>Dunya Ikinciligiyle Turk Bayragini Gondere Cektiren Mavi Subye

>Dunyanin en prestijli sualti fotografciligi yarismasi www.underwaterphotography.com tarafindan duzenleniyor. Prestiji nereden geliyor derseniz, yarismaya internet uzerinden katiliniyor yani dunyanin her ulkesinden, amator yada profesyonel pek cok sualti fotograficisi, dunyanin dort bir yaninda cektigi en guzel fotograflari gonderip katiliyor. Siteye girip bakarsaniz, Turkiye de dahil her ulkeden pek cok katilim oldugunu gorebilirsiniz. Her baba yigidin harci degil oraya fotograf yuklemek, ortam acimasiz, rekabet dolu. Rekabet ettikleriniz de bu isin en iyileri, hem de global anlamda. Ayni zamanda cok guzel bir paylasim platformu, fotografciya ve profesyonellere her turlu soruyu sorma imkani sagliyor. Dunyanin her kosesindeki yetenekli fotografcilara, profesyonel platforma cikma imkani taniyor.

Tunc’un bu yarismaya nasil son anda mavi subye resmini yukledigini, resmin nasil hemen finale kaldigini daha once anlatmistim. Dun gece tam herkesi yatirmis biz de uyumaya hazirlaniyorduk ki, cep telefonuna gelen mesajla irkildik. Tunc’un mavi subye resmiyle Gumus Madalya aldigi haberiydi gelen. Uyku falan kalmadi tabii ki heyecandan. Hemen siteye girip basin bultenini okuduk. Derece alan tek Turk oldugunu gorunce, sitede dalganan bayragimizla gogsum kabardi, gozlerim doldu. Iste basin bulteninin linki: http://www.underwaterphotography.com/photo-contest/Press.aspx?ID=37424

Juri, fotografin orjinalini gordukten sonra, resmi olmasi gereken kategoriye almis tekrar, yani „macro-swimming“. Bizim mavi subye, hakettigi kategoride yarismis, tam 12591 fotografi geride birakmis ve odul almis. Bundan sonra neler olacak bilmiyorum ama ben kartvizitime „Dunya ikincisi sualti fotografcisi Tunc Yavuzdogan’in esidir“ yazdirmayi dusunuyorum.

Tunc’un sualti fotografciligi macerasi seneler once Saroz Korfezi’nde, emektar Nikonos V ile basladi. Daha sonra Misir ve Sudan’da, Kizildeniz’in renkli sularinda tropik denizlerle tanisti. Turkiye’den Dogu’ya, daha canli ve renkli denizlere gittikce, hem teknigi, hem de ekipmani gelisti. Nikonos V’in yerini zaman icinde F80, D70 ve nihayet D200 alirken, Sony Hi8 de yerini Sony HC 1 ve Canon AX1’e birakti. Evdeki emektar bilgisayarda, Ulead ile yapilan tatil videolari, yerlerini montaj istasyonlarinda edit edilen profosyonel yapimlara, odullu kisa filmlere, televizyonlarda yaninlanan belgesellere biraktilar. Ozel Kultur Universitesinde „Sualti Goruntuleme“ dersleri, „Sualti Goruntuleme Teknikleri“ kitabi derken www.sualtifotovideo.com sitesini kurarak Turk sualti fotografcilari icin cok onemli bir adim atmis oldu. Bu site, www.underwaterphotography.com sitesinin Turk versiyonu oldu, sualti fotografciligini belli bir iki yarismanin ve belli isimlerin tekelinden cikarip, yeni yeteneklerin, eli makine tutan her dalgicin yolunu acti. Ustalari, amatorlerle bulusturup, herkesin resmi hakkinda yorum alabilecegi, herkesin kendi resimlerini paylasabilecegi ve ustalarin albumlerini gorebilecegi bir platform oldu bu site. Ozetle Tunc, bu ise gonul vermis sayisiz dalgictan biri aslinda. Kendi fotograf sevgisini herkese tasimaya calisan, sinirsiz bir sabir ve ilgiyle herkese ogretmeye calisan bir oncu Turk sualti fotografciliginda. Aldigi bu Gumus Madalya, onun yillardir sevgiyle, hic bir karsilik beklemeden sarfettigi emegin odulu.

Annemin cilgin hayalleriyle dalga gectigimizde „yora yora, Allah vere“ der bize. Goruslerine deger verdigim birisi de bana „ne diledigine,ne hayal ettigine dikkat et, cunku cok istedigin hersey birgun gercek olur“ demisti. Dogru… Hayal kurmaya devam!

