>
Lara’dan Halloween’e hazırlık, pardon otoportre çalışmaları. Bunları çektiğinden haberim bile yoktu, kendi resmini çekip kadrajı bu kadar iyi ayarladığı için tebrikler.
Category Archives: cocuklar
>Insanlik icin kucuk, bizim icin buyuk adim
>Evde buyuk kutlama vardi bu sabah cunku dun gece Arda’nin bezsiz ve cissiz ilk gecesiydi. “ya hep ya hic” insani Arda’da aksam bez, gunduz kulot taktigi bir turlu ise yaramayinca, dun gece kendi istegi uzerine bezsiz yatti. Gece sutunu vermedim tabii ki, ona durumu caktirmadan arada kaynattim. Yataga havlu serdim, yedek giysi hazirladim falan. Hazirdim gece vukuat yasamaya. Ama hicbirsey olmadi, gece kalkip kalkip kontrol ettim ama o misil misil uyuyordu her seferinde. Sabah normalden erken kalkti ve yanima gelip cisi oldugunu soyledi. Alkislarla tuvalete gittik, alkislarla ciktik, evde zafer turu attik sabahin altisinda.
Simdi sirada kaka olayini halletmek ve portatif lazimliga alistirmak var bu minik adami. Yine yanimda koca cantayla gezme devirleri basladi demek oluyor bu. 3-4 tane yedek giysi ve hatta yedek ayakkabi, portatif lazimlik, bol islak mendil, bos plastik poset… ay, darladim bir an…
>Lara’ya mektup – 2
>Sumatra’daki deprem cok can aldi, cok kisiyi de kayiplarla sag birakti. Bolgeye yardim su anda Endonezya’daki herkesin gundeminde. Hemen hemen her kurum kendi icinde yardim toplayip ihtiyaci olanlara iletiyor. Senin okulun da konuya tepkisiz kalmadi dogal olarak. Eve gelen bultenlerden yardim kampanyasi duzenleyeceklerini biliyordum. Ancak 4-5 yasindaki cocuklara durumu bu kadar guzel aciklayacaklarini tahmin edememistim. Sinifiniza yardim sepeti koymuslar. Sembolik aslinda, cunku anlamli bir yardim icin okul tarafindan duzenlenen ayri bir organizasyon var zaten. Evdeki bozuk paralari toplayip buraya getirerek yardim yapabileceginizi anlatmis ogretmeniniz. Ama ailelere baski yapmamak icin de, ailelerinin zaten yardim etmis olabilecegini yada baska bir sekilde, baska bir zaman yardim etmek isteyebileceklerini de anlatmis.
Dun yanima geldin ve gozlerini kocaman acarak anlatmaya basladin:
Anne, Sumatra’da deprem oldu ve orada yasayan cocuklarin evleri kirildi. Butun oyuncaklari, esyalari, yiyecekleri de o evlerin altinda kaldi. Onlar simdi kendilerini cok kotu hissediyorlar, o yuzden yardim etmemiz lazim. Cunku herkes ayni, herkesin burada kalbi var. Onlarin kendini iyi hissetmesi icin, bizim simdi onlara bakmamiz lazim.
Gozlerim doldu, hemen kalktik evde sagda solda kalmis butun bozuk paralari, para ustlerini toplayip bir torbaya koyduk. Torbanin agzini kurdeleyle baglamak istedin, cocuklar sevsin diye. Hemen guzel saten bir kurdele bulup bagladik.
Canim bebegim, cok onemli bir bilince ve bilgiye sahipsin su anda. Herkesin ayni oldugu gerceginin farkina varmak, insanlarin kendini birbirinden farkli ve ozel hissetmek icin kurulmus mevcut duzen icinde hic de kolay bir is degil. Bu degerleri, bilinci ve duyarliligi kaybetmemen icin elimden geleni yapacagim.
Sonra soyle bir sarki mirildanmaya basladin:
We are drops, we are drops, of one ocean
We are leaves , we are leaves, of one tree
Seni cok seviyorum.
>United Nations Günü
>Bugün ikinci UN günümüzü kutladık. Geçen seneden başımıza neler geleceğini biraz bildiğimiz için giysi ve yemek hazırlığı konusunu kolay atlattık.
Ancak bu kez başka bir heyecan vardı bizim için. Bu yıl okulunda kendisinden başka Türk öğrenci olmadığı için, bayrak taşıma görevi Lara’ya aitti. Bahçede yapılan bayrak geçidinde ve kapalı salondaki bayrak töreninde bayrağımızı taşıyacaktı. Bayrak taşımak için çok küçük olduğundan, kendisine yardım etmesi için büyük sınıflardan bir abla görevlendirilmişti.

Daha ilk baştan bu işi yapmak için büyük bir istek ve çaba gösterdi. Provaya gitmek için arkadaşının doğum günü partisini kaçırmayı göze aldı. Bugün ise sınıfından, arkadaşlarından, öğretmeninden ayrı olmayı, onların yaptığı şeyleri kaçırıyor olmayı hiç umursamadı. Kavurucu güneşin altında sesini çıkarmadan sıranın Türkiye’ye gelmesini bekledi.
