>ASK

>Kurtulamadik su viruslerden bir turlu. Bogaz agrisi, oksuruk, burun akintisi dolasip duruyor evin icinde. Simdi de beni ve Arda’yi vurdu. Baba Singapur’da, e ikimiz de hastayiz, oglan zaten mizmiz, iyice yapismis durumda bana, bari koynuma alayim aksam dedim. Kusarsa, oksuruk krizi falan gelirse sakinlestirmek daha rahat oluyor elimin altinda olunca. Bastan hic yatmak istemedi zaten de, “beraber yatalim” deyince razi oldu. Keyifle pijalamarini alip kuruldu bizim yataga. Kitaplarimizi aldik, uzandik. Ben kendi kitabimi okudum, o kendi kitabini okudu kendince. Sonra isigi kapattik.

Isiklar sonunce once rahat edemedi. Yastiklari yerlestirdik bir kac kere. Sonra parmagiyla birseyler gosterdi bana „Anlamiyorum bebegim, senin gorduklerini ben goremiyorum. Hadi konus da anlat ne gosterdigini“ dedim. Elleriyle birseyler anlatmaya calisti ama anlamadim. Vazgecti, „u“ (su) istedi, icti, sonra gogsume yatti. Rahat edemedi, karnima yatti. Gene rahat edemedi, yuzyuze donduk, birbirimize sarildik. Ben onun sirtini, o benim yuzumu ve saclarimi oksadi gozlerimin icine bakarak. Kim kimi uyuttu emin degilim, sanirim o beni. Gece her oksurusunde uyanip onu seyrettim dakikalarca. Uzun kirpiklerinin los isikta tombul yanaklarina dusen golgesini, masumlugunu, bebekligini zihnime kazimak istedim. Minik ayagini avucuma alip, o pamuk yumusakligini tenimden icime cektim. Hic unutmayayim bu halini, onun o bebek kokusu burnumdan hic gitmesin istedim. Yuzumu oksayan minicik elleri, kocaman oldugunda bu halini ne kadar ozleyecegimi dusundum. Lara’yi ozledim, gidip onu da alsam koynuma diye gecti icimden ama sonra uyandirmaya, rahatini bozmaya kiyamadim. Sabah uyandirip kucagima aldigimdaki uyku kokulu, simsicacik sarilisi geldi aklima, icim isindi. Cok asigim ben, cok.

>Kayip Balik Nemo ve dusundurdukleri

>Ben bu yaziyi ogle tatilimde, masamda yemek yerken yaziyorum ama normal mideye sahip insanlarin yemek yerken okumasini tavsiye etmem.

Hafta sonu milyon besinci kez Nemo’yu seyrediyoruz. Filmden alinacak cok fazla mesaj var ama bizim bu seferki seyirden cikardiklarimiz pek felsefi sayilmaz. Filmin sonuna yaklasmisiz artik, babasi macerali, uzun bir yolculugun ardindan sonunda Nemo’ya ulasiyor. Ulasiyor da zamanlama kotu, Nemo tam Darla’dan kurtulmayi basarmis, lavabonun yaninda duruyor ki, Gil’in kendini sudan disari firlatip, Nemo’yu tuvalete dusurmesine denk geliyor. Gul gibi oglu gitti bir delikten asagi diye Marlin cok uzuluyor. Cok bilmis Gil acili babayi teselli ediyor, “All drains lead to the ocean” (butun giderler okyanusa gider, merak etme kurtuldu aslinda) diye.
Hop, Lara atliyor;

L: Annee, yani butun kakalar, cisler denize mi gidiyor?
S: bulundugun sehrin ve evin kanalizasyon sistemine bagli olarak bazan denize gidiyor, bazan gitmiyor.
L: Benim kakalarim cislerim nereye gidiyor?
S: Bu evin foseptik sistemi var, onun icin evin altinda bir cukura gidiyor
L: Hep orda mi duruyor?
S: Hayir, icinde atiklari yiyen bir bakteri var
L: Yani benim kakalarimi mi yiyor?
S: Evet. Ama Istanbul’daki evde, denize gidiyor.
L: Nasil gidiyor peki?
S: Borularla. Tuvalete bagli olan boru denize acilirsa denize gidiyor.
L….
Sessizlik ve derin dusuncelere dalma moduna geciyor, kim bilir neler sekillendiriyor minik kafasinda. Artik surekli diken ustundeyim, ne zaman nasil sorular gelecegi hic belli olmuyor.