>Imlek (Lunar New Year)

>Dunyanin benim geldigim kisminda, Turkiye’de, din etnik kimlikle ozdeslesmistir. Yahudiler Musevidir, Ermeniler Hristiyandir, Rumlar Ortodokstur, onun disinda adi Mustafa olup da, dini Musluman disinda baska birsey olan birileri pek cikmaz karismiza. Milli bayramlar disinda, her dinden, her etnik kokenden insanlarin bir arada kutladigi bayramlar yoktur. Zaten sadece Muslumanlarin dini bayramlari resmi tatildir. Museviler, Hristiyanlar, yillik izinlerinden yerler kendi bayramlarini kutlamak icin hep, o yuzden yakin cevremizde farkli dinden birileri yoksa, ruhumuz bile duymaz neler olup bittigini, kimin hangi bayrami oldugunu. Dusunuyorum da, milli bayramlar disinda herkesin kutladigi, geleneksel bir kutlama bulamiyorum gercekten.

Buraya geldigimde de insanlarin etnik kokeni ve dinleri arasinda ayni iliskinin oldugunu varsayarak anlamaya calistim onlari. Kafam surekli karisiyordu, kim Cinli, kim Malay, kim Papuali, kim Javali, kim Sumatrali… Nasil oluyor da Kalimantanli biri Cinli olabiliyor? Cinlilerin hepsi Budist degil miydi, neden bu kadin basini ortuyor? Muslumanlarin hepsini Malay degil mi yani? Bali’liler Hindu mu, ama Hintli degiller ki?.. turunden tonlarca soru ve kafa karisikligi yasamak cok olasi burada. Etnik ve dini cesitlilik cok fazla ve o kadar icice gecmis ki, ben hala cozemedim kimin ne oldugunu. Anladigim tek sey, buradaki insanlarin yasantilarinda bizim kafamizdaki net sinirlarin olmadigi. Her dinin bayrami resmi tatil, durum boyle olunca zaten dogal olarak butun dinlere saygi duyulmus, herkesin inancini ozgurce yasamasina meydan verilmis oluyor. Dunyanin en buyuk Musluman nufusu Endonezya’da deniyor ancak bunun sebebi buranin toplam nufusunun yaklasik 237 milyon olmasindan kaynaklaniyor. Muslumanlarin orani 86%, yani Musluman olmayanlarin orani Turkiye’den fazla, farkli dinden insanlarla karsilasma olasiligi da daha fazla.

Lunar New Year yani Imlek kutlamalari, buranin insanlarini ve birarada saygi ve anlayis cercevesinde nasil yasadiklarini biraz daha anlamama yardimci oldu. Oncelikle Ay yilbasini, ben Cin Yeni Yili olarak biliyordum. Yanlis, ay yilini butun Uzakdogu’lular kutluyor. Kutlamalarin kokeni gercekten de Cin hanedanina uzaniyor ama sanirim Cinlilerle birlikte heryere yayilmis. Yine koken olarak Budist ama her din ve etnik koken tarafindan benimsenmis. Cinliler 1400’lu yillarda baslamislar ulkelerinden cikip Asya’nin farkli yerlerine yerlesmeye. Hem gittikleri yerlerden etkilenmisler, hem de oradakileri etkilemisler. Bazi yerliler, onlarin etkisiyle Budist olmus, bazi Cinliler de cesitli sebeplerle Hristiyan, Musluman, hatta Hindu olmus.

Imlek kutlamalariyla ilgili bazi gelenekleri daha once yazmistim. Bunlarin disinda, en onemli ozelligi ailelerin biraraya gelip atalarini anmalari. Dini ne olursa olsun, koklerini unutmadan, onlara sahip cikarak, bu kutlamayi devam ettirmeleri cok hos. Dinden, etnik kokenden bagimsiz, tam bir festival havasinda gecen ortak bir kutlamanin olmasi toplumu yakinlastirmak, farkliliklari unutmak ve ucurumlari kapatmak icin ne guzel bir firsat.

>ayakkabı işçisi inek

>
Bugün, bir proje için adidas’ın en büyük ayakkabı imalatçılarından birine , Panarub’a gittim. Aslında buraya geldiğimden beri istiyordum ayakkabı üretimini görmeyi ama işlerin yoğunluğundan ancak bugün gidebildim. Fabrikaya, yönetimine, mantalitelerine, ekibin motivasyonuna ve markaya bağımlıklıklarına hayran kaldım.

