>BOOO!

>Aslinda kapaliyiz yazisini bundan once yazmistim ama nasil olsa herkes uyuyordur dunyanin batisinda. Oyle ilginc birsey oldu ki, unutmadan yazmam lazim. O yuzden hemen yazilarin sirasini degistiriyorum kimseye caktirmadan.

Fabrikalarin yukleme performanslarini sene sonu yaklistigi icin daha bir dikkatle takip ediyoruz. Gunluk raporlar, heyecanli kosusturmalar hep, 12 ayin emegini bosa cikarmadan, iyi bir performansla kapatmak icin seneyi. Bu sabah aldigim raporda dunku raporlarda ongorulmeyen buyuk bir gecikme gorunce konuyu sorusturmaya basladim. Yapilan aciklamalari tutarli ve cok mantikli bulmayip sorularimdan kurtulamayinca, ekibim agzilarindaki baklalari cikardilar birer birer.

Beklenmeyen gecikmeyi yasayan fabrikada meger kotu ruhlar varmis. Zaman zaman iscileri ele geciriyorlarmis. Icine kotu ruh giren isciler transa girerek, histeri krizi geciriyorlarmis. Bu kriz yada icine ruh girme olayi diger iscilere hizli bir sekilde yayilabiliyormus. Yani bir kiside basladiktan bir iki dakika sonra sayi 5-6’ya cikiyor, sonra da katlanarak artiyormus. O yuzden bu tur durumlarda hemen is birakiliyor, isciler bir yere toplaniyor, en yakin Orang Pintar (wise man) getirilip, iscileri dualarla sakinlestiriyor, mekani kotu ruhlardan arindiriyormus. Bu olaylar, genelde bir kurbanla sonuclaniyormus.

Haydaaaa… Bunu ogrendikten sonra bir toplanti icin ofise gelmis olan fabrika yoneticileriyle gorustum. Olayi dogruladilar ve ilk defa boyle bir sey duydugum icin cok sasirdilar. Her fabrikada oldugunu, ozellikle bu fabrikada ayda iki kez bu olayin yasandigini soylediler. Genelde kirsal kesimden gelen iscilerin, cok yogun olarak dini ve dogaustu ogelerle yetistirildiklerini, bu tur seylere inanclarinin cok kuvvetli oldugunu, ancak yasadiklari seyin aslinda basit bir histeri krizi oldugunu anlattilar. Fabrikada surekli iki tane Orang Pintar bulundurduklarini, boylece bu olaylari cabuk bir sekilde yatistirmaya calistiklarini soylediler. Tayvan’li yoneticilerin olayi bana aktarisi krizin sebebinin yorgunluk, sicak yada stres olabilecegi seklindeydi. Bunun uzerine calisma sartlarini, seflerde degisiklik olup olmadigini, is yogunlugunu sorgulamaya basladim. Ama bu fabrika, calisma sartlari en iyi olan fabrikalarimizdan biri. Aylardir fazla mesai yapilmiyor ve performanslari bugune dek gayet iyiydi. Acaba yil sonundaki maas zam oranlari mi iscileri strese sokuyor yada isten cikarilma korkusu mu var? Yada o gun canlari az mi calismak istedi?

Neyse, sonra fabrika yoneticilerine yem attim biraz, bizim ofiste de var aslinda hayatler falan diye. Hemen acildilar, aslinda Cin’lilerin de bu tur seylere inandigini, her yeni mekanin, bu isin uzmani kisiler tarafindan teftis edilerek “gri” alanlarin belirlendigini ve bu alanlari aynalar yada bazi muskalarla koruma altina aldiklarini anlattilar. Sonra bana sordular, “Turkiye’deki fabrikalarda hic olmaz mi boyle seyler?” diye. “Olmaz” dedim, “Bizim nazar boncuklarimiz var, herseyden korur bizi. Turkiye’ye gidersem size de getiririm.”

Sonra yine sordum, “Madem boyle bir gercek var, dogaustu yada degil, farketmez, neden bir iki tane adam tutup gece gunduz okutup ufletmiyorsunuz? Gercekten varsa birsey orayi ve icindekileri korur, yoksa da psikolojik olarak korunduklarina inanir isciler. 1200 kisinin isgucu kaybinin maliyeti nedir size, hesapladiniz mi? Eminim iki uc imam tutmak cok daha ucuza geliyordur” Gulduler… Cevap vermediler.. Anlasilan arada bir eve erken gidip, supriz tatiller yapmak herkesin isine geliyor.

