>Bali – konaklama ve alışveriş

>Bali oldukça büyük bir ada ve çok lüksünden ekonomiğine, kalabalığından sakinine pek çok farklı bölgesi var. Ada çılgın akıntıların, vahşi sörf dalgalarının bol olduğu denizlerle çevrili. Durum böyle, bizde de iki küçük çocuk olunca, kalabileceğimiz bölge Sanur’la kısıtlı oluyor. Sanur, dalgakıran görevi gören doğal bir mercan resifiyle çevrili. Kocaman, temiz, upuzun kumsalı, çocukların yarı beline kadar suda oturup oynayabileceği sakin denizi, nezih restoranları, çılgın olmayan gece hayatı ve dalış merkezleriyle çocuklu aileler ve dalıcılar için adanın en ideal bölgesi.

Sanur’da şimdiye kadar üç otelde kaldım. Ilk kaldığım otel Sanur Paradise Plaza Hotel idi.
http://www.sanurparadise.com/
Bu otellin iki tesisi var, biri denize yakın, diğeri değil. Biz denize uzak olanında kaldık ve Sanur’un restoranlar olan kısmına gitmek için bile taksiye ihtiyacımız oldu. Otelden sahile ve Sanur’un merkezine düzenli servis var. Bali’de ilk konaklamam olduğu için bahçesinden ve insanların güleryüzlülüğünden çok etkilenmiştim ama bunların Bali’de çok sık rastlanır şeyler olduğunu daha sonra öğrendim. Özetle güzel, temiz bir otel ama yeri çok avantajlı değil.

Ikinci otelim Sanur’un kalbinde yer alan Parigata oldu. http://www.parigatahotelsbali.com/
Bu otelin de yine harika bir bahçesi, güzel bir havuzu, temiz odaları ve güleryüzlü personeli var. Ancak en büyük avantajı restoran ve dükkanların tam merkezinde ve denize çok yakın olmasıydı bizim için.

Üçüncü gidişimde Bali Hyatt’ta kaldık. http://bali.resort.hyatt.com/hyatt/hotels/index.jsp
En güzeli ve ister çocuklu, ister çocuksuz her türlü tatil için ideali bu otel bence. Yer olarak Parigata’ya çok yakın, yani o da merkezde. Denize sıfır mesafede, kendi kumsalı ve kocaman iki havuzu ve bir çocuk havuzu var. Havuzlar da sahilde yani havuz kenarında yatıp denize girmek yada tam tersini yapmak için özel bir çaba harcamak gerekmiyor. Havuz bölgesi tamamen kocaman ağaçlarla kaplı yani herkese yetecek kadar gölge var ve serin. Çocukların rahatça oynayabilecekleri güvenli ve gölge alan çok geniş. Çocuk bakıcısı hizmeti de var. Otelin tesisleri aslında hiç dışarı çıkmayı gerektirmeyecek kadar güzel ve kaliteli. Ancak fiyatlar dışarıdaki restoranlara göre biraz pahalı. Spa ve spor salonu var. Spa’nın fiyatları Jakarta’ya göre çok pahalı ama Istanbul’a göre hala çok ucuz. Otelin bahçesi basbayağı bir yağmur ormanı, 4 senedir üstüste Bali’nin en iyi bahçesi ödülünü alıyormuş. Zaten bahçe turları da otelin yoga, kumda yürüyüş, bisiklet turu gibi pek çok aktivitesinden biri. Otele girer girmez boynunuza takılan çiçeklerden yapılmış kolye ve tropik karşılama kokteyliyle hemen kendinizi prenses gibi hissetmeye başlıyorsunuz. Çalışanların güleryüzü ve saygısı tüm kalışınız boyunca ‘şu karşıdaki volkanı ben yarattım’ havasında gezmenize sebep olabiliyor. Kahvaltısı harika ki, peynirin karabora olduğu Asya otelleri için önemli bir özellik. Oda servisi odayı günde iki kere temizliyor ve taze çiçeklerden yapılmış adaklar ve taze meyveler bırakıyor. Odalar çok çok yeni ve lüks değil ama gayet temiz. Çocuklarla kalındığında çok rahat edilecek, romantik bir tatil için de ideal bir otel.

