>Hıdırellez

>

Minicik eller keselere kuru bakliyat doldurdu. Ortalık rezil oldu mu? Oldu, olsun. O minik parmaklar son tanesine kadar topladı sonra yere dökülenleri.

Gül ağacımız yok, Japon gülüyle idare ettik. Keseler hibiscus ağacına asıldı bir bir.

Sonra kağıtlar kalemlar çıktı, dilekler çizildi. Lara peri kızı olmayı ve gitar çalabilmeyi diledi. Plastik küreklerle hibiscusun dibini kazdı minik eller, annelerin dileklerini de onlar gömdü. Dilekler çizilirken anneler mi daha çok eğlendi, çocuklar mı emin değilim.

Ateş yaktık sonra, küçük müçük, basbayağı ateş işte. Bir bir üstünden atladık.

İşte böyle güzel bir Hıdırellezdi. Bütün sene böyle güzel geçsin, bütün dilekleriniz gerçek olsun.

>Peri kizinin hikayesi ve Manado koylusunun gunluk temizlik ritueli

>Burada volkanik kayalarin ortasindan bir kaynak suyu cikiyor.


Olusum volkanik ama su buz gibi soguk. Bana anlatilan sekliyle, efsaneye gore bu dogal havuzda yikanmaya dokuz adet su perisi (nymph) gelirmis cennetten zaman zaman. Koyun delikanlilarindan biri bu perilenden birine feci sekilde asik olmus. Perilerin gelislerinden birinde delikanli perinin elbisesini calmis.


Elbisesiz kalan peri, bu sekilde cennete geri donememis, delikanli da ancak kendisiyle evlenmesi sartiyla elbisesini geri vermeyi kabul edince zavalli peri caresiz bu adamla evlenmis. Peri bir sure sonra hamile kalmis ve nur topu gibi bir bebekleri olmus.


Ancak peri dunyada bir turlu mutlu olamamis ve kocasini ve bebegini birakip cennete geri donmus.

Bebek biraz buyuyunce annesini istemis, adam bir balinanin sirtinda okyanuslari astiktan sonra cennete ulasmis ve bebegi annesine gostermis. Anlatilan hikaye buraya kadar.

Bu da benim yorumum; bizim okuz delikanli bin turlu alavareyle evlenmeye ikna ettigi peri kizina pek de iyi davranmamis. Aile ici siddet resimlere bile yansimis, bakiniz sekil 3, bariz kadinin sacini cekiyor. Zavalli peri kizi bu iskenceye dayanamamis ve bebegini alip gitmek istemis. Ancak bizim okuz cocugu annesine vermemis. Resimde periyle bebek arasindaki beden dili ayrilmanin zorlugunu, perinin bebegi yanina cagirisini cok net gosteriyor. Neyse, bizim hoduk daha sonra bakmis ki cocuk bakmak kolay degil, altindan kalkamiyor, bebegi annesine geri vermeye karar vermis. Peri kizi zaten yukaridan izliyor ya olayi, hemen bir balina gondermis adama ki bebegine bir an once kavussun. Annenin bebegiyle bulusmasinin ardindan neler oldugu belirsiz. Bence bebek annede kalmistir ve duzenbaz ve kotu adami tez vakitte cennetten atmislardir.

Biz burada dolanirken yesilligin ortasindaki evden bir baba ogul cikti geldi.

Babasi camasir yikarken minik oglan suda kikir kikir gulerek oynadi, yikandi. Cooook ama cok sekerdi.

Bu veletler de, biz kucugun fotograflarini cekerken yukarida oturup ufakliga “amcaya bak, abiye bak” gibi laf atip duruyorlardi. Benim kendilerimin fotografini cektigimi farkedince agzini kapatip ” a ha! simdi de bizi cekiyor” diye fisirdasirken.

