>Tuvalet İkizi

>Bizim iş yerinde, muhtemelen diğer bölümde çalışan bir kızcağız var. İşyerinde birbirimizle hiç bir alakamız yok, ofisin neresinde oturur, ne iş yapar bilmiyorum. Fakat ne zaman tuvalete gitsem bu kızla karşılaşıyorum. 10 gidişimin 8’inde bu kızla bir şekilde karşılaşıyoruz. Artık bu karşılaşmalar acayip komik gelmeye başladı.

Aslında olay çok ilginç. Kız günde 20 kere falan tuvalete gitmiyorsa eğer, demek ki hemen hemen hep aynı zamanlarda çişimiz geliyor. Aynı saatlerde aynı miktarda sıvı içiyoruz desen, doğru bir mantık olmaz çünkü kız boyut olarak benim resmen yarım kadar. Gerçi boy, pos böbrek ve idrar kesesi boyutunu ne kadar etkiler bilmiyorum ama ciddi ciddi kızı gizli kamerayla izleme isteğiyle yanıp tutuşmaktayım. Bu kız benim tuvalet ikizim, ruh ikizi gibi yani… Başka açıklaması yok.

Kızla hiç diyaloğumuz olmadı, ama hafif bir kafa sallamasından ibaret olan selamlaşmalarımız yerini gittikçe yayılan sırıtmalara bırakmaya başladı. Ne de olsa aylardır birlikte çişimizi yapıyoruz. Kızın adını falan öğreneyim bari, belli olmaz tuvalet kağıdı falan biter, yan taraftan istemek gerekir. Ruh ikizimi bulmak için denizin diplerine dalmam gerekmişti, tuvalet ikizimi bulmak için de taaa Endonezya’ya gelmem gerekiyormuş… Hayat işte!

>"Zıkkım için Körolasıcalar" Fetvası

>Burada geçen iki senenin ardindan artık bana pek inandırıcı gelmese de, Endonezya’nin dünyanin en kalabalık Müslüman nüfusuna sahip olduğu söyleniyor. İnandirici gelmiyor diyorum, çünkü hala kendince dinleri, inançları olan ada halkları var, bence bunların hepsi kayıtlara Müslüman diye geçiyor. Bir de o dinden bu dine atlayan insanlar var, Hrıstiyan aileden doğuyor, sonra Müslüman oluyor yada tam tersi. Işte bu yüzden kayıtların gerçeği yansıtmadığını düşünüyorum. Zaten insanlarin inançlarıyla ilgili istatistik tutma mantığı benim için tamamen anlaşılmaz ve kabul edilemez ya, işin o kısmına hiç girmiyorum.

Ülkede dini kullanarak otorite elde etmiş, başka bir deyişle sözü geçen bazı kuruluşlar var. Bunların en büyüklerinden biri Muhammadiyah Örgütü ve 30 milyon civarinda müridi bulundugu tahmin ediliyor. Muhammadiyah , diğer büyük organizasyon olan Nahdlatul Ulama (NU)’ya göre daha modern ve yenilikçi diye tanımlanıyor. Bu iki kuruluş da zaman zaman fetvalar vererek sosyal yaşama yön veriyorlar sözde.

Endonezya, tütün tüketiminde Çin ve Hindistan’in ardından dünya üçüncüsü. Gerçekten de genç yasşli herkesin elinde sigara var. Sigara içme yasağı da çoğu yerde uygulanmıyor yada gözardı ediliyor ve kimse sesini çikarmiyor. Geçtiğimiz günlerde Muhammadiyah Örgütü, „sigara içmek haramdır“ diye fetva verdi. Bunun üzerine sigara tüketiminde bir azalma olmasa da, ortalık bayağı bir karıştı. Saçma diyenler, haklı diyenler, dinin sigarayla ilgisi nedir diyenler, ben sallamam sigarami içerim diyenler, dev sigaralar yapip sokaklarda gösteri yapanlar…

Ben bilmiyorum ne yorum yapacağımı. Keyif veren her maddeye bağımlılığı prensip olarak onaylamiyorum, hele de sağlığa ve çevreye zararlıysa. Hayatımın yoga sonrası döneminde sigaradan kelimenin tam anlamiyla nefret ediyorum. Ama elimi vicdanima koyarsam, o karanfil kokullu, dudaklarinda şekerli bir tat bırakan ince sigaralar oldukça buralarda zor be!

