarak algılanıyor. İkram edilen şeker kutuları ve düzenlemeleri ev sahibi ailenin misafirleri için şans, bereket ve iyi dileklerini sembolize ediyor. Bu kutudan şeker alıp yiyerek, bu iyi dilekleri kabul etmiş oluyorsunuz. Yani ikramı geri çevirmek de büyük kabalık. Özetle geleneksel Chinese New Year kutlaması görmek istiyorum diyip damardan bu olaya girecekseniz, bir sürü abuk şey yemek zorunda kalmayı göze almak gerekiyor diye anlıyorum ben.

Giysilere gelince, kötü ruhları korkutup şans kapılarını açmak için illa ki kırmızı giyiliyormuş. Yeni yılın başlangıcını kutlmak için de tepeden tırnaga yeni giysiler giyiliyormuş. Tepeden tırnağa yeni giysi alamayanlar bile mutlaka yeni kırmızı iç çamaşırı giyiyorlarmış. Çinli arkadaşlarım sıkı sıkı 26.Ocak gecesi mutlaka yeni kırmızı çamaşır giymemizi tembihlediler. Eh, giyeceğiz mecburen…

Türkiye’deki Moldovalı bakıcımız, nazardan korusun diye Arda’ya hep kırmızı giydirirdi. Dünyanın iki ucunda kırmızının kötülükleri uzaklaştırma gücü olduğuna inanılıyorsa fazla sorgulamadan kırmızıları kuşanıyoruz 26.Ocak,ta.

>Borongsai ve Family Karaoke

>Dunyanin bu ucunda Chinese New Year kutlamalari simdiden basladi, heryer kirmizi kagit fenerler, kagit semsiyeler ve pembe kiraz dallariyla suslendi. Yeni gozde alisveris merkezimiz Grand Indonesia’da geleneksel Lion Dance yani Borongsai gosterisi oldugunu duyunca, Pazar gunu cocuklari erken uyutup, gunumuzu iki aslan dansi izleyecek sekilde planladik.
Borongsai, bir aslan kostumu icindeki iki adam tarafindan yapiliyor. Ilk gosteri “Steel pole Borongsai” idi, yuksek celik borularin uzerinde atlayip ziplayarak yaptilar danslarini. Aslan kostumu icindeki iki adamin, yerden 2-2,5 metre yukseklikte atlayip, ziplayip, birbirlerinin ustune cikip dansetmeleri, bizler icin inanilmaz estetik ve akrobatik bir gosteri oldu.

Gerci cocuklar oyun bozanlik etti. Tam ben video kamerayla, Tunc da fotograf makinesiyle hazir bekliyorduk ki, yuksek sesli davullar ve ziller calmaya baslayinca, ikisi de avazlari ciktigi kadar bagirip kucagimiza tirmanmaya calistilar. Bir kolumda Arda, bir elimde video kamerayla cekim yapmaya calistim ama basarili olmadigini soylemeye bile gerek yok. Bir sure sonra alistilar, yada sakinlestiler diyelim de birazcik cekim yapabildik. Ikinci aslan dansi, bu kez yuksekli alcakli masalarin ustundeydi, yani “table Borongsai”. Borular yerine masalarin ustunde zipliyorlardi ve bu kez iki tane aslan vardi. Cocuklar ikincisinde daha az tepki verdiler ama aksam ikisi de aglayarak uyanip durdu, ozellikle de Arda. Sanirim bizim icin cok ilginc olan bu gosteri, cocuklar icin bir o kadar korkutucu oldu.

Iki gosteri arasinda, ayni alisveris merkezinin icindeki aile karaoke yerine gittik. En kucuk odalarini 1 saatligine kiralayip avazimiz ciktigi kadar bagirarak sarkilar soyledik. Repertuarimiz “twinkle twinkle little star”, “baa baa black sheep”, “jingle bells” gibi cocuk sarkilari ve Abba’dan Lara’nin sevdigi sarkilardi. Arda bile “do-re-mi” sarkisinda “dooo doooo” diyerek eslik etti bize. Jakarta’da gecen hafta sonlarini renklendirmek icin eglenceli bir aktivite bulmus olduk boylece.

>Satu Muharam yada Tahun Baru Hijrah

>Noel tatilinin ardindan Pazartesi de tatildik. 29.Aralik.2008 Hicri takvime gore yeni yilin baslangiciymis. “Neden siz tatil yaptiniz da biz yapmadik?” diye merak edenlerin bilgisine sunarim. Tatil yaptik da ne yaptik derseniz, tam olarak ozeti sudur; bahcede kahvalti, 6 ay sonunda TV karsisinda tembellik, cocuklarla tas boyama (sorgulamayalim lutfen, cok eglenceli), ogle uykusu, blog guncellemesi, yarim saat icinde yarisi tuketilen bir adet limonlu kek, playhouse disney ve pirates of the carribean.
Neyse, ilginc olan bizim ne yaptigimiz degil, Endonezya’lilarin, aslen bir Musluman olayi olan Hicri Yeni Yili nasil kutladiklari. Biz disari cikmadigimiz icin gece sabaha kadar atilan havai fiseklerden baska bisey gormedik ama Jakarta Post’taki resmi ve haberi yorumsuz aktariyorum:


