>X-Ray’in bilinmeyen faydalari

>Bir gun Lara okul sonrasi arkadaslariyla kapali mekan bir oyun alanina gitti. O hani altalta ustuste oynadiklari, top havuzu, kaydirak, tarzi seylerin bir arada bulundugu, yumusak miderlerden yapilmis oyun alanlarindan. Hic sevmedigim, hic guvenli ve hijyenik bulmadigim ama cocuklarin da bir o kadar keyif aldiklari yerlerden biri.

Iste burada kudururken kolunu bir yere carpmis ama olay mahalinde aglamadan, sakince Ami’nin yanina gidip kolunu carptigini, eve donmek istedigini soylemis. Eve gelince yemek yemis, sonra da uyumus. Uykudan aglayarak, kolum aciyor diye uyaninca, Ami panik halinde beni aradi. Sis var mi, morluk var mi, kolu yokladiginda kirik, cikik var mi sorularindan sonra, ben hemen atlayip eve gittim tabii ki. Eve girdigimde hala kolunu tutarak agliyordi.

Hemen en yakin hastaneye gittik. Cocuk doktoruna kolunu bagira cagira muayene ettirdi. Doktor gorunurde birsey olmadigini, ama bu yas cocuklarinin eklemleri henuz tam olarak gelisip kapanmadigi icin harici muayenede herhangi bir problemi atlama riski olabilecegini, rontgen cekilmesi gerektigini soyledi. Bu arada benim calistigimi, babasinin bir ayligina Turkiye’de bulundugunu tatli tatli sohbet ederek ogrendi. Ben ise Lara’nin sorununun cok ciddi olmadigini dusundugumden ve gereksiz radyasyon almasini istemedigimden rontgene takintili bir sekilde itiraz ederek alternatifleri ogrenmeye calisiyordum, o sakin sakin beni sorguya cekerken. Ancak doktor, olayin ogle saatlerinde oldugunu hatirlatarak, bu kadar uzun suren bir rahatsizlik varsa ciddi olabilir diyerek rontgende israr etti. Yapacak birsey yok, adam hakli, ya sonra kalici bir hasar kalirsa..

Tipis tipis gittik rontgen odasina. Lara’nin kolunu masaya koymasi olay oldu her seferinde. Bagiris cagiris hallettik rontgeni, sonucu beklemeye basladik. Bekleme odasinda Lara bir anda degisiverdi. Kolunu hareket ettirmeye, disaridaki minik marketteki sekerlerin hangisini istediginden falan bahsetmeye basladi.

S: Lara’cim kolun iyilesti mi yoksa?
L: (gozlerini yapma ve abartili bir saskinlik icinde kocaman acarak) Evet! Bak, oynatabiliyorum!
S: Nasil oldu da bir anda iyilesti Lara?
L: Doktor bakti ya anne, o yuzden iyilesti. Bir de x-ray de iyi geldi, bak simdi oynatabiliyorum.
S: Vay be, ne doktormus Lara. Bir bakti iyilestirdi seni
L: Evet! O yuzden geliyoruz ya doktora anne. Hem x-ray de boyle iyi gelir iste.

Tertemiz, sapasaglam kemikleri gosteren rontgenleri aldik, doktora gittik tekrar. Doktor ona kemiklerini gosterdi, kolunun icinin resminin cekildigini anlatti. Sonra da sordu: „Anneni mi ozlemistin sen yoksa? Annen hemen yanina mi gelsin istedin?“ Lara da kocaman kirpiklerini kirpistirarak kafasini salladi.

>Batı Java Yerlisi – 2

>Ön bilgi: Endonezya’nın resmi dili Bahasa Indonesia olmakla beraber adalarda birçok farklı dil ve lehçe konuşulmaktadır. Bu resmi dilde TIDAK kelimesi HAYIR anlamına gelir. Ancak Endonezyalı’lar günlük konuşmanın içinde bu kelimeyi ‘tida’, ‘tak’ yada ‘ta’ şekillerinde kısaltarak kullanırlar.

