>Ama maalesef gene döndüm… En kısa zamada işleri toparlayıp yazacağım.
Lara giderken ‘Anne, biz Bali’de mi yaşayacağız artık?’ diye soruyordu. Ah be güzelim, gönül başka neresini ister ki yaşamak için, keşke.. Belki bir gün, istemeye ve hayal kurmaya devam.
Category Archives: Jakarta’da yasam
>JAKARTA’DA 1 YIL !
>Bugun ailemizin Jakarta’daki birinci yili! Hepimize kutlu olsun. Degisikligi hayatimizin parcasi haline getirdigimiz icin, degistirmeye gucumuz yetmeyen seyleri kabul edecek, degistirebileceklerimizi degisterecek gucu kendimizde ve birbirimizde buldugumuz icin hepimizi kutluyorum.
Engelleri hep sirt sirta vererek asalim, her turlu zorluktan daha guclu, daha birbirimize bagli cikalim, sevgimiz ve saygimiz, birbirimize ve kendimize guvenimiz artarak cogalsin. Birlikte oldugumuz her yer evimiz olsun. Evimiz herkesin mutluluk, huzur ve kendini gelistirme imkani buldugu bir siginak olsun hep. Sahip olduklarimizin kiymetini bilelim, sukretmeyi unutmayalim. Hersey hep bizim olacakmis gibi tadini cikaralim ama bir gun kaybedebilecegimizin bilincinde olalim. Onemli olanin bizde kalan tecrubeler, kendi gelismimiz oldugunu hep aklimizda tutalim. Kendi sinirlarimizi zorlamaktan korkmayalim. Hayatin farkli renklerini, farkli tatlarini kabullenelim, hayatin onlarla daha guzel oldugunu farkedelim, degisiklikten, degisikten korkmayalim. Dunyanin her yerinde ve her kulturunde insana sayginin ve dogru iletisimin cozemeyecegi sorun olmadigini unutmayalim. Nerede yasarsak yasayalim, icinde bulundugumuz topluma ve cevreye saygi gosterelim, faydali olmaya calisalim. Icimizdeki bu kesfetme tutkusunu, ogrenme acligini, yasama sevincini, cesareti ve birbirimize olan sevgimizi hic ama hic kaybetmeyelim.
Birlikte nice mutlu ve saglikli gunlere….
>Bir kase corba icerken aklimdan gecenler
>Bogazim agriyor, keyfim yok, midem birseyler yememi istemiyor. Canim bol limonlu mercimek corbasi cekiyor. Evin disinda nerede bulurum ki? Bulamam. Tavuklu kuskonmaz corbasi iciyorum yerine. Ilk yudumu alana kadar mutsuzum. Corba guzel mi? Cooook guzel. Turkiye’de olsam, canim bunu ister miydi? Isterdi vallahi. Ustune de zencefilli, balli ve limonlu cay icsem iyi gelir mi? Gelir gelir de, gectigi yeri zehir gibi yakiyor yahu bu. Iki senedir bekledigim dalis seyahatine gidiyor olmasam isim olmaz ya, ictim onu da zorla.
Yemek yerken karsimdaki garip ucluyu seyrettim. Yasli beyaz bir adam ve tombik, kara derili, Asya’li iki cocuk. Sonra baska bir yasli beyaz adam ve Asya’li yasli karisi geldi. Ilk adamin torunlariymis meger o sevimli kara cocuklar.
Insanin kendine benzemeyen cocuklari yada torunlari olmasi nasil bir his acaba? Beyaz irkin bir sure sonra yokolacagini okumustum, kesinlikle dogru olmali. Dominant gen olmadigi kesin, globallesme boyle giderse 100, 200 seneyi bulmaz beyaz irkin dunya uzerinden silinmesi.
Bu Asya’li kadinlarin cocukluk ve yaslilik halleri hos oluyor. Aradaki donemi ben pek guzel bulmuyorum. Begenen cok tabii ki, o ayri.
