>DYYYSOKKO

>Dolmanin iciyle disinin oranini bir turlu tutturamayan ve, ya kalan dolma icini buzluga atip sonra unutan, ya kalan ici sogan, pirasa gibi alakasiz sebzelerin icine dolduran yada artan sebzelerin icini sade kiyma yahut pirincle dolduran kadinlar! Size sesleniyorum! Korkmayin, yanliz degilsiniz. Sessiz kalmayalim, haklarimizi arayalim. “Aldigi kadar un” ve “kulak memesi kivami” gibi terimlerin yemek tariflerinde kullanilmasini yasaklatalim. Olculeri tam vermeyen, tarifin ince detaylarini atlayan yemek bloglarina ceza uygulamasi getirilsin, yemek kitaplarinin satisi yasaklansin. Yeni tarif denerken her seferinde ter dokmek zorunda miyiz canim? Standarda oturtulsun bu is, TSE’nin onayindan gecmeyen tarif yayimlanamasin mesela…

Imza: Dogustan Yemek Yapma Yetenegine Sahip Olmayan Kadinlar Kurtulus Orgutu

>Boyfriend !

>

Gecen gun Lara yanima geldi, “anne benim boyfriend’im var” dedi.. Haydaaaa… gene hazir degilim tabii ki bu konusmaya. Ama bu sefer konu “ben arastirip sana geri doneyim” seklinde gecistirilecek gibi de degil.. Derin bir nefes aldim, atladim konuya.

S: Kim Lara’cim?
L: Sahan. Hep benimle oynamak istiyor, ben de Sahan’i cok seviyorum
S: (nefes, nefes, gulme) Lara’cim, arkadaslarini sevmen cok guzel ama “boyfriend” daha farkli birsey. Sevdigin arkadasin boyfriend’in olacak diye birsey yok. Cok sevmenin disinda asik olman lazim, bu kisinin senin icin cok cok ozel olmasi lazim. Bak biz babanla birbirimize asik olduk, sonra o benim boyfriend’im oldu, butun hayatimizi birlikte gecirmek istedik ve evlendik.
L: tamam, ben de Sahan’a asigim, ben de Sahan’la evlenicem. Ama Jack’le de evlenebilirim
S: (Sahan ne bicim isim yahu? Adinda meymenet yok bi kere bu cocugun. Jack’e de birsey demedik gecen sene minicik birsey diye ama..) Bence sen daha cok kucuksun asik olmak icin, evlenecegin kisiye karar vermek icin. (aslinda asik olmanin yasi var mi? hangimizin cocukluk aski olmadi?) Daha karsina bir suru insan cikacak. Istersen sen simdi cok iyi arkadas ol, buyuyunce karar verirsin kiminle evlenecegine. Ne dersin?
L: bence de, cunku Max’le de evlenebilirim.
S: ….???…

Resim Lara’dan…

>Hanım Ağa

>

Çok büyük keyif aldı bu işten. Hiç korkmadı.

Ve atı da çok sevdi. Gözü sulanmış diye üzüldü. Uzun uzun sordu nesi var, ne zaman iyileşecek diye.

Bakalım devamını getirebilecek miyiz…

>Hos gelismeler, yeni arkadasliklar

>Bu hafta cok yogun gececek. Buyuk ihtimalle hafta sonuna dek yazi yazamam, hafta sonu zaten hic yazamam. Maraton baslamamisken buradaki yasantimizdaki son hos gelismeyle ilgili yazmak istedim. Buraya yeni tasinmis Turk ailelerle tanistik. Hafta sonlarimiz birden beklemedigimiz sekilde keyiflendi. Ne kadar ozlemisiz kendi dilimizde sohbet etmeyi, yabancilar icin hicbirsey ifade etmeyen konularda konusup, yine Turkler disindakiler icin hic komik olmayan esprilere gulmeyi.

Sanirim iki ay onceydi, bir arkadasimiz bizi yemege davet etti. Davetliler arasinda Malezya’li bir ciftle tanistik ve bizim Turk oldugumuzu ogrendiginde, “aa, benim yeni mudurum Turk” diyerek aile hakkinda kisa bir bilgi verdi ama o gece telefon alisverisi yapilmadi nedense. Daha sonra Tunc ayni adamla tesadufen Starbucks’ta karsilasti ve bu kez telefon numarasini aldi. Hemen arayip tanistik, o hafta sonu birlikte kahvalti ettik. Cocuklar hemen kaynastilar, tabii ki biz de.. Hatta bayramda Bali’de de birlikte kisa bir tatil yaptik.

