>İyi ki doğdun Lara !

>

Lara bugün, uzun zamandan beri dört gözle beklediği 5 yaşına bastı. Ama hafif bir hayal kırıklığı var sanki. 5 yaşına geldiğinde boyunun daha uzun olacağını, saçını kırmızıya boyatabileceğini, araba kullanabileceğini hayal ediyormuş.

Babası 3.Kasım’da Türkiye’de olacağı için, Lara’nın doğum gününü geçtiğimiz Cumartesi günü kutladık. O gün tam Halloween’e denk geldiği için, partiyi Halloween temalı yaptık. Parti süperdi falan da, Lara gerçek doğum gününün 3.Kasım olduğunun farkındaydı hep. Her akşam yatarken ‘benim bu akşam boyum bu kadar uzayacak, di mi anne? 5 yaşında olacağım çünkü.’ diye sordu hep. Bugün gerçekten 5 olduğunu ona anlatabilmek için tekrar minik bir tören yaptık, mum üfledik. Ama hala 5 yaşında olduğuna inanamıyor. Çok komik. 5 yaşı nasıl birşey olarak hayal ettiyse bir türlü aklına yatmadı bir günde 5 olabileceği…


Evi prensesler ve süper kahramanlar bastı.



Mutlu yıllar minik prensesim, seni çok seviyorum.

>Mim – 7 ilginc ozellik

>Ilk defa “mim”lendim Beste tarafindan, cok heyecanliyim! Mim, blog yazarinin 7 ilginc ozelligiymis anladigim kadariyla ama anneler cocuklarinin ilginc ozelliklerini yazmaya baslayinca yon degistirmis. Cocuklarin her gunu mucizevi, onlarla gecen her an ilginc bence. Gerci bu blog zaten buyuk oranda benim onlarla gecirdigim ilginc anlara yer veriyor ama yine de her anne gibi cocuklarim hakkinda yazmak benim icin en keyifli konu.

Cocuklarimin ikisinin de kendi sahislarina munhasir ilginc ozellikleri var, ancak ben ikisinin ortak ilgincliklerini siralamak istiyorum ki daha ilginc olsun.. Buyrun bakalim;

Arda 3,5 , Lara ise yarin itibariyle 5 yasinda

1) Birbirleriyle cogu zaman anlasamaz gorunurler. Surekli bir kedi-kopek durumu vardir evde, ama bir turlu birbirlerinden vazgecemezler. Bir gun, alisveris merkezindeki isimiz bitince dogal olarak oradan cikmak istedik. Arda hic ayrilmak istemedi mekandan ve oldugu yere cakilip surat asmaya basladi. Ben de biraz dil doktukten sonra “Amaan, gelmezse gelmesin, ben gidiyorum” deyip arkami dondum, yurudum. Lara bir anda aglamaya ve beni cekistirmeye basladi. “ben kardesimi birakmak istemiyorum. Ya birileri onu calarsa? Eve nasil doner tek basina?” diye.. Saka yaptigimi anlatip, ikisine birden sarildim… Beni hayran birakan bir bagliliklari var birbirlerine. Sabahlari Lara, Arda’nin coraplarini falan giydirir bazan, cok tatlidir o halleri.

2) Ikisi de seyahat etmeye, gezmeye bayilir. Yeter ki evden ciksinlar, her turlu zor kosula katlanirlar. Saatlerce arabada seyahat edebilir, arabada, ucakta, pusette, koltuk kenarlarinda, kucakta uyuyabilirler. Hatta seyahatteyken mumkunse hic uyumazlar ki, birsey kacirmasinlar. Saatler suren ucak yolculuklarini cok heyecan verici bulurlar, cok eglenirler. Saatlerce yuruyebilirler, yeter ki ilginc birseyler olsun isin sonunda. Onlarla seyahat etmek cok keyiflidir.

3) Ikisi de miktar olarak cok yemek yemez, zayiftir. Ama damak zevklerine cok duskundurler, pizzalarina taze cekilmis karabiber, salataya ekstra zeytinyagi ve limon isterler. Tadi guzelse ve cok aci degilse, her mutfagi denerler ve yerler. Lara dim sum sever, Arda nasi goreng. Lara salak yer, Arda mango.

4) Ikisinin de suda bizi endiselendiren bir rahatliklar vardir. Suda gozlerini acarlar, nefeslerini tutup dalarlar. Cikip cikip atlarlar, taklalar atarlar. Kulaga, buruna su kacmis, su yutmuslar, hic umursamazlar. Havuzdan ve denizden cikmak her seferinde olay olur.