Alışverişe gene sıra gelmedi ama zaten o konuda anlatacak fazla birşey yok, ancak yaşanarak görülebilir.

Dilek’e not: Denon senin beğenip de annemin sana aldırmadığı tabloyu gösterdi, kulaklarını çınlattık. Yeni madenler keşfettik. Bir tahta oyma atelyesinde iki saat geçirip, sehpaha altı alıp çıktık! Ayrıca yatak örtüsü yapanların yerini de yine bu sefer başka birşey ararken keşfettim.. Hehehe. Bu geziden aldıklarımızın resimlerini çekip buraya koyacağım en kısa zamanda.

>Panca Walikrama

>Bali’yi tek bir yazıda tarif etmek mümkün değil, onun için hazırlık kısmını görme imkanını bulduğumuz bu özel töreni ayrıca anlatmak istedim. Oteller ve alışveriş konulu başka bir yazı daha gelecek sonra.

Ben Hindu dinini ve geleneklerini hiç bilmiyorum, açıkçası hiç araştırmadım. Anlattıklarımın hepsi Bali’deki şöförümüz, rehberimiz, gerektiğinde çocuk bakıcımız, gerektiğinde tercümanımız, elimiz ayağımız dilimiz ve artık ailemizden biri olan, dünya iyisi insan Denon’un anlattıklarından anladıklarıma dayalı bilgilerdir, duyrulur.

Denon


Besakih Tapınağı, Agung yanardağının tepesinden Bali’yi seyreden, tüm klanlara kapılarını açan, sınıf ayrımları gözetmeden herkesi kucaklayan Ana Tapınak. Burada her 10 yılda bir, evreni doğanın negatif gücünden arındırmak için Panca Walikrama töreni yapılıyormuş. Eğer 10 yıl dolmadan herhangi bir doğal felaket, hastalık salgını yada sosyal huzursuzluk olursa kralın kararıyla tören yapılabiliyormuş. Işte bu tören, 2009 yılının 9.Nisan gününe denk geliyordu, ancak biz 8.Nisan’da döndüğümüz için ancak hazırlık törenini görebildik ki o bile yeterince etkileyiciydi. Zaten 9 Nisan’daki törene devlet büyükleri ve çok önemli kişiler katıldığından bizim içeri girebilme şansımızın çok düşük olduğu söylendi. O yüzden çok da üzülmüyorum.


Besakih Temple


Bu büyük törenin hazırlıkları çok önceden başlıyormuş. Nitekim sahildeki masajcı kadınlar, nehirlerde ve tarlalada çalışanlar bile işi gücü bırakmış adaklar hazırlıyorlardı. Evler, tapınaklar, heryer temizleniyor, adaklar hazırlanıyor, adaklar için çiçekler toplanıyor, kurban edilecek hayvanlar
hazırlanıyor. Evlerin temizlenmesi sadece fiziksel temizlikle de bitmiyor. Evin her odasından temsili eşyalar Besakih Tapınağına götürülüp kutsanıyor. Kurban edilecek hayvanlar da yine bir gün önce burada kutsanıyor, hayvanların bir sonraki yaşamlarında daha üstün bir ruh olarak dünyaya gelmeleri için dualar ediliyor.