Fabrikada 11 bin işçi çalışıyor. Küçük bir köy gibi, rekreasyon alanları, parkları, heykelleri, gölü var. Sahipleri doğaya mümkün olduğu kadar saygılı davranmaya çalışmışlar. Mümkün olduğu kadar ağaç kesmemeye çalışmışlar, kestiklerinin yerine yenisini dikmişler, arıtma tesislerini kurarak atık maddelerini dogaya zarar vermeyecek hale getirmeyi amaçlamışlar, kimyasalların çok yoğun kullanıldığı üretim ünitelerinde bile işçilerin sağlığını ön planda tutup çok güçlü havalandırma sistemleri kurmuşlar. Tabii ki ne kadar çaba gösterseler de, fabrikanın hergün doğaya yaydığı kirliliğin boyutu çok büyük. Yeni konsept ‘Yeşil Fabrika’lardan değil. Ama ellerinden geleni yapmaya özen göstermeleri çok hoş cidden.

En ilginç olay ise, fabrikanın içindeki farklı binalar arasındaki mal transferlerinin ineklerle yapılması. Egzoz gazı üretmemek, doğayı daha fazla kirletmemek için bu yöntemi düşünüp uygulamaya başlamışlar. Fabrikanın verimlilik hesapları yapılırken, bu ineklerin hızları ve taşıyabildikleri maksimum yük miktarları detaylı bir şekilde hesaplanmış. İnekçikler motorlu araçlardan yavaş olduğu için, bitmiş mal transferinde kullanmaya karar vermişler.

>I-phone’umun kamerasına takılanlar

>

İmlek (Chinese New Year) dekorları

Sevgilim…

Lara telefonumu Arda’nın elinden almaya çalışırken yanlışlıkla Arda mı çekti, yoksa Lara mı bilmiyorum. Ama nedense çok seviyorum bu resmi.

Jakarta’da gece.

Eve giderken, Kemang’da trafiğe takıldığım bir anda binaların arasından yakaladığım gün batımı.

Jakarta’da, ofisteki masamda bulmayı düşündüğüm en son şey. Yolu Türkiye’ye, hatta Konya’ya düşmüş bir arkadaş bana Konya şekeri getirmiş.

Orada bir yerde bir piyano, başında da Alicia Keys var. Henüz Jakarta’daki ilk aylarımız, Tunç Türkiye’de. Alicia Keys bizim düğünde ilk dansımıza eşlik eden şarkıyı, ‘Falling’i söylüyor. Tunç’a telefondan dinletiyorum, sonra da resmini çekiyorum…

>Hangi Yılbaşında Kırmızı Don Giyilir?

>Cevap: Chinese New Year, yani Ay takvimine göre yılbaşı olduğunda.

Bu kutlamanın adının Çin Yılbaşı olduğuna bakıp yanılmamak gerek. Kore, Vietnam, Nepal, Mogolistan’dan tutun, Çin,HongKong, Singapur ve hatta Çinli etnik nufusun yogun olduğu Filipinler, Malezya ve Endonezya dahil, tüm Asya’da kutlanıyor. Lunar New Year da deniyor ve Gregoryen takvime göre her sene farklı bir tarihe denk geliyor. Her yıl, o seneye hakim olacak olan Çin astrolojisideki hayvan ve cennet elementiyle tanımlanıyor. Bu elementler Su, Toprak, Ateş, Tahta ve Metal. Endonezya’daki budist rahipler Ateş-Öküz yılına gireceğimizi söylerken, Kore’liler Metal-Öküz yılı olduğunu iddia ediyor. Ekonomik ve politik krizleri, vahşi savaşları, katliamları düşününce Ateş-Öküz yılı olduğunu savunanlara hak veriyorum.

Kutlamaların hakim rengi kırmızı çünkü kırmızının kötü ruhları korkuttuğuna ve insalara şans, mutluluk ve neşe getirdiğine inanılıyor. Kırmızı fenerler, kırmızı zarflarda büyüklerin küçüklere verdiği şans paraları, kırmızı giysiler kutlamaların yaygın adetleri. Ziyarete gidilen eve şeker yada tatlı bir yiyecek götürmek ve ikram edilen şekerlerden mutlaka almak gerekiyor. Eli boş gitmek büyük kabalık olarak algılanıyor. İkram edilen şeker kutuları ve düzenlemeleri ev sahibi ailenin misafirleri için şans, bereket ve iyi dileklerini sembolize ediyor. Bu kutudan şeker alıp yiyerek, bu iyi dilekleri kabul etmiş oluyorsunuz. Yani ikramı geri çevirmek de büyük kabalık. Özetle geleneksel Chinese New Year kutlaması görmek istiyorum diyip damardan bu olaya girecekseniz, bir sürü abuk şey yemek zorunda kalmayı göze almak gerekiyor diye anlıyorum ben.