Insan irklarini beyaz, sari ve siyah olarak siniflandiran sivri zekali kim acaba? Cinliler sari mari degil, basbayagi beyaz. Endonezya’lilar mesela, kahverengi, hatta bazilari siyah. Hintlilerin bazilari zenci gibi kapkara. Sudan’da gordugum bazi kadinlar zenci hatlarina ve bembeyaz bir tene sahipti. Ingilizler pembe, alkol alinca kirmizi… Derinin rengi midir yani insanin irkini belirleyen? Bu sacmalik okullarda hala ogretiliyor mu merak ediyorum, ogretiliyorsa eger, bizim cocuklarin kafasini cok karistiracagini dusunuyorum.
Gideyim calisayim ben iyisi. Seromoniyle ugurlaniyorum garsonlar tarafindan, herbiri ayri tesekkur ediyor, n’aptiysam bu kadar iltifati hakkedecek?.. Burada herkes cok guleryuzlu, yuzum kiris kiris oldu bir senedir gulumseyerek gezmekten. Huysuzum, keyifsizim, gulmeyin bana, geri gulumseyecek halim yok bugun.
>Bajaj
>Bu akşam eve gelince Lara’nın kulağı ağrıdığı için hemen onu alıp doktora doğru yola çıktık. Yolda yanımızdan Jakarta’nın ilginç taşıma aracı, motorsikletten bozma, toplu taşımanın lüksü, taksinin ekonomiği BAJAJ geçti.
Lara’yla aramızda geçen diyalog;
L: Anneee, Arda bugün okuldan eve bunlardan biriyle geldi.
A: aaa, gerçekten m?
L: Eveeeet, gerçekten
A: Neden bununla geldi ki eve?
L: E araba sendeydi, yağmur da yağıyordu, doğru mu?
A: Doğru valla…
Ben Arda’ya 23 Nisan şarkısı, bana ‘mama’ değil de ANNE demeyi öğretmeye çalışadururken, adam süzme Endonezya’lı olarak yetişiyor.
>Gunun raporu
>Tatsiz, gergin is gorusmeleri. Basvurularin hepsi iceriden, hatta cogu benim kendi ekibimden. Simdi ben ne sorucam bunlara gorusmede? Zaten taniyorum hepsini, ne sacma sey. Kimin terfi olacagi da belli zaten.. bos isler.
Karsimda katur katur yer fistigi yiyip, telefon konferansini loud speaker’dan tek basina yapan bir sahsiyet. Ozel olarak uyarilacak, listeye alindi.. Sevmiyorum acik ofisi. Odasi olsun herkesin, kapatsin kapisini fistik yesin, gaz cikarsin, chat yapsin, naaparsa yapsin.. ben de rahat rahat calisayim..
Bir dogum gunu ve muhtemelen sokakta gordugum el arabalarindan yada ofisin arkasindaki kohne yerlerden alinarak olusturulmus karisik snack tabagi. Yedim, guzeldi.
Patronun da dogum gunu ve geyik bir tebrik karti.. Allahtan tatilde, yoksa bir de geyik bir kutlama olacakti.
Gokleri yaran, yerleri titreten, yuregimi agzima getiren bir yagmur firtinasi.
Ofiste tifo salgini. Kimlerin tuvaletten cikinca ellerini yikamadigi belli oldu. Acaba o ikramlari yemese miydim? Amaan, yedim artik.
>Artik sevmeyecegim, butun kabahat benim
>Icimdeki Turkiye ozlemi bir sonraki emre kadar askiya alinmistir. Secim sonuclari beni gene uzdu, kirildim, darildim. Ne bekliyordum bilmiyorum ama sanirim asla icimdeki beklenti kaybolmayacak, her secim sandigindan ampul karanligi disinda gercek bir umit isigi cikmasini beklemeye devam edecegim. Ama bugun suratim asik, keyfim yok, kirginim, uzgunum. Simdi umidim Endonezya’daki genel secimler. Bari burada aydinlik kafalar kazansin, ulkesini ve insanini dusunen zihniyet basa gelsin.
Evde sokak simidi ve kuzu tandir yapmayi basardim, sucuk,beyaz peynir ve raki stoklarim bizi uzun sure idare edecek seviyede, ailem yanimda.. tek ozlemim kardesim, dostlar ve bogaz. Sevdiklerim birer ikiser ziyarete geliyor. Bogazi ozledikce de Hint Okyanusuna gidiyorum. Kuskunlugum ve Istanbul’daki soguk havalar gecene kadar hiiiiic gelmeye niyetim yok. Merak edenlere duyrulur.