– Oğlum çişin var mı?
– Ta!

not: bu çocuk neden bütün dillerde ilk ‘hayır’ kelimesini öğreniyor çözemedim ama araştırmalarım devam etmekte.

>Fabrikaya baskin!

>Lara’nin okulunda hemen hemen her ay bir sinif projeleri oluyor. Bir konu secip, onunla ilgili arastirmaya yapmayi, konunun derinine inmeyi, topladiklari bilgileri degerlendirmeyi ogreniyorlar. Bunun disinda bireysel olarak herhangi bir konuya ilgi gosteren olursa, ogretmenleri sahsi projelerini yurutmelerine de liderlik ediyor.

Kasim ayinin konusunu tekstil olarak secmisler. Sinifta bir koseye minik bir dukkan yaptilar ve evden komik yada ilginc giysiler goturduler okula. Cok buyuk yada cok kucuk giysiler, eski moda giysiler, is kiyafetleri, uniformalar, aksesuarlar. Bir kosede de kumaslar var, dokuma, orme, baskili, boyali, islemeli.. Ellerine aldiklari her giysinin etiketlerini okumayi, bedenine, nerede yapilmis olduguna ve kumas icerigine bakmayi ogreniyorlar bu siralar. Ogretmenleri giysilerin tipki puzzle gibi farkli parcalarin dikislerle birlestirilerek yapildigini ogretmek icin kendi pantalonunu ve bluzunu feda etmis. Cocuklarla birlikte bunlar uzerinde otopsi yaparak butun dikisleri sokmusler, butun parcalari incelemisler. Tunc’la birlikte cektigimiz “Made in Indonesia” videosunu ise buyuk sinema salonunda hep birlikte seyrettiler, boylece iplikten paketlene dek, bir t-shirtun gectigi butun asamalari gormus oldular.

Fakat en onemli ve heyecanli aktivite fabrika gezisiydi. Bizim calistigimiz, cocuklar icin en guvenli olabilecek fabrikalardan birine ziyaret organize ettik ogretmenle birlikte. Herseyi dikkatlice planladik, yurunecek rota, kac yetiskin gerektigi, turu kac dakika yapmamiz gerektigi gibi detaylari haftalar oncesinden konusmaya baslamistik. Anneler icin de ilginc bir konu olmali ki, ihtiyacimizdan cok daha fazla anne gelmeye gonullu oldu, boylece cocuklari ikiserli gruplar halinde, ellerinden tutarak guvenli bir sekilde gezdirebilecektik. Sonunda Pazartesi gunu 14 kisilik uc sinifla fabrika yollarina koyulduk.

Cocuklarin ilk okul gezisiydi. Butun arkadaslariyla birlikte otobuse binip bir yere gitmek bile onlari cok heyecanlandirdi. Ancak yolculuk bir saati gecince “are we there yet?” sorularinin ardi kesilmedi. Neyse, fabrikaya gittik, cocuklari sinif sinif gezdirdik. Kumas deposundan basladik, en cok etkilendikleri kisim kumas kontrol makinasi, otomatik kumas serim ve kesim makinalariydi. Otomatik kesicinin basindan dakikalarca ayrilamadik. Kumaslarin kesilmeden once 24 saat beklemeleri gerektigi ise onlara cok ilginc geldi. Sonra dikim bantinda parcalarin birer birer birleserek sonunda bir pantalon haline gelmelerini gozlemledik. Utu, kalite kontrol ve paketleme onlara daha da ilginc geldi. Ozellikle kalite kontroldeki minik stickerlara bayildilar.

