>Serabi

> Gectigimiz hafta bir gunlugune bile olsa ekibimi gunluk is ortamindan uzaklastirmak, biraz kafa dagitmak icin Bandung’a goturdum. Bazilari senelerdir tekstilin icinde olmalarina ragmen, ayrintisiyla bir kumas fabrikasi gezmemisti. O yuzden once dokuma kumaslarimizi ureten bir fabrikaya ugradik.

Daha sonra Bandung’da Sundanese mutfagindan birseyler atistirdiktan sonra Tangupan Perahu yanardagina ciktik. Tazecik karadutlar, cilekler aldik, dagin kukurt kokulu serin havasini icimize cektik. Donus yolunda da Serabi (srabi diye okunuyor) adinda bir tatli yedik. Ben bayildim bu serabiye, en cok da toprak kaplarin icinde, komur atesinde pisiyor olmasina. Tadina baktiktan sonra ise fotografini cekmek ancak yarisini mideme indirdikten sonra aklima geldi. Muhallebiyle, krep arasi bir dokusu vardi. Ustundeki hindistan cevizli sos ise damagimda yaptigi butun tropik cagrisimlara ragmen, soguk yagmurlu bir gunde sicak sicak yenmesi gereken bir tatli oldugu izlenimini degistiremedi.

Bu blogu yemek bloguna donusturme niyetim yok ancak bu tatlinin ilginc tarifini paylasmadan duramayacagim. Kapakli, alti yuvarlak minik toprak kabi ve mangali olanlar, mutlaka denesin ve damaginda kalan lezzetle Guneydogu Asya’ya kisa bir yolculuk yapsin.

Malzemeler:
250 gr pirinc unu
150gr az yaslanmis hindistan cevizi rendesi (yani disi yesil olacak)
½ cay kasigi tuz
600ml hindistan cevizi sutu
1-2 macademia findigi

Macademia findiklari yagi cikana dek cok ince rendelenecek, yada ezilecek. Cikan yag toprak kabi yagmalak icin kullanilacak. Alternatif olarak hazir findik yagi da kullanilabilir diye dusunuyorum ama orjinal tarifi yorumlamak denemek isteyenlere kalmis artik.

Hindistan cevizi sosu icin:
1-2 hindistan cevizinden elde edilecek 500ml hindistan cevizi sutu
200 gr hindistan cevizi yada palmiye sekeri
¼ cay kasigi tuz
2 adet pandan yapragi (Uzunlamasina yirtilip, tek bir dugumle baglanacak. Bulamazsaniz sorun degil, benim yedigim sosta bence pandan falan kullanilmamisti. Ama orjinal tarifi deneyecegim diye inat ederseniz Asya urunleri satan yerlerde bulunabilir belki)

– Pirinc unu, rendelenmis hindistan cevizi ve tuz karisimina hindistan cevizi sutunu azar azar dokerek homojen bir karisim elde edene dek ciplak elinizle karistirin. Daha sonra karisimi avuc icinizle, hafif ve yumusak olana dek, 10-15 dakika dovun. (ne demek oldugundan emin degilim, hayal edebiliyorum ama denemek lazim)
– Toprak kabi iyice kizana dek komur atesinde isitin. Ezilmis findiklari ince bir tulbente koyup sikin ve cikan yagla toprak kabi yaglayin.
– 3-4 yemek kasigi kadar karisimi toprak kaba dokun ve yuzeyde baloncuklar gorene dek kapagi acik pisirin. Daha sonra kapagini kapatin ve alt yuzeyi iyice pisip acik kahverengi bir renk alana dek pisirin.
– Pisen serabiyi kaptan alip hindistan cevizi sosuyla sicak sicak servis yapin.

Hindistan cevizi sosu:
Hindistan cevizi sutu, seker, tuz ve pandan yapraklarini orta ateste surekli karistirarak pisirin. Kaynama noktasina geldiginde atesten alin ve ilinmasini bekleyin. Pandan yapraklarini alip tatliyla servis yapin.


Not: Bizim yedigimiz yerde krepi arasina muz dilimleri koyarak pisirip, cikolata sosuyla da servis yapiyorlardi. Ben orjinal olanini denedim ama eminim muzlu cikolatali versiyonu da harikadir.

