>22.Ekim tarihli UN Day başlıklı yazının en altında yer alan benim bindallı giydiğim ifadesi ve hemen altında yer alan fotoğrafın karışıklığa ve yanlış anlamalara yol açması üzerine bu basın açıklamasını yapmayı uygun gördüm. En altta yer alan fotoğraftaki kişiler Arda ve yan sınıftan arkadaşı Rana’dır. Bu ikili Katibim şarkısı eşliğinde bir de gösteri yapıp arkadaşlarından bir sürü alkış almıştır.
>UN Day 2010
>
Kultur sepeti icin oyle guzel fikirler verdiniz ki bana, cocuklar liseden mezun olana kadar sirtim yere gelmez artik. Bu sene ise Lara’nin yasini goz onunde bulundurarak, rahat anlatabilecegi ve arkadaslarinin da anlayabilecegi ve ilgi duyabilecegi konulari birlikte sectik. Kultur sepetinde sunlar vardi:
10 TL
Nazar boncugu
Turk kahvesi
Oyali yazma
Turk bayragi
Van kedisi resmi
Kangal kopegi resmi
Laleler altinda bir Istanbul fotografi ve bir adet plastik lale
Ataturk’un salincakta sallanirken Savarona’da cekilmis bir fotografi
Bunlara ilaveten lale, Van kedisi ve Kangal kopegiyle ilgili Wikipedia’dan aciklamalari basip gonderim ki, ogretmeni okuyup Lara’nin yanitlayamacagi sorulari cevaplasin. Nitekim iyi ki gondermisim, tahmin ettigim gibi Hollanda ile ozlestirilmis lalenin Avrupa’ya Anadolu’dan yayildigini ogretmen de Lara sayesinde ogrenmis oldu.
Arda ise sepet degil de, sadece tek bir obje goturecekti. Onun cantasina bu tanitim icin evde kalan bir paket fistikli lokumu gondermistim. Tesadufen ayni gun cantasinda cok sevdigi THY ucak maketi de vardi ama tanitim amacli falan degil, tamamen sevdigi oyuncagindan ayrilmadigindan. Aksam eve geldigimde Arda “ucagim okulda kaldi” diye agliyordu. Ne oldu ucagina sorularini ise “okulda” diyerek aciklama yapmadan gecistirdi. Lokumu ne yaptiklarini sorunca da yedik dedi… Fazla anlam veremedim ama ucagin esrari okula gittigimizde cozuldu. Meger gercekten de lokumlari bir guzel yemisler. Lokumlar mideye inince sinifta Turkiye’yi temsil eden birsey kalmamis, bunun uzerine ogretmen Arda’nin elindeki THY ucagini alivermis. Ancak Arda o gun bizden cesaret aldi sanirim ki, ucagini sepetten alip cantasina ativerdi. Arda’nin sinifinda bu sene Turkiye nasil temsil edildi emin degilim ancak fistikli lokumun ve pudra sekerine bulanmis minik ellerinin cocuklarin hafizalarinda lezzetli bir ani olarak yer almis oldugundan emin oldugum icin icim rahat.
UN Day, bahcedeki bayrak toreniyle basladi. Bayragimizi okulun en buyuk Turk ogrencisi olarak Lara tasidi ancak en kucuk bayrak tasiyici oldugu icin yaninda yardimci bir abla vardi. Bayrak toreni kapali tiyatro salonunda devam etti ve sonra cocuklar siniflarina dagildilar. Lara’nin sinifina veliler davetli olmadigi icin orada neler oldugunu bilmiyorum ama Lara’nin anlattigina gore arkadaslari da ogretmeni de ayrana ve borege bayilmislar. Arda’nin sinifinda ise miniklerin kisa bir gosterisi oldu. Kocaman bir halka yapip sarki soylediler bizlere. Daha sonra da annelerin getirdigi leziz yemeklerin tadina baktik.
