>Rüyaya hazırlık

>Bu gece, her gece olduğu gibi yine yatak öncesi seremonimizi yaptık. Kitaplarını okudum, iyi geceler öpücükleri alındı verildi. Tam gidecekken Lara ‘Annecim bu gece bana bir rüya ver’ dedi. Bu rüya verme meselesi de Aytül Akal’ın ‘Bana Bir Rüya Ver’ adlı kitabından çıkıyor.

Yatmadan önce sualtıyla ilgili bir belgesel seyrediyorduk ve Lara’yla aramızda şöyle bir diyalog geçmişti:
L: Anne ben ne zaman suya girebileceğim
S: Giriyorsun ya kızım
L: Hayııır, sizin gibi, altına ne zaman girebileceğim
S: Sen suyun altına girebiliyorsun Lara’cım. Ne zaman dalabileceğini mi soruyorsun?
L: eveeeet. Beste (yaş 21) kadar olunca mı?
S: yok canım, çok daha önce dalarsın. Sekiz yaşında havuzda dolaşmaya başlarız beraber.

Bu konuşmadan yola çıkarak ‘ Sen bu gece rüyanda denizin altında gez, deniz kızı ol, rengarenk balıklar gör. Ariel’la oyunlar oyna denizin altında’ dedim. Arkadan Arda çekiştirdi beni kendisini işaret ederek. Ona da ‘sen de denizin altında gez bu gece rüyanda, sen de dalgıç ol, ablanla ve Ariel’la oyna’. Arda hemen kalkıp başucundaki çekmeceyi karıştırmaya başladı. İçinden yüzücü gözlüğü çıkardı, gözlerine tutup bana gösterdi ve yastığının yanına koydu.
‘Hah’, dedim, ‘aferim oğluma. Ne güzel düşündün. Şimdi rahat rahat gözlerini açarsın suda, güzel güzel yüzersin’

İkisini de tekrar öptüm, ışıkları kapatıp yüzümde hala asılı kalan gülümsemeyle odadan çıktım. Umarım yarın neopren elbiseleriyle yatmaya kalkmazlar…

>Bizim bülbül altın kafeste, yerli nameler şakıyor galiba

>Arda’nın ‘baba’ dışında hala doğru düzgün birşey söylediği yok. Konuşma terapisti masraflarını sigortanın ödemesi için gereken sevki almaya gittiğimiz çocuk doktoru, ‘terapiye gerek yok, konuşur yakında’ deyip bizimkileri gönderince, benim Arda’yı terapiye gönderip iki ayda bülbüller gibi şakıtma hayallerim de şimdilik suya düşmüş oldu. Bayramdan sonra şahsen eğileceğim konuya.

Adam hala dada, dudu dışında kelimeye benzer laf etmiyor. Endişeleniyorum. İşin komik tarafı, evdeki Endonezya’lı bakıcının bu bebek konuşmalarını anlamlı buluyor olması. Her akşam geldiğimde ‘bugün Arda şunu dedi, yok bunu dedi’ falan diye rapor veriyor. Gülüp geçiyorum tabii ki, Endonezya’ca böyle komik bir dil demek ki, bebek konuşması gibi, her şeyi birşeye benzetebiliyorsun… Yok canım, bizim oğlan Bahasa konuşuyor olamaz.. yok, yok, olamaz.. İnsan bir anne demeden ‘baba ada’ falan der mi? demez demez, benzetiyorlar… Benzetiyor olmalılar… Aaaa, üzüleyim mi, sevineyim mi şaşırdım vallahi..