Bu esnada H&M’de calisan baska bir Turk bayan oldugunu ogrendim. Hemen bizim imalatcilardan biriyle temasa gecip, bu bayanin da telefonu alarak tanistik. Iyi anlastigimizi simdiden gonul rahatligiyla soyleyebilecegim, cok tatli bir aile girmis oldu hayatimiza.

Yine ayni donemde, bir gun benim mudurum Steve gelip, yanlarindaki eve Turk bir ailenin tasindigini, minik bir bebekleri oldugunu soyledi. Telefon numaralini bilimiyordu, bu yuzden hemen kisa bir not ve telefon numarami yazip, Steve’den komsularina vermesini rica ettim. Iste ucuncu aileyle de bu tesadufle tanistik.

Dorduncu aileyle ise, Turkiye’deki bir arkadasimin arkadasi vasitasiyla Facebook’tan tanistik. Onlar da cok tatli, bizim kafa yapimizda cikmasin mi? Super!

Hemen bir e-mail grubu kurup, herkesin tanidigi ve bildigi diger Turkler’e iletmesini rica ederek, ulasabildiklerimizi en azindan sanal olarak birbiriyle baglantiya gecirmis olduk. Yukarida bahsettigim aileler disinda katilim olmasa da, bir anda cok keyifli bir grup olusmus oldu. Iki haftadir firsat buldukca gorusuyoruz. Cumartesi gunu bizim evde Turk usulu mangal partisi yaptik. Acili ezmeli, rakili, patlican kebapli, fasil muzikli, bol sohbetli. Inanilmaz keyif aldik. Pazar gunu yine hep birlikte Cafe Batavia’daydik. Isin guzeli, cocuklar o kadar guzel anlastilar ki, biz rahatca oturup sohbet edebiliyoruz.

Burada gorustugumuz tek Turk aile, Turkiye’ye dondugunde cok uzulmustum. Yabancilarla kurulan arkadasliklarim cesitli sebeplerden bir turlu cok guclu olamadi, ayni yakinligi, ayni samimiyeti yakalayamadim. O yuzden suanda cok mutluyum. Eninde sonunda, burada da birileriyle iyi bir arkadaslik kuracagima dair inancimi hic yitirmemistim, ama birden fazla kisinin karsima cikmasi cok hos bir tesaduf oldu benim icin ve tabii ki butun aile icin.

>Batik kimin?

>Bu sabah kalkip, Lara’yla salona gittigimizde, karsimizda Ami’yi ilk kez batik bir etek giymis olarak bulduk. Lara hemen sordu, “aaa, Ami neden etek giymis?” bilmem Lara’cim, belki o da senin eteklerine ozenmistir” dedim ki bu aciklama Lara’ya cok mantikli geldi. Fakat daha sonra Narsih’i de bastan asagi batikler icinde gorunce, Lara hemen soruyu patlatti “anne, neden hepsi batik giymisler?”. Evden cikinca, sokakta da herkesin batik giydigini gordum. Tamam tamam, anlatiyorum.

Batik’i basitce tanimlamam gerekse, cok zahmetli bir sekilde boyanmis kumas derdim. Desenler, kumasin boyanmamasi gereken yerlerini balmumuyla kaplamak ve kalan yerleri elde boyamak suretiyle yapiliyor. Kumasta kac renk varsa, her seferinde balmumu yikanip, ayni islem uygulaniyor. Tam el emegi, goz nuru yani. Bu teknik aslinda tarih boyunca pek cok uygarlik tarafindan kullanilmis ancak “batik” tanimi sadece boyama teknigiyle sinirli degil, desenler ve renkler de karakteristik ozelliklerini belirliyor. Biraz bizim kilim desenlerimiz gibi, her yorenin renkleri ve desenleri farkli. Endonezya’lilar kumasin desenine bakarak, nerede yapildigini soyleyebiliyorlar. Batik’in orijini Java adasi, zaten “batik” kelimesi de Java dilinden geliyor ve Endonezya’da resmi giysi olarak kullaniliyor. Devlet adamlari, resmi toplantilarda ceket, kravat degil en pahali batik gomlekleri giyiyorlar. Dugunlerde, onemli gunlerde mutlaka batik giyiliyor. Batik bu kadar oneme sahip gunluk yasamda yani. Bu, hikayenin “Batik” tarafi.