>Pembe bir gun

>Pespembe, bol balonlu, kurdeleli, kartondan satolu bir partiydi. Prensesler az yedi, cok suslendi, cokca oynadi. Hepsi de cok sekerdi. Numunelik tek erkek Arda’yi ise babasiyla birlikte evden gonderme planimiz, Arda onca parti hazirligini gorup de evden cikmayi reddedince suya dustu. Neyse ki kankasi Tanem’le birlikte prenseslere fazla takilmadan kendi kendilerine oynadilar.

Yanimizda, kalbimizde olan tum arkadaslarimiza ve ailemize cok tesekkur eder, sevgilerimizi gondeririz.

>Jakarta’da Lale Devri

>Bir suredir vur patlasin cal oynasin seklindeyiz. Fasillar, dansozler, halk oyunlari, tezgah altindan cikip masaya gelen ozel izgara etler, rakilar, bol kopuklu Turk kahveleri ve bol sohbet…

Her sene 29.Ekim yaklastiginda Jakarta’da Turk yemekleri ve kulturu festivali olurdu aslinda. Ancak bu seneye dek, sanirim THY destegi olmadigindan oldukca yavan gecmekteydi. Bu sene ise dolu dolu, harika bir festival yasamaktayiz. THY ve Shangri La Oteli sagolsunlar, dunyanin taaa bu ucunda bizlere 10 gunlugune Lale Devri saltanatini yasatiyorlar. Sefler, fasil ekibi, folklor ekibi, kahve yapan yasli amca, hepsi birbirinden harika. Ama benim gozdem Maras dondurmacisi. Acilis gecesinde koskoca diplomatlari, burokratlari maymuna cevirdi, cocuk gibi oynatti. Turkiye’den getirdigi mis gibi Maras dondurmasi ise goren ve tadan herkesi hayrete dusurdu. Etrafindaki cocuklardan ozenip dondurma isteyen ancak simdiye dek yedigi hic gorulmemis olan Arda bile, ilk defa bir kulah dondurmayi yaladi yuttu. Genlerine islemis cocugun, oyle Baskin Robbins falan kesmiyor, halisinden Maras dondurmasi istiyormus da biz bilememisiz. Dun aksama kadar Arda’nin dondurma sevmedigini saniyordum halbuki.

Iki haftadir zirt pirt gidince, Turkiye’den gelen ekiple de samimiyet ilerledi tabii ki. Seflerle raki kadehleri tokusturmalar, seflerin zulalarindan cikarip ozel kizarttiklari etlerle donatilan sofralar, fasil ekibini alip eve goturup alem yapmalar falan. Turkiye’de yasarken bu kadar damardan Turk eglencelerimiz olmamisti dogrusu… Sonumuz iyi degil, 5 Kasim’da ekip Turkiye’ye donunce sudan cikmis baliga donecegiz, onumuzdeki seneyi iple cekmeye baslayacagiz bu gidisle. Ama olsun, onu o zaman dusunuruz, simdilik dolce vita !

Ve huzurlarinizda yeni aksiyon filmimiz “Lara vs Maras Dondurmacisi” ta taaaa. Fondaki muzik de vurmali calgilar grubunun canli performansi oldugu icin oldugu gibi biraktim.

http://www.dailymotion.com/video/xfd78w_lara-vs-maras-dondurmacisi_people

>Önemli Açıklama

>22.Ekim tarihli UN Day başlıklı yazının en altında yer alan benim bindallı giydiğim ifadesi ve hemen altında yer alan fotoğrafın karışıklığa ve yanlış anlamalara yol açması üzerine bu basın açıklamasını yapmayı uygun gördüm. En altta yer alan fotoğraftaki kişiler Arda ve yan sınıftan arkadaşı Rana’dır. Bu ikili Katibim şarkısı eşliğinde bir de gösteri yapıp arkadaşlarından bir sürü alkış almıştır.