Besakih Temple

Bu kutsama töreni Besakih’nin içindeki merkez tapınağını üç kez tavaf ederek yapılıyor. Her klan kendi imgelerini ve renklerini , kutsanacak eşyaları ve hayvanları taşıyarak, Gamelan orkestrası ve rahipler eşliğinde yürüyor. Kurban edilecek hayvanların hepsini göremedik çünkü asıl töreni kaçırdık ama kaplan, aslan, bufalo gibi az bulunan hayvanlar da kurban ediliyormuş. Benim beynime kazınan ise koskocaman bir deniz kamplumbağasının çaresiz ve ümitsizce bakan, kocaman gözleri oldu. Insanlari, geleneklerini, dinlerini sorgulamadan kabullenmeyi öğrendim ama bu hayvanların kurban edilmesini kabul etmekte zorlanıyorum. Öbür taraftan kafamı kaldırıp koskoca yanardağın kraterini görünce de, ‘belki bir bildikleri vardır’ diye düşünmeden edemiyorum. Bizim değerlerimizin ve kalıplarımızın çok dışında bir yaşam sürüyor bu insanlar diye düşünüyorum ve bunu da onların bir parçası olarak kabul edip unutmayı seçiyorum. Ama olmuyor, o kaplumbağanın gözleri çıkmıyor aklımdan.

Tapınağın tam olarak içine giremiyoruz, etrafından dolaşabiliyoruz sadece. Tapınağın farklı bölümleri olduğunu ve her bölüm için farklı renklerde hayvanlar kurban edildiğini anlatıyor Denon. Anlatıyor ama ben tam anlamıyorum sebebini. Hinduizmin çok karmaşık bir din olduğuna karar veriyorum.

En çok ilgimi çeken şeylerden biri de tapınağın içinde Budistlere ait bir bölüm olması ve bu kutlamaya onların da kendilerince katılması. Bu insanların diğer dinlere toleransına tekrar saygı duyuyorum.

Besakih Temple


Besakih Tapınağını, hafif güneş çarpmasından ve tapınağın görkeminden sersemlemiş bir şekilde karmakarışık duygular ve düşüncelerle terkediyoruz.

>Tanrıların Adası

>Bali’de tam olarak kaç tane tapınak olduğu sanırım bilinmiyor ancak yüzölçümü topu topu yaklaşık 5600 km2 olan adada 10-15 bin adet tapınak olduğu tahmin ediliyor. Hala bir çeşit kast sistemi var ve her ailenin kendi evliyalarının bulunduğu, kendi atalarını andıkları aile tapınakları var. Bunun dışında her köyde Brahma, Wisnu ve Siwa adına yapılmış en az üç tane tapınak bulunuyor. Bali’liler hayatta herşeyin bir simetrisi olduğuna inanıyorlar, bunun için her tapınağın bir de simetrik tapınağı var, yani üç tanrı için altı tapınak ediyor. Bu tapınakların bazılarında köy toplantıları yapılıyor, bazıları mezarlığa yakın oluyor ve cenaze törenleri için kullanılıyor. Bunların dışında bir de fonksiyonel tapınaklar var, örneğin ressamların tanrıların kendilerine ilam vermesi için tapınak, yada çiftçilerin hasatlarının bereketli olması için yapılan tapınaklar. Her köyde ne kadar meslek varsa o kadar da tapınak yani. Pazar yerlerinde Melanting tapınakları, Subak denilen arınma tapınakları ve göllerde, dağlarda, deniz, nehir kenarlarında ve diğer kutsal mekanlarda bulunan tapınaklar.. Ve kast, klan farkı gözetmeksizin herkesin ibadet edebileceği bir adet Mother Temple, yani Ana Tapınak, Besakih Tapınağı.

Agung yanardağı yolu üstünde pirinç terası manzarası.

Bu kadar çok tapınak olunca, Bali’lilerin günlük yaşamlarının ciddi bir bölümünü ibadete ayırdıklarını belirtmeye gerek yok sanırım. Durum böyle olunca dünyevi işlerde başarılı olmalarını beklemek de haksızlık tabii ki. Bali’de bu yüzden sanatçı ve zanaatçı oranı çok fazla. Dans, resim, müzik, heykel, metal işçiliği çok gelişmiş. Dünyanın pek çok köşesinden sanatçılar da Bali’nin zengin kültüründen ve sanat kokan havasından etkilenip buraya yerleşmiş. O yüzden de sokak üstündeki bir resim galerisinde 15000 dolarlık resimler bulup hayal kırıklığı yaşamak çok muhtemel. Bali’deki performans sanatlarının yaratıcılığı ve çeşitliliğine hayran olmamak mümkün değil. Legong, Kecak, Barong gibi dansların hepsi temelde Hindu mitolojik hikayelerini anlatsa da, herbiri ayrı birer görsel şölen. Bu danslar, dini tören ve kutlamalarda, ücretli gösteri şeklinde çeşitli gösteri merkezleri yada tapınaklarda ve mağazalardan restoranlara adanın her köşesinde görülebiliyor.

