>Batı Java Yerlisi – 2

>Ön bilgi: Endonezya’nın resmi dili Bahasa Indonesia olmakla beraber adalarda birçok farklı dil ve lehçe konuşulmaktadır. Bu resmi dilde TIDAK kelimesi HAYIR anlamına gelir. Ancak Endonezyalı’lar günlük konuşmanın içinde bu kelimeyi ‘tida’, ‘tak’ yada ‘ta’ şekillerinde kısaltarak kullanırlar.

– Oğlum çişin var mı?
– Ta!

not: bu çocuk neden bütün dillerde ilk ‘hayır’ kelimesini öğreniyor çözemedim ama araştırmalarım devam etmekte.

>Kefir

>Dusuk enerji seviyeli, yogun bir hafta sonuydu.. Pillerim sarj olana dek yazi ve resim yok benden. Ama bir sorum, sorunum var, belki yardimci olabilen cikar.

Kefir tanelerim azmis vaziyette. Cok lezzetli, harika bir kefir uretiyorum ama ayran, cacik seklinde tukebilecegimizden cok daha fazla olmaya basladi miktari. Cevremde tanelere talip cikan da yok. Yaptigim o harika kefirleri atmaya gonlum hic razi olmuyor, atmiyoruz da zaten. Ancak dolabim kavanozlarca kefirle dolmaya basladi. Suzme disinda nasil degerlendirebilirim? Fikri olan var mi?

>Fabrikaya baskin!

>Lara’nin okulunda hemen hemen her ay bir sinif projeleri oluyor. Bir konu secip, onunla ilgili arastirmaya yapmayi, konunun derinine inmeyi, topladiklari bilgileri degerlendirmeyi ogreniyorlar. Bunun disinda bireysel olarak herhangi bir konuya ilgi gosteren olursa, ogretmenleri sahsi projelerini yurutmelerine de liderlik ediyor.

Kasim ayinin konusunu tekstil olarak secmisler. Sinifta bir koseye minik bir dukkan yaptilar ve evden komik yada ilginc giysiler goturduler okula. Cok buyuk yada cok kucuk giysiler, eski moda giysiler, is kiyafetleri, uniformalar, aksesuarlar. Bir kosede de kumaslar var, dokuma, orme, baskili, boyali, islemeli.. Ellerine aldiklari her giysinin etiketlerini okumayi, bedenine, nerede yapilmis olduguna ve kumas icerigine bakmayi ogreniyorlar bu siralar. Ogretmenleri giysilerin tipki puzzle gibi farkli parcalarin dikislerle birlestirilerek yapildigini ogretmek icin kendi pantalonunu ve bluzunu feda etmis. Cocuklarla birlikte bunlar uzerinde otopsi yaparak butun dikisleri sokmusler, butun parcalari incelemisler. Tunc’la birlikte cektigimiz “Made in Indonesia” videosunu ise buyuk sinema salonunda hep birlikte seyrettiler, boylece iplikten paketlene dek, bir t-shirtun gectigi butun asamalari gormus oldular.

Fakat en onemli ve heyecanli aktivite fabrika gezisiydi. Bizim calistigimiz, cocuklar icin en guvenli olabilecek fabrikalardan birine ziyaret organize ettik ogretmenle birlikte. Herseyi dikkatlice planladik, yurunecek rota, kac yetiskin gerektigi, turu kac dakika yapmamiz gerektigi gibi detaylari haftalar oncesinden konusmaya baslamistik. Anneler icin de ilginc bir konu olmali ki, ihtiyacimizdan cok daha fazla anne gelmeye gonullu oldu, boylece cocuklari ikiserli gruplar halinde, ellerinden tutarak guvenli bir sekilde gezdirebilecektik. Sonunda Pazartesi gunu 14 kisilik uc sinifla fabrika yollarina koyulduk.