>Kabus !

>Ruyamda neresi oldugu hakkinda hicbir fikrim olmayan ancak Turkiye olmadigini bildigim bir yerdeyiz. Apartman mi, otel mi artik herneyse, cok katli bir binada kaliyoruz. Cocuklarla ogle uykusuna yatiyoruz birlikte ve derin bir uykuya daliyorum. Ruyamdaki uykumdan telefonun sesiyle uyaniyorum. Telefonun karsisinda bir bayan, Turkiye’den birisinin Ayisigini’nin 14’uncu senesini kutlamak icin surpriz olarak bir restorana Turk yemekleri yaptirdigini, siparisin teslim edildigini soyluyor. O sirada bakiyorum cocuklar da yok. Ruyada olmanin avantajini kullanarak kendimi isik hiziyla otelin bahcesine isinliyorum. Aaaa, bir bakiyorum, Tunc’un yaninda grubu, cocuklar da yaninda, oooh, gulup oynayip yiyip iciyorlar. Hakikaten kazanlarla icli kofteler, kebaplar, cig kofteler, pideler gelmis.

„Niye haber vermedin?“ diye gurluyorum Tunc’a, „uyandirmak istemedim“ diyor. Aslinda adam hakli, uykumdan uyandirilinca da ayni ruh halinde oluyorum falan diye dusunurken bir bakiyorum ki lahmacunlar bitmis.


O an cinnet gecirmeye basliyorum. Elime ne gecerse Tunc’a firlatiyorum. „Nasil bana haber vermezsin? Nasil bana lahmacun ayirmazsin?“ diye deliriyorum. Sinirimi alamiyorum, „gidiyorum ben, bir saniye daha bu evde kalamam, hepinizi terkediyorum“ deyip pilimi pirtimi toplamaya giderken gogsumun uzerindeki minik olmakla birlikte nefesimi daraltan bacagin agirligiyla uyaniyorum..

Tunc 10 gundur Komodo’daydi grubuyla birlikte. Baba olmayinca bizim yatagi minik bocekler basiyor, onlarla yatmak cok keyifli ama iste boyle agzima burnuma ayaklarini tikayip kabus gormeme sebep olabiliyorlar. Kabus ta tam kabus ama, cok korkunc. Allah kimseyi lahmacunsuz birakmasin. Boyle cinnet gecirttirir adama lahmacunsuzluk iste, gozun cocuk mocuk gormez ceker gidersin.

Lara lahmacun yap diye basimin etini yiyordu gunlerdir, buyuk ihtimalle ordan girmistir bilincaltima. Dun aksam lahmacun yaptim da rahatladik ailece. Yanina da buz gibi ayran, misssss… Kocam da geldi Komodo’dan, masum, biseyden haberi yok, canim benim. „Deli misin askim? Durup dururken kendine is cikariyorsun, ne gerek var lahmacuna?“ diyor. Bilmiyor ki gecen aksam ben onu terkettim bu lahmacun yuzunden.

>Opucuk Toreni : Omed Omedan

> Carsamba gunu Hindu’larin yeni yili, yani Nyepi idi. Daha once bahsettigim gibi Bali’de Nyepi, sessizlik ve arinma gunu. Isik, ates yakmadan, sessizlik icinde, meditasyonla ve kutsal sularda bedenlerini ve ruhlarini arindirarak gecirdikleri kutsal bir gun. Nyepi’den hemen sonraki gun Bali’de kutsal Omed Omedan toreni yapiliyor.