Ben simdi bu gecikmenin sebebini nasil anlatacagim HongKong’daki insanlara, kendi mudurume onu dusunuyorum kara kara…

>Kocam diye demiyorum…

>Sualti fotografciligi zor is. Hem dalis becerilerine tam hakim olacaksin, hem fotografcilik tekniklerine. Dunyanin bir ucundaki minik bir adada cikan aksakliklari kendi kendine tamir edebilecek kadar hakim olacaksin ekipmanina. Makinayi tanimak yetmiyor, bir de sualti ortamini iyi taniyacaksin ve degisik sartlarda neyi nasil kullanman gerektigini iyi bileceksin. Hangi sularda hangi filitreyi kullanacagini, hangi dalis noktasinda hangi objektifi kullanacagini, gunun hangi saati nereye dalacagini, hangi goruste flasinin acisinin nasil olacagini iyi bileceksin. Bunlar da yetmiyor, daldigin sulari ve bu sularin canlilarini iyi taniyacaksin. Dersini calisacaksin onceden, hangi karides hangi deniz yildizinin altinda yasar, hangi balik gunun hangi saati yuvasindan cikar, hangisi zehirli, hangisi saldirgan bileceksin, vucut dillerini cozeceksin hayvanlarin. Gozun oyle bir alisacak ki ortama, baktigin gibi ayiracaksin ortamla, kamuflaj ustasi canlilari. Kim kiminle birlikte yasar bileceksin ki kumdaki delikten basini uzatan bir karides gorunce, yeteri kadar beklersen ev arkadasi gobiyi gorecegini, tek basina dolasan bir remora gordugunde oralarda bir yerde bir buyuk balik oldugunu ve buyuk ihtimalle de kisa bir sure oncesinde ortaligi birbirine katan bir av sahnesi yasandigini bileceksin. Sabirli olacaksin, yeri geldiginde bir koca dalisini minicik bir deniz atinin basinda gecirmeyi goze alacaksin. Sakin olacaksin, heyecanli nefes alis verisinle hayvanlari urkutmeyeceksin. Denizi seveceksin, saygili olacaksin, hicbirseye zarar vermeyeceksin butun bunlari yaparken. Zor is vesselam.

Demistim ya, Kas kaymakaminin bir bildigi varmis diye, Tunc uluslararasi odullerine yenilerini ekleyip durdu bu sene icinde. Once Northern California Underwater Photographic Society’nin Advanced Macro dalinda ucunculuk odulu haberi geldi. Daha sonra da Los Angeles Underwater Photographic Society’nin yarismasinda Macro’da dordunculuk ve Genis Aci’da Mansiyon odulleri aldi.

Buyrun bakin, diger guzel resimleri de gorun hem, gozunuz gonlunuz acilsin.

Kocam diye demiyorum, gercekten cok guzel fotograflar cekiyor.

>Rakiya Methiye

>Benim icin ickilerin, icenin icmeden once ve ictikten sonra ulasmak istedigi ruh haliyle yakin iliskisi vardir. Icecegim icki secimimde bu dusuncelerin inceden inceden bilincaltima mesajlar gonderdiginin farkindayim. Bu dusuncelerim alkolik olmayip, kendini kaybetmek amaciyla icmeyenler icin gecerli tabii ki. Yoksa maksat sarhos olmaksa, ne ictiginin onemi yok zaten.

Mesela, sarap ayakli kadehte iciliyorsa ciddi ve mesafelidir benim gozumde. Sarap muhabbeti dile dokulenlerin yada goze gorunenlerin ardinda baska birseyler saklar bazan. Bazan da, sadece birseyleri unutmak istersin, belki yorgunlugunu, belki evinin guvenli surlarina girmeden once yasanan tatsiz bir gunu, belki icten icten kalbinin uzerine oturan bir hissi. Kontrolludur sarap icen, fazla kaybetmez kendini ki icindekiler sacilivermesin ortaliga. Tamamlayici ogeleri de coktur, sarabina uygun peyniri, yemegi, tatlisi. Ama, sarap toprak testiden, kucuk su bardagi gibi bardaklarda icildiginde durum farklidir. Samimidir, icini isitir. O testinin icindeki sarap da buyuk ihtimalle ev yapimidir, icinde yapanin kendi elleriyle topladigi uzumlerin sevgisi, ozenle kendi mahzeninde beklettigi surecin sabri vardir. Kadife gibi olmasa bile, her yudumda bu sevgi, sabir ve ozen tadilir. Zamanin durdugu mekanlarda icilir bu sarap ki bu mekanlar da, saraplar da nadirdir.