>Bir yilbasi daha mi yoksa ?!
> Yarin yine tatil. Nedir, nedendir diye arastirinca yine bir yilbasi kutlamasi oldugu ortaya cikti. Bu sefer Hindu’larin yilbasisiymis. Neymis ogrenelim, gene kirmizi don falan giymek gerekiyorsa atlamayalim diye arastirayim dedim. Dedim ama okudukca kafam karisti, o kadar cok mitolojik isim ve astrolojik terimle anlatiliyordu ki daraldim, okumaktan vazgectim. Zaten okudukca canim Hint yemegi cekti, konstantrasyonum bozuldu, gozumun onunden somosalar, rogan joshlar, safranli pilavlar gecti.. karnim acikti. Bu kadar iste benim Hinduizm’le alakam, ayurveda ve yoga kelimelerini cumle icinde kullanirim, Hint yemeklerini mideye indiririm.
Neyse, ben ozetle sunu anladim, yilbasi Pazar gunuymus. Yarin Nyepi’ymis, Bali’li Hindularin yilbasindan uc gun once yaptigi arinma seremonisi yani. Hindu’lar cok eskiden bir suru farkli takvim kullaniyormus. Sonra Saka hanedani zamaninda birileri cikip tum Hindu’larin ortak kullanabilecegi bir takvim icat etmis. O yuzden Saka takvimi deniyormus. Bu takvim hem gunes, hem de ay dongusunu kullaniyormus, nasil diye hiiiiic sormayin. Zaten anladigim kadariyla hala tek takvim kullanilmiyor ama yanlis anlamis olmam cok muhtemel. Endonezya’daki Hindu’lar, Hindistan’dakilerden 15 gun once kutluyorlarmis. Yilbasindan uc gun once de Nyepi gununde Melasta ayini yapiliyormus.
Tarihi yazitlara gore Malesta su demekmis: izdiraplari, yasamdaki kotu elementleri uzaklastirmak icin, tanrilarin yolundan “yasamin kutsal suyu, Deniz”e yurumek. Dag koylerinde toren gole yada pinarlara yurunerek yapiliyormus.
Simdi Bali’de olmak ve o kutlamalari goruntulemek vardi.. Gerci kimse calismiyordur buyuk ihtimalle, sofor bile bulamazdik. Zaten gazeteler aman o gun Bali’ye gitmeyin, havalimanlari ve limanlar kapali, butun hayat duracak, turistler de saygili olsun fazla dikkat cekmesin (tercumesi: icip icip sarhos olup, sokaklarda gurultu yapmayin, akilli olun) diye uyarida bulunmuslardi.
http://www.thejakartapost.com/news/2009/03/24/bali-discourages-tourists-visit-island-039nyepi039-holiday.html
Tanrilarin adasi Bali… kimbilir ne guzeldir simdi tapinaklar, arka fonda Gamelan muzigi, incecik dantel bluzlari ve rengarenk etekleriyle kafalarinda adaklarini tasiyan guzel gozlu Bali’li kadinlar, bembeyaz giysili, sapkalarini ciceklerler suslemis erkekler ve cocuklar, her yer ciceklerle ve dantel gibi orulmus palmiye ve muz yapraklariyla susludur simdi. Pirinc teraslarinin arasindan tum zarafetleriyle denize yuruyorlardir. Aaaah Bali… Lara bosuna kafamizin etini yemiyor “ben Bali’yi ozledim, Bali’ye gene gitmek istiyorum” diye. Dort yasindaki cocugu bile buyuleyip kendine bagimli yapabilecek kadar sihirli, ozel bir yer Bali.

>Buddha Bar Jakarta
>Bağnazlıkla dindarlık, açık görüşlülükle istismar arasındaki sınırlar dünyanın heryerinde, her inanışında çok ince. Ve fikrini inançla savunanlar mutlaka kendilerini dinletmeyi başarıyorlar.