>Manado Halk Pazari

>
Gittigim yerlere has yiyecekleri hep yerel kulturun bir parcasi olarak gorurum. Gezip gormek kadar, bu otantik yiyecekleri tatmak da benim icin gittigim yeri tanimanin onemli bir parcasidir yada eskiden oyleydi demek daha dogru olur sanirim. Yiyecek konusunda secici oldugum soylenemez ancak dunya uzerinde yenilen seylere dair bilgim genisledikce kendi sinirlarimi cok net belirlemeye basladim. Zaman icinde bocek, soyu tukenen hayvanlar yada bana ters gelen herhangi birseyi yeme zorunlulugu hissetmemem gerektigini, ikram edildiginde kibarca geri cevirebilmeyi, kendimi bu sinirlarla kabul etmeyi ve karsimda benim yemedigim seyleri istahla yiyen insani yargilamamayi ogrendim, daha dogrusu ogrendigimi saniyordum. Bu konudaki asil sinavi vermemisim meger Manado Halk Pazarina gidene kadar.


Bu pazarda kopek, yarasa, fare ve yilan gibi hayvanlarin etlerinin satildigini duymustum aslinda. Goz gormeyince gonul katlaniyor ya, gozumle gormedigim icin kopek etinin yeniliyor olmasi gercegini bir turlu beynim almamisti, ustunde de durmamistim. Icten ice de merak ediyordum bu pazari, gidip gormek istiyordum. Bu sefer firsat cikti ve ben de kosa kosa gittim.

Gittim ama meger ben hazir degilmisim. Adimimi atamadim kasap bolumune, hem kokudan hem de goruntulerden. Biraz yaklasip kopeklerin ve yarasalarin fotografini cektim ama buraya koymamaya karar verdim. Kopek etinin yeniyor olmasini bir turlu kabul edemedim bastan ama sonra aslinda minicik kuzularin, pofuduk tavsanciklarin, korpecik piliclerin de ne kadar sevimli olduklari, hatta evinde bu hayvanlari besleyen cocugun onlara nasil da sevgiyle baglanabilecegi geldi aklima. Hangi hayvanlarin yenmesi gerektigine dair kurallari nerede, kim, nasil belirliyor sorusu cok bilinmeyenli bir denklem. Ben icinden cikamadim, sadece yargilamamam gerektigini anladim.

Ben kabullendim bazi gercekleri, tolerans konusunda bir kac adim katettim kendi icimde. Ancak yine de fotograflari koymuyorum buraya ki benim yasadigim sureci yasamak zorunda kalmayin, bizzat tanimadiginiz insanlari yargilamayin, kendi secimizle ve hazir oldugunuzda yasayin boyle bir deneyimi. Onun yerine cesitli otlar satan sevimli teyzenin, kurutulmus minicik baliklar satan amcanin, sebze satan gulec kizin, balikcilarin ve adinin “papoya” oldugu soylenen mis kokulu otun resimlerini sunuyorum sizlere.



>Minik balıklar

>Tekne rüzgarını bir kere yediniz mi, o rengarenk büyülü dünyaya bir kere kafanızı daldırdınız mı iflah olmazsınız. Siz çok erken tanıştınız okyanusla ve onun büyülü dünyasıyla. Sudaki rahatlığınıza şaşmadım da, tekneye attığınız ilk adımla birlikte senelerin denizcisi havalarına bürünmenize şaştım. Artık geri dönüşü yok bu işin, belli oldu ki her deniz tatilini dört gözle bekleyeceksiniz ve her seferinde daha çok keyif alacaksanız denizden. Sizinle herşey çok keyifli ama en büyük tutkumuzu paylaşmanın verdiği mutluluğu sanırım ancak sizler de anne baba olduğunuzda anlayacaksınız. Su altında gördüğüm en güzel balıklar sizlersiniz, babanızın çekerken en çok keyif aldığı fotoğraflar da işte bunlar ;