Raki ise cok farklidir saraptan. Raki muhabbeti diye bir kavram vardir herseyden once. Yani raki muhabbet ettirir. Raki icenin amaci hos muhabbet ve eglencedir. Yanindaki yiyecekler hem onemlidir, hem de cok onemli degildir. Cunku kalenderdir raki icen, mulayimdir, alcak gonulludur. Mezelerle dolu bir sofra keyfine keyif katar ama sadece beyaz peynir ve kavun bile yeter muhabbet iyiyse. Her turlu kombinasyon yapilabilir rakiyla, raki-mangal, raki-balik, raki-meze, raki-kebap, raki-leblebi… Daha kapagi acildiginda gevsetir atmosferi raki. Anason kokusu yayildikca gonuller hafifler. Sisedeki raki seviyesi alcaldikca gizli kalmis sairler, komedyenler, sarkicilar, dansozler, politikacilar, spor otoriteleri, maceraperestler cikiverirler hapsolduklari kaliplardan. Raki muhabbetinin olmazsa olmazi masadir. O masa basinda saatlerce oturulup, anason kokulu, gittikce hafifleyen atmosferde, cene calinir, kahkahalar cinlar. Pozitiftir raki, samimidir, aciktir, eglencedir, kahkahadir, duygusaldir. Benim gonlumde yeri apayridir. Belki de buzsuz, susuz rakisini yazlari yesil erik yada kan kirmizisi kirazlarla susleyen, her kadehi siir tadinda icmeye sevdali babamdan hediyedir rakiya bu gonul bagim.

Raki muhabbetinin degerini biliriz biz Turkler. Hele de Turkiye’den, rakidan, Bogaz’dan bu denli uzakta olunca, rakiyi binbir guclukle temin edince. Iste Cumartesi aksami, oyle damardan bir raki gecesiydi ki, giriste kapinin bir yaninda Turk bayragi, bir yaninda raki sisesi vardi.

Raki sisesinin onune iki mum yakip girdik mabede ve basladik ayine.

Ne keyifti, ne keyif.. Yesil Efe’nin benzersiz tadi ve her yudumda keyiflenen bir sohbetle basladi gece.

Tekirdag rakisiyla devam etti, damla sakizli Turk kahvesiyle sona erdi. O kahve var ya, ah o kahve… Hatiri en az 80 yildir.

Rakinin, yiyeceklerin tadi unutulmazdi da, muhabbet hepsinden daha tatliydi. Cocuklar bile bu pozitif ortamdan nasiplenip, mutlu, huzurlu bir sekilde oynadilar birbirleriyle, gece yarisina kadar seslerini cikarmadilar ki anneleri babalari agiz tadiyla sohbet etsin. Dunyanin bu kosesinde, boylesine arkadasliklar, boylesine guzel anlar yasayabildigimiz icin cok sansliyiz. Gelin buraya, hepinizi opujemm.

>Sersem sepet

>Sersem gibi oldum bu hafta. Bugun Cuma mi, Pazartesi mi, hangi gun ise gittim, hangi gun evde oturdum iyice karisti. Gecen gun, Dunya Anti-Yolsuzluk Gunu kutlamalari yuzunden ofis tatildi. Ondan once bir gun ben hasta oldugum icin ise gitmemistim. Ondan once haftanin her gunu sehir disindaki fabrikalara gittigim icin tersim donmustu. Haydi simdiki zaman ve gecmis zaman karisti, bir dereceye kadar anlasilir da, gelecek de tamamen corba olmus durumda beynimde. Ne zaman tatile gidiyoruz, ne zaman raki gecesi, ne zaman tatilden geliyoruz, ne zaman yilbasi? Kim ne zaman geliyor, ne zaman gidiyor? Ipin ucu kacti.