Giysilere gelince, kötü ruhları korkutup şans kapılarını açmak için illa ki kırmızı giyiliyormuş. Yeni yılın başlangıcını kutlmak için de tepeden tırnaga yeni giysiler giyiliyormuş. Tepeden tırnağa yeni giysi alamayanlar bile mutlaka yeni kırmızı iç çamaşırı giyiyorlarmış. Çinli arkadaşlarım sıkı sıkı 26.Ocak gecesi mutlaka yeni kırmızı çamaşır giymemizi tembihlediler. Eh, giyeceğiz mecburen…

Türkiye’deki Moldovalı bakıcımız, nazardan korusun diye Arda’ya hep kırmızı giydirirdi. Dünyanın iki ucunda kırmızının kötülükleri uzaklaştırma gücü olduğuna inanılıyorsa fazla sorgulamadan kırmızıları kuşanıyoruz 26.Ocak,ta.

>bebek ve kucuk cocukla seyahat – 1

>Arkadaslarimiz birer birer bebek sahibi oldukca iki konuda cok fazla tavsiye vermeye basladim;
1) dogum izni sonrasi ise donus
2) bebekle seyahat

Ilk konuyla ilgili bir suru kaynak var aslinda. Ikinci konuyla ilgili benim bulup okudugum kaynaklar ise cok yuzeysel, bence yetersiz. O yuzden uzun zamandir kendi tecrubelerimizi yaziya dokup, bebekle ve kucuk cocukla seyahat, hatta spesifik olarak dalis seyahati ile ilgili ipuclarini yazmak uzun zamandir aklimda olan birsey. Zaten ozellikle dalis seyahati planlamasini www.ayisigidiving.com icin kaleme alma sozum var Tunc’a.

Simdi kendi sanal alanim oldugu icin taslak olarak ilk kismini buraya yaziyorum. Daha sonra bundan yola cikarak bebek ve kucuk cocukla dalis seyahati planlamasini www.ayisigidiving.com yayinlamak daha kolay olacak benim icin.

Aslinda, Lara 4 yasinda ve biz onun icin cok ozel hazirliklar yapmiyoruz artik. Bu yuzden de 5 yas ustu cocuklarla seyahat daha kolay olur gibi geliyor bana suanda ama beni neler bekledigini bilmedigim icin fazla da yorum yapmak istemiyorum. Belki 2-3 sene sonra bu konuya 6. yeni bir bolum ekleme zorunlulugu dogar.

Seyahatin planlanmasinda dikkate alinacak iki onemli konuyu; yemek ve tuvalet olayini goz onunde bulundurarak simdilik 5 bolume ayriyorum;

Sadece anne sutu icen bebekle seyahat
Kati gidalara yeni gecmis bebekle seyahat
Disarida yemek yiyebilen bebekle seyahat
Disarida yemek yiyebilen, tuvalet egitimi sirasindaki bebekle seyahat
Disarida yemek yiyebilen, tuvalet egitimi tamamlanmis kucuk cocukla seyahat

Sadece anne sutu icen bebekle seyahat:
En kolayi ve en zahmetsizi sadece anne sutu alan kucuk bebekle seyahat. Sizin bulundugunuz heryerde gidasi hazir oldugu icin yemek konusunu dusunmenize gerek yok. Dikkat etmeniz gereken, sut miktarinin etkilenmemesi icin kendi yediginize ve ictiginize ozen gostermek. Yaniniza bol miktarda bez, islak mendil ve pisik kremi alin.
Sicak bolgelere seyahat planliyorsaniz ve bebeginizin cildi hassassa, pisik kremine ilaveten, ciddi pisikler icin doktordan ayrica bir krem yada solusyon tavsiyesi alin. Ayni sey sizin icin de gecerli, eger gogusleriniz hassassa, bebegin normal rutinin disinda daha sik emebilecegi ihtimaline karsi, gogus kreminizi yaniniza almayi unutmayin.
Eger bebege anne sutune ilaveten kaynamis su yada bitkisel caylar veriyorsaniz o zaman yaniniza sterilizator ve kettle almaniz gerekiyor. Sterilizator, daha sonraki asamalarda, otel odasinda sut yada formul mamayi isitmak icin de kullanabildiginden bir tane edinmekte fayda var. Cok buyuk olmayan bir model alirsaniz, seyahatlerde yaninizda tasiyabilirsiniz.