Benim icin harika bir ani oldu. 4-5 yas grubu cocuklariyla fabrika gezmek, uretimi onlarin gozunden gormek cok ilgincti. Minik melekler her girdikleri ortama oldugu gibi, fabrikaya da isiklar sactilar bir anda. Herkesin yuzu gulmeye basladi. 1200 isciyi de bir anda mutlu etmis olduk. Gercekten cok hos bir gundu.

not: resimler yarin 🙂

>Marry Poppins

>

Malum, her Asya ulkesi gibi burada da kopya DVD’ler, Blueray’ler inanilmaz fiyatlarda ve cesitlilikte. Esimle vakit buldukca ugradigimiz, yasal DVD satan dukkanlarda bulmasi hemen hemen imkansiz olan belgeseller, konser kayitlari ve eski filmleri satan bir iki yer var. Her gittigimizde bizi sasirtan, mutlu eden birseyler bulabiliyoruz. Buraya en son ziyaretimde, kendi cocuklugumda cok severek izledigim bir kac DVD almistim cocuklara. Marry Poppins, Bambi ve Dumbo’nun ilk filmeri de bunlarin arasindaydi.

Marry Poppins’i cocukken cok severdim. Film, benim hasari hayal gucumu bambaska boyutlara tasir, muzikleri icimi neseyle doldururdu. Bu anlattigim zamanlarda CD, DVD, kaset falan yoktu. O yuzden bu 5 Oskarli harika filmi, sadece siyah beyaz televizyondan, TRT’nin keyfi geldikce izleyebilirdim. Marry Poppins’le birlikteligimi daha uzatabilmek icin kitaplarina dadanmistim bu yuzden. Zamk kokulu, bordo cildin ustune gecirlmis parlak ince kagittan kapakla kapli, samanli kagida basilmis bir kitapti. Cok uzun sure bu kitabin basucumda durdugunu hatirliyorum.

Iste butun bu tatli anilar geri geldi DVD’yi eve getirince. Kitabimin kokusunu burnumda duydum. Isin guzel tarafi cocuklar da bayildilar bu tatli sert, sihirli, eglenceli, dunya guzeli kadina ve filmin harika muziklerine. Bir kac haftadir, haftada en azindan bir kez Marry Poppins’i izliyoruz bastan sona. Daha dogrusu cocuklar filmi izliyor,ben de onlarin yuzlerinde beliren gulumsemeleri, muzikleri mirildanislarini. Sarkilari birlikte soyluyoruz, sozlerini sasirinca da kikirdiyoruz.

Gunumuzun hizli, siddet dolu, gurultulu cocuk filmleri yerine, kendi cocuklugumun huzurlu, mutlu, bol muzikli, yavas ve pozitif enerjili bu filmini cocuklarimla paylasabilmek buyuk bir mutluluk kaynagi benim icin. Simdi sarkilarin sozlerini indirecegim ki, Lara’yla dogru duzgun soyleyebilelim.

Seni seviyorum Marry Poppins!

>Haftasonu Özeti

>

Anne kız kuaför keyfi ve çiçekli, ışıltılı minik tırnaklar.


Biraz tembellik,

biraz oyun,

bol cilve…

içi bol badem ve aşk dolu, dışı pembe kalplerle süslü minik kekler,

ve keklerden daha lezzetli minik parmaklar…

Çocuklar uyuduğunda fotoğraf makinesiyle başbaşa kalan ben ve aynadan otoportre denemeleri.. Bir de şu netleme işini ve photoshopu çözsem…

>Arda’ya mektup

>
Yaptim. Sonunda SLP (Speech and Language Pathalogist) randevusunu aldim. Elim titredi ararken, duyabileceklerimin hosuma gitmeme ihtimali mi, yoksa anadilimizi konusmayan birinin sana yardimci olabilecegine inanmadigim icin mi bilmiyorum ama istemeye istemeye aradim klinigi. Nedense aradigimda istedigim gune randevu alabilecegimi dusunmustum. Ancak 8.Aralik’a randevu alabildim. Meger burada, cok dilli, cok kulturlu ortamlarda yetisen cocuklarda cok yayginmis gec konusma. Bu yorum icime su serpmedi, sadece umit dustu, belki 8.Aralik’a kadar sen konusuverirsin de, sevincle randevuyu iptal ederim diye.