Hikayenin bir de politik tarafi var ki o da Malezya ve Endonezya arasinda yillardir sure gelen didisme. Aslinda eskiden Malezya ve Endonezya tek bir ulkeymis. Sonra somurgeci devletler, kendi cikarlari dogrultusunda ulkeyi Endonezya ve Malezya olarak iki ulkeye bolmusler. Malezya cok daha az topraga sahip, ve dogal olarak cok daha az turistik degere sahip bolgeye. Ancak Malezya daha zengin, daha kalkinmis. Reklama oyle bir yatirim yapiyor ki, butun dunya Malezya’yi taniyor, Endonezya’yi ise dogal afetler ve terorizm yuzunden gidilmeyecek bir yer olarak biliyor. Endonezya’daki terorist orgutun Malezya kokenli, basindakilerinin Malezya’li olmasi da, hassas iliskileri iyice geriyor.

Malezya ve Endonezya, ben buralara gelmeye basladigimdan beri surekli didisir. Seneler once bir sarki yuzunden kavga ediyorlardi. Malezya kendi reklaminda kullanmis sarkiyi, sarkici mi Endonezya’liydi, sarki mi Endonezya’dandi hatirlamiyorum bile suanda. Gectigimiz gunlerde de Pendet dansi yuzunden birbirlerine girdiler. Discovery Channel, Malezya’yla ilgili bir belgeselin tanitim klibinde, Bali’ye ait Pendet dansinin goruntulerini kullaninca ortalik karisti bir anda. Simdi de konu batik.

Bakit UNESCO tarafindan, Endonezya’ya ait bit Dunya Mirasi ilan edilince, Malezya itiraz ederek “batik bizimdir” demis. Endonezya’lilar da hemen 2.Ekim’i Batik gunu ilan etmisler. O yuzden bugun herkes batik giymis. O yuzden bir haftadir her yerde batikle ilgili aktiviteler varmis. O yuzden alisveris merkezlerinde bile cocuklara batik yaptirip, bu kulturel degerlerini yeni nesillere aktarmak icin ugrasiyorlarmis. Birkac haftadir gazeteleri elime almadigim icin haberim yoktu, ofiste de kimse soylemeyince bugun batiksiz bir ben kaldim. Gerci giyecek batik birseyim de yoktu ama, bulurdum, ayarlardim, desteklerdim bu seviyeli ve aktif tepkilerini.

Dusunmeden edemiyorum, Yunanistan baklavamizi ve lokumumuzu kendi ustune tescillerken, biz neden sadece soylenip durmakla yetiniyoruz? Neden gorkemli baklava ve lokum kutlamalari yaparak, butun dunyaya bunlarin bize ait oldugunu gostermiyoruz da sadece kizmakla yetiniyoruz?

>Minik Buddha

>

Benim görmüş geçirmiş, ermiş de gelmiş oğlum… Nereye baktın da daldın öyle, minik kafandan neler geçti o an?

NOT: “Aaaa, erkek cocugunun kulagina cicek takmislaaar” diyenlere duyrulur; Bali’de butun erkekler kulaginda cicekle ve sarong denilen etek gorunumlu bir kumas parcasiyla geziyor. Hem kulturlerinin, hem de inanclarinin bir parcasi bu. Kulagina cicek takip, etek giymeye hazir olmayan erkeklerin, Bali’ye gelirken iyice dusunmesini tavsiye ederim.

>Bebek bekliyoruz, hem de 300 tane!

>Endonezya, tum dunyada en cok mercan resifine sahip olan ulke. Yaklasik 500 mercan turune ve tum tatli su ve tuzlu su turlerinin %25’ine sahip. Dunyada mevcut 7 deniz kaplumbagasi turunun, 6 tanesini bu sularda gormek mumkun. Bu yuzden, binlerce kilometre uzunlugundaki harika, volkanik kumsallarinin cogu deniz kaplumbagalarinin yumurtladigi yuvalarla dolu.

Ancak, tum deniz canlilari gibi deniz kaplumbagalari da insanoglunun vahsiliginden, cahilliginden ve cikar savaslarindan payini alarak direk olarak avlanma, dolayli olarak da denizlerin kirlenmesi ve bilincsiz, yasa disi balikcilik yuzunden yokolmaya yuz tutmus durumda. Sadece Endonezya sularinda, deniz kaplumbagalarinin sayisinin %90 gibi korkunc bir oranda azalmis oldugu tahmin ediliyor.