>Nothing else matters

>Bu yaziyi gecen hafta yazmisim aslinda ama yayinlamayi unutmusum:

Bugun igrenc bir gun gecirdim iste. Belirsizlik, karisik ve isi bilmeyen kafalardan cikmis, bir suru insanin hayatini etkileyecek sacma sapan planlar… Neyin, kimin ne olacaginin belli olmama durumlari… Derken telefonumda bir mesaj buldum:

“Bugun Arda okuldan bezsiz geldi, ve evde de cisini lazimliga yapti”

Dunya aydinlandi birden, kara bulutlar dagiliverdi. Nasil mutlu oldum anlatamam. Minik bir adamin cisi bana herseyi bir anda nasil unutturabiliyor, nasil bu kadar mutlu edebiliyor hayret ediyorum hala. Ama gercek bu iste, evin disinda ne olursa olsun, aileden onemli birsey yok. Almam gereken mesaji, tam zamaninda aldim. Hemen biraktim dertlenmeyi. Simdi aksam eve donusu dort gozle bekliyorum. Gitmeden minik bir hediye almam sart tabii ki.

>Lara her zamanki gibi cok erken uyandi bu sabah. Ben banyodayken, kasla goz arasinda Arda’nin basina gidip onu da uyandirdi. Arda uykusuna duskun, rahat birakilirsa Lara’dan yaklasik iki saat gec kalkabilir sabahlari. Lara’yi kovalayip, biraz daha uyutmaya calistim ama benim de fazla vaktim yoktu, o yuzden uyumadi, kalkti.

Once buzdolabini acip kahvaltida makarna yemek istedi. Bakicisi “hayir” dedigi icin cok kizdi. Aslinda yogurtlu yada peynirli makarna yiyebilirdi bence ama zaten bakicinin otoritesini cok zor tanidilar, bir de ben sarsmayayim diye sesimi cikarmadim. Cok da takilmadim olaya, cunku biliyorum ki Arda, karni acikinca ne bulursa yiyen tiplerden. Bakiciya sigara boregi kizartip masaya birakmasini, acikinca kendi kendine yiyecegini soyleyip olayi gecistirdim. Onlar da odaya giyinmeye gittiler.

Bu arada Lara’dan izin alarak, ofise ayran goturmek icin Lara’nin kapakli plastik bardagini kullandim. Kapidan cikarken once bana el sallamak icin ortaligi ayaga kaldirdi Arda. Kosarak geldi, tam onu operken elimde Lara’nin bardagini gorunce bu kez bardagi evde birakmam icin aglamaya basladi. Lara gelip, “ben izin verdim Arda’cim, aksam getiricek” falan dedi ama… Arkamda aglayan, mutsuz, uykusunu alamamis bir cocuk birakip ciktim, ise geldim istemeye istemeye.

>Ortada Sıçan

>Bugün hep birlikte havuza girdik. Bir süre çocuklarla oynadıktan sonra, biz üç deve, pardon yetişkin, şişme topla voleybol oynamaya başladık. Arda bizim oyunumuzun dışında kalmaktan hiç etkilenmedi, hemen kendi kendine oyunlar bulup oyalanmaya başladı. Ama Lara, bizim onun oynayamayacağı bir oyun oynamamıza çok bozuldu. Önce benim yanımda durup katılmaya çalıştı ancak ben topa vurmak için zıpladıkça bir kaç kez su yuttu. Sonra bir iki kez ona top attık, vuramayınca daha da bozuldu. Daha fazla üzülmesin diye Tunç ona ‘Hadi sen oratada sıçan ol, bizim attığımız toplara vurmaya çalış’ dedi. Lara da ağlamaklı bir şekilde bağırdı ‘Ama ben sıçamam kiiii’

Koptuk tabii ki. Bir iki dakika konuşamadık gülmekten.

>Saglikli yasam – 2

>Cok yogunum ama bunu unutmadan yazmam lazim. Dun aksam Istanbul’dan, biraz kilolu bir arkadasim ziyarettimize geldi. Lara sorulariyla hemen kizcagizi bunaltti.