Omed Omedan, sadece 15 yasindan buyuk bekar genc kiz ve erkeklerin katilabildigi bir opusme toreni. Torenin ozunde nefret ve kotu duygulardan arinma, saygi ve sevgiyi yucelestirme yatiyor. Cok cok eskilerden kalma, Bali kulturunun tarihi bir parcasi bu toren. Ancak Bali’li olmayanlar icin yanlis anlamalara, kotu degerlendirmelere cok acik olsa gerek ki Hollandalilar, Endonezya’yi isgal ettikleri donem suresince Omed Omedan’i yasaklamislar. Ancak Banjar Kaja’daki Sesatan koyunde, bu torenin yapilmadigi seneler hep ilginc doga ustu olaylar olmus. Bir sene, hic kimseye ait olmayan iki domuz cikmis ortaya ve torenin yapildigi meydanda kavga etmeye baslamis. Cok siddetli dovusmelerine ragmen iki domuzun da burnu bile kananamis. Baska bir sene koyun yaslilarindan biri meydandan gecerken birden transa gecerek koyun iyiligi icin Omed Omedan torenlerinin hemen yapilmaya baslanmasi gerektigini bildirmis. Doga ustu kriteri herkes icin farkli mutlaka ama bu isaretler koyluler icin buyuk anlam tasimis ve lanetlenmekten korkan Sesatan halki, gelenegi devam ettiren tek koy olmus. Gunumuzde de Omed Omedan’i seyretmek isteyen gencler Banjar Kaja’ya gider olmuslar. Ancak torene Banjar Kaja’nin yerlilerinden baskalari kabul edilmiyormus.



Bu kutsal opusme torenine hazirlik icin oncelikle koyun yasli erkekleri genclerin yuruyecegi yolu kutsal suyla islatiyorlar. Daha sonra torene katilacak gencler dua ederken, Barong dansi yapiliyor. Dans ve dua bittiginde gencler yolun iki yanina, kizlar sagda, erkekler solda olacak sekilde diziliyorlar. Buyukler gencleri bir guzel islatiyor. Bu kismi cok sevdim, amac harareti almak mi yoksa olaya islak t-shirt katarak daha mi kizistirmak emin olamadim. Kizlar ve erkekler birisini kestiriyorlar gozlerine ve sonra kurallarini tam anlayamadigim bir itis kakis basliyor. Birbirini secen ciftler bir araya geldiklerinde opusuyorlar. Kiz utangac, erkek cok istekli cikarsa hop kafalarindan asagi bir kova su bosaliyor. Seyirciler fazla merakli cikar da ciftlerin cok yakinina giderse, hop, onlarin basindan asagiya bir kova su. Ciftler opusme isini abartirsa, hop, bir kova su da onlara.

Islak, bol hareketli, bol kahkahali bir toren bu yani. Bu torende baslayan ve omur boyu suren evliliklerle sonuclanan asklar cok olurmus.

>Cok uzgunum, uzgunuz…

>Tropik yerlerin en buyuk problemi sivrisinekler ve bunlarin tasidigi tehlikeli hastaliklar malum. Biz de bahceyi 1-2 ayda bir duzenli olarak ilaclatiyorduk. Ozellikle yagmurlu mevsimde bu ilaclatma isi daha da onem kazaniyor cunku, biriken sularda sinekler daha hizli cogaliyor. Neyse, iste bu sefer nedense ilaclatma isini cok aksattik. Aylardir ilaclatmiyorduk bahceyi.

Hafta sonunu cocuklarla planlarken Cumartesi gunu annenin gunu olacak, Pazar gunu de onlar ne isterse onu yapacagiz diye konusmustuk. Pazar icin sundugum alternatifler arasindan evde kalip muffin pisirmeyi ve on bahcede piknik yapmayi tercih ettiler. Isin icine koskocaman on bahce girince, ben de risk almayayim diye bahcenin ilaclanmasi icin ilaclama sirketini Cumartesi gunu gelecek sekilde cagirdim. Ancak ben ogle yemeginden sonra ilaclamayi beklemeden disari ciktim. Olabilecek aksilikler hakkinda aklima hicbirsey gelmedi, nasil dusunemedim bilmiyorum….