Bindallı giymiş Selen’in ise tek resmi budur:

>UN Day 2010

> Kultur sepeti icin oyle guzel fikirler verdiniz ki bana, cocuklar liseden mezun olana kadar sirtim yere gelmez artik. Bu sene ise Lara’nin yasini goz onunde bulundurarak, rahat anlatabilecegi ve arkadaslarinin da anlayabilecegi ve ilgi duyabilecegi konulari birlikte sectik. Kultur sepetinde sunlar vardi:

10 TL
Nazar boncugu
Turk kahvesi
Oyali yazma
Turk bayragi
Van kedisi resmi
Kangal kopegi resmi
Laleler altinda bir Istanbul fotografi ve bir adet plastik lale
Ataturk’un salincakta sallanirken Savarona’da cekilmis bir fotografi

Bunlara ilaveten lale, Van kedisi ve Kangal kopegiyle ilgili Wikipedia’dan aciklamalari basip gonderim ki, ogretmeni okuyup Lara’nin yanitlayamacagi sorulari cevaplasin. Nitekim iyi ki gondermisim, tahmin ettigim gibi Hollanda ile ozlestirilmis lalenin Avrupa’ya Anadolu’dan yayildigini ogretmen de Lara sayesinde ogrenmis oldu.

Arda ise sepet degil de, sadece tek bir obje goturecekti. Onun cantasina bu tanitim icin evde kalan bir paket fistikli lokumu gondermistim. Tesadufen ayni gun cantasinda cok sevdigi THY ucak maketi de vardi ama tanitim amacli falan degil, tamamen sevdigi oyuncagindan ayrilmadigindan. Aksam eve geldigimde Arda “ucagim okulda kaldi” diye agliyordu. Ne oldu ucagina sorularini ise “okulda” diyerek aciklama yapmadan gecistirdi. Lokumu ne yaptiklarini sorunca da yedik dedi… Fazla anlam veremedim ama ucagin esrari okula gittigimizde cozuldu. Meger gercekten de lokumlari bir guzel yemisler. Lokumlar mideye inince sinifta Turkiye’yi temsil eden birsey kalmamis, bunun uzerine ogretmen Arda’nin elindeki THY ucagini alivermis. Ancak Arda o gun bizden cesaret aldi sanirim ki, ucagini sepetten alip cantasina ativerdi. Arda’nin sinifinda bu sene Turkiye nasil temsil edildi emin degilim ancak fistikli lokumun ve pudra sekerine bulanmis minik ellerinin cocuklarin hafizalarinda lezzetli bir ani olarak yer almis oldugundan emin oldugum icin icim rahat.

UN Day, bahcedeki bayrak toreniyle basladi. Bayragimizi okulun en buyuk Turk ogrencisi olarak Lara tasidi ancak en kucuk bayrak tasiyici oldugu icin yaninda yardimci bir abla vardi. Bayrak toreni kapali tiyatro salonunda devam etti ve sonra cocuklar siniflarina dagildilar. Lara’nin sinifina veliler davetli olmadigi icin orada neler oldugunu bilmiyorum ama Lara’nin anlattigina gore arkadaslari da ogretmeni de ayrana ve borege bayilmislar. Arda’nin sinifinda ise miniklerin kisa bir gosterisi oldu. Kocaman bir halka yapip sarki soylediler bizlere. Daha sonra da annelerin getirdigi leziz yemeklerin tadina baktik.

Ben yine klasik borek-ayran ikilisinden vazgecmedim. Ikisinin de tarihinin ve tarifinin yazdigi Turk bayrakli aciklama kartlarini ustlerine yapistirmayi ihmal etmedim. Kulturler arasindaki benzerlikleri kesfetmek keyifli de, oradan bir densizin cikip, aaa, bilmem hangi ulkenin de bunun aynisi birseyi var demesi ihtimalini tamamen ortadan kaldirmakti amacim ki basarili oluyor uc senedir. Borek herkes tarafindan begenilip ilgi gorurken, 1,5 litrelik ayran Hintliler ve Japonlar tarafindan kisa surede tuketildi. Benim favorim ise bir sure deli gibi tarifini aradigim, bir Arjantinlinin elinden cikmis mis gibi alforjorlardi. Gercegine yakin dulce de leche nasil yapilir uzun uzun anlatti, Arjantin’e giderse gercek dulce de leche getirme sozu verdi.