Sonra bir de salondaki bayrak töreninde taşıdı bayrağımızı. Toplu resim çekilirken bile yorgunluğuna teslim olmadı, kameraya gülümseyerek bakmayı başardı.

Sonra üstüne sınıfına gidip, bir de oradaki gösteriye katıldı.
Son olarak sınıf resmi çekilirken artık yorgunluğu yüzünden okunuyordu.
Minik kızımın kendine güveni, kararlılığı ve azmi, beni ve pek çok kişiyi kendine hayran bıraktı. Bir kez daha kızıma saygı duydum, bir kez daha gururla göğsüm kabardı. Göğsümü gururdan kabartan bir olay daha var bu günlerde ki onu da yazacağım sonra.
Ve sonra farklı kültürlerin yiyebileceğimiz en güzel, hepsi ev yapımı yiyeceklerinin tadına bakmak için parti odasına gittik. Sanırım en milliyetçi sunum benimkiydi ama elilmde değil. Türk menüsü ayran, patatesli minik gül börekleri ve sakızlı lokumdan ibaretti.
>Boyfriend !
>
S: Kim Lara’cim?
L: Sahan. Hep benimle oynamak istiyor, ben de Sahan’i cok seviyorum
S: (nefes, nefes, gulme) Lara’cim, arkadaslarini sevmen cok guzel ama “boyfriend” daha farkli birsey. Sevdigin arkadasin boyfriend’in olacak diye birsey yok. Cok sevmenin disinda asik olman lazim, bu kisinin senin icin cok cok ozel olmasi lazim. Bak biz babanla birbirimize asik olduk, sonra o benim boyfriend’im oldu, butun hayatimizi birlikte gecirmek istedik ve evlendik.
L: tamam, ben de Sahan’a asigim, ben de Sahan’la evlenicem. Ama Jack’le de evlenebilirim
S: (Sahan ne bicim isim yahu? Adinda meymenet yok bi kere bu cocugun. Jack’e de birsey demedik gecen sene minicik birsey diye ama..) Bence sen daha cok kucuksun asik olmak icin, evlenecegin kisiye karar vermek icin. (aslinda asik olmanin yasi var mi? hangimizin cocukluk aski olmadi?) Daha karsina bir suru insan cikacak. Istersen sen simdi cok iyi arkadas ol, buyuyunce karar verirsin kiminle evlenecegine. Ne dersin?
L: bence de, cunku Max’le de evlenebilirim.
S: ….???…
Resim Lara’dan…
>Hanım Ağa
>Minik Buddha
>
Benim görmüş geçirmiş, ermiş de gelmiş oğlum… Nereye baktın da daldın öyle, minik kafandan neler geçti o an? >Bebek bekliyoruz, hem de 300 tane!
>Endonezya, tum dunyada en cok mercan resifine sahip olan ulke. Yaklasik 500 mercan turune ve tum tatli su ve tuzlu su turlerinin %25’ine sahip. Dunyada mevcut 7 deniz kaplumbagasi turunun, 6 tanesini bu sularda gormek mumkun. Bu yuzden, binlerce kilometre uzunlugundaki harika, volkanik kumsallarinin cogu deniz kaplumbagalarinin yumurtladigi yuvalarla dolu.
Ne yaziktir ki, Endonezya’da da, cevreci orgutler yeteri kadar guclenemedikleri icin, su anda koruma altindaki bolge sayisi cok az. WWF burada yogun olarak calisiyor ama ne yazik ki olayin arkasindaki maddiyat o kadar buyuk ki, bu konuda ciddi bir sonuc elde etmek imkansiz gibi gorunuyor. Yine de, halk arasinda yavas da olsa bir koruma bilinci olusmaya basliyor gibi sanki. Ornegin kaplumbaga etinin yogun olarak tuketildigi Bali’de Kurma Asih Vakfi, bence bu konuda ciddi basari elde etmis durumda.
Kurma Asih, adanin Batisindaki Perancak Koyu’nun yakinlarinda, minicik, kendi halinde bir kurum. Bu bolge, adanin Guney kismi gibi turistik bir bolge degil. Daha cok hayvancilik, pirinc ve balikciliktan gecimini saglayan koyluler icin deniz kaplumbagalari bundan iki sene oncesine kadar ticari degeri olan et parcasindan baska birsey degilmis. Ancak Kurma Asih, cok akillica davranak kaplumbaga yavrularinin denize birakilmasi olayini turistik bir atraksiyon haline getirmeyi basarmis. Bolgede turistik tesis olmadigi icin, adanin cevresinde mavi tur yapan sirketlerle anlasmislar. Tekneler, bebek deniz kaplumbagalarinin denize ilk yolculugunu gormek icin can atan turistleri buraya tasidikca, koyluler de bu isin kendileri icin maddi kazanc saglayacagini gormusler. Daha once satmak yada yemek icin sahilden topladiklari yumurtalari, bu kez Kurma Asih’e teslim etmek icin toplamaya baslamislar.