Ben yine klasik borek-ayran ikilisinden vazgecmedim. Ikisinin de tarihinin ve tarifinin yazdigi Turk bayrakli aciklama kartlarini ustlerine yapistirmayi ihmal etmedim. Kulturler arasindaki benzerlikleri kesfetmek keyifli de, oradan bir densizin cikip, aaa, bilmem hangi ulkenin de bunun aynisi birseyi var demesi ihtimalini tamamen ortadan kaldirmakti amacim ki basarili oluyor uc senedir. Borek herkes tarafindan begenilip ilgi gorurken, 1,5 litrelik ayran Hintliler ve Japonlar tarafindan kisa surede tuketildi. Benim favorim ise bir sure deli gibi tarifini aradigim, bir Arjantinlinin elinden cikmis mis gibi alforjorlardi. Gercegine yakin dulce de leche nasil yapilir uzun uzun anlatti, Arjantin’e giderse gercek dulce de leche getirme sozu verdi.

Bu seneki UN Day’in benim icin bir farki da, benim kiyafetimdi. Bu gunde okul, ogretmenleri ve velileri de kendi geleneksel giysilerini yada en azindan ulkelerinin renklerini giymeleri konusunda tesvik ediyor. Bu seneye dek ben kirmizi beyaz giyinmistim ve geleneksel giysileri icinde gezinen Asya’lilari, Orta Dogu’lulari, Hintlileri ve Guney Amerika’lilari, Yeni Zelandalilari gordukce imrenmistim. Bu yil ani bir karar ve yerinde tesadufler yardimiyla, bir arkadasimla kendimize Turkiye’den bindalli getirtmeyi basardik. Sicak yuzunden ceketi giymedim ama islemeli salvarimi ve askili bluzumu giydim. Tarihi ve kulturel zenginligimizin bir parcasini ustumde gururla tasidim.

>es
>Suskunlugumun sebebi ne yogunluk, ne bunalim, ne de buhran. Aksine cok dingin ve olumluyum bir suredir. Etrafim cok guzel seylerle cevrili ve ben her gunumu bana sunulan guzelliklere sukrederek geciriyorum. Ilginc ve hos tesadufler oluyor, olmadik zamanlarda gulumsetiyor beni. Ornegin cocuklarin okul gosterisi icin deli gibi “Katibim” mp3’u arayarak gecirilmis bir gunun ardindan, arabama binen jokinin (ne oldugunu anlatacagim sonra, ozetle hic tanimadigim biri) telefonunun Katibim’in melodisinde calmasi. Endonezya’li birinin telefonu icin bu melodiyi secmesi, bu kisinin benim arabama binmesi ve arabadayken telefonunun calmasi olasigi nedir? Saksi almak icin durdugum yol kenarindaki saticida, bir zamanlar deli gibi sahip olmak istedigim kucuk mandalina agacinin 10 dolara satiliyor olmasina ne demeli? Ya okumayi cok arzu ettigim bir kitabi, arkadasimin getirip bana vermesine? Ne zamandir tarifini arayip durdugum Guney Amerika’nin Alfajor kurabiyelerinin bir Arjantinlinin elinden yapilmis olarak onume cikmasina, bana gercek dulce de leche getirme sozleri vermesine?
UN Day cok guzel gecti, simdi de Lara’nin altinci dogum gunune hazirlaniyorum. Bu sefer hazirlik asamasi yemek sitelerinde tarif toplayarak degil de, Corel Draw basinda geciyor. Tamamlandiginda detaylari burada paylasacagim. UN Day fotograflari da sabirla kendilerine sira gelmesini bekliyor.
Iste boyle guzel geciyor gunler. Suskunlugumun sebebi ise internete karsi kendimden hic beklemedigim bir yabancilasma icine girmem. Sebebini tam cozememekle birlikte, elim gitmiyor iste bir turlu birseyler yazip internete salmaya. Takipten geri kalmiyorum, hala okuyorum, hala merak ediyorum insanlarin neler yaptiklarini da, kendimle ilgili birsey yazmak gelmiyor icimden. Blogumu ihmal ettigim uyarilarini dikkate alip birseyler yazmaya calisiyorum ama hepsi yapay, uyduruk geliyor, icime sinmiyor. Ben de once bir internetle yuzleseyim dedim, sonra acilirim herhalde diye dusundum. Bana hediye edilen bu blogun varolus sebebi, uzaktaki sevdiklerimizi gunluk gelismelerden haberdar etmekti. O yuzden devam etmek lazim, internetle barismak lazim. Ilk adimi attim, gerisi gelir artik…
>Kultur Sepeti
>Akil akildan ustundur, yardiminiz gerekiyor. Lara’nin okulunda bu seneki UN Day (Birlesmis Gunler Gunu) 14.Ekim’de kutlanacak. Ayrica butun Ekim ayini kendilerinin ve arkadaslarinin kulturlerini tanimaya ayiracaklar. Bayraklar boyanacak, 14.Ekim’de geleneksel kiyafetler giyilecek, herkes kendi ulkesini, kendi kulturunu anlatacak arkadaslarina.