Ilaclama yapilirken bizim sivrizekali guvenligimizin mutfak kapisini acip iceri kacacagini, bu esnada ilactan kacan bahce boceklerinin mutfaga dolusacagini, ilac gazlarinin da tabii ki mutfaktan eve girecegini dusunemedim. Kapilarin altindan sizan gazlara bir de mutfaktan gelen eklenince cici kusumuzun minik bedeninin bunu kaldiramayacagini dusunemedim… Minik kuslarin gazlara karsi ne kadar hassas oldugunu nasil dusunemedim…

Dun keyifsizdi zaten, bu sabah kalktigimizda olmus oldugunu gorduk.. Ne yazik ki Lara da gordu. Gazlardan etkilendigini o soyledi zaten aglamakli gozlerle. Herseye ragmen butun gucunu toplayip okuluna gitti. Arda kalkmadan uzucu sahneyi kaldirdik gozler onunden. Servise binerken Lara „Yeni kus aliriz di mi anne?“ diye sordu mangga karakterleri gibi titreyen yaslarla parlayan kocaman gozlerini bana dikip, „aksam konusuruz“ deyip gecistirdim. Berbat bir gun bugun…

>Elim sende!

>Aaah Acalya, „mim“ kelimesini kullanmaya korkar ettin beni, sobe mi diyecektik, ebe mi sasirdim simdi! Ne guzel mim diyor geciyorduk, mutlu mesut yasiyorduk kafamizi kuma gomup. Fazla bilgi basa dert vallahi sekerim, kafam karisiyor, ustumde buyuk baski hissediyorum. Her ne ise, iste onlardan geldi bana bir tane gectigimiz hafta, hem de kalbimde ozel bir yere sahip olan bir bloggerdan, Oytun’dan. Onumuzdeki gunlerde cok yogun olacagim, simdi sabah cayimi icerken yazayim dedim.

Oytun’un blogunu bilmeyen varsa hemen tiklaminizi tavsiye ederim. Sayfanin estetigi, fotograflarin guzelligi, tariflerin secilmisligiyle her yanindan ozen, emek, kalite ve zarafet akiyor. Yazilarini oylesine duru ama akici bir anlatimla yaziyor ki, hikayeyi yemek tarifine nasil baglayiveriyor sasiyorum her seferinde. Yemek tariflerini ise son derece detayli anlatarak, ismini telaffuz dahi edemedigim Fransiz yemeklerini, benim gibi acik noktalarda devresi atanlarin bile anlayabilecegi ve yapabilecegi hale getirebiliyor.

Oytun’un gonderdigi mimin (oh be, mim dedim rahatladim) kurallari soyle;
2009’un neden iyi geçtiğine dair 5 madde (en az) yazılacak
1. Olumlu şeyler yazılacak
2. Bu yazı düşünmeden hemen yazılacak
3. Ve 5 kişi mimlenerek oyuna dahil edilecek

Hemen ve dusunmeden yaziyorum;

Biiiiir: Ailemiz icin saglikli, huzurlu ve mutlu bir yildi. Daha ne isterim ki? Baska sebebe gerek yok aslinda ama devam.

Ikiiiii: Yogayla tanistim ve hayatima getirdiklerini cok sevdim.

Uuuuc: Yuzyuze ve sanal ortamda bir suru dunya tatlisi insanla tanistim 2009’da. Bazilarinin hayat boyu dostum kalacagini biliyorum.

Dooort: Daha once hic gitmedigim yerlere gittim, hic gormedigim canlilar gordum, hic tatmadigim yemekler yedim.

Beeees: Ilk kez evin videocusu sifatimi kenara birakip fotograf makinesini aldim elime ve bu isten buyuk keyif aldim. Henuz emeklesem de, fotografciliga adim atacagim gunu dort gozle bekler oldum.

Daha yazarim aslinda ama tadinda birakayim. Ben kimseyi ebelemiyorum, oyle ortaya birakiyorum bunu. Soyleyin bakalim 2009 sizler icin neden guzel gecti? Elim sende!