Sosyal bir cocuksun, diger cocuklarla buyuklerle iletisim kurma problemin yok. Konusmaman engel olmuyor senin iletisimine. Kendine guvensizlik, utangaclik gibi engellerin de yok. Rahatlikla yeni gruplara, ortamlara giriyorsun, hemen iletisim kurabiliyorsun baskalariyla. Ama tek kelime konusmadan. Okuldaki “show and tell”lere sevincle goturuyorsun birseyler, nasil anlatiyorsun merak ediyorum cidden ama eminim bir yolunu buluyorsun demek ki.
Oyunlar kuruyorsun, oynuyorsun, bazan kavga ediyorsun, kiziyorsun ama konusmadan…
Karsindaki insanin hangi dil konustugu engel olmuyor sana, cunku konusmadan ifade ediyorsun kendini. Herkese anlatabiliyorsun anlatmak istediklerinin cogunu.. Belki de bu cok dilli ortamda kendince buldugun care bu, dil engelini kendince ortadan kaldirdin bu sekilde.

Yuzunle, gozlerinle konusuyorsun, cogu zaman da resmen pandomim yapiyorsun. Belki de en buyuk engelin senin konusmadan kendini cok iyi ifade edebilmen. Belki biz anlamamliyiz bunlari ama sen zorla birseyler yaptirilabilen bir cocuk degilsin.

Ogrenmen geri kalir diye korkuyorum ama ogreniyorsun birseyler. 5’e kadar sayilari taniyorsun, minicik parmaklarinla gosteriyorsun rakamlari. Sayi saymayi bildiginin uzun zamandir farkindayim, o hani herkese bir tas verecek sekilde kisileri sayip, ayni sayida tas getirdigin gun farketmistim bunu. Iki haftadir bazi harfleri tanimaya basladin. Sanirim Lara’nin yazi yazmayi ve okumayi ogrenme merakindan sen de payini aliyorsun. Ama harfleri yanyana getirip kelimelere dokmuyorsun bir turlu.

Kendi yapamadigimi, profesyonel birinin yapabilecegini umarak seni konusma terapisine baslatacagim. 8. Aralik’a kadar bekleyisteyiz.

Seni cok seviyorum, askimsin sen benim.

>İyi ki doğdun Lara !

>

Lara bugün, uzun zamandan beri dört gözle beklediği 5 yaşına bastı. Ama hafif bir hayal kırıklığı var sanki. 5 yaşına geldiğinde boyunun daha uzun olacağını, saçını kırmızıya boyatabileceğini, araba kullanabileceğini hayal ediyormuş.

Babası 3.Kasım’da Türkiye’de olacağı için, Lara’nın doğum gününü geçtiğimiz Cumartesi günü kutladık. O gün tam Halloween’e denk geldiği için, partiyi Halloween temalı yaptık. Parti süperdi falan da, Lara gerçek doğum gününün 3.Kasım olduğunun farkındaydı hep. Her akşam yatarken ‘benim bu akşam boyum bu kadar uzayacak, di mi anne? 5 yaşında olacağım çünkü.’ diye sordu hep. Bugün gerçekten 5 olduğunu ona anlatabilmek için tekrar minik bir tören yaptık, mum üfledik. Ama hala 5 yaşında olduğuna inanamıyor. Çok komik. 5 yaşı nasıl birşey olarak hayal ettiyse bir türlü aklına yatmadı bir günde 5 olabileceği…


Evi prensesler ve süper kahramanlar bastı.



Mutlu yıllar minik prensesim, seni çok seviyorum.