Ubud’da tesadüfen gördüğümüz bir tören.


Bali’liler inanılmaz güleryüzlü, yardım sever , mutlu ve sıcak insanlar. Ada zaten çok güzel. Yüksek binalar yok, binaların her biri özenle Bali tarzında yapılmış, heykeller, resimler, tahta el işçiliği objeler her yerde. Bambu, taş ve tahta ancak bu kadar güzel kullanılır bir arada. Çevredeki pek çok şeyde sanatçı dokunuşu, yaratıcılığı hemen dikkat çekiyor. Herşey çok sade ve abartısız ama bir o kadar görkemli ve etkileyici. Derme çatma bir barakanın tavanındaki el işçiliği, palmiye yapraklarından dantel gibi örülmüş süsler, yerlerdeki minik adak sepetleri, yol kenarıdaki toprak lambalar gibi sizi kendine hayran bırakan bir çok şeyle karşılaşıyorsunuz gün içinde, hepsinde de yapanın sabrı, özeni , sevgisi , inancı okunuyor.

Yukarıdakı törenin devamı, adaklar simetrik tapınağa yürünerek taşınıyor.

Adanın havasını anlatabilim mi bilmiyorum ama işte böyle huzur ve inanç dolu, doğal olarak çok güzel, size çok iyi davranan insanların olduğu bir yere gelince insan ister istemez etkileniyor ve kendini o büyüye kaptırıyor. Işleri, adadanın dışında kalan hayatı ve dertleri düşünmek mümkün olmuyor. Bedenin işten uzaklaşıp, zihnin aynı hayatı başka mekanda yaşadığı tatillerden olmuyor yani. Ruh ve zihin birlikte dinleniyor. Beden pek dinlenemiyor açıkçası, çünkü görülecek ve yapılacak çok fazla şey var. Ondandır, adaya ayak bastıktan en geç bir gün sonra bütün kadınlar saçlarını Bali’li kadınlar gibi çiçeklerle süsleyip, sarong’larını takıp, yüzlerinde belli belirsiz bir gülücük, tropik adalı prenses edasıyla dolaşıyorlar ortalıkta. Erkeklerin ise hepsi ellerinde ister en profesyoneli ister en uyduruk şipşak olanından birer kamera, tapınakların merdivenlerinde Indiana Jones havasıyla sekiyorlar. Dönüş için havalimanına girince bu havalar hemen sönüyor ama Bali’nin tadı tekrar dönene kadar insanın damağında kalmaya devam ediyor.

>Bajaj

>Bu akşam eve gelince Lara’nın kulağı ağrıdığı için hemen onu alıp doktora doğru yola çıktık. Yolda yanımızdan Jakarta’nın ilginç taşıma aracı, motorsikletten bozma, toplu taşımanın lüksü, taksinin ekonomiği BAJAJ geçti.

Lara’yla aramızda geçen diyalog;

L: Anneee, Arda bugün okuldan eve bunlardan biriyle geldi.
A: aaa, gerçekten m?
L: Eveeeet, gerçekten
A: Neden bununla geldi ki eve?
L: E araba sendeydi, yağmur da yağıyordu, doğru mu?
A: Doğru valla…

Ben Arda’ya 23 Nisan şarkısı, bana ‘mama’ değil de ANNE demeyi öğretmeye çalışadururken, adam süzme Endonezya’lı olarak yetişiyor.

>Obama’nin adidas kampanyasi

>

Bugun bizim intranetteki haberi ofiste henuz kimse okumadi sanirim, kimsenin konustugunu duymadim. Ben de az once actim da gordum zaten, malum Almanya’dakiler daha yeni ise geldi.