Ne yaziktir ki, Endonezya’da da, cevreci orgutler yeteri kadar guclenemedikleri icin, su anda koruma altindaki bolge sayisi cok az. WWF burada yogun olarak calisiyor ama ne yazik ki olayin arkasindaki maddiyat o kadar buyuk ki, bu konuda ciddi bir sonuc elde etmek imkansiz gibi gorunuyor. Yine de, halk arasinda yavas da olsa bir koruma bilinci olusmaya basliyor gibi sanki. Ornegin kaplumbaga etinin yogun olarak tuketildigi Bali’de Kurma Asih Vakfi, bence bu konuda ciddi basari elde etmis durumda.

Kurma Asih, adanin Batisindaki Perancak Koyu’nun yakinlarinda, minicik, kendi halinde bir kurum. Bu bolge, adanin Guney kismi gibi turistik bir bolge degil. Daha cok hayvancilik, pirinc ve balikciliktan gecimini saglayan koyluler icin deniz kaplumbagalari bundan iki sene oncesine kadar ticari degeri olan et parcasindan baska birsey degilmis. Ancak Kurma Asih, cok akillica davranak kaplumbaga yavrularinin denize birakilmasi olayini turistik bir atraksiyon haline getirmeyi basarmis. Bolgede turistik tesis olmadigi icin, adanin cevresinde mavi tur yapan sirketlerle anlasmislar. Tekneler, bebek deniz kaplumbagalarinin denize ilk yolculugunu gormek icin can atan turistleri buraya tasidikca, koyluler de bu isin kendileri icin maddi kazanc saglayacagini gormusler. Daha once satmak yada yemek icin sahilden topladiklari yumurtalari, bu kez Kurma Asih’e teslim etmek icin toplamaya baslamislar.


Buraya gitmeyi, ozellikle cocuklari goturmeyi uzun zamandir cok istiyordum. Bali’ye gitmeden iki hafta oncesinden Kurma Asih’i arayip randevu almistim. Ne yazik ki, bizim gidecegimiz gun yagmurlu ve karanlik bir gundu. Ama biz planimizi bozmadik, arabaya atladik ve iki saatlik harika bir yolculuk sonunda vakfa ulastik. Vakfin yoneticisi Pak Anom, cocuklara tek tek her asamayi anlatti. Bir yuvada yaklasik 300 yumurta oldugunu, bebek deniz kaplumbagalarini yaklasik bir aylik olduktan sonra deniz biraktiklarini, kaplumbagalarin buyuyunce kendi yumurtalarini birakmak icin ilk kez denize girdikleri kumsala donduklerini anlatti. Cocuklari once bebek kaplumbagalara yavas yavas alistirdi, onlari nasil tutmalari gerektigini gosterdi. Dana sonra denize birakilmaya hazir bir kova bebegi tek tek ellerimizle kumsala biraktik. Denize ozlemle kosuslarini, minik kafalarinin dalgalarin arasinda kaybolusunu izledik. Birakirken cok heyecanlandik, en son kafa denize daldiginda ise duygulanarak arkasindan el salladik. Inanilmaz bir tecrubeydi.

Gitmeden once, kuruma bagis yaptik ve karsiliginda bir yuva evlat edinmis olduk. Yuvamizda 300 tane yumurta var. Buyuk ihtimalle bebeklerin yumurtadan cikislarini goremeyecegiz ama denizde bir yerlerde bizim bebeklerimiz dolasacak bir sure sonra. Belki karsilacagiz sualtinda bir yerlerde, kim bilir. Bizim cocuklar dalis yapma yasina gelene kadar onlar da buyumus olurlar ne de olsa…

NOT: Bali’ye gitmeyi planliyor ve Kurma Asih’i ziyaret etmek istiyorsaniz tik.

>Osman

>Yine Bali klasigi, Uluwatu’daki Kecak dansina gidiyoruz. Lara yolda soruyor da soruyor, “kac dakikada gideriz? Dans ne kadar surer? Yemegi nerede yiyecegiz? Vs vs. Sorulara babasi cevap veriyor sabirla. Ne oldugunu hatirlamiyorum ama en son uzman sorusunu soruyor. Babasi ona da cevap verince: “Baba sen osmansin” diyor. “Ne osmani kizim?” diyorum. “Kecak osmani, bak herseyi biliyor Kecak hakkinda”
Kopuyoruz tabii ki, baba mutlu, ben altima kacirmak uzereyim gulmekten.
Daha sonra at binmeye gittigimizde, o at tepesinde gulumserken ben ona sesleniyorum “topuklarini asagida tut” “at sarsilirsa arkaya yat, sakin one egilme” “dik dur” vidi vidi.
Attan inince bana itlifat ediyor “anne, sen de at osmaniymissin”
Cok sirin, cok. Hic duzeltmiyorum bu minik hatalarini. Nasil olsa ogreniyor dogrusunu. En son “yangic” dedigi “yangin” kelimesinin dogrusunu kuzeninden ogrendiginde cok uzulmustum. Bakalim “osman” in dogrusunu ne zaman, kimden ogrenecek.