Bebeklerin seyahatlerde bagirsak duzenleri etkilenebiliyor. Sadece anne sutu alsalar bile kabiz yada ishal olabiliyorlar. O yuzden bir adet kabizliga karsi fitil, bir de ishale karsi bir ilac doktora soracaklariniz arasinda olmali. Bunun disinda bocek sokmalarina karsi antihistaminik, beklenmeyen durumlara karsi antibiyotik ve ihtiyaciniz olabilecek tum ilaclari yaninizda bulundurmanizi tavsiye ederim. Bu ilaclari bulabileceginiz bir yere seyahat ediyor olsaniz bile, acil bir durumda gereksiz panik yasamamak icin elinizin altinda olmasinda fayda var.

Seyahate cikmadan once mutlaka bebeginizi doktor kontrolunden gecirin ve nereye gideceginizi doktora soyleyip tavsiye edecegi tum ilaclari yaniniza alin. Saat farki olan bir yere gidiyorsaniz doktorunuzdan zamansiz telefonlara hazirlikli olmasini rica edin. Eger bulasici tropik hastaliklarin oldugu bolgelere seyahat ediyorsaniz, sivrisinekle ilgili bulabildiginiz her turlu koruma gerecini yaninizda goturun. Genelde otellerde sivrisinek kovucu aletler bulunuyor ama kucuk bebeginizi riske atmamak gerekir. Yatagi ve puseti icin cibinlik goturmeyi ihmal etmeyin. Herhangi bir sivrisinek kovucu losyonu bebeginize surmeyi dusunuyorsaniz, doktorunuza mutlaka gosterip fikrini alin.

Gideceginiz yerdeki su durumunu mutlaka onceden ogrenin. Bebekle seyahat ederken kendi sagliginiza da dikkat etmeniz gerekir. Eger musluk suyu guvenilir degilse, siselenmis icme suyu bulup bulamayacaginizi ogrenin. Gerekiyorsa suyunuzu yaninizda goturun yada bebekle seyahat ettiginizi soyleyip seyahat acentasinin ve otelin bunu sizin icin ayarlayacagindan emin olun. Dislerinizi fircalarken mutlaka icme suyu kullanin. Banyolar sirasinda bebegin su yutmamasina dikkat edin.

Bebek icin kullanacaginiz sabunu, sampuani da yaninizda goturmeyi unutmayin. Sabunu gerektiginde bebegin esyalarini yikamak icin de kullanabilirsiniz.

UCAK yolculugunda dikkat etmeniz gereken iki sey var; soguk ve basinc degisimi. Genelde ucaklarin cogunda ic kabin isisi asiri soguk oluyor. Kisin ucuyorsaniz, zaten bebegin ustunde kalin giysiler olacaktir. Ancak yazin ucuyorsaniz, ucak icin kalin birseyler almayi unutmayin.

Ucaktaki basinc degisimlerinde bebekler, eger solunum yollarinda herhangi bir tikaniklik yoksa kulaklarini yutkunarak yada aglayarak esitleyebilirler. O yuzden, kendi kulaklarinizda basinc degisimini hissettikce, bebegi emzirirseniz kulaklarini esitleyebilecektir. Kalkis ve inislerde bebeginizin kulaklarini esitlemesine yardimci olabilmeniz icin uyanik olmasina dikkat edin. Emzik emiyorsa, o da yutkunmasini saglayacagindan kulaklarini esitlemesine yardimci olur. Eger emerek ve yutkunarak esitleyemiyorsa, zaten cani yanacak ve aglamaya baslayacaktir. Cogu zaman, agladiklarinda kulaklari esitlenir ve aci dindigi icin susarlar. Ancak ciddi bir tikaniklik varsa, basincin takrar artip, ucak kalktigi zamanki seviyeye gelip, kulak zarinin zorlanmasi ortadan kalkana kadar bebek huzursuz olabilir. Bu tur durumlarda, herhangi bir kulak iltahabina meydan vermemek icin ucus sonrasi mutlaka bebegi doktora goturun.