Zaman ve takvim kavramlarimi kaybettim, hukumsuzdur. Bulan gule gule kullansin, cok da lazim degil bana. Iki tane canli takvimim var benim, gecen her gunumu tatli bir sekilde bana hatirlatiyor.

Bu arada takvim ve zamanla ilgili birseyi kafamda tutamiyorum ama, onumuzdeki Manado gezisi icin silikon maps, sampuan, antiseptik sivi tarzi ihtiyaclari hic unutmuyorum nedense.. Tatil mi istiyor canim nedir? Kuvvetle muhtemel, hakkidir ayrica.

>Yilbasi Kutlamasi

>Kutlamalara takildim ya ben, oradan devam gene. Noel bildigim ettigim bir kutlama degil, zaten cocuklar okulda, orada burada aktivitelerin icinde buluyorlar kendilerini, guzel iste, eglensinler. Noeli gectik. Yilbasi herkesin kutladigi bir olay, haydi bunu kutlayalim o zaman.

Yilbasi kutlamasinin Noel konseptinde olmasina cok karsiyim, karaktersiz buluyorum. O yuzden cekirdek Yavuzdogan ailesinin yilbasi geleneklerini tasarlamanin tam zamanidir simdi. Evet, acikliyorum, herkes not alsin, aksama sinav var. Bundan boyle bunlar her sene yilbasinda uygulana.

Vizyon: Gecmis yilda yaptiklarimizi, basarilarimizi, ailemizi, sevgimizi kutlamak veee, yeni yila dair isteklerimizi, dileklerimizi siralamak.
Renkler: Pembe ve Mavi (her tonu olabilir)
Sembol: Dort koseli elmas sekli (bunun arkasindan bir aile logosu gelecek, o yuzden bu sekli sectim, ama logo uzerinde henuz calismaya baslamadim)

Aktiviteler:

  • Gecmis yil ve yeni icin birer tablo yapilacak. Herkes basarilarini, gurur duydugu isleri ve gelecek sene icin isteklerini yazip, cizip yapistiracak.
  • Pembe ve mavi susler yapilacak, balonlar alinacak. Susleme isi mutlaka cocuklarla yapilacak.
  • Hazine Avi: Cocuklarin hediyeleri hazine avi oyunu sonunda verilecek

Geleneksel yiyecek ve icecekler:

  • Firinda kuzu (cunku ailece cok seviyoruz)
  • Ozbek pilavi (hic yapmadim, ama ic pilav ve hindiyi yine baska kutlamalardan ozenti oldugu icin geciyorum. Milliyetcilik unsuru arayanlara Orta Asya’nin bagrindan Ozbek Pilavi. Ogrenecegim yapmayi, bundan boyle geleneksel yilbasi pilavi olacak.. hadi bakalim, itiraz eden bahce kapisina gelsin. )
  • Cikolata fondu (hem cocuklar, hem buyukler icin cok eglenceli oldugu icin ama pisligine senenin sadece bir gunu katlanabilecegim icin)
  • Kestane kebap (kestaneyi bulursam tabii ki, bu benim cocuklugumdan kalan yilbasina has bir lezzet)
  • Lebkuchen (bu da kocamin cocuklugundan bir lezzet)
  • Sicak bir yerdeysek icimizdeki kipirdak Akdeniz kanini kutlamak icin Sangria, soguk bir yerdeysek icimizi isitmak icin sicak sarap.

Oyunlar:
Tabu
Tombala

Kar tanesi, kardan adam, noel baba imgeleri sadece soguk bir iklimdeysek kullanilacak. Kar, soguk, kis, neden yilbasiyla ozdeslessin ki, sadece kar yagan yerde mi yilbasi kutlamasi yapiliyor? Sicak yerler yeni yila girmiyor mu? Kullanilmayacak kardesim kar mar burada. Yeni yilin rakamlari, her turlu geometrik sekil, ozellikle elmas sekli kullanilabilir.
Tropik meyveler, gunes, deniz, sahil imgeleri kullanilabilir. Hatta 11:45’te mayolari giyip, saat 12’de havuza atlamayi teklif ediyorum, kabul eden?