>Mim – 7 ilginc ozellik

>Ilk defa “mim”lendim Beste tarafindan, cok heyecanliyim! Mim, blog yazarinin 7 ilginc ozelligiymis anladigim kadariyla ama anneler cocuklarinin ilginc ozelliklerini yazmaya baslayinca yon degistirmis. Cocuklarin her gunu mucizevi, onlarla gecen her an ilginc bence. Gerci bu blog zaten buyuk oranda benim onlarla gecirdigim ilginc anlara yer veriyor ama yine de her anne gibi cocuklarim hakkinda yazmak benim icin en keyifli konu.

Cocuklarimin ikisinin de kendi sahislarina munhasir ilginc ozellikleri var, ancak ben ikisinin ortak ilgincliklerini siralamak istiyorum ki daha ilginc olsun.. Buyrun bakalim;

Arda 3,5 , Lara ise yarin itibariyle 5 yasinda

1) Birbirleriyle cogu zaman anlasamaz gorunurler. Surekli bir kedi-kopek durumu vardir evde, ama bir turlu birbirlerinden vazgecemezler. Bir gun, alisveris merkezindeki isimiz bitince dogal olarak oradan cikmak istedik. Arda hic ayrilmak istemedi mekandan ve oldugu yere cakilip surat asmaya basladi. Ben de biraz dil doktukten sonra “Amaan, gelmezse gelmesin, ben gidiyorum” deyip arkami dondum, yurudum. Lara bir anda aglamaya ve beni cekistirmeye basladi. “ben kardesimi birakmak istemiyorum. Ya birileri onu calarsa? Eve nasil doner tek basina?” diye.. Saka yaptigimi anlatip, ikisine birden sarildim… Beni hayran birakan bir bagliliklari var birbirlerine. Sabahlari Lara, Arda’nin coraplarini falan giydirir bazan, cok tatlidir o halleri.

2) Ikisi de seyahat etmeye, gezmeye bayilir. Yeter ki evden ciksinlar, her turlu zor kosula katlanirlar. Saatlerce arabada seyahat edebilir, arabada, ucakta, pusette, koltuk kenarlarinda, kucakta uyuyabilirler. Hatta seyahatteyken mumkunse hic uyumazlar ki, birsey kacirmasinlar. Saatler suren ucak yolculuklarini cok heyecan verici bulurlar, cok eglenirler. Saatlerce yuruyebilirler, yeter ki ilginc birseyler olsun isin sonunda. Onlarla seyahat etmek cok keyiflidir.

3) Ikisi de miktar olarak cok yemek yemez, zayiftir. Ama damak zevklerine cok duskundurler, pizzalarina taze cekilmis karabiber, salataya ekstra zeytinyagi ve limon isterler. Tadi guzelse ve cok aci degilse, her mutfagi denerler ve yerler. Lara dim sum sever, Arda nasi goreng. Lara salak yer, Arda mango.

4) Ikisinin de suda bizi endiselendiren bir rahatliklar vardir. Suda gozlerini acarlar, nefeslerini tutup dalarlar. Cikip cikip atlarlar, taklalar atarlar. Kulaga, buruna su kacmis, su yutmuslar, hic umursamazlar. Havuzdan ve denizden cikmak her seferinde olay olur.

5) Ikisinin de hayvanlara ozel bir duskunlugu vardir. Aslinda Arda’nin duskunlugu daha cok boceklere karsidir. Her bocegi tutup incelemek ister ki, bu tropik ulkede bizi endiselendiren bir ilgi alanidir. Gecen gun kaplan taklidi yaparken onunden gecen bir karincayi yemeye kalkti da, zor durdurduk. (Kime benzedigini ben cok iyi biliyorum da, simdi aciklayip karizmasini zedelemeyeyim.. O kendini bilir. Hahaha!) Lara ise hayvanlara karsi cok rahattir. Koskocaman ata nese icinde binip dolasmasi, dev gibi papaganlari gozunu kirpmadan kollarina almak istemesi ve almasi beni bile saskinlik icinde birakir hala.