TULBENT VE YELEK:
Benim, bebeklerim kucukken yaptigim seyahatlerde en cok yardimima kosan esyalarin tulbent ve yelek oldugunu soylemeden gecemeyecegim. Eski moda ve annelerimizin vazgecilmezi olan tulbent ve yelek, bebek ve cocukla seyahatlerde hayati cok kolaylastiriyor. Uzun sure araba koltugunda oturan, ucak yataginda yatan yada anne kucaginda oturan bebek cok terliyor. Ozellikle bebek kucukken vucut isisini ayarlamalari daha da zor oldugu icin, daha da cok terliyorlar. Araclardaki klimalar terli bebegi cok kolay hasta edebiliyor. Kuru bir tulbenti bebegin tum sirtini kaplayacak sekilde yerlestirirseniz, bebek terlediginde ustunu degistirmenize gerek kalmadan, sadece tulbenti degistirerek kuru kalmasini saglayabilirsiniz. Sicak ilkimi olan bir yere, ozellikle Asya’ya gidiyorsaniz tulbente ilaveten bir de yelek gerekiyor. Buralarda ic mekanlar klimalarla cok dusuk isilara sogutuluyor. Asiri sicak ve nemli olan dis mekandan, bir anda buz gibi bir ortama giren terli minik bedenler cabucak hasta olabiliyorlar. Sadece bebekler degil, buyukler icin de en buyuk hastalik sebeplerinden biri bu.

Soguk yerlere seyahatte de ayni sey gecerli. Bebek bu kez aracta kalin giysilerle oturmak zorunda kaliyor ve terliyor, disari cikinca bir anda soguk havayla karsilasiyor. Soguk yerlere giderken mumkun oldugu kadar kat kat giydirin bebeginizi. Boylece bulundugunuz ortamin isisina gore yeterli kalinlikta giysilerin ustunde olmasini saglayabilirsiniz.

Farkli bir saat dilimine seyahat edecekseniz, bebegin uyku duzenin gidiste de, donuste de 1-2 gunluk bir adaptasyon suresi sonunda normale donebilecegine hazirlikli olun. Bazan bebekler hic uyum sorunu yasamazken, bazi durumlarda eski uyku duzenlerine donmeleri bir haftayi bile bulabiliyor.

Diger bolumleri de tamamladikca buraya yukleyecegim, simdilik bu kadar..

>Borongsai ve Family Karaoke

>Dunyanin bu ucunda Chinese New Year kutlamalari simdiden basladi, heryer kirmizi kagit fenerler, kagit semsiyeler ve pembe kiraz dallariyla suslendi. Yeni gozde alisveris merkezimiz Grand Indonesia’da geleneksel Lion Dance yani Borongsai gosterisi oldugunu duyunca, Pazar gunu cocuklari erken uyutup, gunumuzu iki aslan dansi izleyecek sekilde planladik.
Borongsai, bir aslan kostumu icindeki iki adam tarafindan yapiliyor. Ilk gosteri “Steel pole Borongsai” idi, yuksek celik borularin uzerinde atlayip ziplayarak yaptilar danslarini. Aslan kostumu icindeki iki adamin, yerden 2-2,5 metre yukseklikte atlayip, ziplayip, birbirlerinin ustune cikip dansetmeleri, bizler icin inanilmaz estetik ve akrobatik bir gosteri oldu.

Gerci cocuklar oyun bozanlik etti. Tam ben video kamerayla, Tunc da fotograf makinesiyle hazir bekliyorduk ki, yuksek sesli davullar ve ziller calmaya baslayinca, ikisi de avazlari ciktigi kadar bagirip kucagimiza tirmanmaya calistilar. Bir kolumda Arda, bir elimde video kamerayla cekim yapmaya calistim ama basarili olmadigini soylemeye bile gerek yok. Bir sure sonra alistilar, yada sakinlestiler diyelim de birazcik cekim yapabildik. Ikinci aslan dansi, bu kez yuksekli alcakli masalarin ustundeydi, yani “table Borongsai”. Borular yerine masalarin ustunde zipliyorlardi ve bu kez iki tane aslan vardi. Cocuklar ikincisinde daha az tepki verdiler ama aksam ikisi de aglayarak uyanip durdu, ozellikle de Arda. Sanirim bizim icin cok ilginc olan bu gosteri, cocuklar icin bir o kadar korkutucu oldu.

Iki gosteri arasinda, ayni alisveris merkezinin icindeki aile karaoke yerine gittik. En kucuk odalarini 1 saatligine kiralayip avazimiz ciktigi kadar bagirarak sarkilar soyledik. Repertuarimiz “twinkle twinkle little star”, “baa baa black sheep”, “jingle bells” gibi cocuk sarkilari ve Abba’dan Lara’nin sevdigi sarkilardi. Arda bile “do-re-mi” sarkisinda “dooo doooo” diyerek eslik etti bize. Jakarta’da gecen hafta sonlarini renklendirmek icin eglenceli bir aktivite bulmus olduk boylece.