>Notlar

>

  • Cok ama cok yogundum son iki haftadir. Ama oyle guzel, insanin sonucunu gormek icin sabirsizlanarak canla basla calistigi tarzdan degil, “yeniden yapilanma” adi verilmis, igrenc bir yogunluk. Insanlarin hayatlarini etkiliyor olma dusuncesi beni cok yordu. Iki kilo verip ilk kez hamilelik oncesi kiloma geldim. Anladim ki benden is insani bir yere kadar olur, duygusuzlasmak gerektiginde bunyem kaldirmiyor.
  • Bir suru degisik, kimisi gereksiz, kimisi son derece rahatsiz edici insan davranisina maruz kaldim. Her birinde ogrenecek birseyler aradim, bazisinda buldum, bazilarinda hala bulamadim. Affetme konusunda buyuk yol katettim. Her aksam olumsuz duygulardan kurtulmak icin cesitli yollar denedim. En etkili yolun sevgililerimden birini yakalayip sIkIca sarilmak oldugunu gordum. Hepsine birden sarilmak daha da etkili tabii ki. Cocuklardan birini yakalayip gobegini gidiklamak da cok ise yariyor. Cocuklara “Stres aninda hemen acip gidiklayin” yazili t-shirtler bastirmali.
  • Vucut zayif dusunce, cooook uzun zamandir hastalanmadigim kadar agir bir grip gecirdim. Iki gun yataktan kalkamadan, uyuyarak gecti. Yillar sonra ilk defa grip icin doktora gitme karari aldim. Doktora bogaz agrisi, bas agrisi, halsizlik, gibi bir suru sikayetle gittim. Oksuruk disinda her belirti vardi. Doktorun yazdigi ilaclar arasinda oksuruk surubu gorunce kahkahalarla guldum ancak ertesi gun oksurmeye baslamayayim mi? Bu sefer daha cok guldum. Doktorun ne yaptigini bildigi nadir anlardan birine denk geldim sanirim. Aman doktorlar alinmasin ama modern tipla aram hicbir zaman pek iyi olmadi, allah muhtac etmesin diyelim gecelim konuyu.
  • Yogunluktan kocamin benimle yazili olarak iletisim kurmaya basladigini farkettim.
  • Zihnim bu hafta bilincsiz bir sekilde Moda’da dolasti durdu. Kendimi defalarca Moda sahile inen yolda, Moda Teras’ta ve civarinda buldum. Anlam veremedim, uzerinde dusunecek firsatim da olmadi. Ozlemedim bile Moda’yi, hatta en sevdigim yerlerden biri bile degildir. Bogaz’da olacaksam Avrupa tarafinda olmayi tercih etmisimdir hep ama… yoksa dedikodumu mu yaptiniz Moda Teras’ta toplanip bakayim? Alooo!?
  • Yarindan itibaren tatildeyim. Manado’ya gidiyoruz yine ailece, yeni ve eski dostlarla birlikte. Bol bol dalip, minik baliklarimla kumda denizde oynayip, kocamla sualtinda romantizm yasayip, bol Turkce geyik yapip Lembeh bogazina karsi raki icecegim. Yine tirnaklarimin icine minik kum taneleri, cantamin gozlerine deniz kabuklari dolacak. Herseye iyi gelecek.
  • Tatile gidiyorum ya, bugun bir mutluyum, bir hafifim, dunya umurumda degil. Bu kadar cabuk psikoloji degisimi normal mi acaba? Normal degilse de bugun umurumda degil. Burnuma denizin ve gunes kreminin kokusu geldi yerlesti bile. Hahaaayt!
  • Su tatilde hic gormedigim birsey gorsem, cok sasirsam, cok sevinsem. Balina kopekbaligi mesela. Video kameram yok ya bu tatilde, gorme ihtimalim cok yuksek, umitliyim 🙂

>Sudan

>Sudan’daki secim haberleri beni yillar oncesine goturdu. Hani bazi yerler vardir, gittikten seneler sonra bile anilar tum canliligiyla kalir hafizada, iste Sudan da o yerlerden biri benim icin. Kalbimdeki yeri herzaman cok ozel olmustur. Cok carpici bazi gercekleri kendi gozlerimle gordugum icin mi, senelerce bizi TV basina yapistirip sualtini tanitmis olan Jacques Cousteau’nun calismalarinin kalintilarina ellerimle dokunabildigim icin mi, kopekbaliklarini cok yakindan tanima imkani buldugum icin mi, yoksa kendimle ilgili daha once farkinda bile olmadigim bazi seyleri ogrendigim icin mi bilmem, o Sudan gezisinin yeri apayridir benim hayatimda.