Impossible deal: adidas launches “Barackade” baslikli upuzuuuun bir yazi. Detayli olarak adidas’in, bir tarafinda Obama’nin resmi, topuk kisminda Amerikan bayragi ve adidas logosu kokan Barackade amblemi olan ve dilinde de “Yes, we can” yazan bir ayakkabi tasarladigini, 4.Temmuz’da piyasaya surecegi anlatilmis. Basketbol fanatigi olan Obama, unlu basketbol oyunculariyla 10 dakikaligina bu ayakkabiyla oynayacakmis. Askeri gosteri ucusu pilotlari da ayni anda havaya 3 cizgi cizecekmis. hahahaha!! Daha neler!

Neyse, devam edelim; Barackade modelinden sadece 1000 adet uretilecek ve kolleksiyoncularin begenisine sunulacakmis.

Iste Obama’nin “Impossible is Nothing” videosu:
http://www.youtube.com/watch?v=j9D34owC4Po

Ne diyeyim bilemedim.. 2009’da maas zammi yok, her turlu butce yariya indirildi falan gibi haberlerden sonra insanlari neselendirmek icin ne yapacaklarini sasirdilar herhalde diyorum.

Mutlu Bir Nisan’lar! Akilli olun, esek sakalari yapmayin.

ÖNEMLİ NOT: Aldığım tepkiler üzerine açıklama yapma gereği duydum; yukarıdaki yazı ve anlatılan kampanya tamamen faraziye olup gerçekle hiçbir alakası yoktur. 1 Nisan şakasından başka birşey değildir. Aman diyiim yani, ciddiye falan alan olmasın. Fakat bu yazının bu kadar ciddiye alınması da başka bir yazı konusu olacak tabii ki, o kesin. Obama’nın böyle bir kampanyaya katılmayı kabul etmesi fikrinin kimseyi şaşırtmaması gerçekten çok ilginç. En kısa zamanda irdelenecektir.

>Gunun raporu

>Tatsiz, gergin is gorusmeleri. Basvurularin hepsi iceriden, hatta cogu benim kendi ekibimden. Simdi ben ne sorucam bunlara gorusmede? Zaten taniyorum hepsini, ne sacma sey. Kimin terfi olacagi da belli zaten.. bos isler.

Karsimda katur katur yer fistigi yiyip, telefon konferansini loud speaker’dan tek basina yapan bir sahsiyet. Ozel olarak uyarilacak, listeye alindi.. Sevmiyorum acik ofisi. Odasi olsun herkesin, kapatsin kapisini fistik yesin, gaz cikarsin, chat yapsin, naaparsa yapsin.. ben de rahat rahat calisayim..

Bir dogum gunu ve muhtemelen sokakta gordugum el arabalarindan yada ofisin arkasindaki kohne yerlerden alinarak olusturulmus karisik snack tabagi. Yedim, guzeldi.

Patronun da dogum gunu ve geyik bir tebrik karti.. Allahtan tatilde, yoksa bir de geyik bir kutlama olacakti.

Gokleri yaran, yerleri titreten, yuregimi agzima getiren bir yagmur firtinasi.

Ofiste tifo salgini. Kimlerin tuvaletten cikinca ellerini yikamadigi belli oldu. Acaba o ikramlari yemese miydim? Amaan, yedim artik.

>Artik sevmeyecegim, butun kabahat benim

>Icimdeki Turkiye ozlemi bir sonraki emre kadar askiya alinmistir. Secim sonuclari beni gene uzdu, kirildim, darildim. Ne bekliyordum bilmiyorum ama sanirim asla icimdeki beklenti kaybolmayacak, her secim sandigindan ampul karanligi disinda gercek bir umit isigi cikmasini beklemeye devam edecegim. Ama bugun suratim asik, keyfim yok, kirginim, uzgunum. Simdi umidim Endonezya’daki genel secimler. Bari burada aydinlik kafalar kazansin, ulkesini ve insanini dusunen zihniyet basa gelsin.