Gecen sene yemek falan yapip goturmustuk, bu sene ise ogretmen kultur sepeti istedi cocuklardan. Kendi ulkelerini, kulturlerini yansitan objeleri bir sepete koyacagiz, sonra Lara bunlari tek tek anlatacak ve butun sepetlerdeki objelerle, sinifta bir koseyi bir ay boyunca sergilenecek bir mini muzeye cevirecekler.
Bizim sepetimizde simdilik sunlar var:
Bir adet orta boy Turk bayragi
10TL’lik banknot
Bir paket Kurukahveci Mehmet Efendi kahvesi. Cezveyi de koymak istedim ama Lara reddetti.
Bir adet oyali yazma
Nazar boncugu
Ebru‘nun getirdiklerinden kalan son incir kurulari
Fistikli lokum
Aslinda icimden bir paket Ezine koyun peyniri koyup, ustune de “buyrun tadin da feta diye yediginiz kirec bozmasi peynirin aslinin nasil oldugunu gorun” yazmak geliyor. Ya da bizim siyah sele zeytininden gonderip benzer bir not yazmak geliyor. Yahut yaprak sarma, sucuk, baklava falan gonderip “Yunanlilar bizden calip tescillettirmeden once bize aitti” notu yazmak. Yahut Hasankeyf ve Allainoi resimlerini gonderip “biz suyun altina gommeden onceki tarihi zenginliklerimiz” diye not yazmak. Tarihi zenginliklerimize Youtube’u da ekleyebiliriz aslinda, tarih oldu o da nasilsa…
Uzun lafin kisasi, fikre ihtiyacim var. 5-6 yas cocugunun anlatabilecegi ve arkadaslarinin da anlayabilecegi neler gonderebilirim?
>Bereket mi felaket mi?
>
Kuru mevsim henüz başlamadan yağmurlu mevsim geldi bile. Bulutsuz, gökgürültüsüz, kuru geçen bir gün olmadı. Olmayan kanalizasyon sistemiyle Jakarta Belediyesi , yılın en kötü ve en çok yiyen metropol belediyesi ödüllerinde birinciliğe oynuyor. Bazı uzmanların 2030’da Jakarta’nın batacağına dair yürüttükleri tahminler çok mu iyimser acaba? Peki ya bahçeli lüks villanın duvarlarının içinde birileri kendi özel havuzunun kenarında keyif yaparken, duvarların dışındaki sel sularında bin kat daha çok eğlenen çocuklara ne demeli? Ne mikroplar kapıyorlar o sudan dersiniz? Ya sonra, doktora gidebiliyorlar mı ?
>Temizlik Zamani
>Tatilden geldigimden beri birseyler yazip yazip siliyorum, nereye kaydettigimi unutup daha dogrusu hatirlamak bile istemeyip birakiyorum dusuncelerimi bosluga. Evimdeki fazlalik ve duzensizlik sonunda beynime de sicradi, cokluktan tikandim. Karmakarisik, binbir sey var kafamda, toparlanamiyorum. Soyleyecek cok sozum var da, nereden baslasam bilemiyorum. Yapacak cok isim var, siraya koyup hicbirine baslayamiyorum. Bir suru yemek tarifi not ettim, hepsini birden yapayim, butun yazilari birden yazayim, herseyi birden toparlayayim istiyorum, olmuyor.
Silkelenmek lazim. Hafta sonu cok uzun suredir bekleyen tohumlarimi ektim, gezgin ruhumun kok salma cagrilarina kulak verdim sonunda. Kefirimi uyandirdim, solmakta olan feslegenimi canlandirdim, sabah yogalarima basladim, en guzel yogurdu mayaladim. Evde de temizlige basladim, yavas yavas fazlaliklari cikariyorum hayatimdan. Uzun suredir gezmekten evimi ozledim, daha doyamadim. Evin mevcut karmasasinin ustune coken az yasanmislik tozunu silkelemek istiyorum. Mutfagimdan gene kurabiye kokulari yayilsin, caylar demlensin, neseli ve kalabalik sofralar kurulsun istiyorum. Bebislerimle ektigimiz tohumlarin hepsi cimlensin, evim gene cicek koksun istiyorum. Ancak o zaman dusuncelerimi organize edebilecegim, biliyorum.