Buraya gitmeyi, ozellikle cocuklari goturmeyi uzun zamandir cok istiyordum. Bali’ye gitmeden iki hafta oncesinden Kurma Asih’i arayip randevu almistim. Ne yazik ki, bizim gidecegimiz gun yagmurlu ve karanlik bir gundu. Ama biz planimizi bozmadik, arabaya atladik ve iki saatlik harika bir yolculuk sonunda vakfa ulastik. Vakfin yoneticisi Pak Anom, cocuklara tek tek her asamayi anlatti. Bir yuvada yaklasik 300 yumurta oldugunu, bebek deniz kaplumbagalarini yaklasik bir aylik olduktan sonra deniz biraktiklarini, kaplumbagalarin buyuyunce kendi yumurtalarini birakmak icin ilk kez denize girdikleri kumsala donduklerini anlatti. Cocuklari once bebek kaplumbagalara yavas yavas alistirdi, onlari nasil tutmalari gerektigini gosterdi. Dana sonra denize birakilmaya hazir bir kova bebegi tek tek ellerimizle kumsala biraktik. Denize ozlemle kosuslarini, minik kafalarinin dalgalarin arasinda kaybolusunu izledik. Birakirken cok heyecanlandik, en son kafa denize daldiginda ise duygulanarak arkasindan el salladik. Inanilmaz bir tecrubeydi.
Gitmeden once, kuruma bagis yaptik ve karsiliginda bir yuva evlat edinmis olduk. Yuvamizda 300 tane yumurta var. Buyuk ihtimalle bebeklerin yumurtadan cikislarini goremeyecegiz ama denizde bir yerlerde bizim bebeklerimiz dolasacak bir sure sonra. Belki karsilacagiz sualtinda bir yerlerde, kim bilir. Bizim cocuklar dalis yapma yasina gelene kadar onlar da buyumus olurlar ne de olsa…
NOT: Bali’ye gitmeyi planliyor ve Kurma Asih’i ziyaret etmek istiyorsaniz tik.
>Osman
>Yine Bali klasigi, Uluwatu’daki Kecak dansina gidiyoruz. Lara yolda soruyor da soruyor, “kac dakikada gideriz? Dans ne kadar surer? Yemegi nerede yiyecegiz? Vs vs. Sorulara babasi cevap veriyor sabirla. Ne oldugunu hatirlamiyorum ama en son uzman sorusunu soruyor. Babasi ona da cevap verince: “Baba sen osmansin” diyor. “Ne osmani kizim?” diyorum. “Kecak osmani, bak herseyi biliyor Kecak hakkinda”
Kopuyoruz tabii ki, baba mutlu, ben altima kacirmak uzereyim gulmekten.
Daha sonra at binmeye gittigimizde, o at tepesinde gulumserken ben ona sesleniyorum “topuklarini asagida tut” “at sarsilirsa arkaya yat, sakin one egilme” “dik dur” vidi vidi.
Attan inince bana itlifat ediyor “anne, sen de at osmaniymissin”
Cok sirin, cok. Hic duzeltmiyorum bu minik hatalarini. Nasil olsa ogreniyor dogrusunu. En son “yangic” dedigi “yangin” kelimesinin dogrusunu kuzeninden ogrendiginde cok uzulmustum. Bakalim “osman” in dogrusunu ne zaman, kimden ogrenecek.
>Bayramin ardindan
>Bir bayram daha gecti dunyanin cennet bir kosesinde ama ailelerimizden uzakta… Tunc deli gibi calisti, biz cocuklarla deli gibi gezdik ve eglendik. Bayram hazirligi yapmadik, bayramlik giymedik, kapi kapi dolasmadik, el opmedik, bayram harcligi vermedik, baklava yemedik.
Ilk defa cocuklarin temel ihtiyaclarini karsilayip, onlara iyi vakit gecirten, egiten, ogreten, koruyan, besleyen, temizleyen kisi kimligimden siyrildigimi hissettim. Ilk kez onlarla birlikte bu kadar eglendim. Ilk kez kumsalin en guzel saatinin gun batimi oldugu konusunda Lara’yla uzun uzun konustuk. Ilk kez denizin kokusunu derin derin icimize cekip, denizin ne kadar buyuk olduguna sastik. Deniz mi topragi tutuyor, toprak mi denizi diye tartistik ilk kez.. Ilk kez Lara ata bindi, ve cok sevdi, ilk ortak aktivitemizi bulmus olduk boylece. Ilk kez bebek deniz kaplumbagalarini denize biraktik, ucumuz icin de yepyeni bir deneyimdi, birlikte heyecanlandik, birlikte baktik dalgalarin arasinda kaybolan minik kafalara. Ilk kez kollarimiza papaganlar aldik, korktuk ama caktirmadik. Ilk kez cekilmis denizden sahilde kalanlari inceledik. Ilk kez denizin gidisini ve gelisini gozlemledik birlikte. Birlikte planladik gunlerimizi, birlikte eglendik. Ilk kez tek basima, bu kadar yogun bir zaman gecirdim cocuklarimla ve bu kadar keyif aldim. Ne cok sey ogrendim onlardan su yedi gunde. Yenilendim, hafifledim…