Bu seneki UN Day’in benim icin bir farki da, benim kiyafetimdi. Bu gunde okul, ogretmenleri ve velileri de kendi geleneksel giysilerini yada en azindan ulkelerinin renklerini giymeleri konusunda tesvik ediyor. Bu seneye dek ben kirmizi beyaz giyinmistim ve geleneksel giysileri icinde gezinen Asya’lilari, Orta Dogu’lulari, Hintlileri ve Guney Amerika’lilari, Yeni Zelandalilari gordukce imrenmistim. Bu yil ani bir karar ve yerinde tesadufler yardimiyla, bir arkadasimla kendimize Turkiye’den bindalli getirtmeyi basardik. Sicak yuzunden ceketi giymedim ama islemeli salvarimi ve askili bluzumu giydim. Tarihi ve kulturel zenginligimizin bir parcasini ustumde gururla tasidim.

>Kultur Sepeti

>Akil akildan ustundur, yardiminiz gerekiyor. Lara’nin okulunda bu seneki UN Day (Birlesmis Gunler Gunu) 14.Ekim’de kutlanacak. Ayrica butun Ekim ayini kendilerinin ve arkadaslarinin kulturlerini tanimaya ayiracaklar. Bayraklar boyanacak, 14.Ekim’de geleneksel kiyafetler giyilecek, herkes kendi ulkesini, kendi kulturunu anlatacak arkadaslarina.

Gecen sene yemek falan yapip goturmustuk, bu sene ise ogretmen kultur sepeti istedi cocuklardan. Kendi ulkelerini, kulturlerini yansitan objeleri bir sepete koyacagiz, sonra Lara bunlari tek tek anlatacak ve butun sepetlerdeki objelerle, sinifta bir koseyi bir ay boyunca sergilenecek bir mini muzeye cevirecekler.

Bizim sepetimizde simdilik sunlar var:
Bir adet orta boy Turk bayragi
10TL’lik banknot
Bir paket Kurukahveci Mehmet Efendi kahvesi. Cezveyi de koymak istedim ama Lara reddetti.
Bir adet oyali yazma
Nazar boncugu
Ebru‘nun getirdiklerinden kalan son incir kurulari
Fistikli lokum

Aslinda icimden bir paket Ezine koyun peyniri koyup, ustune de “buyrun tadin da feta diye yediginiz kirec bozmasi peynirin aslinin nasil oldugunu gorun” yazmak geliyor. Ya da bizim siyah sele zeytininden gonderip benzer bir not yazmak geliyor. Yahut yaprak sarma, sucuk, baklava falan gonderip “Yunanlilar bizden calip tescillettirmeden once bize aitti” notu yazmak. Yahut Hasankeyf ve Allainoi resimlerini gonderip “biz suyun altina gommeden onceki tarihi zenginliklerimiz” diye not yazmak. Tarihi zenginliklerimize Youtube’u da ekleyebiliriz aslinda, tarih oldu o da nasilsa…

Uzun lafin kisasi, fikre ihtiyacim var. 5-6 yas cocugunun anlatabilecegi ve arkadaslarinin da anlayabilecegi neler gonderebilirim?

>Bereket mi felaket mi?

>
Kuru mevsim henüz başlamadan yağmurlu mevsim geldi bile.
Bulutsuz, gökgürültüsüz, kuru geçen bir gün olmadı. Olmayan kanalizasyon sistemiyle Jakarta Belediyesi , yılın en kötü ve en çok yiyen metropol belediyesi ödüllerinde birinciliğe oynuyor. Bazı uzmanların 2030’da Jakarta’nın batacağına dair yürüttükleri tahminler çok mu iyimser acaba? Peki ya bahçeli lüks villanın duvarlarının içinde birileri kendi özel havuzunun kenarında keyif yaparken, duvarların dışındaki sel sularında bin kat daha çok eğlenen çocuklara ne demeli? Ne mikroplar kapıyorlar o sudan dersiniz? Ya sonra, doktora gidebiliyorlar mı ?

>Mutlu Bayramlar!