Evde sokak simidi ve kuzu tandir yapmayi basardim, sucuk,beyaz peynir ve raki stoklarim bizi uzun sure idare edecek seviyede, ailem yanimda.. tek ozlemim kardesim, dostlar ve bogaz. Sevdiklerim birer ikiser ziyarete geliyor. Bogazi ozledikce de Hint Okyanusuna gidiyorum. Kuskunlugum ve Istanbul’daki soguk havalar gecene kadar hiiiiic gelmeye niyetim yok. Merak edenlere duyrulur.

>boyatmak yada boyatmamak

>Kuaföre gidip üç saat mi öldürmek , yoksa artık saklanamayan beyaz saçlarla, sanki onlar yokmuş edasıyla gezmeye devam mı etmek ? işte bütün mesela bu….
O üç saatte neler yaparım ben! Çocukları doyurur yatırırım, Deep Indonesia Dalış Fuarına giderim gelirim, bir de yolda uyurum, hatta gelir apple crumble yaparım.. bu hafta da yine beyaz saçlarla kaldım, bir çaresine bakacağız artık şapka, bandana falan… Hem bu hafta interview’lar yapıcam, saygın bir havam, ağırlığım olur, daha iyi.. oooh, iyi ki boyatmamışım saçımı!

>Lara’ya Mektup

>Sevgili Lara,

Bu yaziyi okumak icin 16-17 yasini bekleyecegini bilsem cok daha farkli yazmayi dusunurdum ama sendeki bilgi acligi, ogrenme istegi o kadar yogun ki en gec 3-4 sene icinde burayi kesfedip gizli gizli okuyacagindan eminim. O yuzden ona gore yaziyorum 🙂

Bir suredir bana ve ananene sorularinla zor anlar yasatiyorsun. Son zamanlarda kafani dogum olayina takmis vaziyettesin. Aramizda dun sabah gecen diyalogu aktariyorum:

L: Anne karnindan bebek cikarken canin aciyor mu?
S: Hayir Lara’cim acimiyor, doktorlar agrikesici ilac veriyor ve canin acimiyor.
(Dogum fotograflarinda benim elimdeki kelebegi gormus, kafayi ona takmis)
L: Ama o eline batirdiklari igne acimiyor mu yani? Nasil batiriyorlar?
S: Acimiyor Lara’cim, o igne asi yapilan igneden daha yumusak. Hem zaten ilac almis oldugun icin acimiyor. Nasil senin kolundan kan almadan once krem surmustu doktor, sonra igne batinca hic acimamisti. Iste ayni oyle.
L: Ustune bant mi yapistirmislardi sonra?
S: Evet.
L: hmmm.. Peki bebek karninin icinden disari nasil cikiyor?
(Allahim! Ne desem? En iyisi dogruyu soylemek.. zaten hic beceremem kivirmayi, yuzume gozume bulastiririm.. anlatayim, bari napalim, o gun bugunmus demek ki… umarim o bebegi oraya kim koyuyor sorusu bugun gelmez, buna hazir degilim henuz)
S: Annenin karnindan bebegi cikarmanin iki yolu var. Birinde doktorlar cikariyor. Ben sizi oyle dogurdum. Birinde de bebek kendi kendine cikiyor.
L: Karnini mi kesiyor?
S: Evet
L: Neresini kesiyor? Acimiyor mu? Bicakla mi kesiyor, makasla mi? sonra nasil yapistiriyor karnini?
(Kesigimi gosteriyorum)
S: iste burayi kesiyor, kucucuk bir kesikten cikariyor bebegi. Acimiyor cunku ilac vermislerdi ve ben o sirada uyuyordum. Gozumu acinca dunyanin en guzel bebegini buldum yanimda. Bu aci veren, kotu bir tecrube degil. Cok mutluluk verici bir sey, dunyanin en guzel seyi bebek sahibi olmak. Kotu olsa ben iki tane bebek dogurur muydum hic?
(sirinlik yapip unutmani umuyorum ama yok, unutmuyorsun, her zamanki gibi cok kararlisin kafandaki sorularin cevabini almadan beni birakmamaya)
L: makasla mi kesiyor, bicakla mi?
S: Doktorlarin kendi ozel aletleri var canim
L: Karnini nasil yapistiriyor?
S: Yine ozel aletleriyle dikiyorlar, sonra bant yapistiriyorlar ustune. Kendi kendine iyilesiyor.
(unutmadin ikinici alternatifi, soracaksin, goruyorum gozlerinde)
L: peki obur turlu nasil cikiyor karnindan bebek?
S: Bebek kendi kendine cikiyor
L: Nasil yani, karnin patliyor mu? (gulmuyorsun, gozlerin hala merak icinde)
S: Hayir tatlim, karnin patlamiyor. (alt tarafi gosteriyorum) Burdan cikiyor.
L: aaaa, ama orda cis yapiyoruz. Sonra cis yapamazsin
S: hayir, cis yapilan yer degil. Baska bir bolumu var bizim vucudumuzun bebeklerin cikmasi icin.
L: Nasil ?
S: Kitaptan gostermem lazim Lara’cim, su anda bunu aciklamak icin hazirlikli degilim.
L: tamam, hadi goster kitaptan
S: Lara’cim oyle bir kitabim yok suanda. Gidip arayip bulmam lazim. Yada internetten senin anlayabilecegin resimler bulmam lazim. Arastirip hazirlik yapmam gerek yani, su anda aciklayamam. (ne bileyim bir gun sabah uyanip gozunu acar acmaz bu sorulari soracagini…)
L: Peki ordan bebek cikinca boyle mi yuruyorsun sonra? (bacaklarini acip, maymum gibi yuruyorsun, bu dusunce seni biraz eglendiriyor ama gozlerinde hala endiseli bir merak var)
S: Hayiiiir.. bebek ciktiktan sonra eski haline donuyor vucut.

