Endonezya’nin geneli nasildir bilemeyecegim ama Jakarta’yi Ramazan’da bir telastir aliyor. Bazi aliskanliklari ve gelenekleri bize benziyor, bazilari da hic benzemiyor.
Ramazan baslamadan once sanki ertesi gun bir ayligina ulke genelinde kitlik yasanacakmiscasina marketlere hucum edip, deli gibi yiyecek icecek alisverisi yapma aliskanligi burada da var. Ramazan’dan once is arkadaslariyla, ozel arkadaslariyla ve aileleriyle bol bol „son ogle yemekleri” yeniliyor. Ramazan’da yiyemeyecekleri ogle yemeklerinin acisini bol bol cikariyorlar bastan.
Oruc tutmaya baslanilacak olan gece sabaha kadar camilerde toplaniyorlar. Ne yapiyorlar bilmiyorum, herhalde dua ediyorlardir, ama ertesi gun hepsinin butun gun uyukladigini cok iyi biliyorum. Hayatimda duydugum en cirkin ezan ve dua okunan yer burasi oldugu icin, o gece, camilere yakin oturanlar icin biraz eziyetli geciyor dogrusu. Sahura kalkilacagi zaman geldiginde, mahallenin cocuklari toplanip canak comleklere vurarak gurultu yaparlarmis sokaklarda. Ramazan davulcusu yerine, samataci cocuklar grubu yani bir nevi. Ancak ya bizim mahallede bu cocuklardan yok, yada anlayissiz yabancilardan birinden saglam bir azar isittiklerinden seslerini cikaramiyorlar artik. Ramazan davulu deyince, burada camilerin kendi davullari var. Yani seyyar davul yerine, sabit davul kullaniyorlar.
Iftarlarini meyve serbetiyle ve hurmayla aciyorlar. O yuzden Ramazan oncesi meyve serbeti ve hurma satislari tavan yapiyor. Insanlar birbirlerine serbet ve hurma hediye ediyorlar. Iftarla ilgili ozel bir yemekleri yada rituelleri var mi bilmiyorum.
Ramazan boyunca alisveris merkezleri ve marketlerde Ramazan temali dekorlar, muzikler ve kostumler kullaniliyor. Erkekler fesli, kadinlar basortulu kostumler giyiyor. Alisveris merkezi calisani olmayip, Ramazan boyunca bu tur kostumler giyen insanlar da var. Erkekler fes, takke, kadinlar basortusu ve uzun kollu tuniklerle gecirebiliyor Ramazan’i. Ramazan bitince hop hop hop gene eski hallerine donuveriyorlar. Icinde “Allah” kelimesi gecen bilimum sarkilar bangir bangir caliniyor. Sarkilarin icerigi onemli degil, Arapca, Turkce ask sarkilari ve gobek havalari heryerde. Bir de Endonezya’li bir sarkicinin Ramazan’a ozel albumu var sanirim, bayik mi bayik “insaaaaalaaaaah” diye bir sarki var, heryerde o.
Muslumanlarin hepsi oruc tutuyor. Zaten bayrami da tutulan orucun mukafati olarak goruyorlar. Restoranlar gun icinde vitrinlerini bir perdeyle ortuyorlar. Sokaktaki yemek arabalari da ortaliktan cekiliyor. Alkol satisi bazi yerlerde aynen devam ediyor, bazi yerlerde kahve fincaninda geliyor, bazi yerlerde ise tamamen menuden kaldiriyor. Uygulama neye gore hic bir fikrim yok.
Iftara dogru, basliyor Amok kosusu. Acliktan gozu donmus, bir an once yemek yemekten baska birsey dusunmeyen insanlar sokaklara dokuluyor. Trafik iftardan 2 saat oncesinden kilitlenmeye basliyor. Evine gidebilen sansli, sokaklarda aciliyor oruclar. Gerci evde yemek pisirme aliskanligi fazla olmadigi icin, belki de hedef odur, ben bosuna dert ediyorumdur „ah be sokaklarda iftar yapiyorlar“ diye.
Bayram kutlamasini ayri anlatayim, bu yazi yeterince uzun oldu. Ozetle Ramazan benim pek de hoslanmadigim bir ay burada. Hayatin zaten ite kaka ilerleyen rayinin iyice yamuldugu, ogleden sonralarinin “acaba bugun eve 3 saatten once gidebilir miyim” umidiyle gectigi bir donem. Neyse ki yarisi gecti, azi kaldi. Bayram sadece oruc tutanlara degil, herkese odul olacak.

Manti yapmayi bir kez denemistim. Zor degil de yorucu gelmisti. Degisik araclar kullanmistim kapatmak icin, ravioli kalipi, manti kalibi gibi ama hic birini de cok kullanisli bulmamis, sonunda bilege kuvvet bitirmistim basladigim isi. Manti konusu da rafa kalkmisti. Sadece buradaki arkadaslarla bir araya geldigimizde dilimize duser olmustu son zamanlarda. Bir gun hep birlikte manti yapalim, sohbet edip cay icerken acar acar kapatiriz, bitiverir diye. Ara ara Lara manti diye tutturdugunda kalkip yapmak icin icim icimi yese de, tembellik galip gelmisti hep. Ta ki bir gun Tunc gun icinde elcilige ziyarete gittigini ve ogle yemeginde manti yedigini soyleyene kadar. “Ben de yapar cocuklarima yediririm” diye dellenmem o zaman oldu iste.