>Bugun Cuma, kus gibiyim, “ben her bahar asik olurum, ruzgar olur, yagmur olurum” diye mirildaniyor beynim sabahtan beri. Kim bilir neye asik oldu gonul gene, opucuk kondururken yanagimi gidiklayan uzun kirpiklere mi, sabah burnumu gomdugum mis kokulu saclara mi, kahvalti masasinda bana sevgiyle gulumseyen gozlere mi? Yarin sabah yine yol var bize, mayolar, paletler, maskeler toplanacak bu aksam. Sulawesi’ye gidiyoruz, yasli Manado dagina karsi batan gunun sessizligini icimize cekmeye, minik baliklarimla denizin altini seyretmeye, Lembeh’in siyah kumlarinda hazineler aramaya, bavulda goturulen raki kadehlerini “iyi ki evlenmisiz be, serefe!” diyerek tokusturup kendimize nice seneler dilemeye, kendi kendimize kucuk bir el opme, seker ve para verme toreni yapmaya…

Herkese simdiden mutlu ve huzurlu bayramlar dilerim. Bayram sekeri niyetine de bir sepet dolusu bol rahiyali meyve sizlere.

>Foja Daglari

>

Icim icime sigmiyor gene. Ozlemler sona eriyor bugun, bir sureligine en azindan, tekrar ozleme vakti gelene dek. Ruhum kipir kipir, yolculuk var yakinda, dalis malzemeleri elden geciyor yavas yavas. Raja Ampat diye cok ozel bir yerin hayaliyle yanip tutusuyorum bir suredir.

Raja Ampat, Papua’nin Endonezya kisminda, dunya uzerinde motorlu tasitlarla gidilebilecek en dogal ve bakir yerlerden biri. Zaten, Endonezya Papua’si hala ayak basilmamis yagmur ormanlari ile butun insanlik icin heyecan verici bir bolge. Zengin altin ve petrol madenleri yuzunden cikan politik gerginlikler ve bu bolge uzerinde oynanmaya calisilan oyunlardan hic bahsetmeyecegim. Bir sekilde hala korunuyor, ama dogal parklarin ve koruma alanlarinin yeterli olmadigi ve daha da arttirilmasi gerektigi konusunda WWF dahil, pek cok sivil orgut mucadele vermekte.

Gectigimiz gunlerde, bolgedeki Foja daglarina National Geopraphic ve Endonezya hukumeti basta olmak uzere, bir kac cevreci ve bilimsel orgutun daha destekledigi bir arastirma gezisi sona erdi. Bu gezi sonunda bilim adamlari simdiye dek hic bilinmeyen 20 yeni turun bilgisiyle donduler Foja daglarindan. Tur sayisi zamanla artabilirmis, cunku herhangi bir canlinin yeni bir tur oldugunun ispatlanmasi bazan yillar surebilirmis. Ancak ilk asamada bile 20 yeni tur bulduk diyebiliyor arastirmacilar. Iste boyle zengin ve karmasik bir dogal yapiya sahip Papua’nin Foja daglari.

Foja daglari Asya Pasifik bolgesinin, yol girmemis, ayak basilmamis en buyuk yagmur ormanlarina sahip. Bolgedeki insan nufusunun 300 civari oldugu tahmin ediliyor. Orman, 2005 yilinda yapilan ilk arastirma gezisine kadar modern insanin elinin degmedigi bir yermis. Bu gezinin planlamasina ise 1982 yilinda baslamis arastirmacilar. Yani gezinin gerceklesmesi 23 sene surmus! Politik engellerin disinda, zor doga sartlari, bolgeye ulasimin zorlugu da gezinin defalarca ertelenmesine sebep olmus. Ancak ilk gezi kirktan fazla yeni hayvan, bitki ve bocek turunun kesfiyle sonuclaninca sponsorlar ve arastirmacilar uzun suren cabalarinin heyecan verici sonuclarini almislar.