Cocuklarin ilk okul gezisiydi. Butun arkadaslariyla birlikte otobuse binip bir yere gitmek bile onlari cok heyecanlandirdi. Ancak yolculuk bir saati gecince “are we there yet?” sorularinin ardi kesilmedi. Neyse, fabrikaya gittik, cocuklari sinif sinif gezdirdik. Kumas deposundan basladik, en cok etkilendikleri kisim kumas kontrol makinasi, otomatik kumas serim ve kesim makinalariydi. Otomatik kesicinin basindan dakikalarca ayrilamadik. Kumaslarin kesilmeden once 24 saat beklemeleri gerektigi ise onlara cok ilginc geldi. Sonra dikim bantinda parcalarin birer birer birleserek sonunda bir pantalon haline gelmelerini gozlemledik. Utu, kalite kontrol ve paketleme onlara daha da ilginc geldi. Ozellikle kalite kontroldeki minik stickerlara bayildilar.

Benim icin harika bir ani oldu. 4-5 yas grubu cocuklariyla fabrika gezmek, uretimi onlarin gozunden gormek cok ilgincti. Minik melekler her girdikleri ortama oldugu gibi, fabrikaya da isiklar sactilar bir anda. Herkesin yuzu gulmeye basladi. 1200 isciyi de bir anda mutlu etmis olduk. Gercekten cok hos bir gundu.

not: resimler yarin 🙂

>13.Cuma

>Geçen Cuma yani 13.Kasım Cuma günü bizim ofisin ekip aktivitesi vardı. Ekibe işle ilgili bazı bilgiler vermek istiyorduk ama uzun süredir üzerimizde dolaşan krizin kara bulutlarını biraz aralayabilmek, ekip ruhunu ön plana çıkarmak, başarılarımızı kutlayıp onları motive etmek adına bunu özel bir kutlama gününe çevirmeye karar vermiştik yönetim olarak.

Onca bütçe kesintilerine rağmen bir şekilde biraz para bulabildik ve bu ofis toplantısını beş yıldızlı bir otelde organize etmeyi başarabildik. Günün aktivitesi olarak da, en iyi yaptığımız işi, yani harika ürünler ortaya çıkarmayı ön plana çıkarmak için departmanlar arası bir Fashion Show yapmayı uygun gördük. Ancak bu sadece bir defile olmayacak, ‘project runway’ tarzı bir yarışma olacaktı. 3 dakika içinde kendi ürün gruplarını tanıtacaklar, sonra da ürünleri sergileyeceklerdi. Juri belirlendi, mankenler belirlendi, kullanılacak müzikler kurayla dağıtıldı ve ekipler çalışmaya koyuldu. Aynı zamanda günün hazırlıklarını yapmak için de bir organizasyon komitesi seçildi. Bundan sonrasında hummalı yoğun bir çalışma başladı ancak yöneticiler gerektiğinde destek vermek dışında hiçbirşeye karışmadı.

13.Kasım sabahı otele gittiğimde şok geçirdim gerçekten. Bu kadar profesyonelce hazırlanmış dekorasyonlar beklemiyordum. Bugün için bir logo dizayn edip kocaman bannerlar ve herkesin giymesi için t-shirtler yaptırmışlar, heryeri kırmızı siyah tonlarında süslemişlerdi. Salonun ortasında da basbayağı bir podyum vardı.

Defile için giyinme odaları hazırlanmış, sunulacak ürünler askılarla otele taşınmış, bir sürü aksesuar ve makyaj malzemesi de beraberinde gelmişti. Sabahki iç bayıcı işle ilgili muhabbetten sonra, herkes telaşla görevinin başına koştu. Sahne arkası çok hoştu cidden, herkesin en az bir görevi vardı ve herkes birbirine yardım ediyodu. Kimisi makyaj yapıyor, kimisi modellerin saçlarını yapıyor, kimisi hangi modelin hangi giysiyi giyeceğini organize ediyordu.





Ve ortaya çıkan defile tam anlmıyla bir harikaydı.Mankenlik görevini üstlenenler profesyonel modellere taş çıkarır bir şekilde, büyük bir ciddiyetle sundular giysileri. Belli ki önceden çalışmışlardı ki hazırlanmak için sadece iki haftaları vardı. Hazırlıklar ve prezentasyonlar gerçekten çok yaratıcı, çok başarılıydı. Kendi markaları ve koleksiyonlarına ait videolar bulmuşlar, ana merkezle temasa geçip bir sürü malzeme toplamışlar, ciddi bir araştırma yapmışlardı. Böylece ürünleri sadece geliştirip üretmenin ötesine geçmişler, koleksiyonlarının konseptlerini, pazarlama stratejilerini öğrenmiş, benimsemişler, parçası oldukları zincirin tamamını görebilmeyi başarmışlar ve yaptıklarıyla gurur duymuşlardı.. Bütün bu olayın amacı da buydu zaten ama bu kadar yoğun olacağını biz tahmin edememiştik doğrusu.