5) Ikisinin de hayvanlara ozel bir duskunlugu vardir. Aslinda Arda’nin duskunlugu daha cok boceklere karsidir. Her bocegi tutup incelemek ister ki, bu tropik ulkede bizi endiselendiren bir ilgi alanidir. Gecen gun kaplan taklidi yaparken onunden gecen bir karincayi yemeye kalkti da, zor durdurduk. (Kime benzedigini ben cok iyi biliyorum da, simdi aciklayip karizmasini zedelemeyeyim.. O kendini bilir. Hahaha!) Lara ise hayvanlara karsi cok rahattir. Koskocaman ata nese icinde binip dolasmasi, dev gibi papaganlari gozunu kirpmadan kollarina almak istemesi ve almasi beni bile saskinlik icinde birakir hala.

6) Ikisi de cok merhametli ve adildir. Benim minik ogretmenlerimdir onlar. Sabrimin, enerjimin tukendigini hissettigim zamanlarda hemen durumu anlayip, minicik elleriyle yuzumu oksarlar, beni sakinlestirir, motive ederler. Arda’nin tipik bir yuz ifadesi vardir bu durumlarda, sefkatle ama ilgiyle yuzume bakip koltuga tirmanir ve kafami gogsune dayar, saclarimi oksar ensemden. Lara ise en tatli ses tonuyla konusur. “Selen’cim, you can do it”, “kizacak birsey yok annecim, toplariz” gibi sozler soyleyip rolleri degismeye bayilir.

7) Bu en son maddeyi yazmak cok zor geldi. Cunku daha yuzlerce sey var yazacak. Herkesin cocugu kendisi icin cok ozel. Yazdiklarimi okuyanlar bunlari siradan bulabilir ama biliyorum ki anneler, cocuklarin en basit ve siradan davranislarinin bile bizlere ne kadar ilginc geldigini bilir ve anlar… O yuzden ben de Beste gibi 6 maddede birakiyorum listelemeyi ve Ebru’yu ve Zeynep’i mimliyorum.

>Organize isler

>Bir hummali hazirliklar icindeyim ki, hic sormayin. Buyuyunce cikolataci mi olayim, yoksa parti organizatoru mu karar veremiyorum. En son kendi dugunume boyle hazirlanmistim sanirim. Hatta belki bu sefer daha da abartiyor olabilirim ki, kocamda kiskanclik emareleri seziyorum sanki. Kafayi yedigimi falan soyluyor ki, kafayi yemis olamam, demek ki kesin kiskaniyor.

Yapilacak is ve alisveris tablosunu iki hafta once hazirladim. Tahmini TAKT zamanlarini, yaklasik bir hesaplama yontemiyle belirledim. Buna gore gecelere boldum isleri. Neyin ne zaman, ne kadar surede yapilacagi belli. %70 verimlilikle yaptim hesaplarimi ki, acemilik, cocuk, uyku, plansiz aktiviteler, acil durum gibi faktorleri de hesaba katmis olayim. Simdilik hersey yolunda gidiyor. Bir tek bu geceki balo isimi bozacak sanki ama onu da az uykuyla hallederim gibi.

“Happy Birthday Lara” suslerinin kartona pastal dizilisini yaptim dun aksam. Pastal verimliligi cok yuksek oldu. Bir de kesme islemi icin KAIZEN yaptim, duz kenarlari karton kenarina ve birbirlerinin yanina denk getirip, kesme suresini %54 azalttim. Hahayt, superim! Kalan kartonlardan baska susler yapabilirim ama bunu master uretim planina dahil etmemistim. Bakalim verimliligi arttirip, buna kapasite yaratabilecek miyim? Gorecegiz…

Aslinda ben eskiden boyle degildim. ITU’de gecen 4 senenin ardindan boyle oldum.. Evet, efendim muhendisim sadece, kesinlikle kafayi yeme durumu yok. Askolsun yani…

Pek cok kisi icin birsey ifade etmeyen bir yazi oldu ama 8 saatlik bir yalin uretim denetimine maruz kaldim dun, etkiler bunyeden hemen atilmiyor, ben n’apayim? Radyasyondan beter vallahi.