Foja daglarinin hikayesi 1890’larin ortalarinda, doldurulmus tropik kuslarla dolu bir geminin Avrupa’ya gelmesiyle basliyor. Bu tropik kuslar, Avrupa’li zenginlerin sapkalarini ve evlerini suslemek amaciyla getiriliyor. Akilli bir Hollandali tuccar, bu ilginc kuslari gorunce hemen bazilarini kenara ayirip, Avrupa’li doga bilimcilere gosteriyor. Bir tropik kus, Ingiltere’ye, Lord Walter Rothschild’e, bir adet siyah beyaz cennet kusu da Almanya’ya, zamanin unlu kusbilimcisi Otto Kleinschmidt’e gonderiliyor. Her iki bilimadami da, kuslari yeni turler olarak ilan ediyorlar.

Daha sonra, bu iki nadir turun anavatanini kesfe cikmak pek cok bilimadaminin ve ornitolojistin hayali oluyor. Bolgede bu kuslardan baska pek cok yeni turle karsilasabileceklerini dusunuyorlar. Ancak yagmur ormani kesiflere bir turlu izin vermiyor. Kendini ve icindeki canlilari oyle bir koruyor ki, kimse adimini atamiyor ormanin derinliklerine. 1979’da, bir grup arastirmaci helikopterden gozlem yaparak kuslardan birinin esrarini cozuyor. Bu kesif, bati basininda cok ilgi goruyor. Ve boylece gerceklesmesi 23 yil suren, diger kesif gezisinin hazirliklari basliyor.

Bu haberle ilgili beni uzen tek konu, gezi sonuclarinin tartisilmasi icin duzenlenen konferansin Japon’yada yapilacak olmasi. Denizleri katleden, kana bulayan Japonya, cevre ile herhangi bir aktiviteye ev sahipligi yapmayi hakketmiyor bence. Yunus ve balina katili Japonya diye kendimi sokaklara atasim, Japon konsoloslugunun camlarina yumurta atasim var. Neyse, sinirimizi bozmayalim, olumlu sonuclara odaklanalim. Japonlar da bir gun o oldurdukleri hayvanlarin meydana getirdikleri bir zincirin parcasi olduklarini, katlettikleri her yunusla, aslinda kendilerinden birseyleri oldurduklerini anlayacaklar diye umalim.

Pek cok turun yokolmayla karsi karsiya oldugu bir donemde, gezegenimizde hala nefes alan, kendini koruyan, hic bilinmeyen turlere ev sahipligi yapan boyle bir ormanin olmasi beni cok heyecanlandiriyor. Bu ormanin yakinlarina dalisa gidiyor olmak ise kalbimi hizla attiriyor…

>Salata karmasasi

>Bizim mutfagimiz bence dunyanin en guzel, en zengin mutfaklarindan biri. Cok genis bir kulturel, tarihi ve cografi alt yapisi var. Hersey bir yana, her yemegimiz oyle lezzetli ki, mutfagimizi ovmek icin fazla bahane ve beylik laflar aramaya hic gerek yok.Lezzetin ve cesitliligin disinda bizde bazi mutfaklarda hic olmayan bir sey var ki o da sabah kahvaltisinin icerik olarak diger ogunlerden ayri olmasi. Ozellikle Asya’da kahvaltinin diger ogunlerden bir farki yok, istisnasiz, yapilan herhangi bir yemek sabah, oglen yada aksam yenilebiliyor. Ben ise sabah kalkip, yogurtlu biber dolmasiyla yada zeytinyagli enginarla kahvalti etmeyi dusunemiyorum bile. Kahvalti, baska bir ogunun yerini zaman zaman alabilir ve bu cok mutluluk veren, insanin icini hafifleten bir degisikliktir Turk ailesinde, ancak oglen yada aksam yemeginin kahvaltinin yerini almasi kabul edilemez, akla bile gelmez. Sahsen benim bu konuda en radikal hareketim kahvaltida cilbir yemek olmustur ki, bence o bile bir ogle yada aksam yemegi olmalidir aslinda. Yine de gec kalkilmis, kahvaltinin ogle yemegi saatine sarkmis oldugu bir Pazar sabahinda hosgorulebilir ve hatta bu bir yaz sabahiysa gayet ferahlatici olabilir. Sabah kahvaltisinin vazgecilmezi sogus domates ve salataliktir benim icin. Vaktim ve imkanim varsa bu sogus salata taze nane, biber, zeytinyagi ve kekikle zenginlestirilebilir. Vakit yoksa, ofise kostururken bir domates, bir salatalik alsam peynirimin, zeytinimin yanina o da yeter de artar.