>Bayramin ardindan

>Bir bayram daha gecti dunyanin cennet bir kosesinde ama ailelerimizden uzakta… Tunc deli gibi calisti, biz cocuklarla deli gibi gezdik ve eglendik. Bayram hazirligi yapmadik, bayramlik giymedik, kapi kapi dolasmadik, el opmedik, bayram harcligi vermedik, baklava yemedik.

Ilk defa cocuklarin temel ihtiyaclarini karsilayip, onlara iyi vakit gecirten, egiten, ogreten, koruyan, besleyen, temizleyen kisi kimligimden siyrildigimi hissettim. Ilk kez onlarla birlikte bu kadar eglendim. Ilk kez kumsalin en guzel saatinin gun batimi oldugu konusunda Lara’yla uzun uzun konustuk. Ilk kez denizin kokusunu derin derin icimize cekip, denizin ne kadar buyuk olduguna sastik. Deniz mi topragi tutuyor, toprak mi denizi diye tartistik ilk kez.. Ilk kez Lara ata bindi, ve cok sevdi, ilk ortak aktivitemizi bulmus olduk boylece. Ilk kez bebek deniz kaplumbagalarini denize biraktik, ucumuz icin de yepyeni bir deneyimdi, birlikte heyecanlandik, birlikte baktik dalgalarin arasinda kaybolan minik kafalara. Ilk kez kollarimiza papaganlar aldik, korktuk ama caktirmadik. Ilk kez cekilmis denizden sahilde kalanlari inceledik. Ilk kez denizin gidisini ve gelisini gozlemledik birlikte. Birlikte planladik gunlerimizi, birlikte eglendik. Ilk kez tek basima, bu kadar yogun bir zaman gecirdim cocuklarimla ve bu kadar keyif aldim. Ne cok sey ogrendim onlardan su yedi gunde. Yenilendim, hafifledim…

>Ayak cenneti

>Endonezya’daki yasama bayagi alistim ama hala alisamadigim birsey var ki, o da gun icinde, olmamasi gereken yerlerde ciplak ayaklar gormek. Tamam, anliyorum, hava sicak, yagmur yagdi mi cok yagiyor, ayakkabi dayanmiyor, o yuzden insanlar sokaklarda parmak arasi plastik terliklerle ve sandaletlerle geziyor. Ok, buna itirazim yok. Ayaklar yerde oldugu surece sorun degil zaten. Benim alisamadigim, ayaklari olmamalari gereken yerlerde gormek.

Ornegin gayet hos bir mekanda otururken yan masadaki kadinin yada adamin tek ayagindaki ayakkabiyi cikarip, dizden bukup diger bacagin altina almak suretiyle oturmasi (bakiniz sekil 1), ve bir eliyle kahvesini yudumlarken, diger eliyle ciplak ayaginin basparmagiyla oynamasi. Ornegin, bir is toplantisinda, masanin ustundeki goruntu gayet ciddi ve profesyonelken, yanimdaki sandelyede, az once tarif ettigim pozisyonda oturan birinin ayak tabanini masanin altindan goruyor olmak. Ornegin, bizim butun guvenliklerin, soforlerin falan sandalyeye yine tek ayak ciplak ve sandelyede, bir el ayakta oturuyor olmalari. Ornegin, trafikte yanimda duran arabanin camina dayanmis, yada camdan disari sarkmis ciplak ayak.

Ayaklarin ulkesi burasi, hepsi ozgur, hepsi mutlu. Daracik, rahatsiz ayakkabilara mahkum degil hicbiri. Rahat edemedin mi, cikar at ayakkabiyi. Ofiste ciplak yurusem, kimse n’oluyor demez, zaten gun icinde gorulebilen, normal bir davranis onlar icin.

Yasasin ayaklarin ozgurlugu !

sekil 1