6) Ikisi de cok merhametli ve adildir. Benim minik ogretmenlerimdir onlar. Sabrimin, enerjimin tukendigini hissettigim zamanlarda hemen durumu anlayip, minicik elleriyle yuzumu oksarlar, beni sakinlestirir, motive ederler. Arda’nin tipik bir yuz ifadesi vardir bu durumlarda, sefkatle ama ilgiyle yuzume bakip koltuga tirmanir ve kafami gogsune dayar, saclarimi oksar ensemden. Lara ise en tatli ses tonuyla konusur. “Selen’cim, you can do it”, “kizacak birsey yok annecim, toplariz” gibi sozler soyleyip rolleri degismeye bayilir.

7) Bu en son maddeyi yazmak cok zor geldi. Cunku daha yuzlerce sey var yazacak. Herkesin cocugu kendisi icin cok ozel. Yazdiklarimi okuyanlar bunlari siradan bulabilir ama biliyorum ki anneler, cocuklarin en basit ve siradan davranislarinin bile bizlere ne kadar ilginc geldigini bilir ve anlar… O yuzden ben de Beste gibi 6 maddede birakiyorum listelemeyi ve Ebru’yu ve Zeynep’i mimliyorum.

>Organize isler

>Bir hummali hazirliklar icindeyim ki, hic sormayin. Buyuyunce cikolataci mi olayim, yoksa parti organizatoru mu karar veremiyorum. En son kendi dugunume boyle hazirlanmistim sanirim. Hatta belki bu sefer daha da abartiyor olabilirim ki, kocamda kiskanclik emareleri seziyorum sanki. Kafayi yedigimi falan soyluyor ki, kafayi yemis olamam, demek ki kesin kiskaniyor.

Yapilacak is ve alisveris tablosunu iki hafta once hazirladim. Tahmini TAKT zamanlarini, yaklasik bir hesaplama yontemiyle belirledim. Buna gore gecelere boldum isleri. Neyin ne zaman, ne kadar surede yapilacagi belli. %70 verimlilikle yaptim hesaplarimi ki, acemilik, cocuk, uyku, plansiz aktiviteler, acil durum gibi faktorleri de hesaba katmis olayim. Simdilik hersey yolunda gidiyor. Bir tek bu geceki balo isimi bozacak sanki ama onu da az uykuyla hallederim gibi.

“Happy Birthday Lara” suslerinin kartona pastal dizilisini yaptim dun aksam. Pastal verimliligi cok yuksek oldu. Bir de kesme islemi icin KAIZEN yaptim, duz kenarlari karton kenarina ve birbirlerinin yanina denk getirip, kesme suresini %54 azalttim. Hahayt, superim! Kalan kartonlardan baska susler yapabilirim ama bunu master uretim planina dahil etmemistim. Bakalim verimliligi arttirip, buna kapasite yaratabilecek miyim? Gorecegiz…

Aslinda ben eskiden boyle degildim. ITU’de gecen 4 senenin ardindan boyle oldum.. Evet, efendim muhendisim sadece, kesinlikle kafayi yeme durumu yok. Askolsun yani…

Pek cok kisi icin birsey ifade etmeyen bir yazi oldu ama 8 saatlik bir yalin uretim denetimine maruz kaldim dun, etkiler bunyeden hemen atilmiyor, ben n’apayim? Radyasyondan beter vallahi.

Bu sarkiyi, pardon yaziyi yalin uretim egitimlerine ve denetimlerine saatlerini, gunlerini adayanlara ve cocuklarinin dogum gunu partilerini, minik meleklerini mutlu etmek icin en guzel sekilde kutlamaya calisan butun annelere adiyorum. Ozellikle de benim dogum gunum icin, Demirel doneminde yag ve seker kuyruklarinda bekleyip, yoktan pasta var eden kendi anneme.