Mutfagimizin en sevdigim kisimlarindan biri de zeytinyagli, soguk yenilen yemeklerimiz. Bu da sanirim Akdeniz ulkeleri disinda pek bilinmeyen bir olgu. Meze, tapas yada sadece zeytinyagli yemek. Rakiyla, sarapla, yogurtla, yada sadece bir bardak su ve tazecik ekmekle yenilen, genelde limonlu, insanin icini ferahlatan soguk yemeklerimiz. Iste bunlara bayiliyorum ben. Genelde hep dolabimda bir cesit zeytinyagli oluyor. Ancak dedim ya, Akdenizliler disinda pek bilen yok, hele Asya’da hic bilen yok, bu kavrami bir turlu anlayamiyor buradakiler. Onlara gore soguk yenen ve sebzelerden yapilan seyler ancak salata olabilir. Sabah yedigim sogus domates de salata, aksam yapilan bol soganli coban salatasi da salata, zeytinyagli barbunya da salata.

Hafta ici gec kalip trafige takilmamak icin evden erkenden cikip kahvaltimi ofiste yapmak gibi bir aliskanligim var senelerdir surup gelen. Ancak yukarida anlattigim sebepten dolayi, evin disinda, ofis cevresinde kahvalti seceneklerim burada cok sinirli. Yolumun ustunden alabilecegim citir simitler, deli gibi yagli ama harika lezzetli sokak pogacalari yok. Bu yuzden her sabah kahvaltimi evden goturmek durumundayim. Kirmizi potukareli bir beslenme cantam var ve her sabah bununla domatesimi, salataligimi, peynirimi, zeytinimi yanimda tasirim. Evimizde calisan bayan beni bir sure izledikten sonra, bir sabah kahvalti cantami benim icin hazirlayarak supriz yaptiginda oyle sevinmistim ki, gozlerim dolmus, kadina sarilip opesim gelmisti. Cok uzun bir sure menu degismedi. Ta ki bir sabah ise gelip, cantadan peynir ve zeytinin yaninda aksamdan kalan bol sarmisakli cacik cikana kadar. Bundan sonra evden cikmadan cantadakileri kontrol etmeye basladim. Bir sabah kucuk plastik kutulardan birinden zeytinyagli barbunya cikti. Ben saskin saskin bakarken, beni izleyen bayan “Salad Miss” dedi. Gulumsedim, tesekkur ettim. Dolaptan bir domates, biraz da yogurt alip barbunyayi oglen yedim. Ancak bayanin kafasi iyice karismisti sanirim. Baska bir sabah da aksamdan kalan coban salatasini buldum cantada. Her sabah beni bekleyen suprizi merakla aciyorum artik.

Tabii diyebilirsiniz ki, e bir zahmet anlatsana kadina neyin ne oldugunu. Simdi ben iki kelimelik Endonezya’camla nasil anlatayim zeytinyaglilarin ve salatalarin Turk mutfagindaki yerini? Aslinda kadin haksiz da sayilmaz ki, kafasini karistiracak sebep cok. Beyaz peynirin kullanimi mesela. Kahvaltinin olmazsa olmazi, patlican kizartmasinin uyumlu arkadasi, omletin ve boregin en onemli ogesi, raki sofrasinin vazgecilmezi, recelin de, salatanin da, makarnanin da, karpuzun da yaninda beni kendimden gecirebilmesi. Kadin hangi kategoriye soksun simdi bunu? Zeytin de, salamura kulturu tursuyla sinirli mutfaklar icin buyuk bir muamma mesela. Zeytini tursu olarak nitelendirip, sabah kahvaltisinda neden zeytin yiyip de, lahana tursunu asla kabul edemedigimizi anlamak cok guc buralilar icin. Amaan, zaten birisinin benim icin kahvalti hazirliyor olmasi bile cok buyuk lutuf, daha ne isteyeyim, otesi simariklik. Tesekkur edip, sukredip aliyorum beslenme cantami. Ne cikarsa bahtima.