L: aaa, sen hamile misin? Yakinda bebek cikacak galiba, karnin cok buyumus
A: yok canim, hamile falan degilim. Biraz sismanim sadece.
L: aslinda spor yapsan zayiflarsin
A: Vaktim yok spor yapmaya
L: Sabahlari erken kalkip egzersiz yapabilirsin
A: …
L: Gercekten, spor yaparsan hem kilo verirsin, hem daha saglikli olursun
S: Haklisin Lara’cim, cok dogru soyluyorsun ama Ablanin kilosu hakkinda daha fazla konusmayalim istersen

Biraz utandim tabii ki durumdan ama Lara’da simdiden duzenli egzersiz yapma bilincinin olusmus oldugunu gormek beni cok mutlu etti. Gercekten de cocuklarda gormek istedigimiz davranislari onlara asilamanin en etkili yolu, ornek olmak sanirim.
Ve en onemlisi, Tunc’un sigarayi birakmasi, yada en azindan cocuklarin yaninda icmemesi.

>Ahiret Soruları – 2

>Bombalar patladığından beri alışveriş merkezlerine gitmiyoruz. Bu da evde daha çok zaman geçirmemiz demek oluyor doğal olarak. Tunç iki haftadır yok, çoçukların okulu tatil, gündüz dışarı çıkamıyorlar, iyice bunaldılar evde. Gerçi hergün bahçede oyun saatleri var mutlaka ve çok eğleniyorlar bence. Çünkü Arda bahçe sevdası yüzünden çok sevdiği uykusundan vazgeçmiş görünüyor. Eskiden öğle uykusunu 3-4 saat uyur, hava kararınca uyanırdı. Şimdi hava kararmadan bahçede oynasın diye 3 gibi kalkıyor.

Lara’ya bugün neden alışveriş merkezlerine gitmediğimizi anlatmaya çalıştım ki ısrar edip durmasın.

S: Pasific Place’te geçen hafta bomba patladı. Polis de henüz suçluları yakalayamadı. O yüzden alışveriş merkezlerine gitmeyeceğiz bir süre.
L: bomba ne?
S: Havai fişek gibi ama çok daha gürültülü ve şiddetli. Binaları yıkıyor, insanlara zarar veriyor. Kötü insanlar yapıyor bu işi.
L: Polis neden yakalayamamış kötü insanları, çok mu hızlı koşuyorlarmış?
S: Yok canım, polisten saklanmışlar, polis bulamamış onları henüz.
…..
L: bomba patlayınca insanlar ölmüş mü?
S: evet, yaralananlar da var, ölenler de
L: Ölünce n’oluyor?
S: Bilmiyorum
L: Internetten araştıralım mı?
S: Internette bulamayız bu bilgiyi çünkü kimse bilmiyor. Ölen birisi neler olduğunu anlatamayacağı için bilmiyoruz. Ben biraz düşüniim bu konuyu tekrar konuşmak için seninle.

Haydaa… Ben doğuma çalışmıştım, sorular ölümden geldi.. Ne biçim iş kardeşim anne olmak.. Ben en iyisi gene Nil’e sorayım bu konuyu. Herzaman aklıma en yatan cevapları ve çözümleri onda buluyorum. Çocuklulara şiddetle tavsiye edilir.

>Batı Java Yerlisi – 1

>Java adasında, Asya’nın genelinde olduğu gibi, pirinç ana gıda kaynaklarından biridir. Batı Java yerlileri, pirinci tuzsuz ve yağsız bir şekilde haşlayarak yerler. Genelde diğer baharatlı yemeklerle karıştırarak yedikleri için, pirincin bu tatsız tuzsuz hali onları rahatsız etmez.

Pirinç suda uzun süre haşlandığı için lapa kıvamındadır. Batı Java yerlisi, pişmiş pirinci parmakları arasında sıkıştırarak ağzına götürmek şekliyle yer. Bakınız Şekil-1.