>4 yasindasin artik Superman!

>
Minik sevgilim, 1.Mart’ta dorduncu dogum gununu kutladik. Sen evde „I lab mommy“ diye gezerken ben oylesine yogundum, sonrasinda da kendi dogum gunu kutlamamla oyle bir simartilmaktaydim ki, bu yaziyi yazmak bugune kaldi. Gecen sene hepimizin dogum gunu sessiz sakin gecmisti. Bu sene ise Lara’yla baslayan bol hareketli, eglenceli dogum gunu kutlamasi furyasi hem senin, hem benim icin devam etti. Baban bence imkansizi basararak burada, sevgili arkadaslarimizla birlikte bana supriz dogum gunu partisi organize etti. Gercekten inanamadim, citayi cok yukseltti bir anda ki bundan ayrica bahsedecegim. Bakalim babanin dogum gununde neler olacak 🙂

Okuldaki arkadaslarin ve diger kankalarin geldiler senin dogum gunune.


Bir adet Spiderman, bir sihirbaz ve balonlardan inanilmaz seyler yapan bir palyaco vardi partinde.


Sen de, Lara da cok eglendiniz. Lara butun sihirbaz gosterisi boyunca asistanlik yaparak bir kavanoz balik kapti sihirbaz amcadan.

Senin ise kutudan cikan tavsani, bir kartal hizinda kosup adamin elinden kapman gozumden asla gitmeyecek. Kimse ne oldugunu anlayamadan, sen kucaginda tavsanla koltuguna kurulmustun ve arkadaslarin etrafini sarmisti coktan.



Dogum gununden iki gun once minik bir muhabbet kusu aldik evimize. Sizin gittikce artan hayvan sevginizin etkisi cok buyuk ama sanirim en cok kendim icin istedim bu kusu. Siz de deli oldunuz tabii ki minik Bucur icin. Bu fotograflar da Bucur’un yeni evinde gecirdigi ilk gecenin sabahi. Siz gozunuzu acar acmaz,daha yuzunuzu yikamadan kusa kostunuz. Hemen de kaynastiniz gordugun gibi.

Bir de baliklarini bekleyen, babanin birkac haftadir ugrastigi, sabirla, yavas yavas sistemini kurdugu bir tuzlu su akvaryumumuz var. Hangi baliklari icine koyalim diye konustugumuzda sen „Memo“ dedin, Lara da „Dory“ istedi.

Seni cok seviyorum minik sevgilim benim. I lab you.

>Tarihte Bugun: Dunya Kadinlar Gunu

>Dunya kadinlar gununun cikisi 1973 senesine dayaniyor. 8 Mart 1973’te o gune dek gorulmemis guzellikte, isil isil bir kiz bebek geliyor dunyaya. Bu bebege annesi Sebnem, babasi da Selen adini veriyor. Bu bebek oyle bir isik ve mutluluk saciyor ki etrafina, varligi butun dunya tarafindan duyuluyor. Dunyanin her yanindan bu bebegi gormek icin insanlar Turkiye’nin Tekirdag sehrine akin ediyor. Selen’i gormek icin Tekirdag’a gelen yabancilar Tekirdag rakisiyla tanisip, bu ickiyi kendi ulkelerinde uretmeye calisiyorlar. Iste Fransizlarin pastisi, Yunanlilarin ouzosu, Italyanlarin grappasi, Ispanyollarin orujosu ve benzer daha pek cok alkollu icki boyle ortaya cikiyor. Yuzunu gorene butun dertlerini unutturan bu bebegin dunyaya yaydigi huzur ve mutluluk sebebiyle, Birlesmis Milletler 8 Mart’i „Dunya Selen Gunu“ ilan ediyor. Selen ilkokul cagina geldiginde butun dunyanin 8 Mart’i kendisi icin kutlamasina gonlu razi gelmiyor, „Bugun bundan sonra Kadinlar Gunu ola“ diye buyurarak bu gunu butun dunya kadinlariyla paylasiyor. Iste o gun bugundur 8 Mart, Dunya Kadinlar Gunu olarak kutlaniyor.