İşte bu yetenekli ve çalışkan ekip. (kırmızı pantalonlu da benim)

Her türlü negatif düşünceden arınıp, ekipçe böyle özel bir gün geçirmek hepimiz için çok güzel bir tecrübeydi. Umarım tekrarlama fırsatımız olur.

>Marry Poppins

>

Malum, her Asya ulkesi gibi burada da kopya DVD’ler, Blueray’ler inanilmaz fiyatlarda ve cesitlilikte. Esimle vakit buldukca ugradigimiz, yasal DVD satan dukkanlarda bulmasi hemen hemen imkansiz olan belgeseller, konser kayitlari ve eski filmleri satan bir iki yer var. Her gittigimizde bizi sasirtan, mutlu eden birseyler bulabiliyoruz. Buraya en son ziyaretimde, kendi cocuklugumda cok severek izledigim bir kac DVD almistim cocuklara. Marry Poppins, Bambi ve Dumbo’nun ilk filmeri de bunlarin arasindaydi.

Marry Poppins’i cocukken cok severdim. Film, benim hasari hayal gucumu bambaska boyutlara tasir, muzikleri icimi neseyle doldururdu. Bu anlattigim zamanlarda CD, DVD, kaset falan yoktu. O yuzden bu 5 Oskarli harika filmi, sadece siyah beyaz televizyondan, TRT’nin keyfi geldikce izleyebilirdim. Marry Poppins’le birlikteligimi daha uzatabilmek icin kitaplarina dadanmistim bu yuzden. Zamk kokulu, bordo cildin ustune gecirlmis parlak ince kagittan kapakla kapli, samanli kagida basilmis bir kitapti. Cok uzun sure bu kitabin basucumda durdugunu hatirliyorum.

Iste butun bu tatli anilar geri geldi DVD’yi eve getirince. Kitabimin kokusunu burnumda duydum. Isin guzel tarafi cocuklar da bayildilar bu tatli sert, sihirli, eglenceli, dunya guzeli kadina ve filmin harika muziklerine. Bir kac haftadir, haftada en azindan bir kez Marry Poppins’i izliyoruz bastan sona. Daha dogrusu cocuklar filmi izliyor,ben de onlarin yuzlerinde beliren gulumsemeleri, muzikleri mirildanislarini. Sarkilari birlikte soyluyoruz, sozlerini sasirinca da kikirdiyoruz.

Gunumuzun hizli, siddet dolu, gurultulu cocuk filmleri yerine, kendi cocuklugumun huzurlu, mutlu, bol muzikli, yavas ve pozitif enerjili bu filmini cocuklarimla paylasabilmek buyuk bir mutluluk kaynagi benim icin. Simdi sarkilarin sozlerini indirecegim ki, Lara’yla dogru duzgun soyleyebilelim.

Seni seviyorum Marry Poppins!

>Haftasonu Özeti

>

Anne kız kuaför keyfi ve çiçekli, ışıltılı minik tırnaklar.


Biraz tembellik,

biraz oyun,

bol cilve…

içi bol badem ve aşk dolu, dışı pembe kalplerle süslü minik kekler,

ve keklerden daha lezzetli minik parmaklar…

Çocuklar uyuduğunda fotoğraf makinesiyle başbaşa kalan ben ve aynadan otoportre denemeleri.. Bir de şu netleme işini ve photoshopu çözsem…

>Arda’ya mektup

>
Yaptim. Sonunda SLP (Speech and Language Pathalogist) randevusunu aldim. Elim titredi ararken, duyabileceklerimin hosuma gitmeme ihtimali mi, yoksa anadilimizi konusmayan birinin sana yardimci olabilecegine inanmadigim icin mi bilmiyorum ama istemeye istemeye aradim klinigi. Nedense aradigimda istedigim gune randevu alabilecegimi dusunmustum. Ancak 8.Aralik’a randevu alabildim. Meger burada, cok dilli, cok kulturlu ortamlarda yetisen cocuklarda cok yayginmis gec konusma. Bu yorum icime su serpmedi, sadece umit dustu, belki 8.Aralik’a kadar sen konusuverirsin de, sevincle randevuyu iptal ederim diye.