Gezinin sualti ve kopekbaliklariyla ilgili olan kismini ayri bir yazida anlatmam lazim. Evet, kesinlikle yazmaliyim ki kayit altina gecsin. Dijital cag oncesi, sevgili amfibik makinamiz Nikonos V ile cekilen fotograflar ve hatta ilk housing sistemimiz ile cekilen videolar da internet ortaminda yerini alsin cok gec olmadan. Yeni heyecanlara kapilip, Sudan’i unutmadan yazmaliyim vakit ayirip.

Karada cok az vakit gecirdik biz aslinda Sudan’da cunku gezimiz kopekbaliklariyla daha cok vakit gecirebilmek adina mavi tur seklinde planlanmisti. Zaten Sudan’in kara kismi pek guvenli olmadigi icin ve konaklama secenekleri cok kisitli oldugu icin mavitur en uygunuydu o sartlarda. Port Sudan’da bir iki gun gecirebildik sadece ki, o da genelde limanda demirlemis teknenin icindeydi. Yine de her biri en az bir zamanlarin supermodeli Iman kadar guzel olan uzun boyunlu, ince bilekli kadinlar, kocaman gozlu kara cocuklar, bellerinde upuzun kiliclarla dolasan beyaz elbiseli adamlar zihnime oyle bir kazindi ki, su anda bile tum canliligiyla hatirliyorum. Seriat vardi o zaman Sudan’da ve askeri siki yonetim. Seriat, yuzlerine kabile izleri kazinmis adamlarin, bilekleri dovmeli kadinlarin ustune tam oturmamis bir giysiydi. Limanda cirilciplak yikanan kadinlara donup bakmayacak kadar ciplakligi benimsemis, tundralarda ciplak yasayip aslan avlayan atalarin cocuklariydi onlar, damarlarindaki kanin her damlasi Afrika’liydi. Arap tacirlerin getirdigi Islam, ustlerine yapistirilmaya calisilan seriat bir turlu olmamisti onlara.

O upuzun boylu, kugu boyunlu, ince bilekli kadinlar birbirinden renkli seffaf sifonlarla kapaniyorlardi. Iclerine kisa kollu acik yakali t-shirtlerle dizalti etekler giyiyorlar ve dunyanin en parlak renklerindeki sifonlarini zarif bir sekilde vucutlarina ve saclarina ortuyorlardi. Dovmeli, kinali bileklerini gumus, altin takilarla yada tahta boncuklarla susluyor, tum pisligin ve fakirligin icinde surmeli gozleriyle cennetten inmis birer melek edasiyla suzuluyorlardi. Boyleydi iste Sudan’in seriati.

Grubumuzda sadece iki bayan vardi. Diger bayan tekneden hic inmemeyi tercih etmisti, ben de seriat korkumdan uzun pantalon ve uzun kollu gomlek giyip inmistim tekneden. Oysa ki tum renklerin en cirtlak tonlariyla soyle bir ortunuvermis o guzel kadinlar benden cok daha cekiciydi. En kotu tarafi fotograf cekmenin hem yasak olmasi, hem de halkin fotograf cekilmesine asiri tepki gostermesiydi. O yuzden hic fotografimiz yok gezinin bu kismina ait. Oysa ki fotograflik ne cok sey vardi. Halk fotograf makinesinden korkuyordu. Bir arkadasimiz pazar yerinde bir adamin fotografini cekmek istemis ve adamdan gidip izin istemisti, adam da kabul etmisti. Ancak arkadasim fotograf makinesini cantadan cikarir cikarmaz bir anda herkesin ustune cullanmasi bir olmustu. Neyse ki izin veren adam araya girdi de, Levent’i ellerinden kurtardi. Yoksa buyuk ihtimalle pazarin orta yerinde 40 kirbacla sonuclanirdi bu fotograf macerasi. Nitekim, sadece bir hafta once bir turist bira icmekten kirbac cezasina carptirilmisti.