>Mutlu Bayramlar!
>Bugun Cuma, kus gibiyim, “ben her bahar asik olurum, ruzgar olur, yagmur olurum” diye mirildaniyor beynim sabahtan beri. Kim bilir neye asik oldu gonul gene, opucuk kondururken yanagimi gidiklayan uzun kirpiklere mi, sabah burnumu gomdugum mis kokulu saclara mi, kahvalti masasinda bana sevgiyle gulumseyen gozlere mi? Yarin sabah yine yol var bize, mayolar, paletler, maskeler toplanacak bu aksam. Sulawesi’ye gidiyoruz, yasli Manado dagina karsi batan gunun sessizligini icimize cekmeye, minik baliklarimla denizin altini seyretmeye, Lembeh’in siyah kumlarinda hazineler aramaya, bavulda goturulen raki kadehlerini “iyi ki evlenmisiz be, serefe!” diyerek tokusturup kendimize nice seneler dilemeye, kendi kendimize kucuk bir el opme, seker ve para verme toreni yapmaya…
Herkese simdiden mutlu ve huzurlu bayramlar dilerim. Bayram sekeri niyetine de bir sepet dolusu bol rahiyali meyve sizlere.

>Gecici hafiza kaybi
>Ne yaziyordum ben buraya yahu? Raja Ampat yaz yaz bitti, blog da yine eski karaktersiz, kategorisiz formuna doner kisa zamanda. “senin blog ne blogu?” diye soranlara “gunluk iste, oyle aklima geleni, yaptiklarimi, gezi anilarini falan yaziyorum” diyorum ya oyle degil aslinda. Aslinda benimki anne blogu. Annelik nasil hayatimin ortasina dusup gittikce genisleyerek, daha once varliginin farkinda bile olmadigim bosluklari doldurarak her yere yayildiysa, nasil her sifatimi, her turlu tanimimi silip, hepsinin birden yerini aldiysa, yaptigim her yemek anne yemegi, kucagim anne kucagi olduysa, ben bilmemkim hanimken Lara’nin ve Arda’nin annesi olduysam, bu da anne blogudur iste.
Oh be, hayatimda etiketsiz kalmis bir olguyu daha dikdortgen kaliba koydum, kapagini kapattim, rahatladim.
>I realize that my attempt to blog in English is going down the drain. I wanted this one to be different than the Turkish blog, that’s why I was trying to tell my story here. But it doesn’t seem to work. Life’s own pace doesn’t really let me stop and go back to the past often. And frankly, I shouldn’t blame the pace of life or anything else, I just realized that I don’t like doing stopping and looking back in time. I’m not a person to keep organized photo albums and regular diaries of the past. I like treasuring the present moment so I hope this post will change the course of this blog.
>İyi ki…
>Bugün çok önemli bir gün, sevgilimin, ruh eşimin kırkıncı yaş günü. En güzel hediyeleri ise kendisi verdi bizlere, kendine ve tüm sevdiklerimize.
41 ülkede satılan Scuba Diver Australasia dergisi tam 10 sayfasını Tunç’un fotoğraflarına ayırdı.

Asian Diver dergisi hayalet fotoğrafını üç boyutlu olarak basıp, karton gözlükle birlikte satışa sundu.
Uluslararası Alert Diver dergisi de yine hayalet fotoğrafını yayımladı.
Ve son bomba, geçtiğimiz günlerde National Geographic’ten Aralık sayısında hayalet fotoğrafına yer vereceklerinin haberi geldi. Bu Ağustos sevgilimin ayı, başarılarıyla hepimizin göğsünü kabarttığı ay oldu. Tebrikler aşkım. 40’ıncı yaşın ve diğerleri sana daha nice başarılar ve mutluluklar getirecek, biliyorum.
İyi ki doğmuşsun, iyi ki hayatlarımız birleşmiş. Sevgi ve sağlık dolu nice yıllara, nice maceralara.