Sosyal bir cocuksun, diger cocuklarla buyuklerle iletisim kurma problemin yok. Konusmaman engel olmuyor senin iletisimine. Kendine guvensizlik, utangaclik gibi engellerin de yok. Rahatlikla yeni gruplara, ortamlara giriyorsun, hemen iletisim kurabiliyorsun baskalariyla. Ama tek kelime konusmadan. Okuldaki “show and tell”lere sevincle goturuyorsun birseyler, nasil anlatiyorsun merak ediyorum cidden ama eminim bir yolunu buluyorsun demek ki.
Oyunlar kuruyorsun, oynuyorsun, bazan kavga ediyorsun, kiziyorsun ama konusmadan…
Karsindaki insanin hangi dil konustugu engel olmuyor sana, cunku konusmadan ifade ediyorsun kendini. Herkese anlatabiliyorsun anlatmak istediklerinin cogunu.. Belki de bu cok dilli ortamda kendince buldugun care bu, dil engelini kendince ortadan kaldirdin bu sekilde.

Yuzunle, gozlerinle konusuyorsun, cogu zaman da resmen pandomim yapiyorsun. Belki de en buyuk engelin senin konusmadan kendini cok iyi ifade edebilmen. Belki biz anlamamliyiz bunlari ama sen zorla birseyler yaptirilabilen bir cocuk degilsin.

Ogrenmen geri kalir diye korkuyorum ama ogreniyorsun birseyler. 5’e kadar sayilari taniyorsun, minicik parmaklarinla gosteriyorsun rakamlari. Sayi saymayi bildiginin uzun zamandir farkindayim, o hani herkese bir tas verecek sekilde kisileri sayip, ayni sayida tas getirdigin gun farketmistim bunu. Iki haftadir bazi harfleri tanimaya basladin. Sanirim Lara’nin yazi yazmayi ve okumayi ogrenme merakindan sen de payini aliyorsun. Ama harfleri yanyana getirip kelimelere dokmuyorsun bir turlu.

Kendi yapamadigimi, profesyonel birinin yapabilecegini umarak seni konusma terapisine baslatacagim. 8. Aralik’a kadar bekleyisteyiz.

Seni cok seviyorum, askimsin sen benim.

>benim Jakarta’m ?

>Uzun sure ayni sehirde yasayinca, onunla ortak bir organizma olur sanki insan. Bir yeri avucunun ici gibi bilmek, garip bir rahatlik verir. Kendi sehrini iyi taniyanlar, keyifleri yerindeyken nereye gideceklerini, agiz tatlari kacikken nereye gidip ne yapacaklarini cok iyi bilirler. Bu oyle bir bilinctir ki, dusunmek bile gerekmez eyleme gecmek icin. Ayaklari oraya goturuverir insani, direksiyon basindaysa o belli noktaya cikiverir girilen tum sokaklar.

Yeni bir yere gittiginde ise her mekan, her tat yeni bir maceradir. Neyle karsilacagini bilmeden, baliklama girersin mekanlara. Bazan hic tatmadigin yepyeni lezzetler pesinde kosarsin, bazan da vucudunun yada ruhunun yorgunlugunu tanidik kokularla ve tatlarla gidermek istersin. Hosuna gitmezse onune gelen, cok da onemli degildir. Maceradir ne de olsa, iyi yada kotu bir deneyim olarak tatil anilarinin arasina kaydedersin.