>Show must go on

>Minikler okulun son 2-3 haftasi haril haril yilsonu gosterisine hazirlandilar. Anne-babalara davetiyeler hazirladilar, 15 dakikalik da olsa, bir gosteri programi hazirligina giristiler. Programin acilis cumlesini Lara sunacakti, “welcome mummies and daddies to our show” cumlesini defalarca calistik. Ancak okulun son haftasi Lara’cik grip oldu. 3 gun okula gitmedi ama gosteri gunu onu okula gondermemek cok buyuk hayalkirikligina sebep olacagindan okula buyuk bir hevesle gitti. Hasta hasta giyindi, makyajini yapti, acilis cumlesini agzinda geveledi, sarkilari soyledi. Gosteriyi iki sinif birlikte yaptilar, miniklerin hepsi de cok sirindi. Gosterinin ardindan pasta yiyip, annelerle babalarla dans ettiler.
Bir de gosterinin perde arkasi var. Ms.Roma’nin ozel daveti uzerine Arda’yi da getirdik. Gosteriden once bizleri sinifa aldilar, gosteri ise baska bir salonda olacakti. Sinifa girince, Arda kendini kaybetmis bir sekilde oyun oynamaya basladi. Once mutfakta bize yemekler yapti, caylar ikram etti, sonra bulasiklari yikayip yerlestirdi. Daha sonra da icine minik oyuncak adamlar konulabilen bir ucakla oynamaya basladi. Gosteriyi seyretmek icin siniftan cikaramadik adami. Kiyameti kopardi, sinifta kalip oyuna devam etmek icin. Biz de Ami’yle birlikte sinifta biraktik onu. Giderken de cok bozuldu zaten.

>Bali

>Subat’in ikinci haftasi Bali’de ikinci tatilimizin organizasyonuna baslayinca herkesin icini yine tatli bir heyecan doldurdu. Lara bile “Bali’ye ne zaman gidiyoruz?” diye soruyor aklina geldikce. Ben de ilk Bali tatiliyle ilgili herhangi bir yazi ve fotograf yuklemedigimi farkettim.

Bali’ye ilk seyahatimizi Seker bayramindan sonraki hafta, yani Ekim 2008’de yapmistik ve kendine has kulturunden, tapinaklarindan, Bali yasantisindan cok etkilenmistik. Benim icin en etkileyici deneyim ise yaptigim iki dalisti. Tatil boyunca sadece bir gun dalis yapacagimiz icin sualti cekim ekipmanlarini tasimaya deger bulmadik; nasil bir basiret baglanma, hatta aptallik anidir simdi daha iyi degerlendirebiliyorum, sanki sirtimizda tasiyoruz, sanki her gun Bali’ye dalisa gidiyoruz. Regulator, BC bile almadik yanimiza. Ben biraz da kucumsuyorum Bali’yi acikcasi, bu kadar turistin gittigi bir yerde sualti ne kadar iyi olabilir ki diye dusunuyorum. Sipadan’da, Sudan’da, Misir’da dalmisim defalarca, kopekbaligi beslemisim, barakuda surulerinin icine girmisim, Bali’de beni sasirtacak ne olabilir ki diye kustah bir yaklasim var bende.

Veee gittim, daldim, gordum, agzimin payini aldim. Ilk dalista 10-12 adet manta, ikinci dalista da 4 tane mola mola gorduk. Gercekten inanilmaz bir deneyimdi benim icin. Mantalarla bu kadar yakin ve uzun suren bir tecrube yasamis olduguma mi sasayim, yoksa dunya uzerinde gorulmesi cok zor olan, nadir mola molalari gordugume mi sevineyim bilemedim. Mola Mola’nin 3 metrelik govdesine ragmen kocaman masum gozleri ve sevimli agzi mi beni daha cok etkiledi, yoksa mantalarin onumde durup gozumun icine baktiktan sonra basimin hemen ustunden sira sira yuzup gitmeleri mi?… hala kararsizim. Tek soyleyebilecegim, dunyanin en guzel dalis noktalarinda yaptigim bir suru tarifsiz dalisin ustune beni bu kadar etkileyebilen iki dalis yaptigim icin inanilmaz mutlu oldugum. Kameralar konusunda konusmak icimizi sizlattigi icin konunun ustunde fazla durmadik ama Tunc da, ben de aptalligimiza hala yaniyoruz. Ikinci seyahate butun cekim ekipmanlari gidecek tabii ki, ve ben cocuklari Tunc’a birakip bol bol dalisa gitme planimi acikca belirttim bile. Bu sefer yanimda arkadasim da olacak, Jakarta’dan ayrilacak olan Demet de Endonezya’dan gitmeden onceki son tatilini bizimle gecirecek.