Şekil-1

>Sihirli parmaklar

>Bozuk plak gibi Bali’den bahsedip duruyorum ama cok guzel, cok ozel bir yer ne yapayim. Hem cocuklarimi cok ozledim, onlarin Bali’deki halleri gitmiyor gozumden. En son Bali grubumuzda cocuklar cogunluktaydi, o yuzden hersey cok heyecan verici, hersey cok ilginc geldi bize. Asirlik tapinaklari gezdik ama tas yiginlari ile degil de karinca yuvalariyla, maymunlarla, pirinc tarlalarinin icindeki su yaratiklariyla, dev agac kokleriyle, ciceklerle, kelebeklerle, volkanlarla ilgilendik bu kez. Tirmanilacak, ustunden atlanacak ne cok sey cikti karsimiza, biz de sastik.

Bir gun klasik restoranimiz Baracca’da otururken, Lara’nin bir elinde pizza dilimi ile, diger elinin minik isaret parmagini tepemizdeki vantilatore dogrultup dondurdugunu farkettim.

– N’apiyorsun bebegim?
– Bak pervaneyi hizlandiriyorum. Ben boyle yapinca daha hizli donuyor. Magic yapiyorum.
– aa, sen peri misin? Supersin! Dur ben de deneyeyim.
– Sen yapamiyorsun
– Hadi o zaman simdi de yavaslatmayi deneyelim
Parmagini bu kez ters yone cevirdi. “Olmuyor” diye gulumsedi.

Minik perilerim benim, sizi cok ozledim.

>Masal Kahramanlarinin Sehri HongKong

>HongKong’a gidecegimizi ogrenince Lara’nin ilk tepkisi “biz de geliyor muyuz? Orada Mickey Mouse ve prensesler varmis!” oldu. Onlarin gelmeyecegini, anneyle babanin isi oldugunu, birazcik da gezeceklerini soyleyince hayal kirikligina ogradi ama cok da umursamadi. Ne de olsa son zamanlarda sosyal hayati cok yogun. Hemen hemen her hafta ya birilerinin playdate davetinde, yada dogum gunu partisinde.

Arda’nin icinden neler gecti bilmiyorum ama hic tepki vermedi. 15 Mayis’ta sabahin cok ama cok erken saatlerinde ciktik evden. Arda’ya uyku cok tatli geldi ama Lara cingozu uyanip bizi yolcu etti, bir de “sticker” siparis etti HongKong’dan. HongKong’u kimbilir nasil hayal ediyordu kafasinda. Kendi cocuklugum geldi aklima, ben de daglar kizi Heidi’ye hayrandim. Bir ilkokul arkadasim tatilde Isvicre’ye gittigini soylediginde neler canlanmisti kafamda. Cizgiromandan cikma yerleri, tavan arasindaki yumusacik saman yatagini, kocaman sevimli kopegini, sevimsiz sehir evlerini ve insanlarini, Bayan Rotenmeier’in Heide’den sakladigi beyaz ekmekleri, dedesinin ateste kizarttigi peynirleri hayal etmistim.

Lara’nin HongKong’u nasil acaba? Sokaklarda Mickey Mouse’larin ve prenseslerin dolastigi, minik perilerin havada ucustugu, heryerin lolipoplar ve pamuk sekerlerle kapli oldugu, koskocaman kaydiraklarin, salincaklarin, atlikarincalarin bulundugu, butun binalarin pembe, beyaz ve sari oldugu, agaclarinda mavi kuslarin yuvla yaptigi bir masal sehri mi canlandiriyor kafasinda acaba diye dusunmeden edemedim. Hem onu goturmedigim icin uzuldum, hem de hayallerini yikmadigim icin sevindim.

4,5 yasindaki bu bicirigin HongKong’da Disneyland oldugunu biliyor olmasi hem hosuma gitti, hem de beni sasirtti. Iyi ki gelmisiz buralara dedim icimden. Daha cok gezdirmeliyiz onlari diye dusundum, dunya haritasini ezbere bilsinler, her kulture esit mesafede olabilsinler diye gecti gonlumden. Buyuyunce unutmasinlar istedim bu yasadiklarini, bol bol fotograf ve video cekme karari aldim. Gerci bundan fazlasi nasil olur bilemiyorum ama..