Bir sure ara veriyorsun sorularina. Sonra daha zorlari geliyor

L: Anne ben buyuyunce karnimdan bebek cikarmasam olur mu?
S: Olur tabii Lara’cim, onemli olan senin mutlu olman
L: Karnimdan bebek cikmadan da anne olabilir miyim?
A: olabilirsin tabii, annesi babasi olmayan, senin bakimina muhtac bir bebegi evlat edinip de anne olabilirsin
L: Peki evlenmeden de karnimdan bebek cikarabilir miyim?
A: Bu konuyu konusalim ama su anda cok erken. Biraz daha buyu (yaklasik 20 sene kadar) sonra tekrar konusalim
(Teknik olarak evlenmeden cocuk sahibi olabilirsin ama bir cocuga verebilecegin en guzel ve onemli sey sevgi dolu bir aile ortami. Neden onu bundan mahrum edesin ki? Senin bebeklerin askinin meyvesi olsun bebegim. Seni cok sevecek, senin de cok asik olacagin bir adam olsun hayatinda, o kadar mutlu olun ki birlikte, bu mutluluga kendi parcaniz olacak minik bir bireyi de ortak etmek isteyin. Sevginiz ve mutluluklariniz hergun cogalsin. Evrene parlak isiklar sacsin aileniz)
L: Peki anaaaneee.. Anne, benim bebeklerim bu evde mi olucak?
S: Hayir canim, kendi evinde dogacak senin bebeklerin
L: Benim evim nerde olacak?
S: Evinin nerede oldugu onemli degil canim. Ailen neredeyse evin orasidir. Sen bebeklerin oldugunda nerede olmayi secersen, evin de orada olacak.

Senin maceraperest, gezgin ve ozgur bir ruhun var bebegim. Belki de senin o cilgin ruhun bizleri dunyanin taa obur ucuna surukleyen. O yuzden dort yasinda bile olsan ne demek istedigimi anladigindan cok eminim. Sevdigin insanlar, ailen neredeyse evin orasi olsun. Heryerin, herseyini tadini cikar ama baglanma. Mutlulugu kendi icinde ve sevdiklerinde bulmayi ogren, o zaman butun dunya senin evin olur. Nereye gidersen git, mutlu olursun.