>Bajaj

>Bu akşam eve gelince Lara’nın kulağı ağrıdığı için hemen onu alıp doktora doğru yola çıktık. Yolda yanımızdan Jakarta’nın ilginç taşıma aracı, motorsikletten bozma, toplu taşımanın lüksü, taksinin ekonomiği BAJAJ geçti.

Lara’yla aramızda geçen diyalog;

L: Anneee, Arda bugün okuldan eve bunlardan biriyle geldi.
A: aaa, gerçekten m?
L: Eveeeet, gerçekten
A: Neden bununla geldi ki eve?
L: E araba sendeydi, yağmur da yağıyordu, doğru mu?
A: Doğru valla…

Ben Arda’ya 23 Nisan şarkısı, bana ‘mama’ değil de ANNE demeyi öğretmeye çalışadururken, adam süzme Endonezya’lı olarak yetişiyor.

>Lara’ya Mektup

>Sevgili Lara,

Bu yaziyi okumak icin 16-17 yasini bekleyecegini bilsem cok daha farkli yazmayi dusunurdum ama sendeki bilgi acligi, ogrenme istegi o kadar yogun ki en gec 3-4 sene icinde burayi kesfedip gizli gizli okuyacagindan eminim. O yuzden ona gore yaziyorum 🙂

Bir suredir bana ve ananene sorularinla zor anlar yasatiyorsun. Son zamanlarda kafani dogum olayina takmis vaziyettesin. Aramizda dun sabah gecen diyalogu aktariyorum:

L: Anne karnindan bebek cikarken canin aciyor mu?
S: Hayir Lara’cim acimiyor, doktorlar agrikesici ilac veriyor ve canin acimiyor.
(Dogum fotograflarinda benim elimdeki kelebegi gormus, kafayi ona takmis)
L: Ama o eline batirdiklari igne acimiyor mu yani? Nasil batiriyorlar?
S: Acimiyor Lara’cim, o igne asi yapilan igneden daha yumusak. Hem zaten ilac almis oldugun icin acimiyor. Nasil senin kolundan kan almadan once krem surmustu doktor, sonra igne batinca hic acimamisti. Iste ayni oyle.
L: Ustune bant mi yapistirmislardi sonra?
S: Evet.
L: hmmm.. Peki bebek karninin icinden disari nasil cikiyor?
(Allahim! Ne desem? En iyisi dogruyu soylemek.. zaten hic beceremem kivirmayi, yuzume gozume bulastiririm.. anlatayim, bari napalim, o gun bugunmus demek ki… umarim o bebegi oraya kim koyuyor sorusu bugun gelmez, buna hazir degilim henuz)
S: Annenin karnindan bebegi cikarmanin iki yolu var. Birinde doktorlar cikariyor. Ben sizi oyle dogurdum. Birinde de bebek kendi kendine cikiyor.
L: Karnini mi kesiyor?
S: Evet
L: Neresini kesiyor? Acimiyor mu? Bicakla mi kesiyor, makasla mi? sonra nasil yapistiriyor karnini?
(Kesigimi gosteriyorum)
S: iste burayi kesiyor, kucucuk bir kesikten cikariyor bebegi. Acimiyor cunku ilac vermislerdi ve ben o sirada uyuyordum. Gozumu acinca dunyanin en guzel bebegini buldum yanimda. Bu aci veren, kotu bir tecrube degil. Cok mutluluk verici bir sey, dunyanin en guzel seyi bebek sahibi olmak. Kotu olsa ben iki tane bebek dogurur muydum hic?
(sirinlik yapip unutmani umuyorum ama yok, unutmuyorsun, her zamanki gibi cok kararlisin kafandaki sorularin cevabini almadan beni birakmamaya)
L: makasla mi kesiyor, bicakla mi?
S: Doktorlarin kendi ozel aletleri var canim
L: Karnini nasil yapistiriyor?
S: Yine ozel aletleriyle dikiyorlar, sonra bant yapistiriyorlar ustune. Kendi kendine iyilesiyor.
(unutmadin ikinici alternatifi, soracaksin, goruyorum gozlerinde)
L: peki obur turlu nasil cikiyor karnindan bebek?
S: Bebek kendi kendine cikiyor
L: Nasil yani, karnin patliyor mu? (gulmuyorsun, gozlerin hala merak icinde)
S: Hayir tatlim, karnin patlamiyor. (alt tarafi gosteriyorum) Burdan cikiyor.
L: aaaa, ama orda cis yapiyoruz. Sonra cis yapamazsin
S: hayir, cis yapilan yer degil. Baska bir bolumu var bizim vucudumuzun bebeklerin cikmasi icin.
L: Nasil ?
S: Kitaptan gostermem lazim Lara’cim, su anda bunu aciklamak icin hazirlikli degilim.
L: tamam, hadi goster kitaptan
S: Lara’cim oyle bir kitabim yok suanda. Gidip arayip bulmam lazim. Yada internetten senin anlayabilecegin resimler bulmam lazim. Arastirip hazirlik yapmam gerek yani, su anda aciklayamam. (ne bileyim bir gun sabah uyanip gozunu acar acmaz bu sorulari soracagini…)
L: Peki ordan bebek cikinca boyle mi yuruyorsun sonra? (bacaklarini acip, maymum gibi yuruyorsun, bu dusunce seni biraz eglendiriyor ama gozlerinde hala endiseli bir merak var)
S: Hayiiiir.. bebek ciktiktan sonra eski haline donuyor vucut.