Isin asli Amerika’daki kadin tekstil iscilerinin ayaklanmasina dayaniyor ki o da bana uyar. Ben de tekstil iscisiyim ne de olsa. Seneye de bu tema uzerinde yazarim tarihi yazimi artik.

1 Mart’ta minik Arda’nin dogum gununu Spiderman’li, sihirbazli falan kutladik. Oyle yogun bir haftaydi ki, bunu bile yazamadim, ama yarin resimlerini yukleyecegim bebegimin. Bugun de benim dogum gunumu butun gezegence kutluyoruz. Boyle de alcakgonullu, yuce bir insanim iste. Haydi dagilalim, gidip erkekleri taciz edelim, her ne iciyorsak Selen’in serefine kaldiralim 🙂

>Bagirsak alir miydiniz?

>Ben korku filmi seyretmem, ne diye kendimi huzursuz edeyim durup dururken? Korkuyorum kardesim, filmi seyrederken korkmasam da sonrasinda etkileniyorum. Ben masallari severim, masalsi hikayeleri, mitolojik hikayeleri, zekice yazilmis senaryolari, beni sasirtan yonetmenleri. Mesela Guy Ritchie’nin Sherlock Holmes’u ne guzeldi, yine cok akillica kullanilmis kamera oyunlariyla ve izleyiciyi icine ceken muzip bir kurguyla orulmustu film. Hic korku filmi olarak dusunmemistim ben bu kurtadam filmini, ama yonetmen benimle ayni fikirde degilmis belli ki.

Sherlock Holmes’ten agzimda kalan tatla esimin Kurtadam’a gitme teklifini kabul ettim. Ne de olsa masalsi bir hikayeydi, yine Ingiltere’de benzer zamanlarda geciyordu falan. Film boyunca da cok ilginc sonuclanabilecek detaylar yakalamis olduklarini farkedip, merakla bunlarin nasil sonuclanacagini bekledim. Mesela babasinin kurtadam olmasi, babanin kurtadam oldugunu bildigi halde senelerdir yaninda kalip ona bakan Hint’li hizmetkar, babanin kurtadam virusunu Hindistan’dan kapmis olmasi, Cingene kadinin kurtadam tarafindan isirilan adamin yaralarini dikerken „sadece sevdigi kisi tarafindan kurtarilabilir“ diye bir detay vermesi falan gibi.

Ama sonra ne oldu, bu ortaya atilan detaylarin hicbiri bir yere baglanmadi. Zekice sonuclandirilabilecek pek cok esrar ortaya ciktiktan sonra, seyirciye sunulan bol kanli bagirsak sahneleri oldu. O ne oyle yahu, boyle mi cekilir kurtadam filmi? Ic organlari uzerine bir film cekeceksen ne diye o tur detaylari kafasina sokuyorsun izleyicinin? Hint’li usak oldu, neden senelerdir bu kurtadamin yaninda kaldi, Hindistan yaninda mi getirmisti kurtadam baba onu? Hindistan’daki kurtcocukla bir ilgisi mi vardi? Esrarengiz zemini hazirla, sonra git kuru kuru oldur adami, is mi? Kurtadam baba, kucuk oglunu neden oldurdu durup dururken? Seven kadin gitti gumus kursunla oldurdu kurtadami, hani kurtaracakti? Bu muydu yani kurtulus? Zaten herkes oldurebiliyor kurtadami gumus kursunu bulduktan sonra. Ne oldu „sevginin gucu“ olayina? Madem adami vurup oldureceksin, bari hic oyle bir yem atma izleyiciye, degil mi? Ayrica o Cingene bilge kadindan da saglam bir buyu beklerdim, kizin alnina ayakustu parmagini basip gonderdi. Olmamis… Ben filmi seyrederken otuz tane senaryo yazdim bile kafamdan.