Ben uzun zamandir kendimi bu iki durumun arasinda bir yerde hissediyordum. Mekanlarla iliskilerim gecmise dayanmadigi icin, nitelikli degildi. Tatil aski tadindaki iliskiler de bir sure sonra kabak tadi verir olmustu. Arada kalma durumu fazla uzayinca garip hissediyor insan kendini. Ama yanlis anlasilmasin, yabancilasma hic hissetmedim henuz. Bu sehir bir sekilde bana iyi geliyor. Sebebini bilmiyorum, merak da etmiyorum ama her turlu negatifligine ragmen, ben burada kendimi iyi hiseediyorum.

Neyse, buraya geldigimden beri ilk defa gectigimiz Cumartesi gunu kendimi buraya ait hissettim. Gitmek istedigim yeri cok net olarak biliyordum. Ortamin ruhunu, bana neler hissettirecegini, karsilacagim kokulari ve tatlari cok net kafamda sekillendirebiliyordum. Benim sehrim diyebilir miyim Jakarta icin artik? Dedim gitti bile.

>kucuk bir itiraf

>Dun aksam, bizi ziyarete gelenlere cocuklar cok seviyor bahanesiyle ama aslinda kendimi dusunerek getirttigim kagit helvalarin, kalan son iki tanesinin birini, cocuklari uyutup, gizlice yedim. Bir dakika yahu, bu cumlede iki itiraf oldu… Neyse iste, evet, o kagit helvalarini ben aslinda kendim icin istemistim, cok seviyorum, ne yapayim? Yok burada, ozluyoruz, ozluyorum yani. Cocuklarin birsey anladigi yok zaten, yarisini yiyorlar, yarisini yerlere dokuyorlar, kalan kirintilari ben yiyorum. Tunc dersen icine dondurma koyup, helvayi mahvetme egilimi var. Helva bol olsa dondurma koyalim tabii ki, ben de severim, ama kitlik durumunda helvanin tadini cikaracaksin. Dondurmayi git kornete koy ye, degil mi ama? Cikolatalisi var, hem cikolatali hem hindistan cevizlisi vaaar.
Benim kadar tutkuyla sevmiyor hicbiri kagit helvasini. Ben de hicbiri ortalikta yokken, cocuklar uyurken, vicdanim hic sizlamadan, tadina vara vara, balli kisimlarini sona biraka biraka, agzimi burnumu helva kirintisi yapa yapa yedim.. ooh, afiyet oldu.
Cocuklara da babalari tazesini getirsin gelirken. Bir ay helva yemeyiversin veletler. Ne bu kardesim hep cocuklara, hep cocuklara. Annelerin cani yok mu?

>Creating Connections While Apart

>Bugunku yazi benden degil, alinti yapiyorum. Birilerini ozleyen herkese…

Creating Connections While Apart
Family Ceremonies

Life’s journeys may sometimes take us away from our families and friends, but there are many ways to stay connected. Aside from making use of the technology available—speaking on the phone or seeing each other from across cyberspace—we can create simple ceremonies using nature and our own thoughts to connect our hearts across the miles.

The first step in creating your ceremony is to look to nature for similarities in the different surroundings. The second step is agreeing upon something that is meaningful to all involved. If your mother loves birds, then perhaps each time you hear a bird chirp, you can think of her and mentally send love. You may choose the sight of a butterfly, the feel of a breeze or raindrops, or the scent of flowers to remind you of a special someone. The pink glow of sunset might be your favorite time to send a thought, or perhaps the warming oranges of sunrise. We can all see the sun, the moon, and an array of twinkling stars when we look to the skies. The monthly full moon may be your time to connect with your loved ones, or the first star you see each night, knowing that they, too, are gazing into the night sky and sending love. You could choose a day that you would usually celebrate together, such as a holiday or a solstice. If you once shared Sunday brunches in the garden, you can! each seek out a garden on Sundays. Or you can choose a specific time and account for the time difference in order to connect by heart and mind at exactly the same moment.


With practice, we may learn to recognize the feeling that comes when a loved one sends energy our way, and the feeling of soul-to-soul communication. In this case, distance may indeed make our connections stronger. There is certainly much to make us think of our close friends and loved ones often, but when we decide upon a reminder together, we create a simple ceremony of connection that defies any distance.

Yazinin orjinali burada http://www.dailyom.com/articles/2009/20773.html