Simdi benim ders calismam lazim. Eminim unutmayacaksin bebeklerin nasil dogdugunu, sonra da bebegi oraya kim koyuyor sorusu cevap arayacak. En iyisi ben simdiden hazirlanayim.

>Bir yilbasi daha mi yoksa ?!

> Yarin yine tatil. Nedir, nedendir diye arastirinca yine bir yilbasi kutlamasi oldugu ortaya cikti. Bu sefer Hindu’larin yilbasisiymis. Neymis ogrenelim, gene kirmizi don falan giymek gerekiyorsa atlamayalim diye arastirayim dedim. Dedim ama okudukca kafam karisti, o kadar cok mitolojik isim ve astrolojik terimle anlatiliyordu ki daraldim, okumaktan vazgectim. Zaten okudukca canim Hint yemegi cekti, konstantrasyonum bozuldu, gozumun onunden somosalar, rogan joshlar, safranli pilavlar gecti.. karnim acikti. Bu kadar iste benim Hinduizm’le alakam, ayurveda ve yoga kelimelerini cumle icinde kullanirim, Hint yemeklerini mideye indiririm.

Neyse, ben ozetle sunu anladim, yilbasi Pazar gunuymus. Yarin Nyepi’ymis, Bali’li Hindularin yilbasindan uc gun once yaptigi arinma seremonisi yani. Hindu’lar cok eskiden bir suru farkli takvim kullaniyormus. Sonra Saka hanedani zamaninda birileri cikip tum Hindu’larin ortak kullanabilecegi bir takvim icat etmis. O yuzden Saka takvimi deniyormus. Bu takvim hem gunes, hem de ay dongusunu kullaniyormus, nasil diye hiiiiic sormayin. Zaten anladigim kadariyla hala tek takvim kullanilmiyor ama yanlis anlamis olmam cok muhtemel. Endonezya’daki Hindu’lar, Hindistan’dakilerden 15 gun once kutluyorlarmis. Yilbasindan uc gun once de Nyepi gununde Melasta ayini yapiliyormus.

Tarihi yazitlara gore Malesta su demekmis: izdiraplari, yasamdaki kotu elementleri uzaklastirmak icin, tanrilarin yolundan “yasamin kutsal suyu, Deniz”e yurumek. Dag koylerinde toren gole yada pinarlara yurunerek yapiliyormus.

Simdi Bali’de olmak ve o kutlamalari goruntulemek vardi.. Gerci kimse calismiyordur buyuk ihtimalle, sofor bile bulamazdik. Zaten gazeteler aman o gun Bali’ye gitmeyin, havalimanlari ve limanlar kapali, butun hayat duracak, turistler de saygili olsun fazla dikkat cekmesin (tercumesi: icip icip sarhos olup, sokaklarda gurultu yapmayin, akilli olun) diye uyarida bulunmuslardi.
http://www.thejakartapost.com/news/2009/03/24/bali-discourages-tourists-visit-island-039nyepi039-holiday.html

Tanrilarin adasi Bali… kimbilir ne guzeldir simdi tapinaklar, arka fonda Gamelan muzigi, incecik dantel bluzlari ve rengarenk etekleriyle kafalarinda adaklarini tasiyan guzel gozlu Bali’li kadinlar, bembeyaz giysili, sapkalarini ciceklerler suslemis erkekler ve cocuklar, her yer ciceklerle ve dantel gibi orulmus palmiye ve muz yapraklariyla susludur simdi. Pirinc teraslarinin arasindan tum zarafetleriyle denize yuruyorlardir. Aaaah Bali… Lara bosuna kafamizin etini yemiyor “ben Bali’yi ozledim, Bali’ye gene gitmek istiyorum” diye. Dort yasindaki cocugu bile buyuleyip kendine bagimli yapabilecek kadar sihirli, ozel bir yer Bali.