Bu sarkiyi, pardon yaziyi yalin uretim egitimlerine ve denetimlerine saatlerini, gunlerini adayanlara ve cocuklarinin dogum gunu partilerini, minik meleklerini mutlu etmek icin en guzel sekilde kutlamaya calisan butun annelere adiyorum. Ozellikle de benim dogum gunum icin, Demirel doneminde yag ve seker kuyruklarinda bekleyip, yoktan pasta var eden kendi anneme.

>Emziren anne seksi mi?

>Bebekleri emzirmenin onemi, Endonezya gibi fakir ve kaliteli hazir gidaya ulasabilecek bebek sayisinin az oldugu bir ulkede cok fazla. Her ne kadar Turkiye’deki kadar cok kapsamli ve yaygin kampanyalar gormesem de, hastanelerde hep anne sutunun onemini anlatan posterler goruyorum. Bizdeki gibi kampanyalar olmamasinin sebebi belki de bebekleri emzirmenin zaten yaygin olmasidir diye de dusunmeden edemiyorum acikcasi.

Bebekler, burada boyundan capraz baglanmis uzun bir kumas parcasinin icinde tasiniyor hep. Bir donem Hollywood unlulerinin meshur ettigi sling’in gercek, ilkel versiyonu. Bazi yerlerde annenin tek memesi acikta, emzik gibi bebegin agzinda oluyor surekli. Karni acikinca doyuruyor, sakinlesmek istediginde emzik gorevi goruyor. Bizim sokakta bile, bebegini emziren anneler gordum. Sokak derken, basbayagi sokagin kenarina sandalye koyup, oturup emzirenlerden bahsediyorum.

Bunu ilk baslarda ilginc bulmustum ve Musluman bir ulke icin tezat oldugunu dusunmustum. Ancak halki tanidikca, onlar hakkinda daha fazla bilgi edindikce, ustlerine yapistirmaya calisilan bagnazligin, onlarin tarihi ve dogasiyla hic uyusmadigini daha iyi anladim. Adalarin bazilari kesfedildiginde insanlar cirilciplak surduruyorlarmis hayatlarini. Sonradan kabullenip, girmisler giysilerin icinde. Kadinlarin toplumda agirbasli, sessiz sakin olmasi gibi beklenti hic olmamis. Istedikleri kadar gurultulu gulebilir, erkeklerle rahatca sakalasabilirlermis ki bu hala boyle.

Simdi de kadinlar belediye otobusu gibi kalabalik, topluma acik yerlerde, acikca bebeklerini emzirmeliler mi diye tartisiliyor. Sanirim buyuk cogunluk bunun cok dogal birsey oldugunu dusunuyor ki, negatif birsey henuz okumadim da duymadim da. Anne ustune bir ortu alsin mi, almasin mi diye tartisanlar var. Ortuye gerek olmadigi, emzirmenin son derece dogal bir olay oldugunu savunanlar var.

Benim bebeklerimi cok garip yerlerde emzirdigim oldu, ancak bir kez Kas’ta meydandaki cay bahcesinde oturuyordum. Sanirim yanimda tasiyamayacagim birseyler, yada birilerinin cantalari vardi ki kalkamiyordum oradan. Lara’nin da karni cok acikmis, avaz avaz aglamaya baslamisti. Hicbir sekilde susturamayinca ustumu ve bebegi ortup, orada emzirmek zorunda kalmistim. Kas gibi bir yerde bile, insanlarin bakislari beni cok rahatsiz etmisti. Umursamadim ve emzirmeye devam ettim ama, o ortunun varliginin tartismasinin Turkiye’de yapildigini hayal bile edemiyorum ne yazik ki. Dunyanin diger yerlerinde bakis nasildir hic bilmiyorum ama belediye otobusunde bebegini emzirip, kendisine bakan erkekleri “Kendi isine bak!” diye azarlayan Endonezya’li kadinlarin cesaretine ve ozguvenine saygi duyuyorum.

Umid ediyorum ki kadinlar ve cocuklar, herkesle esit hakka sahip bireyler olarak toplumdaki yerlerini alirlar en kisa zamanda ve bu tur tartismalarin yerini “slip mayo giyen erkekler cekici mi?” tarzinda baska anlamsiz konular alir… Ama ne yaziktir ki, bu hakkin kendilerine verilmesini bekliyorlar, cocuklar zaten mucadele edemiyor, peki ya biz kadinlar?

>Tropik Meyveleri Tanıyalım – 2

>Tropik meyvelere başlamışken devam edelim. Bu starfruit.