>X-Ray’in bilinmeyen faydalari

>Bir gun Lara okul sonrasi arkadaslariyla kapali mekan bir oyun alanina gitti. O hani altalta ustuste oynadiklari, top havuzu, kaydirak, tarzi seylerin bir arada bulundugu, yumusak miderlerden yapilmis oyun alanlarindan. Hic sevmedigim, hic guvenli ve hijyenik bulmadigim ama cocuklarin da bir o kadar keyif aldiklari yerlerden biri.

Iste burada kudururken kolunu bir yere carpmis ama olay mahalinde aglamadan, sakince Ami’nin yanina gidip kolunu carptigini, eve donmek istedigini soylemis. Eve gelince yemek yemis, sonra da uyumus. Uykudan aglayarak, kolum aciyor diye uyaninca, Ami panik halinde beni aradi. Sis var mi, morluk var mi, kolu yokladiginda kirik, cikik var mi sorularindan sonra, ben hemen atlayip eve gittim tabii ki. Eve girdigimde hala kolunu tutarak agliyordi.

Hemen en yakin hastaneye gittik. Cocuk doktoruna kolunu bagira cagira muayene ettirdi. Doktor gorunurde birsey olmadigini, ama bu yas cocuklarinin eklemleri henuz tam olarak gelisip kapanmadigi icin harici muayenede herhangi bir problemi atlama riski olabilecegini, rontgen cekilmesi gerektigini soyledi. Bu arada benim calistigimi, babasinin bir ayligina Turkiye’de bulundugunu tatli tatli sohbet ederek ogrendi. Ben ise Lara’nin sorununun cok ciddi olmadigini dusundugumden ve gereksiz radyasyon almasini istemedigimden rontgene takintili bir sekilde itiraz ederek alternatifleri ogrenmeye calisiyordum, o sakin sakin beni sorguya cekerken. Ancak doktor, olayin ogle saatlerinde oldugunu hatirlatarak, bu kadar uzun suren bir rahatsizlik varsa ciddi olabilir diyerek rontgende israr etti. Yapacak birsey yok, adam hakli, ya sonra kalici bir hasar kalirsa..

Tipis tipis gittik rontgen odasina. Lara’nin kolunu masaya koymasi olay oldu her seferinde. Bagiris cagiris hallettik rontgeni, sonucu beklemeye basladik. Bekleme odasinda Lara bir anda degisiverdi. Kolunu hareket ettirmeye, disaridaki minik marketteki sekerlerin hangisini istediginden falan bahsetmeye basladi.

S: Lara’cim kolun iyilesti mi yoksa?
L: (gozlerini yapma ve abartili bir saskinlik icinde kocaman acarak) Evet! Bak, oynatabiliyorum!
S: Nasil oldu da bir anda iyilesti Lara?
L: Doktor bakti ya anne, o yuzden iyilesti. Bir de x-ray de iyi geldi, bak simdi oynatabiliyorum.
S: Vay be, ne doktormus Lara. Bir bakti iyilestirdi seni
L: Evet! O yuzden geliyoruz ya doktora anne. Hem x-ray de boyle iyi gelir iste.

Tertemiz, sapasaglam kemikleri gosteren rontgenleri aldik, doktora gittik tekrar. Doktor ona kemiklerini gosterdi, kolunun icinin resminin cekildigini anlatti. Sonra da sordu: „Anneni mi ozlemistin sen yoksa? Annen hemen yanina mi gelsin istedin?“ Lara da kocaman kirpiklerini kirpistirarak kafasini salladi.

>Kutlamalar

>Turkiye’den uzakta yasamaya basladigimizdan beri aile kutlamalari olayini bir turlu rayina oturtamadim. Turkiye’de dogal olarak cevreye ve diger aile fertlerine uyarak belli bir bayram ve yilbasi kutlamasi icinde buluveriyorduk kendimizi, ama burada bunu bir turlu istedigim gibi yapamadim. Aslinda uzaklasinca, Turkiye’dekilerin de dogru duzgun yapilmadigini farkettim. Bayramlarin olmasi gerektigi kadar ozel kutlanmadigini, bazi cok guzel kutlamalarin ayrimcilik golgeleri altinda kaldigini farkettim. Yilbasi maskesi altinda uygulanan Noel kutlamalari ise daha bir karaktersiz ve komik gorundu gozume.