Zaten en buyuk uyariydi gitmeden once cantalarimizda alkol ve p.rn.grafik herhangi birsey bulunmamasi. Ulkeye girerken cantalarimiz didik bunlar icin aranmisti. Genelde sinir kontrollerinde polislerin hakli olarak takildigi, bomba gorunumlu housing akulerimize degil de, siselerin icinde neler olduguna, kitaplarin ve dergilerin iceriklerine bakmisti guler yuzlu polisler.

Biz tam oradayken geceyarisindan sonra sokaga cikma yasagi vardi. Biz gelmeden bir iki hafta once iki kabile arasindaki bir surtusme kanli bir sekilde sonuclanmisti. Iki kabile bir arsa yuzunden birbirine dusmus. Kabilelerden birinin lideri birtakim yolsuz yollarla araziyi ele gecirmis, diger kabile de olayi mahkemeye vermis. Ancak mahkeme kapisinda kabile liderlerinden birinin bogazini kesivermis diger kabileden birileri. Olayin detaylarini tam hatirlamiyorum ne yazik ki, ancak ortalik bir anda karismis ve gece sokaga cikma yasagi ilan edilivermis, biz gittigimizde hala yasakti.

Bir gece teknemizin sahibi ve kaptani 25 yasindaki, cam yarmasi Iskoc kizi Rosie ve Omer Serif’in gencliginin kopyasi olan Misir’li yakisikli kocasi Ali, bizi Port Sudan’da yerel bir restorana yemege goturduler. Port Sudan’da elektrik varla yok arasiydi. Sokaklar kor karanlikti, sadece jeneratoru olan uc bes yerin sayesinde aydinlaniyordu ortalik. Kurak, sert toprak daha da bir sertlesmisti sanki ayaklarimin altinda o kor karanlikta yururken. Restoran diye bizi getirdikleri yer sokagin ortasina atilmis bir kac plastik sandalye ve masadan olusan bufeden hallice bir yerdi. Restorana yaklasirken uzun beyaz elbiseli adamlarin kocaman kiliclarini kucaklarina yatirarak oturduklarini ve ellerindeki kalayli bakir bir kaptan camur gibi birseyi ekmegi batira batira elleriyle yediklerini gormustum. Yaklasirken Tunc’a “o bulamac gibi seyden hayatta agzima surmem” ben diye fisildamistim. Oysa ki o bulamacin ustunde keci peyniri eritilmis fasulye puresi oldugunu ve inanilmaz bir lezzeti oldugunu ogrenecektim bir iki dakika sonra, “iyi ki denemisim” diyecektim. Hayatimda yedigim en lezzetli etlerden birini yiyecektim. Onumuze minicik kaselerde getirilen corbayi icmek icin garsondan kasik isteyecektik, garson panik halinde saga sola kosusturduktan sonra elinde tek bir plastik kasikla donecekti ve biz kaseleri kafamiza dikip ellerimizle yemege saldiracaktik.

Acliktan insanlarin oldugu bir yere ilk gezimdi bu. Sudan, petrol rezervleri cok zengin olan ancak ic savaslar icin harcanan paralarin petrol gelirinden fazla oldugu bir ulkeydi. Sudan, Birlesmis Milletler’in gonderdigi yiyecek yardiminin insanlarin acliktan olup daha cok dikkat cekmesi icin halka dagitilmadigi, liderlerin kendi insanlarina deger vermedigi bir yerdi o zamanlar.

Simdi ilk secimlerini yaptilar. 73 parti katilmis oylamaya, liderlerin cani demokrasi cekmis. Oynanan oyunlara farkli bir kilif gerekti sanirim ki deri degistirme gereksinimi duymuslar. Hersey bir yana da cocuklar uzuyor beni, hicbir cocuk ac kalmasa, bir avuc pirinc ugruna eline silah almasa , mevcut asilari olamadigi icin kizamik gibi sacma sapan hastaliklar yuzunden olmese, HIV ile dunyaya gelmese hic bir bebek..