Paris kökenli George V adlı şirketin dünyanın pek çok yerinde lüks otelleri, spaları, klupleri, restoranları ve butikleri var. Bu şirket nedendir bilinmez, kendisine Budizmi tema olarak seçmiş ve Buddha Bar, Sidharta Cafe, Little Budha ve Buddhattitude Spa gibi mistik isimler kullanmış. Çok da başarılı işletmiş bu mekanları, öyle ki Buddha Bar’larda çalınan müziklerin albümleri bile dünya listelerine girer olmuş, tüm dünyada şubeleri açılmış, mekanlar ikonlaşmış. Bu başarılı pazarlama ve işletme öyküsü, şirket dallarını Asya’ya uzatana dek devam etmiş. Asya’daki tek şubelerini 2006 yılında Jakarta’da açmışlar.
Bir iki ay kadar önce, Endonezya’lı ve Malezya’lı Budistler Buddha Bar’ın kapatılmasını istiyor diye bir haber okuduğumda gülüp geçmiştim. Ancak iki haftadır hemen her gün Jakarta Post’ta bu konuyla ilgili bir haber çıkmaya başlayınca konunun ciddiye gittiğini farkettim. Budistler iki üç hafta boyunca düzenli olarak protesto gösterileri yaptılar. Hatta bir seferinde Buddha Bar’ın önünde dini ayin yaptılar, “burada o kadar çok dini imge var ki, tapınak olarak kullanılabilir” mesajını çarpıcı bir şekilde verdiler. Şehir yönetimi olaya tepkisiz kalmadı, resmi bir şikayet olursa değerlendiririz ama bu şartlarda herşey yasal, kapatamayız dedi. Protestoların hepsi olaysız, seviyeli yapıldı. Sonunda Buddha Bar’ın yönetimi olaya tepkisiz kalmayarak, anlaşmazlıklar giderilene kadar barı kapatma kararı aldı.
Şu anda tartışmalar tüm hararetiyle devam ediyor. Kapatmayı yanlış bulan Budistler, haklı bulan Müslüman ve Hrıstiyanlar, haksız bulan Müslüman ve Hrıstiyanlar, haklı bulan Budistler konuşuyor da konuşuyor. Olay nasıl sonuçlanacak bekleyip göreceğiz.
Bu olay bana neler mi düşündürüyor? İnançlar insanları yakınlaştırıyor mu yoksa uzaklaştırıyor mu? Dini inançları pazarlama aracı olarak kullanan şirketler kapatılabiliyor da, partiler neden kapatılamıyor? Dinin iktidar ve güç savaşlarının en büyük kozu olmaktan çıktığını insanlık tarihi görebilecek mi? “Endonezya’lilarin cogu Musluman, Asya subesini Jakarta’da acarsak Budistelerle basimiz derde girmez” diyerek fikri pazarlayan sivri zekali hala George V’de calisiyor mu? Şu meşhur Buddha Bar’a gitmek bize kısmet olacak mı?
>On derste Türkçe konuşma ve prenses olma kılavuzu
>Bunu mutlaka yazmalıyım. Bizim Lara, bakıcıları Ami’ye yoğunlaştırılmış Türkçe dersleri veriyor. Daha önce yakalamıştım, elma, kelebek, çilek, vs o an aklına ne gelirse Ami’ye gösterip Türkçe’sini öğretiyor. İşin komiği aradan yarım saat geçtikten sonra sınav yapıyor, ‘Ami, say butterfly in Turkish.’ diye.
Ben bu olayın farkında değildim. Bir gün eve telefon ettiğimde ve öğlen yemeğinde ne yediklerini sorduğumda, Ami ‘dolma’ diye cevap verince keşfettim Lara’nın sistematik bir şekilde Ami’ye Türkçe öğrettiğini. Şimdi de resimli oyun kartlarıyla oynuyorlar.Az önce Arda üstünde kaplan resmi olan kartı Ami’ye gösterdi, Ami ‘aslan’ dedi. Bizim küçük cadı hemen düzeltti, ‘not aslan, it’s kaplan’ diye.
Aynı zamanda da TV’de uyuyan güzel’in çizgi filmini seyrediyorlar. Filmdeki kızcağız henüz prenses olmamış, kırlarda çıplak ayakla dolaşıyor. Lara’ya aramızda geçen diyalog şu:
L: Anne, prensesler bence dışarda çıplak ayakla gezmez, di miii?
S: Evet canım ama bu kız daha prenses olmadı sanırım.