Bu arada mola mola hakkinda da yazmadan duramayacagim. Mola mola, sayisi gittikce azalan, gorulmesi cok zor bir balik. Sualti tutkunlari bu baligi gormek icin dunyanin obur ucuna gitmeyi goze alirken, bizim gazetelerde her sene mutlaka bir “Marmara’dan canavar baligi cikti!” haberi cikar. Cahil balikcilar, zavalli bir mola mola’yi, asip, gururla yakaladiklari ucubeyi sergilerler, ve benim hep icim cizlar. Umarim cok gec olmadan denizlerimizi koruyacak onlemler alinir, ozellikle balikcilikla ilgili yasalar gozden gecirilip, adam gibi uygulanir. Bu konuda satirlarca yazabilirim, cunku Asya’da da ne yazik ki sualti inanilmaz bir hizla ve acimasizca katlediliyor. Shark Fin Soup , en kohne sokak arasi restoranlarinda bile bulunabiliyor. Sualti katliaminin lideri de Japonya. Bilimsel arastirma adi altinda binlerce balinayi olduruyor ve bu balinalarin etleri sonunda yerel pazarda yerini aliyor. Avusturalya ve Greenpeace bilimsel arastirma icin balinalarin oldurulmesine gerek olmadigini savunsa da, Japonya 21 yillik balina avi yasagini, bilimsel arastirma maskesiyle kaldirmayi basardi ve simdi katliamlarina yasal olarak devam ediyor… cok ama cok yazik. Sanirim “the day the earth stood still” gibi geyik filmler yerine, eski bilimkurgu ‘Predator”u cevreci film olarak gostermek daha etkili olacak Japonlarin ustunde.

>Dunyaca unlu sualti fotografcimiz Tunc Yavuzdogan

>Sene 2005, yer Kas meydani, Antalya. Ya 19.Mayis yada 30.Agustos, hangisi emin degilim ama sahilde yogun bir cekirdek tuketimi hatirliyorum, buyuk ihtimalle 30.Agustos. Tunc Kas meydaninda buyuk ekrandan halka acik sualti fotograf gosterimi yapacak. Hazirliklar tamamlandi, halk toplandi, kaymakam konusma yapmak icin mikrofonu eline aldi. “Dunyaca unlu sualti fotografcimiz sayin Tunc Yavuzdogan’in sualti fotograf gosterisine hosgeldiniz!” diye basliyor konusmaya. Biz devamini kaciriyoruz, cunku “dunyaca unlu” sifatina gulmekle mesguluz.

Sene 2008, mekan bu kez sanal, www.underwaterphotography.com sitesi, dunyanin en prestijli sualti fotografciligi yarismasi. Tunc, Aralik ayinin sonunda, 2008’in bitmesine 2 hafta kala, “hadi su kalamar resmini yukleyeyim” diyerek resmi yarismaya macro-swimming dalinda upload ediyor. Kalamar mavi ciktigi icin juri kategoriyi “creative-photoshopped” kategorisine aliyor ama photoshop kullanimi aslinda resmin macro kategorisine girmesine engel olacak miktarda degil.. Neyse onemli degil kategorisi, resim yarismaya katildigi ilk hafta, haftanin birincisi seciliyor, sonra tum kategoriler arasinda Aralik ayi ikincisi ve senelik yarismada finale kaliyor. Final, yani butun dunyada bu kategorideki en iyi 3 resimden biri seciliyor. Juri David Doubilet gibi sualti fotografciliginin en agir abilerinden olusuyor.

Senelik yarismanin sonuclari henuz aciklanmadi ama bence bu bile inanilmaz bir basari. Ben simdiden gogsumu kabarta kabarta herkese duyuruyorum. Kaymakam deyip gecmeyin, adamin bir bildigi varmis. Sonuc ne olursa olsun, uluslararasi bir yarismada, hem de sualti fotografciliginin butun dunyadaki en prestijli yarismasinda buralara kadar gelebilmek azimsanamaz bir basari. Simdi heyecanla buyuk yarismanin sonucunu bekliyoruz.

http://www.underwaterphotography.com/photo-contest/default.aspx?mid=11849