Ben çok seviyorum, çok sulu, bazan hafif mayhoş, ferahlatıcı bir lezzeti var. Keskin, iç bayıcı kokular ve tatlar içermiyor. Kesilmemiş hali Amerikan futbolu topu şeklinde, kesilince yıldızlar çıkıveriyor ortaya. Sihirli bir meyve yani..

Bu salak. Zeka katsayısıyla bir ilgisi yok, meyvenin adı salak. Dışı yılan derisi gibi sert, ince, gevrek bir kabukla kaplı. İçinden yine kıtır kıtır ama son derece hoş kokulu bir meyve çıkıyor. Ben çok sevmedim ama Lara bayılıyor.


Bu da passion fruit. Dışı sert bir kabukla kaplı. İçinden keseler çıkıyor, bu keselerin içinden de ortasında çekirdek olan başka minik keseler. Matruşka gibi bir meyve bu da. Tadı bence tam olarak Haribo ayıcıklarının en açık renkli olanıyla aynı. Çok şekerli, harika aromalı, insanın damağına şenlik yaptıran bir lezzeti var.


Meyvelerin boyutu hakkında fikir vermesi için meyve sepetimin de resmini ekliyorum. Evet en kenardaki altın değerindeki narımız. Diğerleri değişik çeşitlerde mangolar. Özel mango dosyası en yakında!

>Insanlik icin kucuk, bizim icin buyuk adim

>Evde buyuk kutlama vardi bu sabah cunku dun gece Arda’nin bezsiz ve cissiz ilk gecesiydi. “ya hep ya hic” insani Arda’da aksam bez, gunduz kulot taktigi bir turlu ise yaramayinca, dun gece kendi istegi uzerine bezsiz yatti. Gece sutunu vermedim tabii ki, ona durumu caktirmadan arada kaynattim. Yataga havlu serdim, yedek giysi hazirladim falan. Hazirdim gece vukuat yasamaya. Ama hicbirsey olmadi, gece kalkip kalkip kontrol ettim ama o misil misil uyuyordu her seferinde. Sabah normalden erken kalkti ve yanima gelip cisi oldugunu soyledi. Alkislarla tuvalete gittik, alkislarla ciktik, evde zafer turu attik sabahin altisinda.

Simdi sirada kaka olayini halletmek ve portatif lazimliga alistirmak var bu minik adami. Yine yanimda koca cantayla gezme devirleri basladi demek oluyor bu. 3-4 tane yedek giysi ve hatta yedek ayakkabi, portatif lazimlik, bol islak mendil, bos plastik poset… ay, darladim bir an…

>Lara’ya mektup – 2

>Sumatra’daki deprem cok can aldi, cok kisiyi de kayiplarla sag birakti. Bolgeye yardim su anda Endonezya’daki herkesin gundeminde. Hemen hemen her kurum kendi icinde yardim toplayip ihtiyaci olanlara iletiyor. Senin okulun da konuya tepkisiz kalmadi dogal olarak. Eve gelen bultenlerden yardim kampanyasi duzenleyeceklerini biliyordum. Ancak 4-5 yasindaki cocuklara durumu bu kadar guzel aciklayacaklarini tahmin edememistim. Sinifiniza yardim sepeti koymuslar. Sembolik aslinda, cunku anlamli bir yardim icin okul tarafindan duzenlenen ayri bir organizasyon var zaten. Evdeki bozuk paralari toplayip buraya getirerek yardim yapabileceginizi anlatmis ogretmeniniz. Ama ailelere baski yapmamak icin de, ailelerinin zaten yardim etmis olabilecegini yada baska bir sekilde, baska bir zaman yardim etmek isteyebileceklerini de anlatmis.

Dun yanima geldin ve gozlerini kocaman acarak anlatmaya basladin:

Anne, Sumatra’da deprem oldu ve orada yasayan cocuklarin evleri kirildi. Butun oyuncaklari, esyalari, yiyecekleri de o evlerin altinda kaldi. Onlar simdi kendilerini cok kotu hissediyorlar, o yuzden yardim etmemiz lazim. Cunku herkes ayni, herkesin burada kalbi var. Onlarin kendini iyi hissetmesi icin, bizim simdi onlara bakmamiz lazim.

Gozlerim doldu, hemen kalktik evde sagda solda kalmis butun bozuk paralari, para ustlerini toplayip bir torbaya koyduk. Torbanin agzini kurdeleyle baglamak istedin, cocuklar sevsin diye. Hemen guzel saten bir kurdele bulup bagladik.