>Ikimize…

>
Bugun itibariyle tam iki senedir birlikteyiz Jakarta. Istanbul’la aramizda olan ask-nefret iliskisini hic yasamadik seninle. Daha ilk goruste alisiverdik, kabullendik birbirimizi. Ne guzelligin, ne de karizman eski sevgilim Istanbul’la kiyas bile edilemez. Ama bana iyi gelmiyordu Istanbul, evden ne kadar pozitif cikarsam cikayim aninda girdabina aliveriyordu. Hatta zaman zaman cok kotu davraniyordu bana. Ama sen oyle misin? Hakedecek herhangi iyi birsey yapmasam bile gun boyunca bir suru kocaman gulucuk veriyorsun bana. Senden onceki hayatimdaki anlamsiz hizimi yavaslatiyorsun, nefes alip verisimin farkina varmami sagliyorsun. Gunesi gosteriyorsun bana ihtiyacim oldugunda ve enerjimi yeniliyorsun. Butun pisligin ve cirkinligin icinde o kadar cok guzellik sakliyorsun ki, hala sasiriyorum yol kenarindaki orkidelere, binalarin arasindan cikiveren ve butun gokyuzunu kaplayan gokkusagina, dort kisi bindikleri motorun uzerinden bana el sallayan cocuklara, agactan tepeme dusuveren mis kokulu tropik manolyalara, halk otobuslerindeki teneke calgili orkestralara ve daha pek cok seye.

Nice yillara sevgili Jakarta.

Not: Endonezya’da olan deprem bize cok uzak olan Aceh bolgesinde olmustur. Endiselerini feysbuk ve e-mail vasitasiyla gonderen herkese ilgilerinden dolayi cok tesekkur ederim. Beni gercekten cok duygulandirdiniz. Hepimiz iyiyiz, depremi hissetmedik. Sizlere kucak dolusu sevgilerimizi gonderiyoruz.

>Second Anniversary

>
Today is the anniversary of my relationship with this city. We’ve been together for two years now. I haven’t seen much of Indonesia yet, but I can say that my roots are growing deeper in these grounds. The chemistry between me and Jakarta has been just right since the first time we’ve met. It’s not a pretty city, nor has the charisma that some of the ugly cities do. But I like this city.

I like it because there is sunshine. I like it because I can see big, lovely smiles through out the day, even if I don’t do anything nice in particular to deserve them. I like it because it makes me slow down and be aware of life, of myself. I just like it.

So happy anniversary to me. Here’s to you Jakarta!

>Hosgeldin Deniz Bebek

>Bir annenin bebegiyle ilk tanisma anina sahit olmak, o minik mucizeyi tecrubesiz babasinin kollarina verirken bir iki saniyeligine elimde tutmak ve cennetin kokusunu icime cekmek, ilk sut yudumunu aldigini gormek, kucuk melegin hizli ve minik nefes alisverisini ve minyatur hatlarini izlemekten daha guzel bir tecrube var mi?

Tanistigimizdan beri hamile olan sevgili arkadasim artik anne. Uzaklarda, her turlu tecrube gibi arkadasliklar da daha yogun yasaniyor. Kisa sure icinde, yeni dostlar insanin ailesi olabiliyor. Iste biz de annesiyle ve babasiyla tanistigimizdan beri Deniz’i bekliyoruz, sonunda 3.Nisan’da kendisiyle tanistik. Lara ve Arda’yi hastaneye goturmedigim icin onlar da sabirsizlikla bebegin eve cikmasini bekliyorlar.

Hosgeldin Deniz. Seninle kumsalda oynayacagimiz, Java kazan biz kepce gezecegimiz, kirmizi koltukta gulucukler atacagin gunleri sabirla bekliyoruz. Sen dunyanin bir ucunda, Guney Yarimkure’nin Java adasinda dunyaya geldin, nufus cuzdaninin dogum yeri hanesinde “Cakarta” yazacak ve pasaportunda kimbilir hangi ulkelerin damgalari olacak. Sana cok mutlu ve saglikli, upuzun bir omur diliyoruz.