GIFT FOR THE INVISIBLE: Villagers conduct the Larung Sesaji, an offering ritual, at the Ngebel dam in Ponorogo, East Java, on Monday to commemorate the Islamic New Year. The giant cone of rice, the main offering, was carried on a raft to the middle of the dam before being thrown into the water. (JP/ID Nugroho)

Bizim ‘Cam agaci aslinda paganizmden geliyor, Noel Baba da Coca Cola’nin icadi’ diyerek yeni yili Noel gibi kutlamamizi elestiriyorum ama kutlamalarina diger dinleri karistiran sadece biz degiliz anlasilan. Simdi gelsin Subat’taki Chinese New Year tatili.. Yasasin dinlerin kardesligi!

>Jakarta’da Noel

>

Turkiye’de yilbasi Noel gibi kutlaniyor. Noel baba, cam agaci suslemeleri, zencefilli kurabiyeler, hindi ve hediye alisverisi Hristiyanlarin geleneksel Noel kutlamalarinin parcasi. Turkiye’deyken hic garip gelmiyordu ama, yurt disina cikinca cocuklara bizim Musluman oldugumuzu ve Noel’in bir Hristiyan bayrami oldugunu anlatmanin zamani geldi. Okulda da hep Christmas olarak gectigi icin suanda Lara’nin kafasindaki ayrim gayet net. Bu sene evde cam agacimiz yok, suslemeler yok. Yarin aksam Fay’in evinde Noel yemegi yenecek ve Fay Hristiyan icin bu kutlamayi yaptigini biliyor. Sanirim Turkiye’de bir yilbasi kutlamasi gecirmedigimiz surece kafasi karismayacak.

Sansimiz burada Ramazan bayramini cok ozel ve guzel kutlamalari. Yabancilarin Noel’I kadar gorkemli ve eglenceli kutluyorlar. Evlerini susluyorlar ama Noel’in simgesi kirmizi, yesil simli suslerle degil, kendilerine has bayram suslemeleriyle, hediyeler alip veriliyor, aileler bir araya geliyor, ozel yemekler ve tatlilar pisiriliyor, suslenip puslenip akraba ve dostlar ziyaret ediliyor. Ben de bu kutlamalari Endonezya’lilar gibi eglenceli yasatmaya calisacagim cocuklarima ve bu aile kutlamalarini onlarin cocukluklarinin ozel bir parcasi haline getirmeye calisacagim. Tunc isi sebebiyle bayramlarda bizimle olamiyor genelde, o yuzden de kendi aile kutlamalarimizi gelenek haline getirecegim. Bu konuda uzun uzun dusundum, arastirdim ve bize en uygun kutlamanin Hidirellez olduguna karar verdim. Bundan sonra her sene cocuklarla Hidirellez’I yani bahari, bereketi, doganin yeniden dogusunu, umudu, muzigi kutlayacagim. Amacim buyuduklerinde harika anilar olarak hatirlayacaklari, kendi ailemize ozel kutlamalar yasamalari.

Keske Turkiye’de de bu dini bayramlar yobazlasmadan ozel hale getirilebilse. Ama ne yazik ki “modern yada elit” tabaka tepkisel davranip kokeni dine dayanan tum gelenekleri inkar edip batililarin geleneklerini benimsemek istiyor. Kendi ozumuzdeki guzel gelenekleri surdurmek yobazlara kaliyor ve aradaki ucurum aciliyor da aciliyor… Nereye kadar gidecek bilmiyorum ama su anda bu belirsizlikten, karmasadan ve huzursuzluktan uzak oldugum icin mutluyum.

>CILEK MOBILYA

>Dun cocuklarla Bolt’u seyretmek icin Pasific Place’ gittik. Film baslayana kadar ortalikta dolastik ve bu sirada cocuk katinda CILEK MOBILYA magazasi acildigini gorduk. Hemen gittim tabii ki, cekik gozlu minik bir adam gururla bir Turk markasi oldugunu ve kendisinin acenta olarak markayi Endonezya’ya getirdigini anlatti bana, yada o normal anlatti da ben mi gururla dinledim bilemiyorum. Nedense cok sevindim, pek bir duygulandim. Cocuklarin odasi icin bir turlu bulamadigim kırmızı yada turuncu kitapligi oradan almaya karar verdim. Gerci sonradan Pasific Place’ten mobilya alacak kadar zengin yada cilgin miyim diye dusunmedim degil. Fiyat kataloguna goz attiktan sonra kararimdan cayabilirim ama gene de burda bir yerde CILEK MOBILYA adında bir magaza olmasi bana kendimi iyi hissettirdi.