Sevmedim ben bu kurtadam filmini. O kadar cok bagirsak mide falan gormek istesem, giderim kasap vitrinini seyrederim. Tunc sevdi gerci, itiraf etmedi ben o kadar yuklenince ama anladim ben. „Anthony Hopkins’e cok para gitmis, o yuzden herseyi sonuca baglayamamislar, para kalmamis“ diye komik bir yorum yaparak konuyu kapatti. Senaryonun ve yonetmenin aciklarinin bol bagirsak ve kanla kapatilmaya calisildigi vasat bir filmi son derece romantik bir sekilde seyretmis olduk.

O kadar cok bagirsak gorunce Turk’un aklina ne gelir? 🙂

>Going out !

>We started “going out” with this cute guy. “Going out” was the term we used to use those days, which didn’t require people to pronounce the word “relationship”. There were two aspects of this term being used. Turkish society had been going through immense changes over the last century. Our people had to jump from a conservative, religious, suppressed life to a modern, competitive and fast changing one in a very short time. Majority of the population in the big cities adapted themselves to this new life. However, there was still the rest of the country trying to catch up with the fast pace of the change. Therefore, relationships were seldom talked about openly in families and “going out” was an innocent term that didn’t have any resemblance to an intimate relationship. Although it was strong enough to make people uncomfortable, it was still a neutral, innocent word when it came to defining a relationship. This was one reason of the popularity of this term.

The other reason was the fear to break the code of new generation of Amazons. I think the fear of commitment, broken marriages and epic stories of free working women were on the top of their fame in Turkey in the 90s. “Commitment”, “marriage”, “having children” were scary words to the young working women. They just wanted to have a selfish, independent, irresponsible and free life. This was all they wanted and this they had. These women used live in packs like wild dogs, they were strong, independent, charming, clever and loved having fun. No men could be as witty as they were. They felt the pleasure of a black widow when they cunningly humiliated a man. However, the little girl hiding deep inside the amazon’s heart kept waiting for her prince charming. Whenever a member of the pack got engaged in a romantic and happy relationship, they were green with envy. They wanted a strong man, but they wanted to be stronger. They wanted their man to commit, but they were scared of commitment. They wanted to be protected and taken care of, but they wanted to be equal or even superior to their man. They wanted to have one night stands, but they felt sorry when they never received that telephone call next morning. They were amazed that none of their relationships worked out. They just couldn’t figure out why.

In this environment of free but unspoken relationships, men could easily approach women. Sadly, this new modern, open and horny generation of women changed the relationship concept in men’s head, too. Men also started looking for short term, meaningless relationships which is usually fine for most men. Respect and love started disappearing from the relationships so quickly that nobody realized what was missing. And there came a generation of unhappy relationships and unsatisfied people.

However, our relationship was different. We were really “going out” with this cute guy. We were having dinners, I was helping him in his dive center. He was clearly interested in me and I was definitely attracted to him. This guy was different than the rest of the men I knew, he respected my space, never even had an attempt to hold my hand. I loved the way he got all shy and blushed when he was with me. I knew that he respected me and wanted me so deeply that he didn’t want to take any risk to ruin what we had. I knew he was different and I knew I could live with him for the rest of my life. I just didn’t know if I was ready for that.

One day, he invited me over to his apartment for dinner. I thought this could be the night to start a real, romantic relationship. I accepted his offer and went to his appartment. He had set the table for two. He cooked vegetable rice and roasted chicken. I learnt much later that he put candles on the table and put them away several times. There were no candles when I came. We had a lovely dinner, and then he offered to watch some DVDs. We watched Matrix, then Gladiator, then Friends, all 10 seasons of it sitting side by side but not even touching each other. When it was almost 4 o’clock in the morning, I got pissed off and decided to go home. Just when I was going out, he said he’ll come downstairs with me. I found that meaningless, but didn’t comment. He opened the car’s door for me and kept holding it longer than necessary after I sat down and almost started the engine. I was really bored and asked him if he wanted to say anything. Then he said that he wanted to see me more often. He did see me often enough, I wanted him to speak his feelings out, but I was also impatient. “come and sit next to me” I said, and I kissed him.