Uzun zamandir aklimda bize has bir aile kutlamasi tasarlamak. Cocuklar icin cok onemli oldugunu dusunuyorum bu kutlamalarin, buyuduklerinde kalplerini isitacak anilari olsun, yilin belli zamanlarinda bu tatli anilarla bazi degerleri hatirlasinlar, cocukluklarina bir anligina da olsa geri donsunler istiyorum. Bu tur kutlamalarin en onemli kismi hazirlik rituelleridir. Nasil uyku rituelinde, dis fircalama, pijamalari giyme, okunacak kitabi secme eylemleri, beyinlere „biraz sonra uyunacak“ mesaji gonderiyorsa, kutlamalarin rituelleri de „yakinda cok mutlu bir olay yasanacak“ mesajini verir, mevcut ruh halinden baska bir ruh haline gecisi saglar. O yuzden bayramlardan once o kadar bayram temizligi, bayram alisverisi, bayram yemeklerinin pisirilmesi gibi eziyetli islere, seve seve katlanilir. Bu rituellerin guzel tarafi, gelenek haline geldiginde, cok fazla dusunmeden, otomatik olarak yapilabilmesi, bilincaltinin hakimiyeti ele alarak, beyni fazla yormadan, vucuda yapilmasi gerekenleri yaptirmasi, beynin ise gelen mutluluk ve heyecan mesajlariyla birazcik olsun keyif yapabilmesidir. Belki de yuzyillardir suregelen torenlerin, genlerimize isleyen bilgileridir bu hazirlik asamalarinin bu denli kabul edilir ve purussuz gecmesi.

Tam ciddi ciddi bir aile kutlamasi tasarlama projesini acilen gerceklestirmem gerektigini dusunurken, etrafta bir anda Noel hazirliklarinin baslamasi ilginc dusuncelere sebep oldu bende. Lara eve gelip de Santa Claus’tan bahsedince, „gercekte Santa diye biri yok“ diyemedim. O zaten biliyor buyuk ihtimalle ama gidip arkadaslarinin hayal dunyasini yikmasina gonlum razi gelmedi. Her gittigimiz alisveris merkezinde rastladigimiz buyulu melodiler sacan korolar ve orkestralar, rengarenk, isikli Noel susleri, insanin icini isitiveren dev zencefilli kurabiye evler ve cocuklarin (ve tabii ki buyuklerin) hemencecik girdabina kapiliverdikleri bu mutlu, sevgi dolu, hafif atmosferden daha hos ne olabilir? Kutlamayi aile icinde yapmak tabii ki cok guzel bir sey ve bize ozel birsey mutlaka olmali, ama binlerce insani ayni anda etkileyen boyle kollektif bir kutlamadan neden mahrum kalalim ki diye dusunuyorum. Noel kutlamalarini yilbasi kutlamasi adi altinda yapip, kafamizi kuma gommeye devam mi edelim yani? Cocuklar neyin ne oldugunu bizden daha iyi bilirken, onlari senelerdir bizim kandirildigimiz gibi kandirmaya mi calisalim? Noel kutlamasi iste agac suslemek, agacin altina, coraba, somineye hediye asmak. Bunun nesi kotu? Neden baska bir kalip icine sokma cabasi?

Dinlerin insanliga tek faydasi belki de bu kutlamalar, bana gore tabii ki. Yoksa insanlari bolmekten, guc ve otorite savaslarina zemin hazirlamaktan, bir suru insanin olumunden sorumlu olmaktan baska ne ise yaradigini bilmiyorum din denen seyin, yada din kisvesi altina sokulan seylerin. Insanlarin farkiliklarini degil de, benzerliklerini one cikararak, daha da mutlu olaylar haline getirsek bunlari fena mi olur? Bizim Nasreddin Hoca’miz, CocaCola’nin yarattigi noel baba gibi bir karakter olamadi, biz bunu yapamadik diye bizim cocuklarimiz bu eglence ve paylasim atmosferinden uzak mi kalsin? Hem seker bayrami kutlasin, hem noel, ne olmus yani? Birilerini mutlu etme, heyecanla bir takim hazirliklara girisme telasina kaptirmisiz kendimizi, evi mis gibi zencefilli kurabiye kokulari burumus, kotu mu? Herkesi sarip sarmalayan o hafif, pozitif atmosfer bizi de bir anligina hayatin agriligindan uzaklastirmis, n’olmus yani?