L: Karnından bebek çıkınca prenses olucak. Bir de prenseslerin squirrel’leri ve bunny’leri olur.
Çok komik bu küçük insanlar, onlarla birlikte olmak dünyanın en keyifli şeyi.
>Puri Santi Spa
>Çocuklar doğmadan önce hazırlanması saatler süren, herkesi bekleten bir tip değildim ama kendime vakit ayırmayı sever, bir yere gidilecekse evden çıkacağım son ana kadar makyajımla ve giysilerimle ilgilenmekte bir sakınca görmezdim. İki çocuk sahibi olduktan sonra bu olay tamamen değişti. Kendime ayırdığım, sakin zamanlarda garip bir boşluk ve suçluluk duygusu kaplar oldu içimi. Bu tür zamanlarda, sanki yapmam gereken önemli birşey varmış da, bir türlü hatırlayamadığım için vakit kaybediyormuşum hissine kapılır oldum. Kafamdaki zaman çizelgesine harfi harfine uyma stresi geldi. Herkesi bu plana uydurmak için peşimden sürükler oldum. Tabii ki şimdi oturup kendimi suçlayacak değilim. İki küçük çocuk büyütüp çalışma ve gezme hayatına aynen devam etmeye çalışmak kolay iş değil. Gerçekten de eğer o kafamdaki plana uyulmazsa, zincirleme olarak bir sürü şey etkileniyor. Çocuklar yemeğini zamanında yemezse, zamanında uyumuyor. Onların zamanında uyumaması benim de daha az uyumam, ertesi sabah spora gtimek için erken kalkamama, ertesi günkü yemeği yapamama hatta duş bile alamama kadar zincirleme bir sürü şeyi etkileyebiliyor. Neyse konudan saptım. Bu durum neyse ki çocıklar büyüdükçe düzelmeye başladı. Tunç’un desteği ve çocukların daha bağımsız olmaya başlamasıyla, ben kafayı yemeden yavaş yavaş normal insan temposuna dönmeye başladım.
Bunları anlatmamım sebebi, ’11 aydır Endonezya’dasın da bir kere bile spa’ya gidip masaj yaptırmadın mı be kadın?’ tepkisine baştan cevap vermek. Çünkü Endonezya masajla ve çeşitli spa terapileriyle ünlü. Spa bulmak ise zor bir iş değil, her köşede iyi yada kötü mutlaka bir tane var. Ben de sonunda bugün daha önce annem tarafından denenip onaylanan Puri Santi’ye gittim.
Sıkılırım, öyle saatlerce vakit öldüremem orda, zaten masaj insanı değilim, hem masaj yaptırırken canım acır hem de ertesi gün heryerim tutulur diye kendime body scrub ve manikür/pedikür ısmarladım.Ortam çok güzel, küçük ama harika bir bahçe, mumlarla, sularla, bambularla dolu minimalist ama zevkli ve huzur dolu bir mekan. İçeri girer girmez hangi renk oje istediğimi, manikür sırasında ne içeceğimi falan not aldılar. Kısa bir ayak yıkama ritüelinden sonra yukarıya, odama çıktım. 1 saat boyunca bütün vücudum kum gibi bişeyle yoğuruldu. Tam bir masaj olmadığı için tam bana göre oldu. Duşumu aldıktan sonra bir de losyonla ovuldum. Cildim yumuşacık, pırıl pırıl oldu. Sonra aşağı inip manikür/pedikür olayına başladılar. Masajı yapan kız pedikür sandalyesine oturuğunda birşeylerin ters gideceğini anlamıştım. Manikürleri işe yaramaz. Ben bile daha güzel oje sürüyorum. Ama fena olmadı gene de, ananas havuç ve elma karışımı meyve suyumu içtim, zencefilli bisküvi yedim, boğazımı yakıp aklımı başıma getiren bir zencefil çayı içtim. Dişarı çıkmadan biraz kendime gelmiş oldum. Ama bir daha manikür falan yaptırmam. Kendimi kulak memesi kıvamına gelene kadar yoğurtur evime giderim. Hatta belki bir dahaki sefere maske, yüz bakımı falan da denerim. Spa terapileri ve ortam çok başarılı.
Kesinlikle yine gidilmeli. Merak edenler için adres: http://www.purisanti.com