Bir sure ara veriyorsun sorularina. Sonra daha zorlari geliyor

L: Anne ben buyuyunce karnimdan bebek cikarmasam olur mu?
S: Olur tabii Lara’cim, onemli olan senin mutlu olman
L: Karnimdan bebek cikmadan da anne olabilir miyim?
A: olabilirsin tabii, annesi babasi olmayan, senin bakimina muhtac bir bebegi evlat edinip de anne olabilirsin
L: Peki evlenmeden de karnimdan bebek cikarabilir miyim?
A: Bu konuyu konusalim ama su anda cok erken. Biraz daha buyu (yaklasik 20 sene kadar) sonra tekrar konusalim
(Teknik olarak evlenmeden cocuk sahibi olabilirsin ama bir cocuga verebilecegin en guzel ve onemli sey sevgi dolu bir aile ortami. Neden onu bundan mahrum edesin ki? Senin bebeklerin askinin meyvesi olsun bebegim. Seni cok sevecek, senin de cok asik olacagin bir adam olsun hayatinda, o kadar mutlu olun ki birlikte, bu mutluluga kendi parcaniz olacak minik bir bireyi de ortak etmek isteyin. Sevginiz ve mutluluklariniz hergun cogalsin. Evrene parlak isiklar sacsin aileniz)
L: Peki anaaaneee.. Anne, benim bebeklerim bu evde mi olucak?
S: Hayir canim, kendi evinde dogacak senin bebeklerin
L: Benim evim nerde olacak?
S: Evinin nerede oldugu onemli degil canim. Ailen neredeyse evin orasidir. Sen bebeklerin oldugunda nerede olmayi secersen, evin de orada olacak.

Senin maceraperest, gezgin ve ozgur bir ruhun var bebegim. Belki de senin o cilgin ruhun bizleri dunyanin taa obur ucuna surukleyen. O yuzden dort yasinda bile olsan ne demek istedigimi anladigindan cok eminim. Sevdigin insanlar, ailen neredeyse evin orasi olsun. Heryerin, herseyini tadini cikar ama baglanma. Mutlulugu kendi icinde ve sevdiklerinde bulmayi ogren, o zaman butun dunya senin evin olur. Nereye gidersen git, mutlu olursun.

Simdi benim ders calismam lazim. Eminim unutmayacaksin bebeklerin nasil dogdugunu, sonra da bebegi oraya kim koyuyor sorusu cevap arayacak. En iyisi ben simdiden hazirlanayim.

>Playground

>Jakarta’da çocukları götürebileceğimiz açık hava parkları yok. Bu yüzden de bazı girişimciler çocuklar için açık oyun alanlari yapmışlar. Bize en yakın olanı Playground. Yürüyerek 10 dakikada gidebiliyoruz. Yumuşak zeminli değişik kaydırak, salıncak, vs kombinasyonları, kum havuzu ve bir de ıslak oyun alanı var. Çocuklar için çok eğlenceli bir yer. Cumartesi sabahı gittiğimizde Lara ve Arda okuldan arkadaşlarıyla karşılaştılar. Yan tarafta da bir kaç çocuk tenis dersi alıyordu, hem onları seyrederken hem de bizim tarafa kaçan toplarla oynarken çok eğlendiler. Arda biraz öksürdüğü için, ve de çok güneş altı olduğu için ıslak alana girmedik, çok bozuldular bu işe ama sağolsunlar fazla ısrar edip beni zor durumda bırakmadılar.