Ey, cocugunun alisveris merkezindeki noel babanin kucagina oturup resim cektirmesine izin vermeyen baba, sana sesleniyorum. Anladi mi cocuk senin tepkinin sebebini? Bir sonraki Halloween’de noel baba kiligina girmek istemesi, olayin onun gozundeki yerini gostermiyor mu zaten? Kirmizi, eglenceli bir kostum, alinip verilen hediyeler, renkli isikli susler, guzel muzikler, rengarenk sekerler.. Bu kadar iste. Neden yasamasin bunu? Sen ona baska bir alternatif sunabiliyor musun?

Tanriyi ogrensin cocuklarim, onu sadece kendi iclerinde aramayi, sukretmeyi, her canliya saygi ve ihtimam gostermeyi, gucsuzu korumayi, ihtiyaci olana yardim etmeyi, her zaman dogrularini takip etmeyi, kalbiyle gulmeyi, kalbiyle sevmeyi… Bu degerler yerinde olmadiktan sonra ha plastik bir agaca susler asmis, ha gelip benim elimi opmek istemis, ne farkeder?

Mevlana benim icin demis zamaninda, ben niye bu kadar kendimi yordum ki bunlari yazmaya simdi?…..

Ne Hristiyan, Musevi ne de Müslüman’ım,
ne Hindu, Budist, Sufi veya ne de Zen.
Ne bir din ne de bir kültürel sistem.
Ne Doğu’danım ne Batı’dan,
ne de denizden veya topraktan.
ne et kemik, ne de ruhum,
ne hava, ne su, ne ateş ne de toprağım.
Yokum, ne bu ne de öteki dünyada,
ne Adem ve Havva’dan geldim
ne de herhangi bir yaratılış hikayesinden.
Yerim yersizdir, izsizliğin iziyim. Ne vücut ne de ruh!
Ben sevgiliye aidim ki dünyayı bir gören ve o bir çağrı ve bilgi, ilk, son, dış, iç sadece nefes alan bir insan.
MEVLANA

>X files Jakarta

>Jakarta limaninin hemen yanibasinda bir serbest bolge var. Bizim calistigimiz fabrikalarin iki tanesi bu bolge icinde. Serbest bolgeye, limana akan bir dere boyunca ilerleyerek ulasiliyor. Buraya kadar hersey normal. Anormal olan kisim dolunay oldugunda basliyor. Dolunayin ertesi gunu bolge halki amfibyen yaratiklara donusuyor. Eteklerini sivayarak, ayakkabilarini ellerine alarak su basmis yollardan gule oynaya yuruyup evlerine, okullarina, islerine ulasiyorlar. Yer yer diz boyunu gecen sularda ilerlerken yuzlerinden gulumsemeleri eksik olmuyor.


Bazi soylentilere gore, dolunay vakti sular yukseldiginde, bu insanlarin ayaklarinda perdeler, sirtlarinda yuzgecler cikiyor ve bu sayede hic bir su baskinindan etkilenmeyerek hayatlarini surdurmeye devam edebiliyorlar. Belediye yetkilileri konuyla ilgili aciklama yapmazken, yolla bir olan dere sularinin tasidigi pislik icinde, bu insanlarin nasil hastaliktan kirilmadigi ise buyuk merak konusu olmaya devam ediyor. Dolunayin bu insanlara amfibyen ozelliklerle birlikte, ustun bir bagisiklik sistemi verdigi de yine soylentiler arasinda.

Her dolunayda amfibyene donusen bolge halkinin esrari hala cozulmeyi bekliyor.

>İki bayram arasında düğün olurmuş

>İş yerinden bir arkadaşım geçtiğimiz hafta evlendi, ancak düğün resimleri ve yazısı ancak bugüne kısmetmiş. Uzun bir süre ne giymem, ne hediye almam gerektiği konusunda düşünüp araştırma yaptım. Endonezya’da batik resmi bir giysi, düğünlerde batik yada kebaya (dantelden yapılmiş bir bluz) giyildiğini öğrenmek beni şaşırtmadı. Arkadaşıma ne batik ne de kebayam olduğunu, ne giyersem uygun olacağını sorduğumda, geleneksel Türk kıyafeti giymemi söyledi. Haydaa, biz düğünlere geleneksel kıyafet giymeyiz ki. Benim şahsen geleneksel düğün ve resmi kıyafetim siyah yada kırmızı birşeylerdir.