Canim bebegim, cok onemli bir bilince ve bilgiye sahipsin su anda. Herkesin ayni oldugu gerceginin farkina varmak, insanlarin kendini birbirinden farkli ve ozel hissetmek icin kurulmus mevcut duzen icinde hic de kolay bir is degil. Bu degerleri, bilinci ve duyarliligi kaybetmemen icin elimden geleni yapacagim.

Sonra soyle bir sarki mirildanmaya basladin:

We are drops, we are drops, of one ocean
We are leaves , we are leaves, of one tree

Seni cok seviyorum.

>United Nations Günü

>Bugün ikinci UN günümüzü kutladık. Geçen seneden başımıza neler geleceğini biraz bildiğimiz için giysi ve yemek hazırlığı konusunu kolay atlattık.

Ancak bu kez başka bir heyecan vardı bizim için. Bu yıl okulunda kendisinden başka Türk öğrenci olmadığı için, bayrak taşıma görevi Lara’ya aitti. Bahçede yapılan bayrak geçidinde ve kapalı salondaki bayrak töreninde bayrağımızı taşıyacaktı. Bayrak taşımak için çok küçük olduğundan, kendisine yardım etmesi için büyük sınıflardan bir abla görevlendirilmişti.


Daha ilk baştan bu işi yapmak için büyük bir istek ve çaba gösterdi. Provaya gitmek için arkadaşının doğum günü partisini kaçırmayı göze aldı. Bugün ise sınıfından, arkadaşlarından, öğretmeninden ayrı olmayı, onların yaptığı şeyleri kaçırıyor olmayı hiç umursamadı. Kavurucu güneşin altında sesini çıkarmadan sıranın Türkiye’ye gelmesini bekledi.

Sonra bir de salondaki bayrak töreninde taşıdı bayrağımızı. Toplu resim çekilirken bile yorgunluğuna teslim olmadı, kameraya gülümseyerek bakmayı başardı.

Sonra üstüne sınıfına gidip, bir de oradaki gösteriye katıldı.
Son olarak sınıf resmi çekilirken artık yorgunluğu yüzünden okunuyordu.
Minik kızımın kendine güveni, kararlılığı ve azmi, beni ve pek çok kişiyi kendine hayran bıraktı. Bir kez daha kızıma saygı duydum, bir kez daha gururla göğsüm kabardı. Göğsümü gururdan kabartan bir olay daha var bu günlerde ki onu da yazacağım sonra.

Ve sonra farklı kültürlerin yiyebileceğimiz en güzel, hepsi ev yapımı yiyeceklerinin tadına bakmak için parti odasına gittik. Sanırım en milliyetçi sunum benimkiydi ama elilmde değil. Türk menüsü ayran, patatesli minik gül börekleri ve sakızlı lokumdan ibaretti.

>Tropik Meyveleri Tanıyalım – 1

> Beste için…

JAMBU

Tadını tarif etmek çok zor. Ekşi olmayan yeşil erik ile ayvamsı, biraz da armutumsu bir lezzeti var. Ortasında bir kısmı var ki, orası da resmen baharatlı, ama hangi baharat karışımı olduğunu tarif etmek çok güç.. Anlatması zor bu meyveyi, jambu işte. Görüntüsü süper. Resimdeki bizim bahçeden ama daha büyük boyutta ve rengi pembeye çalanları da mevcut. Şimdi tam mevsimi.

RAMBUTAN:


Bu da çok lezzetli bir meyve ama tarifi zor. O yüzden etimolojisiyle ilgili bilgi vereyim. Rambut, saç yada kıl demek. Bu meyvenin adı saçlı yada kıllı yani. Bunlar da bizim bahcedeki agactan.

Bu arada, bu meyve agaclari bizim agaclarimiz gibi tirmanilacak boyutta ve sekilde degil. Koskocaman agaclar ve dallari insan boyunun cok ustunde bir yerde cikmaya basliyor govdede. Gerci burada ozel bir teknikle palmiye agacina bile tirmaniyorlar ki o da ayri bir yazi konusu olur ama bizim yapabilecegimiz bir is degil. O yuzden bambudan bir sopanin ucuna basit bir kanca takarak yapilan bir sopayla topluyoruz meyveleri. Yoksa kendi kendine yere dusenler genelde sincaplar ve kuslar tarafindan didiklenmis yada fazla olgunlasmis oluyor.

Devamı gelecek…