Ikea geliyor, yok gelmiyor derken bir Turk markasinin pazardaki bu acigi doldurmasi ayrica bir hosuma gitti. Jakarta’da neyin nerde oldugunu ogrenebilirseniz hersey var. Ben hala burada olmadigini dusundugum bir suru yeni sey kesfediyorum hergun. Dili tam konusamadigimiz icin ve neyin nerde oldugunu bilmedigimiz icin mahrum kaliyoruz bazi seylerden. Modern cocuk mobilyasi da mahrumiyetlerimizden biriydi. Cocuklarin odasina modern, sade ama parlak kırmızı yada turuncu renkte bir kitaplik ariyordum iki aydir. Karawacci tarafinda bir yerde goruldugu bilgisi geldi ama bir turlu gidememistik. Marangozlara da guvenemedim bir turlu, Ikea acilacak diye bekleyip duruyorduk umutsuzca. Cilek’in fiyatlari ne civardadir bilmiyorum ama en azindan aradigimi bulabilecegim bir yer oldugunu bilmek guzel.

Iste boyle… Fabrikada gordugum Pasabahce ince belli cay bardaklarindan sonra ikinci tatli surprizi yasadim Jakarta’da…

>Cumhuriyet Balosu: 29.Ekim.2008 , Jakarta

>Suanda oturdugumuz evi kiralayan emlakci vasitasiyla tanistigimiz Nazan Hanim’i Cumhuriyet Bayramini kutlamak icin arayinca, aksam Turk Elciliginin verdigi bir davet oldugunu soyledi ve bizi de cagirdi. Cok heyecanlandik, hemen cikip Tunc’a takim elbise aldik, giyindik, suslendik. Davetiyemiz olmadigi icin giriste problem yasayabiliriz diye endiselensek de, sorunsuz girdik. Ilk 2-3 dakikayi etrafi inceleyerek gecirdikten sonra Nazan’i bulunca bir anda bir suru insanla tanisiverdik.

Evet, Jakarta’da bizden baska Turk’ler varmis, hem de cok duzgun insanlar varmis aralarinda. Elcilikte calisan, bir suru uluslararasi sirketin yonetiminde calisan, bazilari kisa sureli projeler icin gelmis, bazilari senelerdir burda kalmis, bazilari dunyanin pek cok kosesini dolastiktan sonra yolu buraya dusmus bir avuc Turk’le tanistik.

6 aydan sonra ev disinda Turkce konusup, Turkiye’den, Istanbul’dan konusabilmek, ancak Turklerin anlayabilecegi sakalar yapabilmek bize cok iyi geldi. Bir suru de faydali bilgi ogrendim; mesela, phyllo dough diye bisey oldugunu ve onunla borek yapabilecegimi, spring roll yufkasiyla borek yapicaksam once kaynak sute batirmam gerektigini, borege Yummy’nin inek ve koyun peynirini karistirip koyunce en guzel sonucun alinacagini, Pasar Festival’de enginar bulabilecegimi, ayva ve kurufasulyeyi ne yapsam bulamayacagimi, bosuna aramam gerektigini ogrendim.

Benim icin gecenin en ilginc kismi, bizim folklor kiyafetlerini giymis Endonezya’li kizlarin Karadeniz halk oyunlarini oynamasiydi. Endonezya’lilara horon teptirdik ya, bizim milletten korkulur vallahi.

Hafif sesli klasik Turk muzigi, bol bol Turkce sohbet, guzel insanlar ve Turk yemekleriyle dolu harika bir gece gecirdik. Simdi, sirada uygun bir zamanda bizim evde manti partisi (yada daha iddiasiz bir Turk gecesi) yapmak ve tanistigimiz kisilerle tekrar gorusmek var.
Internetten birileri Jakarta’da Turk var mi diye arama yaparsa bulsun diye bu yazida bol bol Turk ve Jakarta kelimelerini kullandim. Bizim bu insanlari bulmamiz alti ayimizi aldi, hatta daha da uzun, cunku gelmeden once baslamistim arastirmaya. Belki buraya yeni gelmis yada yakin zamanda gelecek diger Turkler, Jakarta’daki Turk networkune daha kolay ulasir bu yazi sayesinde.

>Bayramda alem

>

Bayramda canim Bediz’cim ve sevgili Yelda’cim geldiler bizi ziyarete. Buradaki arkadaslara hediye etmek icin dansoz kemeri istemistim, ikisi birden getirince hem hediyelik hem de kendime saklamalik bir suru dansoz kemerim oldu. Siyah ve en guzel olanini Alain’a vermek zorunda kaldim cok begenince. Neyse bana da daha zarif olan sarisi ve Bediz’in getirdigi kirmizi kaldi. Lara’da da pembesi var , cok sirin.
Yelda gelirken yaninda raki ve damardan Turk muzigi de getirmis. Raki, Alaturka muzik,dansoz kemeri ve birbirini cok ozlemis insanlar bir araya gelince bunlar oldu iste ;

(Anneme bile dansoz kemeri takip oynattik ama resmini cekmemisiz kendimiz oynamaktan. )