Kıyafet olayına bu kadar kafayı takmamın sebebi aslında, davetiyede resepsiyonun camide yapılacağının yazıyor olmasıydı. Yoksa giyerim siyah elbisemi giderim ama askılı uygun olur mu, uzun mu giymem lazım, başımı örtmem mi lazım, gibilerinden bin soru geliyor insanın aklına. Gidip de orada milletin soytarısı olmak, daha da kötüsü uygunsuz kaçmak var işin sonunda. Aslında bütün iyi niyetimle kendime kebaya baktım, ancak benim beğendiğim kebayalar acayip pahalıydı. Batik desen ve renklerine zaten hiç ısınamadım. Evdeki gece koleksiyonundan birşeyler bulup giymeye karar verdim.

Neyse, gün geldi, giyindim gittim. Mekan gerçekten cami bünyesinde ancak, ayrı bir düğün salonu tarzı bir yer. Gündüz camide , sadece aile ve akrabalarla birlikte dini ve resmi nikah töreni yapılmış. Bu törene ben davetli değildim ama çok geleneksel birşeymiş ve kız isteme, verme, evlendirme falan olayları temsili olarak canlandırılıyormuş. Akşam ise eş, dost yemekli bir kutlama için davet edilmiş. Bu arada düğün hazırlıkları sırasında aileler arasında biraz gerilim yaşanmıştı, çünkü arkadaşım Medan’lı, kız tarafı ise Solo’lu (Orta Java). Düğün prosedürü, giysiler, falan tamamen farklıymış. Sonunda gelin baskın çıktı sanırım, Java usulü yapmaya karar verdiler. Yani bu anlatacaklarım Orta Java düğünü. Diğer bölgelerde giysiler ve tören daha farklı olabiliyormuş.

Ben daha önce Endonezya düğününe gitmediğim için törenin ve kutlamanın nasıl olacağına dair hiç bir fikrim yoktu. Ama düğün çok mutlu, çok eğlenceli bir kavramdır benim kafamda. Düğünlerde çok eğlenilir, az yenilir, bol dans edilir, göbek atılır. Ancak bu gittiğim düğün hiç de eğlenceli değildi. Çok ilginçti benim için ve ben çok güzel vakit geçirdim ama gelin ve damat için aynı şeyi söyleyemeyeceğim.

Salona çok hoş bir dans grubu eşliğinde girdiler.

Bu kızlar dans ederek gelin ve damadı salona getirdi ve yerlerine oturttular.

Daha sonra anneler ve babalar gelip gelin ve damadın iki yanındaki koltuklara oturdular. O koltuğa oturanın üstüne bir suratsızlık çöktü, zorla gülümsüyorlardı sanki. Tabii ki gelin hariç, o diğerlerinin tam tersi, gülümsemesini, mutluluğunu zorla bastırıyordu, belli ki mecburiyetten o da. Damat zaten stresten kaskatı kesildiği için, suratsız ifadeyi takınmakta güçlük çekmiyordu.

Herkes koltuklarına yerleştikten sonra bir sürü adam mikrofonu eline alıp konuşma yaptı. Bunlar aile büyükleri ve yakınlarıymış. Yeni evli çifte iyi dileklerini sunuyorlarmış. Ondan sonra salondaki herkes sıraya girip tek tek hepsini kutladı. Bu o kadar çabuk olup bitti ki, ben ne olduğunu anlayana kadar tören bitirvermişti. Yemek kısmına kalmadım, koşa koşa eve gidip eksik kalan göbek kısmını Lara’yla ‘my hips don’t lie’ eşliğinde kalça sallayarak tamamladım. Böylece kendimce onların düğününü tamama erdirmiş oldum. İçim rahat, yeni çiftin mutlulukları için yapılması gerekenin yapıldığını, atılması gereken göbeğin atıldığını bilerek huzurla uyudum o gece.