>Küçük bebeğim de okullu oldu

>Minik Arda da okullu oldu. Akşamdan çantasını, ertesi gün giyeceği giysileri büyük bir özenle hazırlıyor. Sabah erkenden kendi kendine kalkıp, heyecanla hazırlıklarını tamamlıyor ve büyük bir gururla evden çıkıyor. Okul eve çok yakın ve yürüyerek gitmeyi çok seviyor. Yolda karşılaştığı herkesle selamlaştığı için bir haftada hemen onu tanıdılar. ‘hello Ardaaa’, ‘selamat pagi Ardaaa’ diye kendisini selamlayanlara gülücükler atarak gidiyor okula. İlk günler yaşadığımız ayrılık anı ağlama sendromu da üç günde aşıldı çok şükür.

İşte ilk okul günü:


Okula başlayınca hemen çocukluğa geçiş belirtileri göstermeye başladı. Sanki daha bağımsız, daha inatçı, daha yaramaz oldu. Minik, masum bebeğimin yerini azgın bir erkek çocuğu alacak sanırım yakında. Panik halinde hemen hala bebek tadındayken bebiş ayaklarını ve uyku mahmuru halini resimledim.
İşte baktıkça ağzımı sulandıran, içimi eriten, pamuk şeker tadında ve kıvamında bebek ayakları;

>On derste Türkçe konuşma ve prenses olma kılavuzu

>Bunu mutlaka yazmalıyım. Bizim Lara, bakıcıları Ami’ye yoğunlaştırılmış Türkçe dersleri veriyor. Daha önce yakalamıştım, elma, kelebek, çilek, vs o an aklına ne gelirse Ami’ye gösterip Türkçe’sini öğretiyor. İşin komiği aradan yarım saat geçtikten sonra sınav yapıyor, ‘Ami, say butterfly in Turkish.’ diye.

Ben bu olayın farkında değildim. Bir gün eve telefon ettiğimde ve öğlen yemeğinde ne yediklerini sorduğumda, Ami ‘dolma’ diye cevap verince keşfettim Lara’nın sistematik bir şekilde Ami’ye Türkçe öğrettiğini. Şimdi de resimli oyun kartlarıyla oynuyorlar.Az önce Arda üstünde kaplan resmi olan kartı Ami’ye gösterdi, Ami ‘aslan’ dedi. Bizim küçük cadı hemen düzeltti, ‘not aslan, it’s kaplan’ diye.

Aynı zamanda da TV’de uyuyan güzel’in çizgi filmini seyrediyorlar. Filmdeki kızcağız henüz prenses olmamış, kırlarda çıplak ayakla dolaşıyor. Lara’ya aramızda geçen diyalog şu:

L: Anne, prensesler bence dışarda çıplak ayakla gezmez, di miii?
S: Evet canım ama bu kız daha prenses olmadı sanırım.
L: Karnından bebek çıkınca prenses olucak. Bir de prenseslerin squirrel’leri ve bunny’leri olur.

Çok komik bu küçük insanlar, onlarla birlikte olmak dünyanın en keyifli şeyi.

>Show must go on

>Minikler okulun son 2-3 haftasi haril haril yilsonu gosterisine hazirlandilar. Anne-babalara davetiyeler hazirladilar, 15 dakikalik da olsa, bir gosteri programi hazirligina giristiler. Programin acilis cumlesini Lara sunacakti, “welcome mummies and daddies to our show” cumlesini defalarca calistik. Ancak okulun son haftasi Lara’cik grip oldu. 3 gun okula gitmedi ama gosteri gunu onu okula gondermemek cok buyuk hayalkirikligina sebep olacagindan okula buyuk bir hevesle gitti. Hasta hasta giyindi, makyajini yapti, acilis cumlesini agzinda geveledi, sarkilari soyledi. Gosteriyi iki sinif birlikte yaptilar, miniklerin hepsi de cok sirindi. Gosterinin ardindan pasta yiyip, annelerle babalarla dans ettiler.
Bir de gosterinin perde arkasi var. Ms.Roma’nin ozel daveti uzerine Arda’yi da getirdik. Gosteriden once bizleri sinifa aldilar, gosteri ise baska bir salonda olacakti. Sinifa girince, Arda kendini kaybetmis bir sekilde oyun oynamaya basladi. Once mutfakta bize yemekler yapti, caylar ikram etti, sonra bulasiklari yikayip yerlestirdi. Daha sonra da icine minik oyuncak adamlar konulabilen bir ucakla oynamaya basladi. Gosteriyi seyretmek icin siniftan cikaramadik adami. Kiyameti kopardi, sinifta kalip oyuna devam etmek icin. Biz de Ami’yle birlikte sinifta biraktik onu. Giderken de cok bozuldu zaten.